Hulusi Oral’ın Anılarında “Denizli’nin Hikayesi-2” - denizlihaber.com - Denizli Haber, Denizli'nin en çok okunan gazetesi
REKLAMI GEÇ

Hulusi Oral’ın Anılarında “Denizli’nin Hikayesi-2”

13 Şubat 2018 Salı

RENÇBERLİKTEN MATEMATİĞE
Artık biraz büyümüştük, yaz tatillerinde köye gelirdik. Ne yapardık? Kardeşlerim, ablam Gülayşe, Ağabeyim Mehmet Ali, merhum Arif, diğer kardeşim Vesile, Ümmügül ve Veli hep beraber çalışırdık, tarlalara dalar ekin yolardık, onları toplar harman yapardık, döver, savurur her şeyini yapardık. Eylüle kadar ikmal eder, tarlalara gübre çekerdik. Hazırlanır, sattığımız beş-on kuruşu alır derhal okula giderdik. Yazın ateşin altında orak biçer rençberlik yapardık, kışın okula giderdik.

İzmir’i (okulu) böyle bitirdik. İstanbul’a gideceğiz. Beş-on kuruş aldık, merhum (Arif) ağabeyimle beraber aynı sınıftayız. Gittik, İstanbul’a vardık. Ben riyaziyle (matematikle) fazla meşguldüm fakat olmadı. Yalnız burada bir şeyi ilave ederek söyleyeyim, İzmir’deki mektep hayatımda beni en çok seven merhum Başvekil Şükrü Saracoğlu idi. Sebebi şu: Kendisi İttihat ve Terakki mektebi müdürü olmakla beraber bizde fen derslerinin, bilhassa cebir, müsellesat, (trigonometri) topografya, kozmografya, hendese-i müseddeme, (geometri) musaddama mücesseme (uzay geometrisi olabilir) denilen altı dersin hocasıydı. Ben bunun muavini gibi arkadaşlarıma yardım ederdim. O bunu bilmiyordu. Çünkü, demin söylemiştim ya, sonradan leyli oldum, yatılı, numaram değiştiği için beni hiç derse kaldırmadı.

SARAÇOĞLU’NUN ‘ÇALLI’SI
İmtihanda bir gün bir hadiseyi az edeyim. Bir imtihan günü, ilk girdiği zamanlardı, arkadaşlarım yapamamış. Bana ‘haydi’ dedi, ‘bırak şimdi onu da yapamayacaksın da bilmem ne yapacaksın’ dedi. Şöyle bir baktım. Bitirdim onu, ha olmuş, sildi. Bir tane daha, onu da yaptım çıktım. Bunu arkadaşlar anlatmışlar dışarı çıkınca akşamüzeri. Büyük bir arslan heykeli vardı, onun üzerine yattım. Yanıma gelip sordular, ‘yahu’ dediler, ‘hoca sana böyle demiş.’ ‘Kendisi biliyormuş gibi bana kafa tuttu orada. Ben de kendisine şöyle bir baktım, sende benim numaram var mı kaç numara olmuşum, kaç defa derse kaldırmışsın diye sordum’ dedim. O da gelmiş beni dinliyormuş. ‘Bana bak’ dedi, kalktım, ‘afedersiniz hocam’ dedim. ‘Sen nerelisin’ dedi, ‘Çallıyım’ dedim. ‘Haa belli’ dedi. Ödemişli’dir, Ödemiş bize yakın olduğu için, orada da erkektir insanlar biraz malum, Çal’da da sert insanlar yetişirler hemen hemen aynı ayarda. ‘Ya, peki unutma’ dedi gitti. Ondan sonra benim adım Çallı kalmıştır. Mecliste -icabında lazım olacak- Çallı diye insanlar beni bilir. Çallı Çallı… Siyasi hayatımda da beraber çalıştığımız için. Bu bir anı olarak (kayda) geçsin…

