Kale-Tabae kazıları 10. yılında - denizlihaber.com - Denizli Haber, Denizli'nin en çok okunan gazetesi
REKLAMI GEÇ

Kale-Tabae kazıları 10. yılında

Kale-Tabae kazıları 10. yılında

“Tarihin Peşinde” olduğumuz yılları epeyce geride bırakmıştık. Sanırım en son 2013 yılında gezip yazdık. Ancak içimizdeki kurt sürekli aklımızı kemirmeye, arzumuzu kışkırtmaya devam etti ve bu yıl kısmen bu çalışmanın yıllığını yeniden oluşturmayı başardık.

Haber Merkezi / DENİZLİHABER / 23 Ekim 2018 Salı, 12:06

Peki bu beş yılda ne yaptık?

Bizim açımızdan çok sıkı bir beş yıl geçti. Büyük Menderes üzerinde neredeyse bir buçuk yıl gezdik ve hacimli bir kitap boyutunu aşacak ölçekte yazı ve görsel malzeme oluşturduk. Çeşitli kesimlerin nezaketine inanacak olursak, Menderes havzası konusunda Türkiye’de literatür oluşması konusuna katkı sağladık. Ertesi yıl Denizli turizmini araştıran 11 aylık bir çalışma gerçekleştirdik. 2016 yılında bu kez bölgenin başka bir akarsuyunu, Dalaman Çayını yörüngemize aldık ve yaklaşık yedi ay nehir boyunu gezip yazıya döktük, fotoğrafladık. Arada toplamı 600 sayfayı bulan iki ayrı kitap kaleme alıp yayınlanmasını sağladık.

Ve nihayet bu yıl “Tarihin Peşinde” metaforuyla adlandırdığımız örenyeri gezi, görüşme-röportaj ve söyleşilerine yeniden başladık.

Planladığımız hızda gitseydi, noktayı Laodikeia ile koyacaktık. Ancak son bir buçuk ayın azizliği bizi bundan alıkoydu. Yine de keyif alınacak röportajlar yaptık, yıllardır ara verdiğimiz gezilerin yarattığı bilgi eksikliğini bir ölçüde böyle gidermeye çalıştık.

Şimdi okuyacağınız Tabae kazı Başkanı ile yaptığımız görüşme işte bu bilgilenme sürecinin bir parçası oldu.

***

Denizli coğrafyası dahilinde yaklaşık 10 yıldan beri kesintisiz biçimde devam eden arkeolojik kazılardan biri, Kale ilçesinin eski yerleşimi olan Tabae antik kentinde devam ediyor. Ege Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümünden Bozkurt Ersoy başkanlığında 2007 yılında ilk kez başlayan kazı çalışmaları, 2014 yılı itibariyle Pamukkale Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümüne geçti. O yıl Denizli Müze Müdürlüğü uhdesinde yeniden başlatılan kazıların bilimsel heyet başkanlığını Prof. Dr. Kasım İnce üstlendi. Ertesi yıl Doç. Dr. Mustafa Beyazıt’ın bilimsel danışmanlığında devam edildi.

Mustafa Hoca kendi özgeçmişine ilişkin bilgi verirken, Tabae kazılarına Aizonai’den ayrılıp katıldığını belirtiyor. O buna tam bir ayrılma değil de, iş bölümü gözüyle bakıyor olmalı çünkü hala Aizonai ile ilgili yayın çalışmalarına katkı vermeye devam ediyor.

2015 yılı itibariyle Tabae kazıları başına geçen Doç. Dr. Mustafa Beyazıt ve ekibinin bu yıl dördüncü kazı sezonuydu. Biz fiili çalışmaların halen devam ettiği eylül ayı başında kazı evini ziyaret ettik. Son iki yıldan beri süren eski mezarlıkta hummalı bir faaliyet devam ediyordu. Kazı evi laboratuvarındaki çalışmalar da aynı biçimde sürmekteydi.

Hoca ile kazı evinde buluştuk. Ekibin önemli bir kısmı buradaki çalışmaların başındaydı. Varışımızda bizi ekip üyeleri ve Mustafa Hoca karşıladı.

