Her gün biraz daha kirli - denizlihaber.com - Denizli Haber, Denizli'nin en çok okunan gazetesi
REKLAMI GEÇ

Her gün biraz daha kirli

7 Ağustos 2017 Pazartesi

Denizli nehirlerinin suyollarında yaklaşık 4 yıldır geziyoruz. Zaman zaman seri geziler, ara ara gözlem gezileri yapıyoruz. Son olarak Dalaman Çayı üzerinde bir yıl önce yaptığımız gezinin sonuçlarını bir kez daha gözlemek üzere yollara düştük. Serinhisar’dan girdik, Gireniz Vadisi sonundan çıktık. Ovadan akarsuya taşıyıcı kanallarını, Acıpayam Ovasını, atıksu bağlantılarını, işletmelerin suyla ilişkisini, yerleşim alanlarının kanalizasyonlarını bir kez daha görme ve değerlendirme fırsatı yarattık.

Son sözü baştan söyleyelim. Dalaman Çayında hiçbir şey değişmemiş. Aksine eskisinden beter kirlilik söz konusu! Acıpayam Ovasını ortadan kesip geçen uzun kanal (Kurudere) geçtiğimiz yıl neredeyse kurumuştu, şimdi yer yer simsiyah bir sıvı akıyor. Bazı yerlerde kanalizasyon atıkları doğrudan ve pervasızca çaya bağlanmış. Bir yıl önce kısmen temiz görünen yerlerde sulanan küçükbaş hayvanları artık suya yaklaştırmıyorlar. İnsan atıklarının yarattığı kirlenme ayrı bir cehalet ve sorumsuzluk örneği. Ne denetleyen var, ne de arayıp soran. Sanki herkes kendine kirlilikten korunabileceği küçük adacıklar yapmış, gerisini feda edip geçmiş.

Benim yola çıkışımdan bir-iki gün önce İl Çevre ve Şehircilik Müdürünün bölgede gezdiği haberleri basında yer almıştı. Biraz umutlanmıştım doğrusu. Onca yazıp çizmenin, kamuoyu oluşturan başka yerel inisiyatiflerin çabalarının sonunda böyle bir ilgiye yol açmış olması sevindiriciydi. Ama gönül isterdi ki, bu alanda sorumluluğu olan başka kuruluşlarda aynı ilgiyi göstersin! Mesela Orman-Su işleri İl Müdürlüğü, mesela Tarım İl Müdürlüğü, mesela DESKİ, mesela Çevre Mühendisleri Odası… Hatta böyle bir geziyi topluca düzenleyip sonuçlarını yerel halkla yaptıkları istişareyle tartışmış olsalardı keşke!

Türkiye’nin özellikle kıyı bölgeleri yitirilmiş doğa olarak feda edilmiş durumda. Yetmiyor yeni imar alanları, yerleşimlerle geriye kalanlar da talan edilmeye devam ediyor. Bu durum neredeyse kanıksandı. Sesini çıkaran yok. Ses vermek isteyenlere ise fırsat tanınmıyor. Varsa yoksa rant. İktidar başta olmak üzere hiçbir kurumun gözü başka şey görmüyor. Yeni Türkiye hızla organize oluyorken, doğaya karşı bunca duyarlık beklemek safça kalıyor tabi. Ne var ki bu gidişin sonu olmadığını iktidar sever de, rant sever de görüyor. En çok 20 yıl, 30 yıl sonra kendileri dahil hiçbir şeyin tozu kalmayacağını göre göre yapıyorlar bunu. Yine de “Battı balık yan gider” deyip tüm duyu organlarının üstüne yatıyorlar.

Akkuyu’dan Cerattepe’ye, Rize vadilerinden Zeytinlik yasa tasarısına kadar aklınıza hangisi gelse içiniz sızlar. Ama çaresiz biçimde seyretmekten başka bir şey yapamazsınız. Nehirler kurumaktadır. Su kaynakları çekilmektedir. Göller, göletler her açıdan kirlenmektedir. Ormanlar betonlaşırken, tarlalar çoraklaşmaktadır. Ama sizin elinizden bir şey gelmez. Gelişmeleri sadece acıklı bir pandomima izler gibi seyredersiniz.
Serinhisar, Yatağan, Acıpayam, Gireniz Vadisi halkı seyrediyor. Neredeyse gün gün ölümün resmini çeke çeke seyrediyor. Vaad edilen, söz verilen hiçbir şey zamanında yapılmıyor olmasına karşın seyrediyor. “Küçük ama iyi bir şey” için bekliyor ve seyrediyor. Yerinden yurdundan edilen yüzlerce yıllık köylü kendini seyrediyor. Elli yıllık baraj muammasına kurban edilen hayatlarını seyrediyor.

