Modern Optik Hasan Erişkin ile gözlük ve sektör üzerine - denizlihaber.com - Denizli Haber, Denizli'nin en çok okunan gazetesi
REKLAMI GEÇ

Modern Optik Hasan Erişkin ile gözlük ve sektör üzerine

13 Nisan 2018 Cuma

Denizli’de gözlük sektörünün en önemli aktörlerinden biridir Hasan Erişkin. Meslekte neredeyse yarım asra yaklaşan bir geçmişe sahip olan Hasan Erişkin ile sektörün geçmişini ve geleceğini konuştuk.

Sohbetimiz yalnızca gözlük sektörü ile sınırlı olmadı elbette. Hasan Erişkin’in renkli kişiliği yön verdi sohbete. Bazen yıllar önce atıldığı akü macerasından söz ettik, bazen de son dönemlerdeki yeni uğraşı inşaat ve mantolama işinden.

Ama sohbetin ana konusu gözlükçülük üzerineydi. Kendi deyimiyle gözlükçülüğün “G”sinden anlamadan atıldığı bu macera ona başarı üstüne başarı getirdi.

Denizli’de kendinden önce gözlükçülük yapanlar olsa da o kendisini hem ilk olarak tanımlıyor. Aslında haksız da değil. Hasan Erişkin, gözlükçülüğü tek başına bir iş, bir yaşam tarzı, bir sektör olarak gören Denizli’deki ilk isim.

O, kendisinden öncekiler gibi eczanede ilaçların yanında, saatlerin bir köşesinde ya da fotoğraf stüdyosunda gözlükçülük yapanlardan değil. Hasan Erişkin’in Modern Optik’in de kapılarını açtığı 1975 yılından bu yana yalnızca gözlük bulundu, yalnızca gözlük yapılıp satıldı.

Ben Hasan Erişkin’in sohbetinden oldukça keyif aldım. Umarım siz de okurken aynı keyfi yaşarsınız.

Hasan Bey, bize kendinizi tanıtır mısınız?
1953 Nikfer doğumluyum. İki yaşında Denizli’ye gelmişiz Topraklık Mahallesi’ne. Babamız at arabacılığı da yaptı, kasaplık da yaptı, bizi bu günlere getirdi, Allah rahmet eylesin. Babam her zaman pozitif ve olumluydu. Herhalde onun yansımaları olacak, ben de hep hayata olumlu yaklaştım. İlkokulu Kayalık İlkokulu’nda, ortaokulu Merkez Ortaokulu’nda okudum. Çıraklık dönemlerim oldu çalıştık. Daha sonra Almanya maceram oldu. 1973 yılında Almanya’ya gittim, 1975 yılında döndüm. Döndüğümde eniştemin İbrahim adında bir arkadaşı vardı. Eniştem, ‘Bu arkadaşımız çok çalışkan, iyi de bir çocuk. Ama parası yok, bir şey yapamıyor. Gelin ben sizi bir araya getireyim. Siz bir görüşün’ dedi. Ben o zamanlar gözlükçülüğün ‘G’ harfini bilmiyorum. Arkadaşımızla beraber başladık, 1980 yılına kadar geldik. 1979 yılında da akümülatör malzeme fabrikası kurduk. Gözlük ana sektörümdü ve devam ediyordu. Elektrikçi bir arkadaşım vardı, ‘Bana bir yoldaş ol. İç Anadolu’yu gezelim’ dedim. Onun da malzemeye ihtiyacı varmış, çıktık Konya’ya vardık, Ankara’ya geçtik, o akümülatör malzemesi arıyor, akü yapacak ben gözlük malzemesi arıyorum. Ankara’da Rüzgarlı Sokak’ta akümülatör malzemesi imalatçısı arkadaş post bıyıklı, yakışıklı bir tip. ‘Arkadaş ben mal satacağım, müşteri bulamıyorum, altı ay vade vereceğim, arkadaş malzeme alacak ama bulamıyor’ dedim. “Kendiniz yapın” dedi. Kafama yerleşti, bu işi yapmak lazım diye. Bu şekilde akümülatör malzeme işine girdik. Para da bulduk bir şekilde, ama nerede yaptıracağız, nasıl bulacağız, hiçbir şey bilmiyoruz. Akra Aküleri var Mersin’de, onlar makineleri yapıyorlar, aynı zamanda da eğitiyorlar diye bir bilgi aldık. Hemen Akra’ya gittim, bir arkadaş bizi kapıdan kovdu. ‘Ben ona buna makine yaparsam kime satacağım’ dedi. İstanbul’da Aksan Aküleri’nin de makine yaptığını öğrendik. Gittik anlaştık, üç ay falan İstanbul’da kaldım. Fabrikayı kurduk, imalata başladık. Malum işler de çok iyi. İnsanlara örnek olsun diye söylüyorum, iş hanının önündeyim, fabrikayı kurmuşum, bin ton ürün atıyorum, bin yüz lira alıyorum. Yüz ton oradan para kazanıyorum. Bir abimiz gördü, Hasancım hayırlı olsun dedi, akümülatör malzeme fabrikası kurmuşsunuz dedi. Abi hayır dedim, sen öyle deme hayırlı olsun dedi. Demek ki hayır değilmiş, Tüm gençlere burada bir mesaj vermek istiyorum, ne isterlerse, hayırlısını dileyecekler. Evlat da istesen para da istesen hayırlısını isteyeceksin. Hayır dedim, altı ay sonra ayrıldım. Makinayı ayarlarken parmaklar kesildi. Hani hayırdı? Üç ay geçti bu sefer ortaktan ayrıldım. 1980 yılında akü macerasına son vermek durumunda kaldım.

