SON İMAJ VE POSTHÜMANİZM! - denizlihaber.com - Denizli Haber, Denizli'nin en çok okunan gazetesi
REKLAMI GEÇ

SON İMAJ VE POSTHÜMANİZM!

26 Aralık 2018 Çarşamba

Yeniyi eskiye hep tercih ettiğim için başlığı atarken düşündüm. Eski mi demeliydim, yoksa yeni mi diye…

Sonra söz konusu olan sanatsa o hep yenidir, sözünü hatırladım. Sanatsız bir toplum düşünülemezdi. Atatürk’ün dediği gibi sanatsız bir toplumun en önemli hayat damarlarından biri kopmuş demekti.

Özellikle yılın bu son ayı siz deyin Noel ve yeni yıl heyecanı, ben diyeyim Türklerin geleneksel en uzun gecenin muştusu, yeni doğan günü karşılama ritüeli “Nardugan” akçam ağacı süsleme geleneği aralık ayının süsü püsü makyajı olmasıyla, aylardan bu sonuncusunu ışıl ışıl gece kıyafetine büründürmüş. Kim ne derse desin bir sevinç, bir neşe, bir umut yeşertmiş kasvetli kısa günlere. Beklenti bu ya, yeni yıla devretmiş hayalleri, istekleri, iyi niyetleri bolluğu, bereketi, barışı…

Barış ve sanat birbirine çok yakışıyor ve yeni başlangıçlarla hep buluşmalı. Sanatı, sevgiyi, barışı paylaşalım ki bulaşıcı olsun her yere yayılsın. İstek ve dileklerimiz yılın son ayında yeni bir oluşum olan İstanbul ART Show’la gerçekleşiyordu. Bienal, Contemporary derken yeni bir çağdaş sanat fuarı yerli, yabancı galeri ve sanatçıların katılımıyla merhaba diyordu tüm sanat sevenlere.

Teknik açıdan bu fuarı anlatmak gerekirse 14-16 Aralık 2018 ‘de Hilton İstanbul Exhibition Center’de gerçekleşen İstanbul ART Show sanat fuarı 500 kadar sanatçının, 30 galeriyle dahil olduğu yerli ve yabancı katılımcıdan oluşuyordu. “POSTHÜMANİZM” başlıklı fuarın sanat danışmanı Yalın Alpay, Fuarın onur sanatçısı ise hocaların hocası ressam, akademisyen Devrim Erbil’di.

“Posthümanizm “ismi ise yapay zeka üzerinden insanı ele alıyordu. Öyle ya, yapay zeka ile en kusursuz resim yapılabiliyor günümüzde… Peki ya yaratım, tasarım … Ve ruh ve anlam… Yapay zeka yeni bir Leonardo da Vinci, ya da Picasso yaratabilir mi? Nano teknolojilerle insan bedenine ilave edilen yapay zekanın ilk ürününün New York‘ta bir müzayede de 432 bin dolara satılması konuşuluyor günümüzde… Epey tartışma getiren bir konu ve tartışıladursun, biz gelelim fuara: İki katlı fuar alanı toplam 1340 metre kare alana yayılıyordu. Benim de 2 resimle Nişart Galeri bünyesinde katıldığım bu fuarda, bu sefer izleyici olarak değil, katılımcı olarak gözlem yapma imkanına sahip oldum. Resim sanatının ustalarının başta Devrim Erbil olmak üzere, Balkan Naci İslimyeli, Güngör Taner, Özdemir Altan, Ergin İnan, Bedri Baykam, Ahmet Güneştekin ve daha başka sanatçılarla yıldızı yeni parlayan, veya istikbal vadeden genç sanatçıların işlerini yakından inceleme ve tanıma, tanışma fırsatı buldum. Müze koleksiyonlarının orjinal eserlerini de…

Bu fuarların, sanat etkinliklerinin en güzel yanı, özellikle ilgi duyduğunuz sanatçıların söyleşilerini canlı canlı izleme olanağıdır. Onur sanatçısı Devrim Erbil’den başarının ve sanatçı olmanın uzun, meşakkatli yolunun tarifini dinlerken, Bedri Baykam’la yeni ve çağdaş olmanın avangard (denenmemiş) işler üretmenin, cesur olmanın formüllerini öğreniyorsunuz. Tabii ki burada Türk sanatının geldiği ya da gelemediği noktaların öz eleştirisi yapılırken kalın çizgilerle altının çizildiği nokta yeterli tanıtımın ve desteğin yapılmaması, özellikle uluslararası boyutta yurt dışlarında yapılamaması oluyor. Sanat eleştirmeni, sanat tarihçisi Kıymet Giray söyleşisinde bu konuda kendi deneyiminden bahsederken örneklerinden birinde Japon sanatçılarını ve büyükelçilerinin katkı ve gayretlerini anlatmadan geçemiyor. Bununla kalmayıp açılan bu serginin Türkiye ve dünyanın çeşitli ülkelerindeki tüm Japonların toplanıp kendi sanatçılarını desteklemek için çıkıp geldiklerinden bahsediyor. Bir sanatçı ancak hükümetlerinin tutumları, büyükelçileri ve sanat severlerinin desteği ve sponsor işbirliği ile dünyada var olabiliyor… Yoksa evet maalesef körler sağırlar olarak birbirimizi ağırlamaktan öteye gidemiyoruz. Sanatçının sanatına inanması, savaşçı ruhu, mücadelesi bir yere kadar.