GÜRSU’DAN DENİZLİ’YE DALAMAN ÇAYI
Gezi gözlemlerimize geçmeden önce Dalaman Çayı üzerine kısa bir bilgi notuyla devam edelim.
Çameli’nin Gürsu köyünün sırtını yasladığı dağlardan çıkıyor ırmak. Kısa süre sonra Burdur Gölhisar sınırlarına giriyor. Burada 35-40 km. ilerleyip Denizli coğrafyasında akmaya başlıyor. Acıpayam Ovasının kenarından dolaşıp Gireniz Vadisine girerek denize doğru yol alıyor. Denizli bölgesinden çıktıktan sonra yaklaşık 90 km.lik güzergahta en az 6 tane HES ve barajı geçiyor. Nehrin Acıpayam topraklarındaki uzunluğu 81 km. Denizli Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün nihayet yayınlanabilen 2015 Çevre Durum Raporuna göz atıyorum. Nehir suyunun ortalama debisi 17.37m³/sn olarak veriliyor. Kullanım amacı ise “Sulama+İçme suyu+Enerji (Akköprü Barajı)” bilgisiyle çizelgede yer alıyor. (‘İçme suyu’ bilgisinin yorumuna geleceğiz.) Dalaman Çayı Denizli bölgesinde 120 bin dönüm arazi suluyor. Sulamada önemli ölçüde nehir üzerinde kurulu Yapraklı baraj suyu kullanılıyor.
Çay, Gölhisar sınırlarını Yusufça köyü açıklarındaki regülatörden çıkıp, Çamköy civarında terk ediyor ve Denizli topraklarına giriyor. Buradan Acıpayam Bedirbey mahallesine dek 18 km. yolculuktan sonra Serinhisar ve çevre yerleşmeleri, Acıpayam, ova, ilçeye bağlı köyler, işletmelerin tüm kirliliğini yüklenip gelen Kurudere ile birleşiyor. İşte her şey ondan sonra başlıyor.

KURUDERE Mİ? KARADERE Mİ?
Gezimize sabah erken saatte başladık. Şehirden çıktığımızda 08.00 civarıydı. 45. Dakika sonra Serinhisar’a girdik. Hiç durmadık, doğruca Serinhisar açıklarında başlayan Kurudere’ye ulaştık. Bu noktayı özellikle görmek istiyordum çünkü Serinhisar Belediyesi atıksu arıtma tesisi oralardaydı. Geçtiğimiz yıl Acıpayam Belediye Başkanı ile yaptığımız görüşmede Başkan Hulusi Şevkan, bir dönem Serinhisar arıtması dışından gelen bağlantıdan söz etmişti. Sonraları durumun düzelmiş olduğunu belirtse de, bir yıldır aklımı kurcalayıp duruyordu ve bu gidişte merakıma yanıt almayı umuyordum.
Önce belirtelim, Serinhisar Belediyesi’nin bir arıtma tesisi var. Yanlış hatırlamıyorsam 2015 yılı sonlarında faaliyete geçti. Ancak bu tesisin kapasitesi Serinhisar için yeterli mi? Konuyu açıklığa kavuşturmak için DESKİ Genel Müdürlüğünü aradık. Tesis sorumlusu ile görüşebileceğimizi söylediler ancak tesis sorumlusu arazide olduğu için kendisine ulaşamadık. Bugün yarın ulaşırsak alacağımız teknik bilgileri yayınlayacağız.


Biz gözlediklerimizi aktarmaya devam edelim. Serinhisar atıksu arıtma tesisinden çıkan temizlenmiş su doğrudan Kurudere’ye bağlanıyor. Çok az akan bir su bu. 2016 sayımına göre toplam 14.600 nüfuslu ilçe merkezinde mahalleler (köyler) hariç yaklaşık on bin kişi yaşıyor. Yani bir aileyi ortalama 5 kişi varsayarsak, 2000 civarında konut demektir bu. TÜİK verilerine göre üç büyük ilin kişi başına düşen ortalama atık su miktarı 210 litre. Biz bunu taşra kentleri için aşağı çekip kabaca hesaplayarak 150 litre ortalama düşünsek, Serinhisar’ın günlük atıksu toplamı 150.000 litreden aşağı değil. Yani günlük bu miktarda suyu temizleme kapasitesinde tesis olması gerekiyor. Bu varsayımımız doğru mu değil mi öğrenecek ve burada yazacağız.

