“DENİZLİLİ SANATÇILARIMIZLA BİR ŞEYLER YAPMALIYIZ” - denizlihaber.com - Denizli Haber, Denizli'nin en çok okunan gazetesi
REKLAMI GEÇ

“DENİZLİLİ SANATÇILARIMIZLA BİR ŞEYLER YAPMALIYIZ”

“DENİZLİLİ SANATÇILARIMIZLA BİR ŞEYLER YAPMALIYIZ”

Denizlihaber.com’un kültür sanat sayfalarını daha kalıcı hale getirmeye çalışıyoruz. Bunun anlamı kısaca; kentin kültürel kimliğinde iz bırakan, bu kültürün gelişmesine katkı sağlayan sayfalara dönüşmek. Daha da açalım. Birkaç yıl önce bir gecede büyük kent oluverdik. O güne değin, “büyükşehir değil, bütünşehir” türü anlam kargaşasına açık tanımlamalarla idare ediyorken, bir gecede adımız netleşip ‘büyükşehir’ oldu. Biz mi büyümüştük, şehir mi boy atmıştı bilmiyorduk. Doğrusu bu…

Haber Merkezi / DENİZLİHABER / 3 Mart 2016 Perşembe, 08:30

Denizlihaber.com’un kültür sanat sayfalarını daha kalıcı hale getirmeye çalışıyoruz. Bunun anlamı kısaca; kentin kültürel kimliğinde iz bırakan, bu kültürün gelişmesine katkı sağlayan sayfalara dönüşmek. Daha da açalım.

Birkaç yıl önce bir gecede büyük kent oluverdik. O güne değin, “büyükşehir değil, bütünşehir” türü anlam kargaşasına açık tanımlamalarla idare ediyorken, bir gecede adımız netleşip ‘büyükşehir’ oldu. Biz mi büyümüştük, şehir mi boy atmıştı bilmiyorduk. Doğrusu bu ya, bilmeyi pek istediğimiz söylenemezdi. Nedense büyümenin adımızdan başladığına inanmış, ilk ‘büyükşehir’ nidasıyla kent meydanında zeybek oynamadığımız kalmıştı. (Yoksa oynandı da ben mi unuttum!)

O günden bu güne üç yıl geçti sayılır. Artık tüm kurum kuruluş, seçilmiş ve atanmışlarıyla ‘büyükşehirleşiverenlerdeniz.’ Yönetimsel olan her şeyden köylerimize kadar büyükşehir sorumlu. Çöpümüzü onlar topluyor, suyumuzu onlar akıtıyor, tarlamızda, bağ-bahçemizde akan kokan ne varsa büyükşehir uhdesinde.

Hal böyleyken, büyükşehir niteliğini sorgulamak ve onun kültürel kimliğinin hal-i pür melalini masaya yatırmak farz haline geldi. Ne kadar ‘kültürlüyüz’den başlayarak, nereye kadar sorusunun yanıtı da dahil uzun bir merak silsilesine şehrin kültür insanları yanıt aramaya başladı. Sahip oldukları platformlarda fikir, öngörü ve eleştirilerini dile getirmeye başladılar. Dergilerde, yer bulabildiği kadarıyla basın organlarında, mesleki zeminlerinde seslerini yükseltmeye çalıştılar.

Biz de dedik ki, basının kültür yaşamına olan ilgisini daha somut ve elle tutulur kılalım. Bu konuya kafa yoran, düşünce üreten, eleştirel bakan, faaliyet içinde olan, sanat, edebiyat ve gündelik yaşam tarzına dayatılan kentlilik halini sorgulayan insanlarla beraber yürüyelim. Onların sesi olalım. Entelektüel birikimlerin imbiğine dönüşen sayfalar açalım dedik.

Öyle de yaptık. İlk etapta kentin eli kalem tutan ve kültür insanı olarak saygı gören kalemlerine sayfalarımızda yer verdik, vermeye devam ediyoruz. Gündelik sanat hareketlerinin yansımaları olan haberler, görsel galeriler açtık, gelişmeleri daha yakından ve ciddiyetle takip ediyoruz. Kitaplar, yazarlar, sanatın farklı dallarında faal olan insanların pratikleriyle bu zenginleşme devam edecek.

Bu gün yayına verdiğimiz röportajımız ise aynı sayfalarımızın başka bir zenginliği olacak. Sanat ve kültür insanlarının yanı sıra, bu işe sivil olarak gönül veren kentli vakıflar ya da kültür merkezlerinin faaliyet ve projelerini gündeme taşıyan röportaj görüşme ve sohbet yazıları.

