Duayen işadamı Esat Sivri DEBA’yı anlattı - denizlihaber.com - Denizli Haber, Denizli'nin en çok okunan gazetesi
REKLAMI GEÇ

Duayen işadamı Esat Sivri DEBA’yı anlattı

22 Aralık 2017 Cuma

Esat Sivri. Kim ne derse desin, Denizli’nin yakın tarihine damga vurmuş, “Duayen” ünvanını alabilmiş ender isimlerden, iş adamlarından biridir.

Denizli için bu kadar önemli olan bir ismi, üstelik de ilerleyen yaşına rağmen sohbetimize konuk etmek hiç de kolay olmadı. İş Dünyasıyla Kahve Sohbetleri’nin çok özel konuklarından biri olan Duayen İşadamı Esat Sivri, mücadele ile geçen yaşamını tüm çıplaklığıyla anlattı.

Zaman zaman güldü, zaman zaman duygulandı, zaman zaman da gözyaşı döktü sohbetimiz sırasında.

İş dünyasına adım attığı yıllardan günümüze uzanan yaşam hikayesinde büyük başarılar elde eden, iflasının ardından da zaman zaman belirli çevreler tarafından eleştirilen Esat Sivri ile bu keyifli sohbeti, sizin de aynı keyifle okumanızı umuyoruz.

Esat Bey sizi tanıyabilir miyiz? Esat Sivri kimdir?
Esat Sivri 17 Şubat 1933 yılında Kayalık’a yakın Kaplanlar Mahallesi’nde doğdu, orada büyüdü. İlkokulu ve ortaokulu Denizli’de okudum. Ortaokuldan sonra devam etmedim tahsilime.

İş yaşamına nasıl adım attınız?
Ortaokuldan sonra babamın yanında çalışmayı düşündüm. Başka yapacak bir şey yoktu. Babam, Mustafa Kazım Sivri, 1910 doğumlu. Asıl mesleği terziydi, sonra yavaş yavaş yerli dokumaya geçti. Yerli dokuma alım satımına başladı, sonrada iplik işine, dokuma işine girdi. Daha ziyade komisyoncu idi. Ben o devirde devreye girdim. Bir süre babamın yanında çalışıp, iş yaşamını öğrendikten sonra askere gittim. Askerliği, Mamak’ta yaptım. 1953 Ekim’de başladım askerliğe, 1955 Ekim’de bitti.

Askerlik bana çok şans getirdi, dost kazandırdı. Askerlikte hafta sonlarını dışarıda geçirirdim, otellerde yatardım. Bu otellerde birçok kişiyi tanıdım, Hasan Polatkan gibi. Hasan Polatkan, beni ismimle çağırırdı, bende ona abi derdim. Rahmetliyi asıverdik, gitti. Onların çocukları olmamış, beni çocuklarının yerine koyarlardı. Bu süreçte çevrem tahmin edemeyeceğiniz kadar büyüdü.