SERİNHİSAR ARITMASI YETERLİ Mİ?
Gördüğümüze gelince; Serinhisar atıksu arıtma tesisi su çıkışı öyle basınçla şakır şakır akan bir su değildi. Rengi ve kokusu çevre arıtmalarında daha önce gördüğümüz ölçülerdeydi. (1 no.lu fotoğraf.) Ne ki, bu işin sadece ilk gördüğümüz hali. Oysa bağlandığı kanal üzerinde henüz 500 metre ilerlemeden sudaki başkalaşım fark ediliyor. Önce rengi siyahlaşıyor, sonra kokusu ağırlaşıyor. Sanki görünmez bir kanal bağlantısı suyun çıkıştaki normlarını alt üst ediyor. Bu ağırlaşma giderek daha belirgin oluyor. Kanalı çevreleyen tarım arazileri hangi kaynaktan sulanıyor bilinmez ama kanaldan akan suyun böyle bir sulamada kullanılmadığı görülüyor. Bir-iki km. ileride suyu tutan bir havuzcuk yapılmış. (3. fotoğraf.) suya su demek şahit ister. Simsiyah, içinde canlı yaşamayacak ölçüde yoğun, yüzeyinde kalın bir tabakadan parçalanmış gibi duran tanımsız şeylerin yüzdüğü birikinti! Su kepçeyle açılmış bir dereye bağlanıyor.
Biraz daha ilerliyoruz. Az ötede Kurudere üzerinde köprü inşaatı yapılıyor, işçiler kalıp çakmakla meşgul. Köprü ustalarından biri rehberliğimizi yapan arkadaşımızın tanıdığı çıktı. Yaklaşıp selamlaşıyoruz. Çok uzun kalmadık ancak onlar da çalışırken suyun kokusundan şikayet ediyorlar. Doğaya verdiği zararı dile getiriyorlar. Bu tür köprü çalışmaları geçtiğimiz yıl da vardı. Yol boyu epey köprü inşa edildiğine şahit olduk. Ovada tarım yapan çiftçinin ihtiyacına yönelik çalışmalar. Ancak bir o kadar önemli olanın, suyun temizliği ve çevre etkisinin ortadan kaldırılması olduğunu onlar da görüyor. Bu tür şikayetlere yol boyu sıkça tanık oluyoruz.

DERE ISLAHI NEYE YARIYOR?
Denizli-Antalya karayolundan Burdur’a dönen karayolu girişinde, Yassıhöyük köyüne kadar dere güzergahını takip ettik. Suyun karakteri değişmiyordu. Yatağan yönünden gelen bağlantı ile kirliliğin arttığını gördük. Yassıhöyük köprüsüne doğru, Boya fabrikasın atıksu arıtma tesisinin Kurudere’ye saldığı arıtılmış su, koyu siyah rengi biraz seyreltse de pek işe yaramıyor ve yüz metre sonra arıtılmış değerlerini yitirip derenin kirli suyuna dönüşüyor. Boya kimyasallarının kokusu tek başına katlanılır olsa da, derenin taşıdığı kokuyla birleşince eski haline dönmekte gecikmiyor.


Yassıhöyük köprüsünden geriye, Serinhisar’a doğru 1.5 km. civarında mesafe DSİ tarafından ıslah edilmiş durumda. Kurudere’nin iki yanı taş duvarlarla örülmüş, kanal yolu genişletilmiş. Geçen yıl gezdiğimizde yeni yapılıyordu. Bir yıl içinde gerilerden yağmurla ya da kaynaklardan gelen suyun taşıdığı toprak ve alüvyon, zeminde oldukça kalın bir tabaka oluşturmuş. Yaz ayları olması nedeniyle zaten az akan su, kendine dere içinde ayrı bir yol yapmış, yer yer köpürerek akıyor.
Kurudere aslında bir kurutma kanalı olarak inşa edilmiş. Elli-altmış yıllık bir mazisi var. Ama zaman içinde nüfusun artması, yerleşim alanlarının çoğalması ve geleneksel tarım üretiminin teknoloji ve ‘fenni’ üretim sistemleriyle tanışması sonucu bu özelliğini neredeyse yitirmiş. Tarım kimyasalları toprağı olduğu kadar suyu da kirletiyor. Makineleşmenin yarattığı tahribat her yöne sayısız yol açmakla sonuçlanmış. Tarım arazileri üzerinde dekarlarca genişlikte işletmelere izin verilmiş ve bunların neredeyse tamamı Kurudere’yi atık deposu yapmış. Böylece kurutma deresi, kapkara yerleşim, işletme ve tarımsal atıkların taşıyıcısı bir ‘Karadere’ olup çıkmış.