***

Bu röportaj yaklaşık bir buçuk aylık gecikmeyle yayınlanıyor. Sebebi muhtelif gerekçeler toplamı. Ama asıl önemlisi başlangıçta yaşadığımız sağlık sorununun yerini, sonraki haftalarda birikmiş gündelik iş yüküne bırakmasıydı. Yine de oldukça gecikmiş sayılabilir olan bu görüşmenin yayını için kazı başkanı ve ekip üyelerine özür borcumuz var.


Tabae kazılarını ilk olarak 2008 yılında ziyaret ettim. O dönem kazı ekibi başkan yardımcılığını yürüten Yrd. Doç. Dr. Şakir Çakmak, gezi programını birlikte sürdürdüğümüz Prof. Dr. Bülent Topuz ve bana alanı baştan sona gezdirmiş ve bu geziyi kentin antik tarihi ile ilgili eldeki bilgilerle tamamlamıştı. Daha sonraki yıllar neredeyse her yıl Tabae antik kentini ziyaret ettim. Ta ki 2013 yılına kadar! O yıl Ege Üniversitesi ekibi adına kazı başkanı Bozkurt Ersoy kazıyı bırakabileceği sinyalini verince, bizim de ilgimiz dağılmış oldu. Sonraki yıllar kazı bir bilimsel ekibin uhdesinde değil, Müze Müdürlüğüne ait kazı olarak devam etti. Önceki ekip sanat tarihi bölümü tarafından oluşturulmuştu, sonraki ekibin de PAÜ’den aynı bölüm akademisyenlerince oluşturulduğunu gördük.


***

Doç. Dr. Mustafa Beyazıt bizi kazı evinde karşıladı, çay, sohbet… derken konuya girdik. Benim asıl merakım yukarıda, eski kent merkezinde yapılan çalışmaların hangi aşamada olduğuydu. Oysa onlar daha başka bir programla çalışmaktaydılar ve biz bunu ancak söyleşiden sonra alanda geziye çıktığımızda öğrendik.

AIZONAI’DEN TABAE’YE

Hocam birkaç yıldır kazıları yürütüyorsunuz. Ne var ki sizinle ilk kez karşılaşıyoruz. Pek benim üslubum değil ama sizi tanımakla başlayabilir miyiz bu kez?

Beş yıl öğretmenlik yaptım. Yüksek lisansımı PAÜ’de 2002 yılında bitirdim. 2003-2009 arası AÜ Dil Tarih Coğrafya Fakültesinde Doktora tezimi tamamladım. Sonraki yıl Harward Üniversitesine gidip bir sene kadar orada çalıştık. Devamında PAÜ’de Yrd. Doç. ve Doç. olarak çalışmalarımıza devam ediyoruz.
Kazı ile ilgili olarak şunları özetleyebilirim:

Ben pek çok kazıya gittim. Kimisi bir ay sürdü, kimisi altı ay sürdü. İlk gittiğimiz kazılardan birisi Prof. Dr. Beyhan Karamağaralı ile Kars Ani’deki ören yeriydi. Ayrıca Bitlis kazısında bulundum. Arkasından Denizli’de bir kervansaray kazısında iki dönem çalıştık. Sonra Prof. Dr. Elif Özer’le birlikte Aizonai antik kentinde çalıştık. Oradayken sanat tarihi içerikli Aizonai bandına ilişkin iki yazımız çıktı. Böylece kazı ekibinde olması gereken birlikteliği orada da göstermiş olduk. Şimdi üçüncü bandını hazırlıyoruz. Onlar da kaya resimleriyle ilgili. Şu an tasarım aşamasında, önümüzdeki birkaç ay içinde kitap elimize ulaşır sanırım.

Bu arada Denizli ile ilgili çalışmalarımız devam etti. Dediği Sultan Tekkesi ile ilgili çalışma yaptık. Kitaba dönüştü, neredeyse baskısı bitmek üzere. Devamında onunla bağlantılı olarak Teslim Tekkesini çalıştık. Bunlar hem tarih, hem de sanat tarihi içerikli ortak bir çalışma olarak hazırlandı. Eşim Tarih Bölümünde akademisyen. O tarih bölümünün arşiv çalışmasını yaptı, ben de sanat tarihi bölümünün.
Kazılar da ve bu tür çalışmalarda öğrencilerimiz dahil olmak üzere bir ekibimiz olur. Hepsi de yaptığımız çalışmalara yardımcı oldular.