Aşağıda, Cafer Sadık Abalıoğlu(CSA) Vakfının yönetim Kurulu Başkanı Ali Abalıoğlu ile yapılmış röportajı bulacaksınız.  Geçtiğimiz on yıl içinde azımsanmayacak etkinliğe imza atan Vakıf, son olarak hazırladığı Avrupa Birliği destekli projeleri ile adından hayli söz ettirdi. Söz konusu etkinliklerin resim alanında ve uluslararası sanatçılar buluşması olarak gerçekleşmiş olması, bizim görüşme gerekçemiz için yeterliydi. Ancak cezbeden bir başka boyutu, sivil sanat inisiyatifi olmasıydı.  Resmi kurum ve protokolden uzak, tamamıyla sanatçıların filli ile gerçekleşen etkinliklerdi bunlar.

Peki bundan sonrası ne olacaktı? CSA Vakfı’nın yeni projeleri nelerdi? Yapılan sanat faaliyetlerini daha yerel projelerle desteklemeyi isterler miydi? Bu yönde çalışmaları ya da niyetleri var mıydı?

Biz Vakıf Başkanı Ali Abalıoğlu’na bunları sorduk. Vakfın idari yöneticilerinin de hazır bulunduğu söyleşi keyifliydi. Ali Bey, daha önce hiç tanık olmadığım kadar akıcı bir konuşmayla bize durumu özetledi ve sonrasında topu vakıf koordinatörlerinden Sema Hanıma bıraktı.

***

Yaşar Tok: CSA Vakfı ve faaliyetlerine ilişkin genel bir çerçeve çizebilir miyiz? Özellikle son yıllarda uluslararası düzeyde gerçekleşen etkinlikleri bu çerçevede değerlendirebilir miyiz?

Ali Abalıoğlu: Cafer Sadık Abalıoğlu Eğitim ve Kültür Vakfı veya Zaferiye Abalıoğlu Bilim ve Sanat Merkezi. Biri annemizin adına eğitim ve kültür diye adlandırdık. Açıkçası her iki vakfın da adını taşıdığı anlamı vermek istiyoruz. Sen Kültür ve Sanat diyorsun, biz de annemizin ve babamızın adını birleştirdiğimiz şeyler olarak görüyoruz.  

denizli-yasar-tok-ali-abalioglu-roportaj-7

RÖNESANSIMIZ OLMADI

Ülkemizde ihmal edilmiş bir şey olarak değerlendiriyoruz kültür ve sanatı. Hak ettiği değerin gösterilmediğini düşünüyoruz. Bu konuyu İsmet (Abalıoğlu) ile birlikte oturur konuşuruz. Dün daha bir arada iken mevzu geçti de Avrupa’nın gelişmesi, Türkiye’nin, Osmanlı İmparatorluğunun geri kalmasının önemli sebeplerinden biri olarak bunu görüyoruz. Rönesans’la reformu yaşamadık. Gelişmelerinin sebebi olarak görüyoruz, onlar Rönesans ve reformu yaşadılar en kıtlık zamanlarında. Halbuki o tarihlerden evvel özellikle bilim kolunda hem İslam aleminin hem de Türklüğün ve Osmanlının ne kadar ileride olduğunu görüyoruz ama Osmanlı savaşlardan yada başka şeylerden veya dini daha radikal olarak ele aldığı için Türkiye maalesef Rönesans ve reformu yaşamadı. Buradan hareketle biz özellikle sanatsal konularda ileri gitmiş olmanın, sanatın ülkelerin gelişinde çok önemli rolü olduğunu düşünüyor, değerlendiriyoruz.  Türkiye’nin buradaki ihmalini, gelişmesinde önemli bir eksiklik olarak görüyoruz,  çünkü Rönesans reformunu o dönem yaşamadı.

Y. Tok: Vakıfların çalışma sahalarını nasıl ayırıyorsunuz?

A. Abalıoğlu: Abalıoğlu olarak ne yapıyoruz? Biz vakıflarımızla kanuni yükümlülük ve sorumlulukların bize yüklediklerinin dışında gönüllü olarak devletimiz ve ülkemiz için, şehrimiz için ne yapabiliriz arayış içerisindeyiz. Düne kadar annemiz babamız için vakıf, DENTAŞ, ERBAKIR için okullar, şimdi yeniden otistik çocuklar okullar yaptık, devlete bağışladık. Ama bir müddetten beri de biz bina yapıp devlete bağışlamak yerine, doğrudan kurduğumuz vakıflar vasıtasıyla kişiye dönük etkinliklerde bulunmak istiyoruz özellikle çocuklarımızın eğitimine destek olmak amacıyla! Bu noktada Ercüment ve Sema Hanım’a çok teşekkür ediyorum.  Orada bizim misyonumuzu çok iyi temsil ediyorlar. Hem çocuklarımızın, gençlerimizin kişisel gelişimlerine destek sağlıyorlar, hem de eğitimde eksik kalmış, fırsat eşitliği yakalayamamış çocuklarımızın eğitimine nasıl destek olabiliriz diye düşünüyorlar. Bu arada çocuklarımızın eğitiminin dışında da kültürel ve sanatsal etkinlikler üzerine ciddi çalışmalarımız var. Orada da bir netice aldığımızı düşünüyoruz.

