BEREKETLİ HİLAL’İ SAVUNMAK - denizlihaber.com - Denizli Haber, Denizli'nin en çok okunan gazetesi
REKLAMI GEÇ

Esra Kasapoğlu Ünlü Hakan Urhan

BEREKETLİ HİLAL’İ SAVUNMAK

15 Nisan 2018 Pazar

Arkeoloji biliminin, insanlığın gelişiminde en önemli duraklardan saydığı Bereketli Hilal neresi biliyor musunuz?

Günümüzden yaklaşık 10-12 bin yıl öncesine uzanan tarihte oluştuğu varsayılan bir dizi uygarlık coğrafyasının adı. Mezopotamya, Kuzey Suriye, Kuzey Irak ve Güneydoğu Anadolu’dan Kuzey Afrika’nın bir bölümünü de kapsayarak Batı Akdeniz’e uzanan, yay biçimli hayali çizginin belirlediği alanda kalan topraklar.

***

Terimi ilk kez Amerikalı rahip-arkeolog James Henry Breasted kullandı. Mısır’da başladığı çalışmalarını Anadolu’da Çatalhöyük kazıları ve Suriye ile Irak’taki çeşitli arkeolojik kazılarla sürdürdü. Ön Asya çalışmaları boyunca edindiği birikimle Dicle, Fırat ve Nil Vadisinin de içine alan bölgeyi Bereketli Hilal olarak adlandırdı.

***

On bin yıl öncesinin bereketi hala aynı hilalde insanoğluna hayat veriyor. Ondandır, tüm zamanlar boyunca hiç kesilmeyen savaş tamtamları, çok eskiden olduğu gibi bugün de o topraklarda yaşayan halkların kaderini belirlemeye devam ediyor.

***

Bu günlerde Bereketli Hilal halklarını bir bölümü aynı kaderin çilesini bir kez daha çekmeye hazırlanıyor. Irak’tan henüz elini ayağını tam olarak çekmeyen ABD, yanına aldığı batılı diğer paylaşımcı güçlerle ele ele Suriye saldırısını başlattı. Türkiye dahil bölge devletlerinin katkı ve desteğini de alarak ilk bombardımanı yaptı. Fitili ateşledi.

***

Suriye, İran ve Rusya bloğunun yoğun uyarı ve itirazları fayda etmedi. Türkiye düne kadar şiş kebap politikası izlerken, bir anda safını belirleyiverdi ve Dışişleri Bakanı, Başbakan “memnuniyetlerini” yüksek sesle dillendirmekten kaçınmadı.

***

“Hangi danışıklı dövüş bu” diye sormaktan kendini alamıyor insan. İşi silah tekellerinin kışkırtmasıyla sınırlamak pek havsalaya sığmıyor. Öyle olsa devamı gelirdi. Peki ne?

***

Oynanan oyunun replikleri son otuz yıldan beri hiç değişmedi. İlk Irak saldırısında Baba Bush, kimyasal saldırı gerekçesine sığınmıştı. İkinci saldırıyı oğlu Jr. Bush planlarken, Amerikan şahinleri aynı gerekçeyi sakız etmişti, şimdiki Suriye saldırısını gerekçelendiren cümleler bire bir kopya sanki: “Kimyasal silah kullanıldı!”

***

Saldırıdan günler önce Suriye yönetimi tarafından davet edilen Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’nün (OPCW) incelemesi aynı gün yapılacaktı. Ama buna sabır göstermediler, göstermek istemediler.

En son konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan “yapılan operasyonu doğru buluyorum” dedi. Ardından epey popülist bir retorikle sanki seçmene konuşuyordu: “O kimyasal silahlarla o yavruların düştüğü durumu herhalde tasvip etmemiz mümkün değildir.” İyi de yapılacak incelemeye fırsat bırakmayanların sebebini sorguladınız mı? İşgal heveslisi bombacılar haftalardır ağız dalaşı yapıyorlardı. Birkaç saat daha sabredip inceleme sonucunu neden beklemeyi tercih etmediler? Bu acelenin sebebi ne? Asıl soru bu değil mi?