TABAE KAZILARINA GEÇİŞ

Tabae kazılarına nasıl geçtiniz?
2013 yılından itibaren Bozkurt Hoca (Prof. Dr. Bozkurt Ersoy)kazı başkanlığını yürüttüğü Tabae kazısını bırakabiliriz diye beyanat verince, biz bu tarafa yöneldik. 2014 yılından beri Denizli Müze Müdürlüğü’nün başkanlığında, PAÜ Sanat Tarihi hocalarının danışmanlığında kazıyı biz devam ettiriyoruz.

Yeni ekip, eski kazı. Siz geldiğinizde kazıya nereden başladınız?

Kazıyı ilk ele aldığımızda önce antik kente yönelmiştik. Orada iki üç yerde ciddi çalışmalar yaptık. Bu çalışmalarla bazı soru işaretlerini ortadan kaldırdık. Bunların bir kısmı kazı sonuçlarında yayına dönüştü. Bir kısmı da hala yayın aşamasında devam ediyor.

2015 yılında, Karayolları Müdürlüğü’nün duble yol çalışması neticesinde mezarlığın bir kısmını kaldırma ihtimali belirince, biz bir an önce oraya yönelmemiz gerektiğini düşündük. Osmanlı dönemi mezarlığında 400 yıl öncesine kadar tarihi yazılı mezar taşı tespit ettik ve daha eskiye gideceğini de düşünüyoruz, bu mezarlığın kaldırılmasını engelledik. Bu konuda yaptığımız çalışmayla mezarlığın yola gidecek kesimlerinin korunmasını sağladık, yol için de başka bir çözüm üretildi. Hala başka sıkıntılar var ama ileride onlar da çözülür diye düşünüyorum.

Bu yıl özellikle mezarlık alanında çalışıyoruz. Bu çalışmadan üç tane kitap çıkartmayı hedefliyoruz. Yine günümüzden eskiye doğru giden bir çalışma yapacağız. Eskiye doğru giderken günümüzle Osmanlı ve Osmanlı ile daha eski arasındaki bağları kurmak için bu sistemi izlememiz gerekiyor.

ESKİ MEZARLIĞI KURTARMA ÇALIŞMASI

Çalıştığınız mezarlıkta sadece Osmanlı dönemi mi var? Yani daha geriye giden mezarlara rastlamak mümkün mü?

Evet, burada sadece Osmanlı dönemi var. Belki Beylikler dönemine ait bir-iki tane taş olabilir. Büyük bir alan orası! Yukarı mezarlık, aşağı mezarlık olarak ikiye ayrılıyor. 12-13 dönümlük bir alan.
Antik kentin Roma dönemi mezarlığı (nekropol) nerede?

Eski kentin eteklerinde. Ve birkaç yerde bulunuyor. Burada kaya mezarları var. Eteklerde de lahit tarzı mezarlar var. Şimdilik bu yerleri kimseyle paylaşmıyoruz çünkü koruma sorunu ortaya çıkacak.

Eski kent yerleşimi koruma altında mı?

Evet. Zaten orası birinci derece SİT alanı. 24 saat koruma altında. 3-4 tane bekçisi var.

Kentin etekleri nasıl korunuyor?

Etekler ikinci derece SİT alanı.

Koruma konusunda ne kadar uğraşırsanız yeterli sonucu alamazsınız. Asıl önemlisi insanları eğitmek lazım. Koruma için bekçi yerine insanların bilinçlenmesini sağlamak lazım. Hatta resmi olarak kazı yapmalarını destekleyerek bu tür kültür varlıklarının el altından çıkarılmasını engellemek lazım. O yüzden buraya gelen herkesi ben çok önemsiyorum. Geldiğiniz için size de teşekkür ederim. Gelenlerin her zaman basın ya da kurumsal görevli olması gerekmiyor. Sıradan vatandaş ta bizim için önemli.