Yeni oluşum İstanbul Art Show yeniliği ve dinamik enerjisi ile umarım yeni yıla yeni açılımlar kazandırır. Sanat bulaşıcıdır. Yeni doğumları, oluşumları bir başlangıç olarak kabul edersek ”yeni yıla girerken …” demek daha içime siniyor…

İstanbul’da, sanat adına bir katılımcı olarak içinde yaşadığım sanat ortamı bana bu “yeni” heyecanları tattırırken, Dünyadaki sanat örneklerinden en son bir kaç gün önce gittiğim Berlin’deki “Berlin Müzesi”nin fotoğraf ve mask sergisinden bahsedeyim. Bana yılın sonunu ve bitişini, ölümü hissettiren Japon fotoğraf sanatçısı Araki’nin “Son Resim” temalı işlerinden bir kaç söz ederek noktayı koymuş olayım.

“Son resim” adı üstünde, insanların ölüm öncesi ve sonrası çekilen fotoğraflarının yanı sıra, çeşitli savaş fotoğraflarındaki tüyler ürpertici parçalanmış bedenlerin ve ikinci dünya savaşındaki esirlerin gaz odaları öncesi ve sonrası insan manzaraları vardı. Bu dünyayı ve öteki dünyayı oldukça sert bir şekilde objektifine taşıyan sanatçının, ölüm ve yaşam arasındaki ince çizgiyi bu kadar çıplak ve gerçekçi bir şekilde gözler önüne sermesi ayrı bir ürperti veriyor izleyenine. İnsan bedenini dıştan ve içten yok eden savaşın, hastalığın yaşama ait hayati değerleri anlamsızlaştırması, insana yokluk hiçlik ve son üzerinden inadına var olmayı; yaşamı, yaşam sevincini, şu anın, şimdinin kıymetini, yaşama tutunmayı, yaşam mücadelesini, sevmeyi, hayal etmeyi kutsattırıyor.

Ayrıca masklardan bahsedecek olursam sergideki masklar yine son nefesten sonraki önemli insanların yüzlerinden alınan alçı kalıplardan oluşuyor. Ünlü piyanist Shopen’in küçük yüzünün yanı sıra, 51 yaşında hayatını kaybetmiş, ağzında dişlerinin ortaya çıktığı kocaman yüzü ile Napolyon, Ünlü besteci Wagner, Büyük müzisyen Franz List (hem iki kaşının ortasında, hem de çenesinde iki kocaman et beni varmış) gibi dönemlerin önemli şahsiyetlerinin bire bir yüzlerinden alınan kalıplarla ortaya çıkan maskları ile yine ölümü ve ölümsüzlüğü (hem de yok olmuş beden oranlarını popüler bir merakla )sorgulatıyor izleyenine… Hatta bu maskların bile insan üzerinde yarattığı psikoloji ister istemez hala bir cam tabutta yatmakta olan ve izleyiciye açık olan Lenin mumyasının, (cesedinin) ısrarla teşhir edilmesinin anlamsızlığını da akla getiriyor. Nesnel bir değerlendirme yapılırsa o artık gerçekliğini kaybetmiş, bir obje, heykel, mumya… Tıpkı bu fotoğraflardaki gibi! Kağıt hepsi… Değil mi ama?

Sonuçta hay görmez olaydım da diye bileceğiniz bir sergi Araki’nin sergisi. Bir bitiş üzerinden değerlendirecek olursak eski yıl biterken gördüğüm son yurtdışı sergisi olarak senenin son günlerine damga vurmuş olacak.

Çok değil bir hafta sonra bu yıl da ölmüş bitmiş bir yıl olacak. ”Son İmaj“ fotoğraflarda, anılarda kalacak. Jan janlı toplar, kırmızı, sarı, yeşil çam ağaçları ile yılın son giysisi olarak!

Sanat işte böyle bir şey! Güzeli, iyiyi, estetiği gözler önüne sererken, zıtlıklar üzerinden anlamı, anlamsızlığı, yanlışı ve doğruyu da düşündürüyor ve en önemlisi gerçeklik algılarımızla oynuyor… Zaten sanat ne için var? Dünyayı daha katlanılır yaptığı için…

Öyleyse bitirirken eski yılı, barışın sanatın ve insanca yaşamın olacağı yeni ve güzel oluşumların, başlangıçların olduğu yeni bir yıl isteyelim, dileyelim…

Yeninin içinde her zaman umut vardır, eski Türklerin Nardugan’ı gibi yine yeni, yeniden doğuş vardır!

Yeni yılınız kutlu olsun…

Yorum Yaz

Aşağıdaki gerekli alanlara bilgilerinizi girmelisiniz. e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

 karakter kaldı