Geçtiğimiz yıl geziyorken Kurudere kupkuruydu. Su yoktu. 45C°’yi bulan sıcaklarda hayvanlar bile içecek su bulamıyordu. Dağlardan gelen kaynaklar kurumuştu. Dereyi besleyen ova kaynakları ya sulamada kullanılıyor, ya da işletmelerce önü çevrilip ‘özelleştiriliyordu.’ Bu yıl durum ne kadar farklı, oraya geleceğiz. Şimdilik geçen yılı aratan bir başkalaşmaya tanık olduğumuzu belirterek geçelim.

OVANIN VİTRİNİ: UCARI GÖLETİ
Gelmişken Ucarı Köyü göletini görmeden geçmek olmazdı. Geçen yıl hayli gezmiş, çevre düzenlemesini gözlemiş ve yapılan çalışmalarla ilgili bizzat Belediye Başkanı Şevkan’la gölette söyleşmiştik. Güzel bir girişimdi. Çorak vadide bir çiçek gibi duruyordu.
Ucarı göleti üzerindeki düzenleme çalışmaları hayli ilerlemiş. Acıpayam Belediyesi tarafından yapılan çevre düzenlemesi, doğal koruma ve insan unsuru üzerine planlanmış. Sonucu görmeden değerlendirmek ne derece doğru bilinmez ama devam eden çalışmalar oldukça güzel bir ortam yaratmaya aday. Kuşlar, leylekler, kazlar, ördekler, balıklar ve sokak hayvanları için adeta bir cennet. Bu nitelikleri insanlar için de uygulamak amaçlı çalışma olarak yürüyor düzenlemeler. Sonuçlandığında hep birlikte göreceğiz.
Yeniden ziyaret ettiğimizde hummalı çalışma devam ediyordu. Düzenlemede betona neredeyse yer verilmemiş. Her şey ahşap malzemeyle yapılıyor. Köprüler, korkuluklar, dinlence noktaları, restoran olmaya aday irice kapalı alan, yol kenarı korkulukları, gölgelikler… hepsi ahşap malzeme ile düzenleniyor. Göl kaynak suyunun akışı için iki ayrı noktadan çıkış verilmiş. Göl derinliği yüzeye yakın olduğundan iri sazan balıkları sanki akvaryumda dolaşır gibi geziniyor. Çıplak gözle seyredebiliyordunuz.


Velakin, henüz 1 km. gitmeden aynı suyun Kurudere’ye bağlandığını görüyorsunuz. Buradan akan su dere boyunca sudaki kirliliği seyreltiyor mu, kuşkulu. Çünkü göletten gelen temiz suyla karışan dere suyu az sonra çevrilmiş, yakındaki meşhur damızlık hayvan üretme çiftliği tarafından pompalarla alınıyor. Sonra hayvanların altlarını yıkamak amacıyla kullanılıyor, sonra… biyolojik ve kimyasal atıklarıyla birlikte yeniden Kurudere’ye!
Kurudere’nin macerası burada bitmiyor. Asıl macera buradan itibaren başlıyor. Çünkü bu güzergah artık neredeyse gözden çıkarılmış. Kimsenin şu 20 km.lik mesafeyi kurtarma kaygısı taşıdığını sanmıyorum. Düşünün, hangi kurum yapacak bunu. Hepsinin ortak sorumluluğu yok mu? Devlet Su İşleri, Tarım İl Müdürlüğü, Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, DESKİ… hangisi yapacak?

Devam Edecek…

Yorum Yaz

Aşağıdaki gerekli alanlara bilgilerinizi girmelisiniz. e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
 karakter kaldı