MÜLKİYET SORUNU ÇALIŞMAYI ENGELLİYOR

Antik kent alanında mülkiyet, yani kamulaştırma sorunu var mı?

Var. Orada kamulaştırılmamış yerler var ve o yüzden de bu yıl orada çalışamıyoruz. Ama şimdilik bu konuyu konuşmamayı tercih ediyorum. Size kazı evini gezdireyim ben. Bu konu çetrefilli. İnsanlar farklı yorumlayıp, farklı boyutlara çekebilirler. Ama şunu söyleyelim, orası birinci derece SİT alanı hiç kimse hiçbir şey yapamaz. Bu sorun 1950-60 yıllarında tamamlanması gerekirken maalesef yarım kalmış, bitirilmemiş. Oradaki insanlara arsa ve evleri karşılığında arsa ve yer vermişler, onu da paraya dönüştürmüşler, yani sadece son adım atılıp taahhüt alınmamış. Bu yapılsaydı mesele orada biterdi.
Hocan görüşmemizi şöyle sürdürelim mi? Burada kazıların ilk dönemi Bozkurt Hoca (Ersoy) başkanlığında bir ekip kazısıydı. İkinci dönem olarak siz varsınız. Siz 2014 yılında Aizonai’den buraya geçtiniz, 2015 itibariyle kazı bilimsel başkanlığını üstlendiniz, son dört yıldır buradasınız ve bu yılın kazı sezonu da tamamlanmak üzere. Son dört yılın çalışmalarını özetleyerek devam edelim mi?
Ben bu soruyu alanda gezerek cevaplamayı tercih ederim. Ama istiyorsanız burada başlayıp orada devam edebiliriz.

KALENİN SON ŞAHİTLERİ

Alanda kayıt sorun olabilir. Önce konuşup sonra gezmeyi tercih ediyoruz.

Tamam. Biz burada 2015’ten itibaren ilk önce sözlü tarih çalışmasına başladık. Bizim ekibin içinde Sinema Televizyon bölümünden arkadaşlarımız var. Onların teknik olanaklarını biz de destekliyoruz. Drone dahil bu imkanlarımız mevcut. Buradaki yaşlı kuşak amca-teyzelerle randevulaşıyoruz. Eski yerleşme alanına, yukarıya götürüyoruz. Onlar 1960’a kadar orada yaşadı. Bize o dönem yaşantısı, yaşadıkları yer, koşullar ve komşuları ile ilgili çok ciddi bilgiler veriyorlar. Bu çalışmalarımız hala devam ediyor. Buradan “Kale’nin son şahitleri” diye bir belgesel çıkarmayı düşünüyoruz.

Bu ayrı bir çalışma dalı olarak gidiyor. Diğer yandan yukarıdaki kazı çalışmalarımız devam etti. Önceki kazı başkanı Hocamız Bozkurt Ersoy, Çukur mahalle olarak bilinen yerde bir kazı başlatmıştı ama oranın ne olduğu konusunda soru işaretleri vardı. Hamam yapısı Roma dönemi hamamı olabilir diye bir soru işareti vardı. Çünkü orayı İslam döneminde yerleşim alanı olarak kullanmışlar. Burada uygun bir yerden sondaj çalışması yaptık. Yaklaşık iki metre derinliğe indik. Orada Hamamın ısıtma sistemini bulduk. Böylece orasının antik dönem Roma hamamı olduğu kesinleşti.

Tam olarak bu hamam hangisi Hocam? Bir yukarıda var, bir de aşağıda vadide var. Aşağıdaki geç dönem yerleşmelerine ait hamam diye biliyorum ben.

Aşağıdaki Osmanlı Hamamı. Onu hatırlatmanız da iyi oldu. Sözlü tarih çalışması yaparken ekip olarak, bir de oradaki malzemelerin buraya, konutlarda yapı taşı olarak kullanılmak için taşındığını öğrendik. 15. Yüzyıla ait olduğunu düşündüğümüz bir hamam.

EFSANE DEĞİL GERÇEK

Hamamda restorasyon yapılmış mıydı?

