BU KÖŞE YAZILARIMI NASIL YAZIYORUM - denizlihaber.com - Denizli Haber, Denizli'nin en çok okunan gazetesi
REKLAMI GEÇ

BU KÖŞE YAZILARIMI NASIL YAZIYORUM

14 Aralık 2017 Perşembe

Değerli okurlarım, “Başarma Kültürü” üzerine derlemiş olduğum araştırma metinlerimi tam sıraya koymuş ve bu konudaki yeni köşe yazımdan bir sayfadan fazla yazmıştım ki… Elimin bir yanlış hareketiyle hepsi kazaya uğrayıp gitti. Kurtarmak için yaptığım hamleler de sonuç vermedi. Wordpad programının azizliğine uğradım. Geriye, malzeme kabilinden üç paragraflık bir metin kaldı. O metni değerlendirmek için işe yeni baştan girişmeyi bu kerelik ileriki bir tarihe bıraktım. Çünkü üşendim doğrusu. Moral bozukluğumu yenmek için kendime iki saatlik bir mola verdim.

Oturma odasında televizyonda belgesel seyrederken uyuyakalmışım. Dış kapımızda bir anahtar tıkırtısı. Eşimin tıkırtısıyla uyanıp doğruldum. Eşim içeri girdi. Haftada bir çalışmaya gittiği derneğinden dönmüştü. Kız Teknik Öğretmenler Derneği’ni ve çalışkan hayırsever üyelerini bu vesile ile anmış olayım. Değerli emekli öğretmenlerimiz, Kız Meslek Lisesi’nin ekonomik durumu iyi olmayan öğrencilerine burs veriyorlar.

Eşime durumu anlattım ve motivasyonumun sıfıra indiğini söyledim. O da bana, herhangi bir kitap ya da internet araştırmasına dayanmayan bir sohbet yazısı yazmamı önerdi. Aramızda çokça konuştuğumuz bir konu olduğu için, “tanınmış dahilerin yaşamlarını ve ödedikleri bedelleri yazsana” dedi. Benden daha öte bir kitap kurdu olduğu için, sevgili karım dehanın ağır bir bedeli olduğunu öğrenmişti.

Yazıma “deha” başlığını atıp yazmaya başladım. Bugün yaşadığım çalışma kaybını anlatarak başlayayım derken, konu bu köşe yazılarını nasıl yazdığıma dönüştü. “Deha” yazımı, yeni bir konu kazanarak ertelemiş oldum.

Köşe yazılarımın konusunu seçerken, üzerinde söyleyecek sözüm olan konuları yeğliyorum. Salt araştırma aktarmak da yararlı kuşkusuz. Yine de fazla tercih etmiyorum. Zor yazıyorum. Çünkü serde mükemmeliyetçilik var. Bu konudaki sorumluluk duygum da yüksek. Mutfak çalışması tabir ettiğim ön hazırlıklarım konunun ve ana fikrin bulunması, bu konuda araştırma yapmak ve yazımın genel kurgusunu oluşturmak oluyor. Bildiğiniz üzere, kültür sanat yazılarım gazetemizde her perşembe yayınlanıyor.

Haftada bir köşe yazısı yazmak ve bunu editörümüzün verdiği en az iki sayfa kuralıyla yapmak, fiziksel ve entellektüel emek yanında oldukça ciddi bir psikolojik dayanıklılık gerektiriyor. Bu sonuncunun ne olduğunu sanırım merak ettiniz. Size anlatayım. Ön çalışmaya başlarken, mecazi anlamda doğum sancısı denebilecek yoğun bir bunalıma giriyorum. Yazım istediğim standarda ulaşıncaya kadar artarak süren yoğun bir sıkıntı. Köşe yazımın birinci taslağını bitirdiğimde biraz rahatlıyor ve yazımı bu haliyle en fazla bir günlük bir dinlenmeye bırakıyorum.

Sonra üzerinde yeniden çalışmaya başlıyorum. Bu aşamada en büyük sancım, yazının iç uyumunu ve doğru akışını sağlamak. Değişik araştırma metinlerini kendi aralarında ve hepsini de kendi görüşlerimle “dikiş izi” bırakmadan birleştiren iyi entegre olmuş bir metin ortaya çıkarmak. Yaratıcı kurgular deniyor olsam da, temelde giriş, gelişme ve sonuç bölümleri olan iyi bir kompozisyon yaratmak.

