1921-24 Olağanüstü Meclis’ten Olağanüstü Anayasa’ya! - denizlihaber.com - Denizli Haber, Denizli'nin en çok okunan gazetesi
REKLAMI GEÇ

1921-24 Olağanüstü Meclis’ten Olağanüstü Anayasa’ya!

25 Şubat 2017 Cumartesi

Osmanlı’dan sonraki Türkiye Anayasalarının tümü seçilmiş Millet Meclisi tarafından hazırlanmış ve yürürlükte kalmış anayasalardır. Henüz Cumhuriyetin ilan edilmediği ve işgalci güçlere karşı Kurtuluş Savaşının devam ettiği yıllarda kurulan ilk meclis, kuruluşunun hemen ertesinde hazırladığı Anayasa taslağını kabul etti. O ilk Anayasa, Teşkilat-ı Esasiye Kanunu adıyla yayınlandı. Biz bu ve sonraki bölümlerimizde bu kavramların yeterince anlaşılır olduğu düşüncesiyle, artık Teşkilat-ı Esasiye Kanunu değil, Anayasa adlandırmasını kullanacağız. Bu tercihimizi, sadece ikinci Anayasa olarak hazırlanan, yaklaşık 40 yıl yürürlükte kalan ve tıpkı önceli gibi, Teşkilat-ı Esasiye Kanunu resmi adıyla bilinen sonraki anayasanın “Teşkilat” önekini ele aldığımızda değiştireceğiz.

 1921 ANAYASASI: “EN YUMUŞAK ANAYASA”
1921 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanununun hazırlandığı yıllar için Anayasa Hukuku Profesörü Ergun Özbudun “Türk siyasi tarihinin kuşkusuz en ilginç yıllarıdır” diyor. Devamında, “Gerçekte, Osmanlı Devleti ve Türkiye Cumhuriyetinde, milli iradeyi layıkıyla temsil eden bir meclis tarafından yapılmış olan tek anayasa 1921 Anayasasıdır” diyerek bu ilginç siyasi dönemin önemine dikkat çekiyor. Bu görüşünü belirleyen sebepleri ise, “1876 Kanun-u Esasisi, padişah tarafından atanmış bir komisyonca hazırlanıp, padişah fermanı ile ilan edilmiştir. 1924 Anayasası tek parti egemenliğinin kurulmaya başladığı ve örgütlü bir muhalefetin mevcut olmadığı bir meclisçe yapılmıştır. 1961 ve 1982 Anayasalarını hazırlayan Kurucu Meclisler de, genel oya dayanan bir seçimle oluşmuş yasama organları değillerdir”¹ şeklinde açıklıyor.

“En yumuşak Anayasa” ifadesi, milli iradeyi temsil özelliğine dair ortaya atılan olumlu görüşle birlikte ele alındığında, demokratik bir Anayasal karakteri de olabileceği kanaati ile birleşiyor. Çünkü merkezi otoritenin mutlaklığını değil, meclisi ve temsili niteliğini öne çıkaran bir yasadan söz ediliyor. Aynı zamanda II. Meşrutiyet tarafından yeniden yürürlüğe sokulan ve o tarihe kadar yürürlükte kalan 1876 Kanun-u Esasisinin Padişahlık mutlakiyet rejiminin temel maddelerini gözden geçirip tadil ederek millet egemenliği kavramını getiriyor ve yürütmenin niteliğini değiştiriyor.  