Yani hazırlık var ama restorasyon çalışması yok. Sonra su çıkan bir kaynak vardı. Kaçak kazılara çok müsait olduğu için oraya da yöneldik. 114 metrelik bir kanal bulduk. Orası mağara değil. İnsanlar tarafından açılmış bir kanal. Kanal’da, tam suyun kaynadığı yerin üstüne bir haç işareti yapılmış. Bu da kanalın oldukça eski bir dönemden kaldığını gösteriyor. Bizans dönemi, kesin. Belki geç Roma, erken Bizans dönemi olabilir. Bilemiyoruz tam olarak. Jeoloji bölümünden hocalarımız geliyor. Onlar hem ana kaya kütlesinin yapısını inceliyorlar, hem de bazı kayaların analizini yapıyorlar. Analiz neticesinde ortaya çıktı, yerleşim döneminde suları tahliye etmek için ya kuyu açıyorlar ve belli bir noktaya topluyorlar-çünkü yukarıda 300’den fazla kuyu ve sarnıç var-ya da böyle kanallarla suyu tahliye etmenin yolunu tespit etmişler. Halk arasında işte burası yeraltı şehriydi falan diye hikayeler çok. Ama bunların hiç birsi gerçek değil. Efsanemiz çok maalesef.

“TAŞ OCAĞINI BULDUK”

Merak ettim, hamamlarda kullanılan taşlar nereden taşınmış olabilir?

Tesadüfen de olsa antik dönem taş ocağını bulduk. Yaklaşık iki bin yıllık bir taş ocağı. Bizim dönemimizde tespit ve tescil edildi. Yine jeoloji bölümü hocalarının analizleriyle sabitlendi ki, iki bin yıl önce taşı bu ocaktan taşıyıp şehirde kullanmışlar. Ama şehirde kullanılan taşların hepsi aynı ocaktan gelmemiş. Hem türü hem renkleriyle başka ocak taşları da kullanılmış. Kısaca yukarıdaki yaptığımız çalışmalar bunlar.

Şimdi eski mezarlıkta çalışıyorsunuz. Ne zaman başladınız oradaki çalışmalara?

Az önce dediğim gibi 2015 yılında yukarıdaki bu çalışmalar devam ederken bir de mezarlığa yöneldik. İyi oldu. O taşların kaybolmasını önlemiş olduk. Taşların tasnifi, tespiti, çizimi ve fotoğraflanması tek tek yapılıyor, temizlikleri de dahil olmak üzere. Serbest kalanları belli bir düzen içerisinde yürüttük, diğerleri de olduğu yerde düzeltildi, sağlamlaştırıldı ve temizlendi. Onu da sağ olsun meslektaşlarımız, iyi bir şekilde devam ettiriyorlar.

“MEZARLIK KÜTÜPHANE MEZAR TAŞI KİTAP”

Siz yanıtlamadan sorayım, neden mezarlıklar çok önemli? Geç dönem yerleşmelerine ait, yani Osmanlı dönemi mezarlığı olmasının önemi ne?

Neden önemli, çünkü İslam dönemi mezarlıkları o toplumun, o dönemin yaşantısının aynısını mezar taşlarına getirip yansıtmışlar. O nedenle o mezarlıkların hepsini ben kütüphane olarak görüyorum. Her mezar taşını ise kitap olarak telakki ediyorum. Onları okudukça o dönemin dünyasını aydınlatmış oluyorum.

Bazen mezar taşlarından çok güzel hikayeler çıkar. Bazen de çok basittir. Filanca merhumun çocuğu-eşi falandır. Bu basitliğin yanında İstanbul’a eğitim öğretime gitmiş, orada hastalanmış memleketine dönmüş ama derdine deva bulamamış kişilerin yaşantılarını da orada okuyabiliyoruz.

Bunların içinde Selçuklu ve Beylikler dönemi var mı?

Orada bir grup taş var, üzerinde yazmıyor ama şekil olarak bizim Orta Asya’daki balbalları hatırlatan taş örnekleri var. Hani onlar da bu bölgeye geldikleri zaman bu gelenekleri kısmen de olsa devam ettirmişler gibi görünüyor. Onları da ayrı bir grup halinde incelemeye devam ediyoruz.