denizli-yasar-tok-ali-abalioglu-roportaj-1

SANATI BİLİMLE TAMAMLADIK

Y. Tok: Geçmişten Günümüze Denizli Dergisi dışında yeni yayınlarınız olacak mı?

A. Abalıoğlu: Burada kültür etkinliği olarak Geçmişten Günümüze Denizli Dergisi çıkartıyoruz. Biz bu dergimizle övünüyoruz. Dergimizin çıkmasında çok büyük emeği olan Pamukkale Üniversitesi’nde akademisyen dostlarımız var. Tamamen gönüllük üzerine destek veriyorlar. Hiçbir reklam yoktur, yalnızca örnek olması açısından bir sayfa DOÇEV’e ayırıyoruz, bir sayfa da Eğitim ve Kültür Vakfımızı tanıtımı maksadıyla kapakta ayırıyoruz. Reklam amacı gütmez, ama dergimiz 13’üncü yılını doldurdu bu sene. Geçmiş Denizli’yi örf ve adetlerimizi, yaşantılarımızı bugüne taşımak istiyoruz. Artık unutulmaya yüz tutmuş olan değerlerimiz, yaşantılarımızı bugünün bilgi dünyası imkanlarıyla arşiv yapıp ölümsüzleştirdiğimizi düşünüyoruz. Kültürümüzün muhafazası için yapıyoruz bunu.

Bu neden önemli? Değişimin çok önemli olduğu dönemdeyiz. Bilgi çağı, değişim çok önemli. Biz iş aleminde de böyle değişeceğiz, kendimize de mesai arkadaşlarımıza da söylüyoruz, değişim olmadan dönüşüm olmuyor. Değişim şart ama değişimin en önemli sakıncası, maalesef kültürümüzün zedelenmesine, kaybolmasına yönelik tehlike yaratması. Evet, gelişebilmek için değişim şart ama o değişim kültürümüzü de mahvedecek.  Biz bu dergimizle o yönüyle çok güzel hizmet yaptığımızı düşünüyoruz. Ben PAÜ’deki akademisyen arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum. Son derece özverili çalışıyorlar. Çok güzel konulara değiniyoruz.  Dergimizin hizmetlerinde normal sayılar çıkartıyorduk. Tarif ettiklerimizin içerisinde son iki üç seneden bu tarafa da Başbakanlık Osmanlı arşivleri konusunda Denizli sevdalısı bir dostumuz var, onun yine gönüllü çalışmasıyla birlikte Osmanlı döneminde Denizli’yi özel sayılar olarak ilave ettik.

İkinci olarak Denizli Antik şehirler yönüyle herhalde Türkiye’nin değil Dünyanın en zengin şehri. Biliyoruz, duyuyoruz, tespit ediyoruz, çevremizde 23 tane antik şehir var. Antik dönemdeki Denizli özel sayılarını çıkartan Celal Hoca ve arkadaşlarının destekleriyle dergimiz baya zenginleşti. Hem antik dönem, hem Osmanlı dönemi hem de geçmiş Denizli’mize normal sayılarda yer veriyoruz.

denizli-yasar-tok-ali-abalioglu-roportaj-12ARKADAŞLARIMIZIN VİZYONU BÜTÇEMİZİN ÖNÜNDE

Y. Tok: Denizli Dergisi ve yaptığınız diğer etkinlikler bu vakfın en temel kültürel faaliyet alanları arasında. Sanat alanında yapılanlardan söz edebilir miyiz?