Asıl işiniz gözlük. Siz başladığınızda Denizli’de sektörün durumu neydi? Başka örnekleri var mıydı?
Gözlükçülüğe 1975 yılında başladım. Tabi o dönemde gözlük satan yalnızca biz değildik. Ama bu işi tek başına bir sektör olarak götüren yalnızca bizdik. O zamanlar eczane optik vardı, gözlük optik vardı, ama başlı başına meslek olarak yapan yoktu. Fotoğrafçılık yapıyor, kenara üç beş gözlük koymuş, ihtiyacın varsa alıyorsun. Senin ihtiyacını görmüş oluyor, o da o sayede fotoğrafın yanında üç beş lira para kazanmış oluyordu. Eczaneye koyuyordu, para kazanıyordu. Biz ilk derken şunu kastediyoruz, yalnız gözlük olarak girdik biz bu işe. Biz bu işten karnımızı doyuracağız, başka iş de yapmayacağız dedik. O şekilde ilk biziz, 1975 yılının Mart’ında.

1975 üzerinden 43 sene geçmiş, 43 yıllık bir gözlükçüsünüz. Sektör bakımından bu işi yapan en eski isimsiniz. Başlangıç süresi, gerçi akü ile biraz farklı bir süreç olmuş ama başlangıç sürecinizle o ilk birkaç yılı nasıl geçirdiniz? Çünkü o zaman herkesin gözlerine baktırdığı, gözlük kullandığı bir dönem değil.
Biz ilk başladığımız gün dahil olmak üzere, beklentimizin çok çok üzerinde iş yaptık. Ama şöyle söyleyeyim, çok fazla paramız yoktu. Destek alarak başladık. İstanbul’a gittik, dönemin en modern makinalarını aldık, İtalyan Emo marka hem ince taşı hem kalın taşı hem de camın kenarını parlatması için makine aldık, elektrikli. O günün olabilecek en modern makinası idi. Bir de herkes yan iş olarak yapıyordu bu işi, meydan çok boştu. Bakir bir sektördü. Uşak’ta canciğer bir arkadaşım var. O zamanlar çerçevede çeşitlilik yoktu. Bir kadın, bir de erkek için iki model vardı. Ama bizde öyle değildi. Ben açtığımız gün Almanya’dan çok özel marka gözlük getirdim. Bugün dahil on numaradır. Bugün dahil fiyatı çok yüksek ürünlerdir. O zamanlar ihracat serbest değildi, kaçak geliyordu bunlar. İmalat bizde 80’lerden sonra başladı.

Güneş gözlüğünde durum neydi?
Güneş gözlüğü takacak kişiler belliydi. Alırken dahil hesabını yapıyordum. Bunlar alır gözlükleri ben on tane alayım diyordum.

Güneş gözlüğünde merdiven altı o dönemlerde var mıydı?
O zamanlar merdiven altı daha fazlaydı. Seyyar satıcılarda bulunurdu. Numaralı gözlük değil, güneş gözlüğü olurdu. Binamızın sahibi bir amcamız vardı. Bana, ‘Ben gözlük alacak olsam gider Bayramyeri’ne gözüme takar, bakar alırım. Ne para vereceğim’ demişti.

İşyeri anlamında çok yer değiştirmediniz bildiğim kadarıyla. İlk yeriniz neresiydi?
Şu anda bulunduğumuz yerin 30 metre altında başladık. O bina ilk yapılmıştı 1975 yılında, ilk kiracısıyımdır. Şimdiki merkezimizi de kat karşılığı almıştık. 1980 yılında aldık, 1982’de de taşındık. O tarihten itibaren de merkezimiz hiç değişmedi.

