SUSARSAN DUYARSIN - denizlihaber.com - Denizli Haber, Denizli'nin en çok okunan gazetesi
REKLAMI GEÇ

SUSARSAN DUYARSIN

16 Eylül 2019 Pazartesi

“…umudun ötesindeki şeye, ancak umut ederek ulaşabileceğimizi öğrendim …”
“…kendi doğal yoluma döndüğümde yüreğimin insanlığın acısıyla dolduğunu ve insanın kendisini kurtarmasının tek bir yolu olduğunu anladım; başkasını kurtarması ya da şu kadarı bile yeter; kurtarmak için mücadele etmesi. Bir de şu var; dünyanın hayal olmadığı, gerçek olduğu ve insan ruhunun, Buda’nın bana öğrettiği gibi hava değil, ten giymiş olduğu…”
………..

“Başarıp başaramayacağını sormamalısın, bu o kadar önemli değil. Tanrı yalnız hamleyi hesaplar, yenip yenemeyeceğimiz meselesi onun işidir, bizim değil…”

Kazancakis, El Greco’ya Mektuplar’da bunları yazmış, ben de altını çizmişim. Aslında belki de üstünü çizdiğim bazı şeyleri görünür kılmışım, altını çizerek.
Geceleri, kendini tamamlamış aya bakıp, kendimin yarım kalmışlıklarına hayıflanırken,

Zavallı fasit dairemin içinde, kuyruğunu yakalamaya uğraşan bir kedi yavrusu gibi dönüp dururken,

Basit hüzünlerimi, domuz sıkısı gecenin koynuna bandırıp bandırıp, efkârın faydasız sarhoşluğuyla demlenirken,

Kimin derdi en büyük yarışmasında galebe çalmaya uğraşırken,

Yaş icabı etrafımda vakitli ölümlerin artan kokusu, yalnızlığın şirret korkusunu bencilce burnuma sürüp duruyorken, altını pembe fosforlu kalemle çizmişim bu cümlelerin.

Kararan düşüncelerimin rengini açmak için belki de!
Telefonumun minicik ekranından, her gün kaç kadın, kaç çocuk, kaç asker öldürülmüş minicik sayılarla geçerken, her 10 saniyede bir çocuk açlıktan ölüyorken ve ben içimde acıyan her sayıya artık yer kalmadı mazeretine sığınıp, o minik ekranı sıkıntıyla kapatırken, o sayılar artmaya devam ediyordu. Ben kapatınca yok olmuyordu…

Kazancakis beni iyice sarsmaya niyetliydi anlaşılan;

“…beynim çok diretiyordu; hala Buda’nın sarı cübbesine sarılıydı. “Yapmayı tasarladığın şey, diyordu boştur. Arzuladığın gibi kimsenin aç olmayacağı, üşümeyeceği, kimsenin haksızlığa uğramayacağı bir dünya yoktur, hiçbir zaman olmayacaktır.”

Ama yüreğimin, ta içimden ona yanıt verdiğini duyuyordum; “Yoktur ama olacaktır çünkü ben istiyorum. Var olmayan bir dünyaya inanıyorum ama ona inanırken yaratıyorum da; biz yeteri kadar dilemediğimiz şeye yoktur deriz…”

“Yüreğimin bu yanıtı beni sarstı; bu dediği doğruysa, insanın dünyanın bütün haksızlık ve ayıpları konusunda ne çok sorumluluğu var…”
…………………………

Yeteri kadar dilemediğim şey yok mu sayılacaktı?
Gözümü kapattığımda, ekranı kararttığımda olan şeyler, olmuyor muydu?

“…Şimdiye kadar bütün dünya hükümdarlığını Tanrı’ya emanet etmiştik; acaba sorumluluğu insanın devralması zamanı gelmiş olmasın? Bir dünyayı, kendi dünyamızı alın terimizle yaratmamızın zamanı? Şakaklarımda şeytani bir övünç rüzgârı esti, küstahlıkla zamanı geldi diyordum; insanın, hem de Tanrı’dan bir şey beklemeksizin kaosu düzene sokmak için bütün umutları, bütün acıları yüreği içinde kabul etmesi zamanı geldi; yani kaosu dünya haline sokmak…”

Kendimi çiziyordum her cümleyle birlikte.
Fasit dairemin içinde kuyruğumu bıraktım.
Basit hüzünlerimi sabahın serinliğine saldım.
Yüreğimin karanlığını pembe fosforlu kalemle açtım.
“Yaşadığımız zaman çığlık çığlığa haykırıyordu!”
Kendimle kavgamda çok gürültü yapıyordum,
O çığlığı ancak “susarsam duyacaktım” !
Sustum… Kendime sustum…
Duydum, çığlığı duydum; yaşadığımız zamanı yaşayamayanlardan kopan çığlığı…
Artık susamam…

İSTİFA
İstifa ediyorum
dünyadaki görevimden.
Al, bakışı büyük çocuk tut ellerimden,
götür beni gittiğin yere.
Sıcak somun ekmekle bir bardak süt
kahvaltımız olsun.

İşsiz bir dünyalıya var mı yeriniz
bedeni yürümeden, kalbi duran çocuklar?

Çocukken uyuduğum gibi
yüzüstü sahile vuran güzel çocuk,
beni de çeker mi minik ellerin?
Savaş yoktur belki göçtüğün yerde,
gel gidelim,
balık şeker yiyelim.

Ödüllü fotoğraf karesinde
ömrünü akbabaya bırakan
ölüm gözlü kara çocuk
affetme beni!
Senin resmine bakarken gazetede,
elimde çikolata vardı…
Ama yine de
büyüklük sende kalsın, utanç bende !
Çıkar beni de yanına,
cennetten toplarım senin için
kocaman üzümleri
ben yemem vallahi bir tane bile!
Belki anlarım açlıktan sönen gözleri…

Dünyadan istifa ediyorum
Ölü çocukların yanına
Kendimi temizlemeye gidiyorum.

Yorum Yaz

Aşağıdaki gerekli alanlara bilgilerinizi girmelisiniz. e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
 karakter kaldı