“MÜHENDİS MEKTEBİ OLMADI HUKUKA GİRDİM”
Neyse İstanbul’a gittik, vardık. Ben mühendis mektebine girecektim, teknik üniversiteye, (kayıt) bitmiş. Beraber hukuka girdik merhum ağabeyimle beraber. Esir pazarında, Çemberlitaş’ta Halil Efendi Hanı diye bir handa bir odacık bulduk 30 kuruşa aylığı, gümüş para o zaman. Başladık devam etmeye. Kayıt olacağız. Aynizade Hasan Tahsin Bey vardı, maliye kitapları falan vardı, eskilerden profesör dekan. Benim doğum tarihim 1312 yazılı, yani 16 yaşında görünüyorum üniversiteye vardığım zaman. Hakikatte 17-18 yaşından aşağı alınmaz. Baktı şöyle bir, ‘burası çocuk yuvası değil, 18 yaşından aşağı alamayız’ dedi. Arif ağabeyimle beraberiz, diplomaya baktı hiç kırık yok. Bütün notlar on. Şöyle bir daha baktı, bizde elbise aynı, gömlekler aynı, ‘siz kardeş misiniz’ dedi. Evet dedik. Neredensiniz, falan yerden. Baktı baktı, tuttu ‘ooo, ben seni bırakmam, babana tel ver, yaşını büyüttüreceğiz’ dedi. Babama tel verdim, doğumu 1310 yaptırdık yani 18 yaptırdık yaşımı, büyüttürdük. Kaydı yaptırdı, orada da tanındık ve nihayet başladık okula devam etmeye.

Devam mecburi değildi. Fakat biz babamızın gönderdiği ekmekle geçinir, kendi gaz ocağımızda yemeğimizi yapar, bulaşığımızı yıkardık. Ben 17, ağabeyim 19 yaşlarında. Böylece devam edip birinci sınıfı bitirdik. Geldik yine (köye) harmanda, değirmende, şurada burada işlerimizi bitirdik, yine gittik. Nihayet 1914 birinci cihan harbinin başladığı zamanda ben tam 19 yaşıma gelmişim. Son imtihanı verdik, temmuz ayı içinde olacaktır, Avusturya veliahtı öldürüldü. Bütün dünya karıştı. İttifak ve itilaf devletleri vardı. Biz ittifaka dahildik Almanların yanında. İngilizler, Ruslar, Fransızlar, onlar bir cephedeydi, nihayet bizimkiler de seferberliği ilana mecbur kaldılar. Biz orada son imtihanı verdik, sonucu öğrenemeden harbiye ihtiyaç zabiti yedek subay… (askere alındık) Ağabeyim biraz rahatsızdı, silahsız çıktı. Dedi ben gidiyorum, peki sen git dedik, gitti Arif Ağabeyim. Oğlumun ismi Arif Hüdai’dir ya, onun adını taşır. O gitti, ben kaldım.

11.TÜMEN’E YOLCULUK
Talim talim… Nihayet 1915 Şubat ayına kadar sürdü. Henüz daha harbe girmedik. O sırada Alman Goben zırhlısı ile Breslau zırhlısı Akdeniz’de İngilizler tarafından sıkıştırılınca bizim boğazlardan içeriye girdiler. Müttefikimiz ya! Öbürleri tabi giremiyorlar, Ondan sonra da Karadeniz’e açılmışlar, haydi gidiyorlar, Sivastopol’u bombardıman ediyorlar bizi harbe sürüklemek için. Onun üzerine Rusya bize ilanı harp etti. Böylece kendiliğinden otomatik olarak harbe girdik.

İlk mürettep (düzenlenmiş birlik) çıktı yedek subaydan, onlar Kafkas cephesine gittiler, Rusya’ya. İkinci mürettep biz çıktık Şubat 1915’te, dört arkadaş biz İzmir Dördüncü Kolorduya kura çektik. Hatta birisi Rum’du Lazar isminde, ticaret kaptan mektebinden mezundu. Birisi Denizliliydi hukuktan mezun, güzel lisan falan bilirdi, şehit oldu o da.
İzmir’e gittik, hiç unutmam şubat ayının 15’iydi. Oradan bizi 11. Fırkaya verdiler. Tesadüf bizim Denizli Tümeni yani. Oradan kalktık, ‘(11. Tümen) Balıkesir’de’ dediler, Balıkesir’de bulamadık. Oradan taşınmış. Oradan Havran, Edremit, Ezine, Bayramiç Bulvarbaşı denilen yere geldik, dediler burada. 126. Alay bizim Tümenin bir alayı. Dediler ‘126. Alay önümüzde, mevzide.’ Bozcaada’nın tam karşısında, Bozcaada da karşımızda, biz geri taraftayız. Bizim alay oradaymış, bizi oraya verdiler.