EN DEMOKRATİK ANAYASA
Peki, 1921 Anayasası gerçekten demokratik miydi? Bu soruya yanıt ararken başvurduğumuz Prof. Dr. Mümtaz Soysal, “ilk bakışta, yalnızca yürürlükte olan bir yönetim biçiminin derli toplu bir metinle ortaya konup hukuksallaştırılması söz konusudur. Fakat bu yapılırken, çok önemli bir ilke, ulusal egemenlik ilkesi Türk tarihinde ilk kez bir hukuk kuralı durumuna getirilmektedir” diyor. Ayrıca, “Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir”, “İdare usulü halkın kendi kendini idare etmesi esasına dayanır”, “Yürütme gücü ve yasama yetkisi ulusun tek ve gerçek temsilcisi olan Büyük Millet Meclisi’nindir”, maddeleri temel anayasal prensiplerine dönüşüyor. “Hatta 1921 Anayasası o derece ileri gitmektedir ki, illerdeki ve bucaklardaki yönetimin seçimle işbaşına gelen “şura”lara (yönetici meclislere) bırakılmasını, eğitim, sağlık, ekonomi, bayındırlık ve sosyal yardım gibi işlerin onlara devredilmesini öngörmektedir. Ancak Kurtuluş Savaşının havası içinde bu pek demokratik hükümler gerçek anlamıyla uygulanabilmiş değildir”² görüşünü ortaya atıyor. Bülent Tanör de, farklı maddeler üzerinden yaptığı değerlendirmede “1921 Anayasası hazırlanış ve kabul özellikleri bakımından Osmanlı Türk Anayasacılığının en demokratik, belki de tek demokratik örneğidir”diyerek aynı sonuca ulaşıyor. 

OLAĞANÜSTÜ DÖNEM
1921 Anayasasını yaratan toplumsal, siyasal ve idari koşullara gelince:

Goloğlu, TBMM’nin kurulduğu 1920 ile Anayasanın ilan edildiği 20 Ocak 1921 tarihi arasındaki kısa zaman dilimini “III. Meşrutiyet”³ olarak adlandırır. Ona göre bu tarih aralığında meclis üyeleri hala 1876 Kanun-u Esasisi tarafından yönetildikleri için, hepsi de kendini padişahlık rejiminin devamı saymaktaydılar. Bülent Tanör’ün aktarımıyla, “Başta Nisab-ı Müzakere Kanunu, mebus andı ve Mustafa Kemal Paşa’nın demeç ve genelgeleri olmak üzere birçok belge BMM(Büyük Millet Meclisi)’nin amaçları arasında saltanat ve hilafet makamlarının da kurtarılmasını öngörmüştür.”Bu gibi sebeplerle kendilerini Meclis-i Mebusan üyesi olarak görmekteydiler.

Rejimin niteliği olarak Cumhuriyet fikrinin tartışılıp sonuçlanmasına daha 3 yıl vardır. Yönetim sistemi olarak meşrutiyet içinde yaşandığı algısı henüz değişmemiştir. Kurtuluş Savaşı günlerinin karmaşası içinde ihtilalci bir ortam olmasına karşın, mebuslar bu havayı yakalayamamışlardır. Kendilerini ihtilal yapan değil, meşruti yönetimin kural koyan mebusları olarak görmektedirler.

Parlamento ve monarşi ayrımı konusunda yaşanan bu algı karışıklığı, 1921 Anayasasından sonra da devam etmiş olmalı. Çünkü yeni Anayasa monarşinin kolunu kanadını kırpmasına rağmen gövdesini muhafaza etmeye dönük maddeler içerir. Kaldı ki, Yeni Anayasa 23 Maddelik kısa bir metindir. Pek çok açıdan Kanun-i Esasi geçerliğini sürdürmüş, 1924 yılında yapılan Anayasaya kadar önceki her iki yasa da geçerli olmuştu. Meclis adındaki ‘Büyük’ ibaresi, padişah egemenliğinin yerine kendini geçirerek bu durumu dengelemiş olabilir ancak meşruti kaygı ve duyguların kolayca ortadan kalkmasını sağladığı şüphelidir.

 OLAĞANÜSTÜ MECLİS
O yıllar olağanüstü yıllardı. Ülkenin kaderi verilecek Kurtuluş Savaşının başarısına bağlıydı. Mustafa Kemal’in başını çektiği askeri kanatla, sivil kanadın desteğini alan önder kadro durumun bilincindeydi. Ancak toplumsal aidiyetin özellikle merkezde ve yakın çevresinde süren hükmü kolayca bertaraf edilecek durumda değildi. Taşradan gelen mebusların bilinç düzeyinde duruma hakimiyeti olduğunu iddia etmek zor olsa gerekti.