***

İnsan böyle durumlarda fantastik düşünmeden edemiyor. Yazımızın girişinde sözünü ettiğimiz “Bereketli Hilal” var ya, işte o coğrafyanın bir parçası da Anadolu. Bu güne değin batı saldırılarının hemen hemen tüm hedef yoğunluğu o bereketli topraklara yönelikti. Bu bir ‘diz çöktürme’ operasyonu falan olsaydı, çoktan kanaat getirip çekilmeliydiler. Oysa hesabın bu olmadığı anlaşılıyor.

Anadolu’nun batısı ve güneyinde yer alan bereketli Hilal toprakları neredeyse tümden kontrol altına alındı. Bundan sonrasının ne olabileceğini hesaplamanın zamanı çoktan geldi, geçiyor.

***

Ne mi olabilir? Kalan bereketli toprakların doğrudan işgal edilmemiş tek bölümü Türkiye sınırları dahilinde. Eğer eskiden söylendiği gibi “yüz yıllık İngiliz siyasetinden” söz ediyorsanız, yavaşça değil, son derece ritmik biçimde o siyasetin çapaları Anadolu’ya doğru uzanmaya başladı diyebiliriz.

Bu durumu anlamak son derece basit. Tarım toplumu olan tüm Ortadoğu ülkelerinde kentli nüfus arttıkça ve gelir bölüşümünde kentler galebe çaldıkça üretim topraktan toprak altına, yer altı zenginliklerine doğru kayma gösteriyor. Gözü olanın gözü çıkmıyor ama. Saldırıyor. O zenginliğin yeni federe devletler, başkaldıran güçlü ülkeler yaratmasını istemiyor. Onlar için ehven-i şer olan Katar, Suudi Arabistan gibi ülkeler. Efelenen, dayılanan herkese boyunun ölçüsünü göstermek istiyorlar.

***

Hal böyleyken Türkiye ne yapıyor? Aktarma kayışı görevini üstlenmekten başka fiili yok. Karmakarışık, dengesiz bir dış siyasetle, günlük kararlardan ibaret yönetim anlayışıyla, kendi toplumu ile barışmak bir yana her gün yeni iç çatışmalara meydan açan tutumuyla ne kendi yaptıklarının ne de etrafta olan bitenin farkına varmıyor. Siyaset alanı kilitlenmiş bir ülkenin böyle bir durumda şansı ne olabilir ki?

***

Daha açık yazalım, her on yılda bir ABD ve müttefiki diğer emperyalist paylaşım heveslisi güçler orta doğu saldırılarını rutin hale getirdiler. Son on yılın eşiğindeyiz. Suriye’ye yapılan askeri müdahale sonun başlangıcı olabilir. Ancak Suriye ile sınırlı kalır mı kuşkulu. Anadolu’ya attıkları paylaşım çapasının nereden ve ne zaman tutunacağını kestirmek için, bu panoramayı şimdiden bütünlüklü bir tablo gibi görmek gerekiyor. Ama görmek gerekiyor! Oysa alkışlayanların gözleri kamaşmış durumda.

Geriye sorulacak tek soru kalıyor: Bunu kim görecek?

DİPNOT: ‘Bereket’ dinsel kökenli gibi görünse de, değil. Daha çok törensi bir kökeni var. S. Nişanyan’ın etimolojik açıklamasına göre, Sami dillerinde “Diz” anlamına gelen brk kökünden İbranicede “diz çökerek saygı gösterme, kutsama, kutsanma” fiili türemiş. Arapça olarak kullandığımız Bereket sözcüğüne Aramice fiili kaynaklık etmiş. (Sözlerin Soyağacı, Adam Yay. İst. 2007)

Not: Yazılar ile ilgili hukuki sorumluluk yazarların kendilerine aittir

Yorum Yaz

Aşağıdaki gerekli alanlara bilgilerinizi girmelisiniz. e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
 karakter kaldı