Askerden döndükten sonra yol haritanızı nasıl belirlediniz?
Askerden geldiğim zaman yürekliydim. Babamla beraber otururken düşüncelerimi paylaştım, komisyonculuğu bırakmamız gerektiğini söyledi. “Komisyonculuğu bırakırsam parayı nerden bulacağım” dedi. Ben de “piyasayı gördüm, itibarın var, o parasız itibara dayanacağız” dedim, ağladık birlikte. Daha sonra iplik ticaretine başladık. Adana, Mersin, Tarsus’ta iplik fabrikaları vardı. Ama o zamanki iplik fabrikaları bugünkü gibi elli bin, yüz bin kapasiteli değildi. Adana’dakiler 15-20 bin iğlik olurdu. Başladık işe ama bir yerlere gitmek lazım, fabrikaları gezdik. Orada gördükleriniz seni hem mest ediyor hem de hedef gösteriyor. Bu buluşmalar devam ederken, bir şeyler devreye girmeye başladı. O da itibar. Birlikte çalışmayı teklif edenler oldu çok sayıda. Ben bunları kabul etmedim. Ne yapacaksam kendim yapmalıydım. İzmir’e sürekli iplik aldığım yere gittim. İplik çok iştahlıysa, 25-30 paket verirdi. İştahı yoksa, piyasa durgunsa 200 paket verirdi. O gün çok yağmur yağıyordu. Bende epey ıslanmıştım. Dükkandan içeri girdim, “kamyon erken gidecek yağmurdan, ne kadar iplik vereceğini söyle, ben ona talimat vereyim” dedi. Eliyle bana git işareti yaptı, dondum kaldım. “Sen borcunu ödedin mi” dedi, ben de her Cuma akşam ya da cumartesi sabahtan ödediğimi söyledim. Bir gün bile geciktirmezdim. Bana borcunu ödedikten sonra gel deyince ağlayarak çıktım. Denizli’ye dönmem lazım ama elim boş, babama ne diyeceğim, gitmedim bende. Yağmurun altında yürüdüm, otele gittim. Kahvaltı yaparken okuduğum gazetede Kula Mensucat’tan bahsediliyordu, büyük bir kısmı kapanmış. İplik almak için oraya gitmeye karar verdim. Öyle bir Kula Mensucat gördüm ki ne ucu görünüyor, ne de sonu. O kadar büyük bir fabrika. Yeni iplik fabrikası, eski iplik fabrikası, yünlü kumaşlar her şey var. Kapıdaki adamın yanına gittim, patronla görüşmek istediğimi söyledim, “ne söyleyeceksin” dedi, “ona söylerim” dedim. “Adını söylesem seni tanırlar mı?” diye sordu, “beni tanımazlar ama bundan sonra tanımalarını istiyorum” diye yanıt verdim. Adam sonunda ikna oldu ve beni patronun yanına götürdü. Kendimi tanıttım, iplik alıp sattığımı söyledim. Ne kadar iplik alacağımı sordu, bende tüm üretimi istediğimi söyledim. Bir de şartım olduğunu, başka kimseye iplik satmasını istemediğimi ifade etti. İpliğin fiyatı daha önce aldığım yere göre ciddi oranda düşüktü. Bu da benim işime geliyordu. İş paraya gelince, yanımda 10 bin lira vardı, çıkardım maya koydum. “Gerisi nerede” diye sordu, “daha ipliği almadım ki, bu kaparo” dedim. Böyle borçlanacağımı, ödemeyi nasıl yapacağımı sordu, malı çekmeden parasını göndereceğimi söyledi.

Bir de elimde koz vardı. Daha önce mal almak için 2 bin lira göndermiştim. İpliği göndermediler, özür bile dilemeden parayı iade etmişlerdi. Bunu anlattım, “Olmaz öyle şey” dedi. Kayıtları istedi, inceledi ve buldu. Tamam dedi, özür diledi, bir daha böyle bir şeyin yaşanmayacağı garantisini verdi.

Bana iplik vermeyi kabul etmişti ama mukavele yapmak istedi, kabul ettim. Tüm şartlarını yazdı, benim de şartlarımı yazmamı istedi. Şartımın olmadığını, sözün benim için yeterli olduğunu söyledim. Bu da çok hoşuna gitti. El sıkıştık, ayrıldık.

Para sorunu nasıl çözdünüz?
Geldim Denizli’ye, hemen bankaya gittim, ilk kez para istemek için. Müdüre çıktım, durumu anlattım, her hafta 50 bin liralık çek istiyorum dedim. Müdürü bir şekilde ikna ettim, çeki aldım. Artık ticaretim daha da büyümüştü, bağlantılarımı geliştirdim, daha büyük siparişler almaya başladım.