RUHUNA FATİHA YERİNE R.F.

Mezarlık alanı ne kadar büyüklükte ve siz tümünde mi çalışıyorsunuz?

Mezarlıktaki çalışmaları üçe böldük. Orta Asya geleneğini devam ettiren mezar taşları, Osmanlı dönemi mezar taşları, (onlar da kendi arasında gruplara ayrılıyor) bir de Cumhuriyetin ilanından sonraki mezar taşları. Onları da şöyle değerlendiriyoruz: Cumhuriyet ilan edilmiş, 1928’den sonra da harf inkılabına geçilmiş. Ama 1980’lere kadar fesli mezar taşları geleneği devam etmiş. Yazı Latin. Ama orada Latin alfabesiyle yazılmış olsa bile o konuda da ilginç tespitlerimiz oldu. Osmanlıca yazıların hiç birinde kısaltma yok ama Latin harfleriyle yazılı olanlarda kısaltma var. “Ruhuna Fatiha”yı Osmanlı mezar taşlarında açık açık yazarlar ama burada R.F. Günümüzün kısa mesajları gibi düşünebilirsiniz. Sonra şunu da gördük, Latin alfabesine geçtikten sonraki mezar taşlarını değil ama inanın Osmanlıcayı daha kolay okuyoruz. Öyle yazılarla karşılaşıyoruz ki, adamın ismi (A.) bir yerde, (Meh) bir yerde. Biz bu inkılabın Anadolu’daki etkisi ve tepkisi nasıldı, bir sonuç çıkarabilir miyiz diye derleme toplama yapmaya çalışıyoruz. Daha önce pek yapılmamış bu çalışmalar. Biz bu çalışma için sadece yukarıda 830 civarında taş tespit ettik. Bundan sonraki çalışmalara öncülük eder diye düşünüyoruz. Ve önümüzdeki sene de o kitabı yayınlamayı hedefliyoruz Büyükşehir Belediyesi’nin katkılarıyla.

KARYA SINIRINDA BİR KENT TABAE

Bu bölge, Karia bölgesi asıl olmak üzere, belki Roma döneminden önce başlayan bir doğal gelenekle; üzerine kurulu kentler ve halkların, merkezi yönetimlerden nispeten bağımsız, özerk kalmış yaşam biçimleriyle karakterize olmuş olabilir mi? Yani pek çoğu kendi sikkesini basmış, ekonomik gelişmişliğe sahip, neredeyse düzenli ordusu bile olmayan kentler gibi görünüyor. Bu benim okuma, gözlem ve gezilerimden edindiğim algı. Böyle midir bu bölge yerleşmeleri?

Burada antik dönemdeki askerlerin mesela genellikle süvari olduğu söyleniyor. Ve bir kitapta okuduğum kadarıyla Tabae şehrini askerleri, diğerleri hat gerisine çekilse bile sonuna kadar savaşmış. O yönüyle dirençli askerlermiş.

Kibyra genel valiliği döneminde toplanan orduya asker vermiş mi burası?

Ben bu konuda hiçbir kaynakta bir bilgiye rastlamadım. Burası Karia’nın son kentlerinden. Sınır bölgesi. O nedenle her yöndeki topraklarda yerleşik halklarla ilişkiler var.
***
Tabae ile ilgili röportajımız bu kadar. Aslında gezi bizi daha da zenginleştirdi ancak, o ayrıntıları yazmak pek anlamlı değil. Aslolan Tabae’de, başlangıcının onuncu yılında kazıların hala devam ediyor oluşu ve gelecek yıllarda bu çalışmaların daha da kapsamlı ve derinlikli biçimde devam etme olanaklarına sahip olması.

Doç. Dr. Mustafa Beyazıt bilimsel birikimi ve alan deneyimi ile ekibini oluşturmuş ve sürekliliğini sağlamış. Artık her yıl gidip çalışmaların elde ettiği mesafeleri, ortaya çıkan yeni bilgi ve buluntuları öğrenme, görme, değerlendirme fırsatımızın olacağını söyleyebiliriz.

Yorum Yaz

Aşağıdaki gerekli alanlara bilgilerinizi girmelisiniz. e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
 karakter kaldı