Olayın başka bir boyutuna değinelim. 1920-23 arası dönem Türkiye’nin en yalnız olduğu dönemdi. Yenilgiyle sonuçlanan bir savaştan çıkmıştı, Anadolu toprakları birden fazla ülke ordularının işgali altındaydı, İstanbul Hükümeti teslim bayrağını çekmiş, yönetim yetkilerini yabancı ulusların kurduğu bir ‘yeddiemin’e teslim edilmişti. İşte bu zamanda en önemli destek ilişkileri, Çarlık rejimini yıkan ve yerine kurulan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ile kurulmuştu. SSCB sosyalist literatürde “Anadolu Burjuva Demokratik Devrimi” olarak nitelediği yeni meclisi desteklemeyi enternasyonal bir görev olarak görüyordu. Yeni Meclis ve işgale karşı direnişe destek konusunda Özellikle Mustafa Kemal ve Lenin arasındaki diplomatik yazışmalar,  Sovyetler Birliği’nin 4 milyon altın değerinde nakdi, ayrıca silah, cephane ve ayni yardımları ile ilgili belgeler yeterince açık ve bilgilendiricidir.⁶

Meclis bu koşullarda toplandığı zaman olağanüstü bir dönem Meclisi olmuştu. Kaldı ki, milletvekillerinin seçimi ve Ankara’ya ulaşarak meclisi açmaları konusu da aynı biçimde koşulların olağanüstülüğü durumuna uygun seyretmişti.

 OLAĞANÜSTÜ ANAYASA
Anayasanın da olağanüstü olduğunu saptamak gerekiyor. Zor koşullarda bir araya gelen meclis vekilleri, daha ilk oturumdan başlayarak anayasal bir düzenlemenin olmayışının sıkıntısını yaşamaya başlarlar. O nedenledir ki, ilk oturumdan başlayarak dokuz ay devam eden çalışmaların başlıca yasama görevi olarak gördüğü işlerden biri 1921 Anayasasını hazırlayıp yürürlüğe sokmak olur. Olağanüstü olma halini belirleyen faktör sadece koşulların yol açtığı bir sonuç değil. Aynı zamanda eski Anayasanın, yani 1876 tarihli Kanun-u Esasinin yörüngesinden kurtulamamış olduklarını yukarıda belirtmiştik. Bu durum padişahlık rejimiyle ekonomik, sosyal bağların yanı sıra gönül bağlarının da kopmamış olmasından kaynaklanıyordu. Önceki Anayasa, padişah iradesiyle danışılan bir kurum olmaktan öte geçmiyordu. Yeni Anayasa ise danışma, denetleme ve yasa yapma gibi fillerle de donanıyordu.

Konunun kolayca incinebilir bir tarafı vardır. Hala padişahlık, hilafet ve islam inancının temsilcisi sıfatı taşıyan saltanata olan inanç, daha çok taşra kökenli mebusları yeni duruma alıştırmak açısından ciddi kaygılara yol açıyordu. Bir taktik olarak bile olsa saltanatın bu nitelikleri göz ardı edilmiyor, aksine bu durumun ortadan kalkmasına karşı duyulan kaygılar yeni durumun gerekçesi olarak öne sürülüyordu.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Söylev’inde yer alan bir bölüm, bu konuda fikir verici olabilir: “Devlet-i Osmaniye, diğer herhangi bir devlet gibi hükümdarının nüfuz-u cismanisi etrafında müteşekkil değildir. Makam-ı saltanat aynı zamanda makam-ı hilafet olmak itibariyle padişahımız cumhur-u İslam’ın da reisidir. Mücahedatımızın (din için savaşımızın) birinci gayesi ise saltanat ve hilafet makamlarının tefrikini istifdah eden (birbirinden ayıran)  düşmanlarımıza irade-i milliyenin (ulusal iradenin) buna müsait olmadığını göstermek ve bu makamı ecnebiyedentahsil ederek (yabancılardan geri alarak)  düşmanın tehditlerinden azade kılmaktır.”

 1924 ANAYASASI ÜZERİNE BİRKAÇ SÖZ
1924 Anayasası ya da Teşkilat-ı Esasiye Kanunu, Emperyalist güçlerin işgaline karşı kurtuluş savaşı vermiş bir kuşağın, olağanüstü yokluğa rağmen muzaffer olduktan sonra yapıldı. Bu süreç daha birkaç yıl önce meclis kürsüsünden konuşan Mustafa Kemal’in sahip çıktığı hilafetin kaldırılması ile son buldu. Resmi Cumhuriyet tarihinin “devrim yasaları” olarak adlandırdığı yeni toplum yasaları o ilk 15 yıl içinde hazırlanıp uygulandı.