Daha fazla ile gitmem, daha çok bağlantı yapmam gerekiyordu. Bunun için de araca ihtiyacım vardı, aldım. Şoförüm Nevzat vardı. Benim hem şoförümdü, hem de yol arkadaşım. İstanbul piyasasına da açılmaya başladım. Bu seyahatler sırasında Halit Narin’in ismini duydum. Halit Narin’in oğlu ile tanıştım. Halit Narin Türkiye’de tekstil tarihinin ilkleri arasındadır. Tek kalite kumaş yapan adamdır. Kime satırım ipliği derken ona beni söylemişler. Oradaki abim beni Mehmet Karamehmet ile tanıştırdı. Bunların hepsi müthiş adamlar, hepsi beni sevdi, bana inandı. Nurullah Narin hala benim yakın arkadaşımdır.

“ARABADAN İNDİM, TEK BAŞIMA ZEYBEK OYNADIM”
Piyasa Esat Sivri’yi iplik ticareti ile tanıdı. Sonra Sarayköy’de kısa süren bir ortaklığınız oldu. Tüccarlıktan fabrikatörlüğe nasıl geçtiniz?
Benim Sarayköy’den ayrılmamın nedeni vardı. Sarayköy pamuk ipliğinde arkadaşlarımla geçinemedim. Benim kurallarım onlara uymuyordu, ben şımarık bir adam değildim. Aşağı yukarı bir sene ne yapacağımı bilemedim. Bir fabrika kurmaya niyet ettim. Çok fabrika gördüm ama nasıl kurulur, nasıl yürütülür bilmiyorum. Hayalimde fabrika canlanıyor ama kolay değil. Bir gün İzmir’den Manisa’ya geçtim, orda yeni iplik fabrikaları vardı, onları ziyaret ettim. Adım duyulmuş, Bursa’ya gitmeye karar verdim. Giderken radyo dinliyorum, o zaman Başbakan Ecevit, bir kanun çıkarıyor, Teşvik Kanunu diye. Bunu duyunca arabadan indim zeybek oynadım, tek başıma.

Denizli’ye döndüm. Basma boyama fabrikası kuruyorum ortak olmak isteyen var mı dedim. Herkesin gözü bir anda bana çevrildi. Her şeyi araştırdım. Birçok kişi ile konuştum, bunlardan birisi de Baki Toksal, avukatım da aynı zamanda. Türkiye’de en saygın avukattır. Fabrika makineleri satanları da araştırıyorum. Bir yandan fabrikayı kurma çalışmalarını sürdürüyorum, bir yandan da sektörün önemli isimleriyle kadro oluşturmaya çalışıyorum.

100 ortak meselesi ortaya çıktı. O mesele çıkınca kardeşime danıştım, abi merak etme çok soran var 100 ortağı buluruz dedi. Eşi dostu topladık, fabrikayı kurmak için gün seçtik, o günü ilan ettik. Denizli’de gidecek bir yer yok, yalnız Kız Meslek Lisesi var. Kız Meslek Lisesi’nin salonunu rica ettim, onlar da bedava bana verdiler. Bir gün önce çok sevdiğim arkadaşım İlhan’ı kaybettik, gece gözüme uyku girmedi, benim başımda otururken can verdi. ‘Esat ben seni çok seviyorum’ dedi, dünyayı terk etti. Ertesi gün tabi genciz de, İlhan’ı toprağa verdik, akşam toplantı var. Benim kayınpederim Fahri Karaca, ben onun kızıyla evlendim. Fahri Karaca Denizli’de ilk gazete çıkaran adam. Kayınvalideme, siz iki saat evi boşaltsanız da ben biraz uyusam dedim. Ben yattım ve uyumuşum. Zinde kalktım. Rahmetli İlhan’ın adını anarak başladık. Baktım, iyi bir kalabalık var. Ben fabrika kurmak istediğimi, nedenlerimi, ne yapmak istediğimi anlattım. Arkasından ortak olmak isteyenler Ziraat Bankası hesap numarasına paraları yatırsınlar, ondan sonra konuşalım dedim. Yalnız ben %50’den fazla ortak olacağım bilesiniz dedim. Tam 45 dakika boyunca anlattım, teşekkür ettim, dağıldık. Pazartesi akşam oldu, bizim hesap dolmuş, %50 kendime pay biçiyordum ama bize %40-42 falan kalmış. Benimki böyle olsun dedim. Sonra canla fabrikayı kurmaya başladık. Başlangıçta çok borcumuz vardı, herkesin ayrı ayrı kredisini kullandım. 1973’de temeli attık, 1974’de de tam anlamıyla bitirdik ve açılışı yaptık.