Sektör bazında değerlendirirsek, önce optik sonra güneş gözlüğü, sektörün mevcut durumunu nasıl görüyorsunuz?
Bizim yüzümüzden iyi görmüyorum. Ben de dahil olmak üzere meslektaşlarımdan dolayı iyi görmüyorum. Mesleğimizin değer ve kıymetini bilmiyoruz. Sadece para için bunu yapıyoruz. İnsanlardan parasını alalım, nasıl alırsak alalım, gerisi teferruat diyoruz. Mesleğimizin önemini henüz kavrayamadık. Her şeyde olduğu gibi, haberlerde görüyorsunuz, bir göle tankerlerle yanık yağ dökmüşler. Bu adamı gözlükçü yaptığını düşün, tüm meslekte olunduğu gibi bizim de eğitimsizliğimiz var.

Personelinizi kendiniz yetiştiriyorsunuz değil mi?
Evet, ara eleman bir yerlerde yetişip gelmiyor. Eskiden çocukken alıyorduk, şimdi çocukken pek bulamıyoruz, bulduğumuzu idare ediyoruz çünkü benim de esas sorunum bu. Kendimiz yetiştirip, ilerleyen yıllar boyu da sahip çıkıyoruz.

Optik mi? Güneş gözlüğü mü? Amiral gemisi hangisi?
Tabi ki optik. Ben akşam olduğu zaman yaz günü kaç tane güneş gözlüğü satmışım kaç tane optik satmışım bakarım. Optik ağırlıktaysa, daha iyidir. Cirosu daha düşüktür ama işleri iyidir. Güneş gözlüğünü sattığın an para kazandığını zannedersin, elinde bir model var o modadır, geçer. Elinde kalan sattıklarının karını götürür. Optikte gözlük 150 liradır, 100 lira ver al dersin, onun bir şekilde bir müşterisini bulursun. Ama güneş gözlüğü aksesuar olduğu için bulamazsın. Bedava verirsin almaz. 1994 yılında hırsızlık yaşadık, mağazamız soyuldu. O zaman da polis gözlükleri modaydı, Tarkan da tanıtım konserleri veriyordu. O gözlük markalarından getirdik, hırsızlar yan taraftaki camdan girmişler, almışlar. Hırsız yakalandı, mallarımızın yarısını bulduk sayılır. Exper geldiğinde ne dedim biliyor musun, ‘şurada gözlüklerim vardı onları sayma dedim. Ben atamıyordum onları da götürmüşler. Allah razı olsun’ dedim. Ama optik olsa böyle olmaz. Kar ettirmez, zarar da ettirmez. Ama güneş gözlüğü başlı başlına zarardır.

Sektörün geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sonuçta hiç bitmeyecek bir sektör değil mi?
Evet, bu sektör bitmez. 1400’lü yıllardan beri var. Bağdat’ta o dönemlere ait cam mercek bulunmuş.

Lens olarak kullananlar var. Bu nasıl etkiliyor?
Lensin etkilemediğini söylemek yanlış olur. Ama çok da etkilemiyor. Lens takan insanların bir tane de gözlüğü olmak zorunda. 24 saat lensi takamazsınız. Takarsanız, bir mikrop alırsa eğer göz, zarar görür. Korneayı da sertleştirir. Evinize geldiğinizde lensi çıkarıp gözlüğü takacaksınız. Bunu sürekli söylerim. Bu vesile ile ben yine bir gözlüğü satmış oluyorum. Yani bize çok zararı yok.

Hasan Erişkin’i uzun yıllardır tanırız. Yardım organizasyonları vardır, sosyal yaşam içinde etkindir. İş dışında Hasan Erişkin nasıldır?
Önce şuradan bakmak lazım, geçmişini unutan geleceğini göremez. Bizim geçmişimiz belli, nereden geldiğimiz de belli, kimin oğlu olduğumuz da belli. Bugün ihtiyaçlar içinde bizim katkımız olursa ne mutlu bize. 1990’lı yıllarda biz biraz kalabalıklaştık örgütlenmede, tabi ki bir örgüt olması lazım. Gözlükçüler Derneği’ni kurduk. Düne kadar sigorta yapmayan insanlar vardı, vergi memurları gelince kaçardı. Sivil Toplum Örgütleri’nde, insanlar bir şey olacak korkusu ile kimse katılmazdı. Sağlık taramaları da yaptırdım, ihtiyaç sahibi kişilere yardım etmeye de çalıştık. Çamlıkta parkur yaptık, istasyonlara parkurlar yaptık. Nerede bize ihtiyaç duyulursa, orada olmaya gayret gösterdik. Kütüphane sıkıntısı mı var, kitap toplamaya çalıştık. 20. yılımı kutlarken, 64 çocuğumuzun sünnetini yaptırdım. Toplumun iç içe yaşaması gerektiğine inandık, toplumsal baktık. 1997 yılında Denizli Nikferliler Barzalılar Derneği’ni kurduk. Geçen Mart ayında 700 kişi ile gece yaptık. Bugün 55 çocuğumuz bu dernekten burs alıyor, öğrenimlerine devam ediyor. Ticaret Lisesi’nde çeşmeye ihtiyaç olduğunu söylediler. Teröristlerin katlettiği iki öğretmenimizin adı yaptırdığımız bu çeşmede yaşadı.