Meclisi ve iktidarı elinde tutanlar, eski toplumun yıkıntısı üzerine inşa edilen yeni devleti egemen kılmak ve geleceğini teminat altına almak yükümlülüğü ile hareket etti. Bunun diğer adı devrimdi. Devrimci bir değişim, radikal ve sert müdahaleleri zorunlu kılar. Bir geçiş dönemini aşıp temelleri üzerine oturduğunda o yapının iç ve dış müdahaleler tarafından zarar görme olasılığına karşı savunma merkezli bir güç tahkimatı yapar. Bu tahkimat, siyaset alanında hükümeti ya da devleti ya da Cumhuriyeti egemen kılma savaşıdır. Eski toplumu yönetenlerin yeniden iktidar talebi ya da miras arzularının temelli olarak ortadan kaldırılması planıdır. Bu nedenle 1924 Anayasasının, henüz bir yıl önce ilan edilen Cumhuriyetin temelini sözü edilen tehlikelere karşı sağlama almak için daha sert, korumacı ve otoriteye açık nitelikte yapıldığı söylenebilir. O nedenle bizim yazı dizimize adını veren “Olağanüstü Hal Anayasası olma kaderi” bu durum ile örtüşür.

Bu Anayasa 1961 yılına kadar yürürlükte kaldı. Bu zaman zarfında gerek ülke, gerekse dünya tarihinin çok önemli gelişmelerine tanık olundu. Yeni bir ülke kuruldu, bir Cumhuriyet kurulup yaşatıldı ve ekonomisiyle, ordusuyla, kültürüyle, bilim ve sanat alanındaki gelişmeleriyle toplumsal yapı yeniden inşa edildi.

Yeni toplumun kendini muhafaza etme ve ikbalini sağlama mücadelesi çetin biçimde seyretti. İstiklal Mahkemeleri kuruldu. Yeni toplumsal sistemden rahatsız olanlar Serbest Fırka gibi muhalefet partileri etrafında birleşti. İkinci Dünya Savaşı başladı, Türkiye pek çok diplomatik manevrayla bu savaşa girmemeyi başardı. 1940’lı yıllar bir yandan Alman Nazi İmparatorluğunun, diğer yandan karşı ittifakının baskı cenderesinde geçti. Varlık Vergisi gibi saçmalıklar o dönemde ortaya çıktı. Milliyetçiliğin kafatasçılık örneklerine yine bu dönemde rastlandı. Siyasal olarak ciddi zafiyetler içine girildi. Ulusçuluk ve egemenlik kavramlarının hakim kılınmaya dönük yeni devlet ve sistem politikaları ömrünü tamamladı, hükümetler yönetim organı olarak kifayetsizliğini örtememeye başladı.

Tek Parti rejimi olarak bilinen yönetim şekli 1946 yılında yapılan çok partili seçimlere kadar devam etti. 1946 seçimlerini 1950, onu 1954 ve 1958 seçimleri izledi, Demokrat partinin 1950 yılındaki iktidarı 1960 yılı 27 Mayısında yapılan askeri darbe ile son buldu. 1924 Anayasası o gün ömrünü doldurdu.

KAYNAKLAR-NOTLAR

¹   Ergun Özbudun, 1921 Anayasası, Atatürk Araştırma merkezi yayını, Ankara 2008

²   Mümtaz Soysal, 100 Soruda Anayasa, Gerçek Yay, İst. 1987

³   Mahmut Goloğlu, III. Meşrutiyet, Ankara 1970

⁴   Bülent Tanör, Osmanlı Türk Anayasal Gelişmeleri YKY, İst. 2017

⁵   Bülent Tanör, age.

⁶   Stefanos Yerasimos, Kurtuluş Savaşı’nda Türk-Sovyet İlişkileri 1917-1923, Boyut Yay. İst. 2000

⁷   Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 1989

 

DEVAM EDECEK

 

Yorum Yaz

Aşağıdaki gerekli alanlara bilgilerinizi girmelisiniz. e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
 karakter kaldı