ÇANAKKALE’DE 3. TAKIM KUMANDANI
Talime başladık. Ben 12. Bölüğe verildim, üçüncü takım kumandanı olarak. Rum arkadaşım Lazar’da benimle beraberdi. Bölük komutanı Cemil Bey. Birinci takım kumandanı Rüstem Bey’di. Her ikisi de üsteğmen. İkinci takım kumandanı Hacı Yusuf Bey, alaylı bir teğmen. Üçüncü takım kumandanı benim. Yanıma Lazar’ı da verdiler. 18 Mart derler onu, boğazdan geçmek için zorladıkları gün, o haftaya kadar talimle meşgulüz.

Bir sabah boğazda, yakın bize zaten, Kumkale var orada, müthiş bir ateş başladı. Görülüyor. Boğazları zorlamış geçmek için zırhlılar. Geçemiyor, işte Agamemnon zırhlısı battı o vakit, tıkandı geçemedi. Bizim buradan, Çanakkale’den ateş edilen toplarla batırılan Yavuz zırhlısı da var. Daha önce anlattığım Goben zırhlısının adı Yavuz oldu. Türk ismi verdik sonra, bizim oldu o.

Nihayet düşman geçemedi, kaldı. Eski tarihle 5 Mart denir ona. Sonradan miladiyi kabul ettiğimiz için 13 gün fark etti takvim. Bu şekilde hazırlandık, silah başı olduk fakat gitmedik. Asker çıkarmadık çünkü. Sonunda eski 13 Nisan, şimdiki 26 Nisan’da, yani takribi bir ay sonra, bir sabah şafak zamanı yine o sahada bir alev çıkıyor. Bir inilti. İhracat başladı. Silah başı edildik, hemen yola gidiyoruz. Harp başladı, asker çıkıyor artık durmadan Çanakkale’ye. Giderken, gideceğimiz yolun solunda, Anadolu kısmında Kumkale vardır ki orası da kale. Orayı da bombardıman ediyor, bir yandan da asker çıkarıyor, oyalama yapıyor. Asker tutuyor orada ki, birinci tümen var orada. Biz arka tarafından cebri yürüyüşle koşarak gidiyoruz. Karanlık limanın üstünden geçtik, yukarıda balon var İngilizlerin, Saros körfezi tarafından, Seddülbahir’den çıkarmış. Nereden kıtalar geliyor, görüyor. Orada tayyare pek yok.

BOĞAZDA ATEŞ ALTINDA
Gittik, vardık Çanakkale’ye geceleyin vapura biniyoruz, karşıya geçeceğiz. Saros körfezinden bombardıman başladı. Endirek atıyor, geliyor, iskelede bizim batırmak istiyor yukarıdan. Teras gibidir çünkü. Denk getiremedi, gece karşıya geçtik. Ha bakalım gidiyoruz. Sabah oldu, ileride harp patır patır devam ediyor, sol tarafta devam ediyor. Aşağı kısım Seddülbahir tarafı, ön tarafımız da Arıburnu tarafı. Biz Arıburnu tarafına gidiyormuşuz, 126. Alayımız da Seddülbahir tarafına. İkindi yaklaştı, düşman asker çıkardı tabi. Fakat önünde 57. Fırka var, daha başka eskiden (önceden yerleşmiş) fırka var. Onlarla harp ederken İngilizler korkaktır biraz, çıkardı mı hemen çiğneyip geçemez. Mevzi alırlar, harbe alışkın değiller. Onların malzemesi harp ediyor. Evvela dümdüz ediyor, ondan sonra asker… Neyse bir giriştik, ateşin altında başladık. Hücum!

“KELLE, BACAK, KOL, KEMİK GÖKTE FIRLIYOR”
Birbirimize girdik. Çok kimseler vardı, ölenin hesabı yok. Onlar saldırdı tabancayla, biz de elimizde süngüyle… Allah… Allah… gidiyoruz. İki üç saat böyle süngüyle birbirimizi vurduk, kırdık. Dayanamadı, çekildi. İlerledik. Denizin kenarına kadar belki yaklaştık fakat sabah yaklaşıyor duramazsın, çünkü denizin kenarında zırhlıları var. Yanıyordu. Bizim top yok, Almanya’dan top gelmemiş, yol açılmamıştı daha Bulgaristan’dan o zaman. Top-tüfek bir şey yok. Bizim Yavuz zırhlısı ta Çanakkale’nin önünden ateş ediyor endirek böyle. 120 parça harp setimiz var yanıyor. Kelle, bacak, kol, kemik gökte fırlıyor böyle. Sabaha yakın çekildik. Tabi ilerleyemiyor o da, korkuyor. İki gün bu şekilde, üçüncü gün de böyle.