Birinci makale taslağım, ancak bir kaç taslak evrim geçirerek son şekle dönüşüyor. Bu noktada köşe yazım bitmiş sayılır ve editörüme gönderme gününe kadar zaman ve gün kalmışsa ara ara rötuşlarım. Bu süreç psikolojik olarak rahattır. Yeni köşe yazımı editörümüze gönderdiğim andan itibaren “bebek” doğmuştur. O zaman bende ne olur?

“Lohusa depresyonu”na girerim. Aynen, yeni doğum yapmış lohusaların girdiği bilinen o depresyon gibi bir depresyon! Kendimi tükenmiş hissederim. Bitmiş köşe yazımı gözüm görmek istemez. Onu sahiplenmemeye başlarım. Ondan fikren ve ruhen kendimi kopartırım.

Ve Perşembe günü gelir… Bilgisayarımda gazetemizin sitesine girer, yazım çıktı mı diye merakla incelerim. Bu arada bilmenizi isterim ki, gazetemizin tüm köşe yazılarının ve haberlerinin müdavimiyim. Her gün hepsini özenle okurum. Yeni köşe yazım çıktığında ve onu gördüğümde psikolojime ne olur? “Lohusa depresyonu”m o anda geçer. Yerini özgüven, mutluluk, coşku ve gurur alır. Yeni köşe yazım için çalışmaya başlayacağım ilk pazar gününe kadar; biraz tembellik eder, tezgahımdaki diğer makale taslaklarım üzerinde çalışır ve yeni köşe yazımın konusu üzerinde düşünürüm. Elbette kurgusu üzerinde de. Bu aşamada psikolojik olarak rahatımdır. Pazar günüyle birlikte yeni haftanın üretme psikolojisi döngüsü başlar.

Bu arada, neden birkaç yazıya birden başladığımı merak etmiş olabilirsiniz. Açıklamak isterim. Ayda en azından bir köşe yazımı, daha uzun süren bir çalışmayla kotarmaya önem veriyorum. O yazım, ara sıra giriştiğim çalışmalarla bir aya yakın zamanımı alır. Bir aydaki diğer üç yazımın her birine 3-4 gün emek harcıyorum. Şimdi diyeceksiniz ki bu cevvallik niye? Çünkü neredeyse tam zamanlı bir mesai bu.

Para mı alıyorum? Hayır. Madalya mı verecekler? Hayır. Neden biliyor musunuz? Çünkü her köşe yazımı yazdığımda kitabımı da yazmış oluyorum. Çünkü tüm köşe yazılarım “Denizli Beşlisi” kitaplarımızda kendine yer buluyor. İnsanın başarısızlıkları gibi başarıları da kendisiyle birlikte mezara girer ve geriye eserleri kalır. Şimdiye kadar ortak ya da tek başıma 9 kitap yazdım ve sekizi yayınlandı. Kalan biri de 90 sayfalık bilimsel araştırma raporuydu ve o formatta basılıp çoğaltılmıştı. Geriye eserler bırakmayı sonsuz önemsiyorum. Yoksa bu yoğun motivasyonu bulamam.

Denizli Beşlisi’ne gelince, her kitapta beş yazar oluyor ve her yazara 40-50 sayfalık yer veriliyor. Diğer Denizli Beşlisi yazarlarını da yeri gelmişken saygıyla anıyorum. İki yıldır aralarında olmaktan büyük onur duyuyorum. Beş yazardan biri olarak şimdiye dek, Denizli Beşlisi 6, 7 ve 9. kitaplarında yer aldım. Yılda 2-3 Denizli Beşlisi kitabı yayınlanıyor. Yazarlarımızın köşe yazılarıyla yer aldıkları bu kitap dizimiz devam edecektir umarım.

Sizlerle uzunca sohbet ettiğim yazımın sonuna geldim. “Kafa Defteri” adını verdiğim küçük deftere aklıma gelen fikirleri yazdığım gibi, aklıma gelen köşe yazısı başlıklarını da yazarım. Bir yıldır sırasını bekleyenler var. Umarım onları da önem ve güncellik sırasına göre zamanında yazarım. Siz değerli okurlarımla diğer perşembelerde buluşmak üzere esen kalınız.

Yorum Yaz

Aşağıdaki gerekli alanlara bilgilerinizi girmelisiniz. e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
 karakter kaldı