Üretim çeşitliliğiniz nasıldı? Neler üretiliyordu?
Adı üstünde basma vardı, boya vardı. Düz boya dediğiniz zaman başka. Sen bunu boyarsın, 5 liraya satarsın, ben boyayıp diğer aletlerden geçtiğim zaman bunu 7 liraya satarım.

DEBA başladı, çok ortaklı bir şirket, başında siz varsınız, büyüme süreci nasıl oldu? Uzun yıllar Denizli’nin Amiral Gemisi oldu.
Çok hızlı oldu her şey. Öyle bir müşteri gelmeye başladı ki bizim onlara yetişmemize imkan yok. Bir makine daha alalım derken sistemi tamamen aktif hale getirdik. 1980’de, hiç parası olmayan firma, bankada 80 milyon lirası olan güce ulaştı.

Tam yükselişe geçtiğimiz sıralarda ihtilal oldu. 1980’de Kenan Evren geldi, ben elini öpmek için evine kadar gittim. Birçok kişi yaftalar ama hayır. Evine gittim Marmaris’e, elini öptüm. Oh be dedim. Üç kere fabrikaya geldi, gezdi. Bu adam geldiği zaman bir karar aldı. O zamanlar ciddi hareketler oluyordu, fabrikalar anında kapanıyordu, 1gün açık 3 gün kapalı, kimin ne yaptığı belli değildi. İnsanlar toplanıp, sokaklarda resmi geçit yapıyorlardı. Ama ben farklıydım. Nasıl farklıydım? Bu zor şartlarda birlikte çalıştığım arkadaşlarımı, yani işçilerimi düşündüm.

1980 dönemi siz çok etkiledi mi?
Bizim fabrikada işçi hareketi oldu 1980 öncesinde. Her tarafta var ama, ben DİSK’i sokmayan adamım, bununla da gurur duyuyorum. Ama DİSK her tarafa girdi o zaman. Haklılık payı vardı ama onların da. Arkadaşlarla oturduk, ihtilal oldu. Toplu sözleşme yapmak yasaklandı. İşçi aç. Ben açsam o da aç, ben toksam o da tok. Benim batmamın sebeplerinden birisi de budur. Oturdum, düşündüm. 4 kişilik bir ailenin gıdasının asgari ne olduğunu öğrendim. Biz onu hediye olarak verelim dedim. İçinde etinden tuzundan peynirine nohutuna kadar koyalım. Olur mu olur. Çünkü sen huzur içinde olmazsan ben huzur içinde olmam. Ben sana güveneceğim ki sen de bana güvenesin. Benim kuralım buydu, beni bitiren kural da bu oldu. Zor şartlarda kazandığımı işçilerimle seve seve paylaştım. Hakikaten, herkes mutlu oldu. Geçenlerde bir hanım çıktı karşıma. ”Esat baba illa elini öpeceğim, bunlar benim çocuklarım, bunlar senin sayende büyüdü” dedi. Ben bunları duydukça mutlu oluyorum, çünkü ben işçimin hakkını yemedim. Benim kuralım buydu, herkesin kuralı ayrıydı. Herkes bilsin, para kazanan adamlar işçi sırtından kazanır. Ama Esat bunu yapmadı, arkadaşları da bunu yapmadı. Piyasayı dolaşın, bütün yerlere bakın, böyle bir şey yapabilecek adam var mı?