GECE SALDIRI GÜNDÜZ MEVZİ
Şimdi cepheyi düzeltmek lazım! Enver paşa gelmiş. O ölenin, arkadan gelen takviye askerin haddi hesabı yok. Kim kime! Akşam oldu, biz yine hücuma geçtik. Çünkü ilerliyoruz gündüz. Benim aklıma şu geldi: Bunlar dedim korkak insanlar. Halbuki bizimkiler de karma karışık oldu, ileri hücum ettiğimiz zaman sağdakilerin haberi yok. Kimsenin kimseden şeysi (bilgisi) yok. Ne bölük kumandanı, ne alay kumandanı artık belli değil. Asker ve subaylar, zabitler, vicdanlarının, cesaretlerinin, vatanperverliğinin icabını yapıyor, saldırıyor. Ölüyor, bağırıyor. Ne olursa olsun, ordu hücum emri verdi, borusu çaldırıldı. Aklıma geldi, tabi borazanım takım zabiti, verdirdim, gece sağa doğru bir hücum, hadi yine deniz kenarına. Sabahleyin yine çekildik.

DERKEN BİZ KURŞUNU YEDİK
Dördüncü günüydü. Tutunmak lazım. Siper yok, bir şey yok. Tertibat aldılar. Arıburnu’nun Kanlısırt kısmı vardır şöyle orta yerine doğru. Bizi o tarafa çektiler, yeni kıtayı sonra getirmişler falan, taarruz yapılacak sabahleyin. Derlendik toplandık, kalanlar, ölenler, takviye edilen… hani bir çoklarının künyesi, isimleri bulunuyor ya hala, 250 bin kişinin şehitliği vardır Çanakkale’de. Çoğunun ismi belli değil. Sabahleyin muayyen saat geldi hücuma geçtik. Yakın, ne kadar yakın aramız! 15-20 metre yaklaşıyoruz. Boyuna makineli tüfek tarıyor. Derken biz kurşunu yedik buradan. Nasıl düştüğümü bilmiyorum ben, kalmışım orada. Askerin gelme imkanı yok, sırta çıkmayacak. Aradan epeyce zaman geçtikten sonra gözüm açılmaya başladı. Baktım geride duman kayboluyor. Ben neredeyim dedim, bölük kumandanı Cemil Bey, ‘buradayız, yaralandınız geçmiş olsun’ dedi. Bir İsmail onbaşım vardı, Milaslı sıhhiye onbaşısı. O araya girmiş iki hattın arasına, yatarak gelmiş böyle emekleyerek, beni çekmiş. Çok severdim ben, hepsini severdim askerimin. Beni sırtında sürüklemiş, kurtarmış getirmiş. Aldılar, götürdüler. Nihayet gittik. Yaralı olarak bir vapura bindirdiler, Erdek açıklarına geldik, bir İngiliz Tahtelbahir’i (denizaltı) önümüze çıktı. Bizi durdurdu, İstanbul’a bırakmadı. Erdek’e çıkardılar. Oradan Bandırma’ya gittik, oraya götürdüler, orada tedavi olduk.” (Devam edecek)

Yarın: MISIR’DA BİR İNGİLİZ ESİRİ!

 

Not: Denizli Barosu duayen avukatlarından, Hulusi Oral’ın sağlığında yakın dostu olan yazar Atilla Sezener, dün yayınladığımız ilk bölümümüzdeki fotoğraflara ilişkin açıklama yaptı. Sezener’in verdiği bilgiye göre dün yayımladığımız üçüncü, dördüncü ve beşinci fotoğraflardaki isimler şöyle:

Üçüncü fotoğraf: (Soldan sağa) Avukat Necdet Tanrıöver, Hakim Ömer Kozlubel, Hulusi Oral, Savcı Fuat Tarım.

Dördüncü fotoğraf: (Ortada siyah gözlüklü) Asliye Hukuk Hakimi Süleyman Rafet Böke, Hulusi Oral ve davaya taraf olan kişiler-kırsalda adli adli keşif yapılırken.

Beşinci fotoğraf: Hulusi Oral, Cumhuriyet Savcısı Ferruh Kaşkanlılar.

Uyarı ve bilgilendirme için Atilla Sezener’e teşekkür ediyoruz.

Yorum Yaz

Aşağıdaki gerekli alanlara bilgilerinizi girmelisiniz. e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
 karakter kaldı