Hasan Erişkin bir dönem siyaset de yaptı. O dönemleriniz nasıldı?
Ben temelde sosyal demokrat çocuğuyum. Ama bu ülkede çok yoksulluklar var. 1977-78’de fabrika kurduğumuzda, o zamanlar 4 saat elektrik kesiliyordu. Mazot yoktu. Almanya’da kalmışım, Almanya’dan İstanbul’a telefonla ulaşıyorsun ama İstanbul’da evine ulaşamıyorsun. Böyle bir dönemden bahsediyorum. Özal gelmiş, ‘ben de varım’ demiş siyasette. Bürokrasiden gelen biriydi. Bu hizmetlerde biz de yer alalım dedik. O şekilde siyasete girdik, 10 sene siyasetin içinde bulunduk. Partinin değişik kademelerinde görev aldım, kentimiz için mücadele verdim.

Son dönemlerde inşaat ile ilgili çalışmalar var. Sistemi oturttuktan sonra mı inşaat başladı?
Biz geniş bir aileyiz. Yeğenler kuzenler çok fazla. Ailenin de en büyüğü benim. Benim oğlum yanımdaydı, onu evlendirmiştim. Büyük yeğen Almanya’dan döndü. Orada mantolama işi yaptı, sertifikaları var. Mantolama işine de Türkiye’nin büyük ihtiyacı var, bakın Denizli demiyorum. Denizli’de bunu proje olarak yapan pek yoktu. Hala da yok, birkaç firmayız biz bunu yapan. Ama diğerleri ilkel yöntemler ile yapıp paramı alayım kafasında insanlar. Biz de bunu daha profesyonel, daha kapsamlı bir hale getirelim istedik. Yeğen, ‘amca sen olursan olurum ben bu işte’ dedi. Tamam, varız dedim. Ailemden 7 kişi var, mimarımız da bizden, kalfalarımız da bizden, aile şirketiyiz. Sadece personelle yapılacak iş değil. Kendinden olması lazım, çok sorumluluk isteyen bir iş, garanti vermeniz gerekiyor. Mantolama işi de o yüzden güçlü değil. Büyük sitelerde yapılması için yüzde yüz güven veren şirketlere ihtiyaç var.

O işin potansiyeli ne?
Gözlükçülükte olduğu gibi kat kat yükselecek bitmeyecek bir iş o. Şimdi bir de kanunlarda yeni düzenlemeler de var. Yasalarla zorunlu hale gelecek. Yaşam standardını da en üst seviyeye çıkarıyor. Kışın üşümüyorsunuz, kavurucu yaz sıcağında serin bir evde yaşıyorsunuz. Yakıt harcamalarını da inanılmaz derecede düşürüyor.

Hasan Erişkin’in bundan sonraki süreci nasıl ilerleyecek?
Açıkça söylemek gerekirse, ben yoruldum. Artık kendime de zaman ayırıyorum. Sabah yürüyüşüme gidiyorum, sporumu yapıyorum. Arkadaşlarla oturup sohbet ediyoruz, siyaset yapıyoruz. 13.30 gibi geliyorum artık işlerine. Ben sesli düşünenlerdenim. Devletime, milletime karşı görevimi yaptığıma inanıyorum. Devletin hiçbir kurumunu meşgul etmedim. Sigortalarımı yaptım. Borcun var demesinler diye vergimi günü gününe ödedim. Polisi oyalamadım, mahallede esnafın canını sıkmadım, çocuklara istihdam sağladım. Artık bundan sonra Hasan emekli.

Yorumlar

Ender can Sürmeli   -  Bağlantı 13 Nisan 2018, 18:46

Idealist bir gözlükçü olarak mesleğime duyduğum saygıdan ötürü size teşekkür ederim.İnşallah sizin gibi uzun soluklu bor meslek hayatım olur ve insanlara dürüstce ihtiyaçlarına hitap edecek hizmeti veririm.Sagılarımla

Yorum Yaz

Aşağıdaki gerekli alanlara bilgilerinizi girmelisiniz. e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
 karakter kaldı
 

İletişim

Tel : 444 1974

Web: http://www.aquacitydenizli.com.tr/

Sinpaş AquaCity Denizli Tanıtım Ofisi

İzmir Asfaltı Üzeri 5. km

Adnan Menderes Bulvarı No: 185

(Eski EGS Park) Denizli