O zamanlar DEBA parmakla gösterilen bir kuruluştu. DEBA’nın gelişim süreci çok şaşalı oldu. Potansiyeli her geçen gün yükseldi, üretim kapasitesi yükseldi. Bir doygunluk aşamasına geldi. DEBA’da kötü giden ne oldu?
Güzelliğine güvenme, bir sivilce yeter. Bir çalışmanım, hayali ihracat yapmış fabrikanın üzerinden. DEBA yapmış oluyor sonuçta bunu, hatta sen yapmış oluyorsun. Farkına varmamışım, atlamışım. Ben görünce arkadaşlarımla ne yapacağız diye düşündük. O zaman da benim en şaşalı zamanım. İhracata bakan bütün üst düzeydeki adamlar, benim ağzıma bakıyor, hala daha. Bana danışıyorlar. Ben neyse onu söylerim, yalan yok, kuralım bu. Mesela Macaristan’a mal gönderiyoruz. Macaristan’ın vergi kanunları ayrı Türkiye’ninki ayrı. O zaman bir de Suriye konusu var. Dedim ki, iki fatura yapacağız. Doğru faturayı benim gümrüğüme, eğriyi onların gümrüğüne. Kimse de düşünmedi yanlışlık yapılabilir diye. Bizim ki de yakalandı. 455 bin dolarlık ihracat sahte çıktı. Kanunen bunun bir tahkikatı oluyor. 15 senede bitirebildim tahkikatını. Bunu görünce bankalar krediyi keser.

Kötü gidişin başlangıcı bu oldu. İkincisi en büyük yatırımı yaptığımız zamandı. Fabrikamız yeterli gelmiyordu. Eskisinin yanına yenisini yapmaya karar verdik. Oradan yol geçirmiş Ali Marım. Ali Marım’ı da çok severim. Yol sorunun çözmemiz gerekiyordu. Başkan Marım’a söz verdim, çevrede başka yerler de vardı. Bunları mahkemesiz alacağımı söyledim, müsaade et ben fabrikamı yapayım dedim. Ben fabrikamı yaptım. Yaptım ama mimar bir hata yapmış. Sistem konduğu anda düştü. Bu 9 ay uzattı. Bu bize en büyük darbeyi vurdu.

Aynı zamanda Körfez Krizi de başladı. İşler bir anda bıçak gibi kesildi. Fabrikadaki hatadan dolayı 9 ay üretim yapamadık, siparişleri karşılayamadık, Körfez Krizi ile birlikte işin içinden çıkılmaz hale geldi.

Önlem alamadınız mı?
Önlem alınabilirdi elbet. Arkadaşlarım bazılarını teklif etti de bana. Beş kuruş para yutmadım, kimsenin hakkını yemedim. Bugün bizim fabrikadan ayrılanların, emekli olanların hepsi de doludur. Hepsinin de emekli maaşları yüksektir. Millet mesai ücretini açıktan öder. O sıralar sallanıyorduk, baş muhasebeci geldi, biz batıyoruz dedi. Ne yapmalıyım dedim, mesaileri açıktan ödeyeceğiz dedi. Peki dedim, bu güne kadar biz bunu yaptık mı? Hayır yapmadık. Senin şu kadar müşterin var, nasıl söyleyeceksin faturası yok diye. Hangini söyleyeceğiz? Batarsak batarız dedim. Ben bunu söyleyemem dedim. Bizim batmamızın esas nedeni bu. Dışarıda milyon metre mal var. Zamanında yerine veremedim.

Özet olarak Esat Sivri geriye dönüp baktığında, Denizli’nin Amiral Gemisi DEBA’nın batma sürecinde, keşke şunu yapsaydım dediğiniz bir şey var mı?
Hayır, ben gerekli olan her şeyi yaptım. Hiç pişmanlığım yok. Bakınız, çok şeyler yaptım ben. Havaalanının ilk yolunu kim yaptı, ben verdim parasını. Uçak ilk zamanlar müşteri bulamadı, boş koltukların parasını ben ödedim. Laodikya. Bu kadar şey döküldü oraya hiç farkında değil misiniz? Ne zaman gittiniz? Bulunan bazı şeyler saklanıyor. Çok güzel şeyler bulundu, kim yaptı bunları? Bunlar hep maddiyatla oldu, kimseden beş kuruş istedim mi? Bugün de olsa aynı şeyi yaparım, hiç gocunmam. İnsanların içinde geziyorum, istediğimi söyleyebiliyorum.

Laodikya sürecini anlatır mısınız? Oraya ciddi bir emek verdiniz?
Hala daha veriyorum. Beklentim var. Laodikya bir servet. Birkaç konu var, bunu yapabilirsek, Denizli ihya olur. Bunu pazarlayacak olan ben değilim, sizlersiniz.

Esat Sivri Laodikya’yı ele almaya nasıl karar verdi?
Bana eskiden biri ‘Hadi antik kente gidelim’ dese, hadi canım oradan derdim. Orada taş var şu var derdim. Ama bir kural vardır, herkes bilir de uygulamaz, sen arkadaşını söyle ben sana kim olduğunu söyleyeyim. Benim arkadaşım Cengiz Bektaş. Bir gün Laodikya’yı anlattı bana. Bu kadar büyük mü diye şaşırdım. Orayı birileri almak istiyor, ne yapabilirsin, Cengiz ne yapabilirim dedim. Tamam dedim ben geçiyorum. Laodikya bizi çağırıyor diye bir başlangıç yaptık. İyi ama bunun resmi tarafı var. Yusuf Ziya Göksu’ya gittim, anlattım. Ben de iştirak ederim dedi, ancak katılmadı. İkinci sene gördü ki ateşleniyor. Laodikya’da buluşmalar gerçekleştirdik, Laodikya’yı anlattık. Tek bir şey rica ediyorum, lütfen birlik olalım, bu işi kurtaralım dedim. Hepsi de bu işi yaptılar. Hiçbir basın mensubu benim elime bakmadı. Denizli diye çırpındı. Basının çok büyük etkisi oldu. Hala da Laodikya için çalışmaya devam ediyorum. Durabilir miyim?

Antik kentlerin, ören yerlerinin merkeze alınmasına nasıl bakıyorsunuz?
Böyle bir iş olmaz. Ama bu düzelecektir diye umut ediyorum. Biz işimizi görmeye başladık. Bu belediyelerden de para almaya başladık. Projeyi sunuyoruz, senden alıyoruz, proje bittikten sonra yeni bir proje sunuyoruz.

Laodikya’da gelinen aşama, sizi mutlu etti mi? Siz orada ‘ Biz hedefimize ulaştık’ diyebiliyor musunuz?
Hayır ulaşamıyoruz. Benim ömrüm yetmez ona. Türkiye’de bu kadar kısa zamanda bu kadar güzel bir kazı yok. Hatta dünyada bile derim. 15 senede bu kadar kazı ve restorasyon yapabilen bir tane daha yer gösterin bana.

Yakınımızda Hierapolis var, 50 senedir kazılıyor. Oradan çok dedikodu geliyor kulağınıza. Köstek olan çok var. Bizim 15 sene oldu, şu aldı cebine para kattı diyemezsiniz.

Yorumlar

eyup   -  Bağlantı 18 Şubat 2018, 18:02

Turkiyenin boyle is adamlarina ihyiyaci var.

Yorum Yaz

Aşağıdaki gerekli alanlara bilgilerinizi girmelisiniz. e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
 karakter kaldı
 

İletişim

Tel : 444 1974

Web: http://www.aquacitydenizli.com.tr/

Sinpaş AquaCity Denizli Tanıtım Ofisi

İzmir Asfaltı Üzeri 5. km

Adnan Menderes Bulvarı No: 185

(Eski EGS Park) Denizli