A. Abalıoğlu: Belli bir zamandan bu tarafa sanat alanında ne yapabiliriz diye düşünüyoruz. Avrupa Birliği projelerinden iki ayrı çalışma yaptık. Kültürlerarası resim kampı (2012-2013) Avrupa Birliğinin desteği ile oldu. Bu etkinlikte Avrupalı sanatçılarla ülkemizin değerli resim sanatçılarını bir araya getirdik. Harika bir kaynaşma oldu. Her şeyden evvel Denizli’yi tanıdılar. Sonra tamamıyla serbest olarak Denizli kültürü ile ilgili resim yapmaları için kendilerine imkan sağladık. Güzel bir resim atölyemiz var. İlk defa o proje vesilesiyle başladı. Bizim içinde harika bir resim koleksiyonuna sahip olduk. İki yıl sonra bu sefer Sivil Toplum Diyaloğu İçin Sanat projesini başlattık. Orada da Bedri Baykam ve Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği ile işbirliğine girdik, yine aynı şekilde yurt dışından ve ülkemizden ressamlarımız geldi, bir araya geldiler. Biz koleksiyonumuza yeni koleksiyon ilave ettik. Her iki projemizde aslında AB destekli projelerimiz. Ayrıca ciddi çalışmalarımız var. Fakat vizyonumuz, arkadaşlarımızın vizyonu kendi ayırdığımız bütçenin çok daha ötesinde. Gönüllük çok güzel bir nosyon, dolayısıyla gönüllük esası üzerine kurulmuş olarak destek aldığımız zaman çok güzel oluyor. Kendi ayırdığımız bütçeyle, vizyonumuz yüksek olduğundan o kadar olamıyor maalesef. O desteklerle hedeflerimize ulaşmış oluyoruz. Avrupa Birliği de bize bu noktada güzel destek veriyor.

Y. Tok: Avrupa Birliği ile işbirliği içinde yapılan projeler çaplı ve ulusla ölçeği aşan çalışmalara dönüşüyor galiba.

A. Abalıoğlu: Uluslararası olmasını sağlıyor. Biz Roma’da sergiledik bir çalışmamızı. O sergimiz çok ilgi gördü. İkincisini Denizli’de sergiledik. Burada Bedri Baykam ile yaptığımızı da İstanbul’da ve Denizli’de sergiledik. Yani sanatçılarımız çok mutlu, güzel bir şey yaptığımıza inanıyoruz. Onun dışında özellikle sanat konusunda Denizli’de çok güzel hedeflerimiz var. Özellikle resim ve müzik konusunda şehrimizde yine fırsat eşitliği yakalayamamış diyelim, içinde bir kıpırtı olan becerisi olan yavrularımızı inşallah cımbızla seçeceğiz. Özellikle ulusal alanda kabiliyeti olan ulusal alanda yeteneği olan ses getirebilecek olan çocuklarımıza, imkan bulamamış çocuklarımıza o imkanı sağlayacağız inşallah. Geleceğin büyük büyük sanatçıları olmak yönüyle üstümüze düşen bir şey varsa yapmak istiyoruz.

denizli-yasar-tok-ali-abalioglu-roportaj-8

ANNEMİZİN ADINI BİLİM SANAT MERKEZİNE VERDİK

Y. Tok: Bilim Sanat Merkezi çalışmaları nasıl gidiyor?

A. Abalıoğlu: Birazda bilimden bahsedeyim. Bilim ve Sanat Merkezi diye annemizin adını verdiğimiz kurumun altını bilim anlamında doldurmak istiyoruz. Ülkemizin çok önemli bir eksikliği olduğunu zannediyoruz. Yani ülkemizde bilim adamı da yetişmiyor. Bilim adamı yetişmiyor derken, orada da büyük büyük laflar etmek istemem gerçi…

Y. Tok: Yetişenlerde göç ediyor zaten, beyin göçüyle ülke dışına çıkıyor.

A. Abalıoğlu: Biz en azından çocuklarımızı bilim konusunda meraklandırmak istiyoruz. Bu işi başlatmak önümüzdeki dönemin projelerinden en önemlisi! Önümüzdeki dönem daha değişik, daha ileri yaş grupları içerisinde ülkemizde bilime meraklı çocuklarımızı seçeceğiz. Arkasından da onlara ihtiyacı olan destekleri vererek ekonomimize kazandırmak, bilim dünyasına kazandırmak yönünde çalışma yapmayı arzu ediyoruz.

Y. Tok: bir de Denizli ile ilgili bir film yaptınız değil mi? Belgesel. İki bölüm halinde yayınlamışsınız onu. Gerçi onunla ilgili eleştirilerimiz var ama onlar şimdilik saklı kalsın. Web sitenizde bil bölümünü izleyebildim ikinciyi izleyemedim. O nedenle üstüne eleştirel konuşmak çok da doğru değil şu anda.

A. Abalıoğlu: Biz dostlarımızın tavsiyelerine, kritiklerine açığız, o çok güzel bir hasletimiz. Madem bir şeyleri yapıyoruz, zaman harcıyoruz para harcıyoruz emek harcıyoruz, o mükemmel olmalı. O en azından dostlarımızın kritiğinden geçmeli, daha iyisini yapmalıyız. Dış dünyaya açıldığımız zaman gözümüzün önünde yapılan kusurları gidermiş olmalıyız.

denizli-yasar-tok-ali-abalioglu-roportaj-5

YENİ AB PROJELERİ YOLDA

Y. Tok: Onunla ilgili bir kritik hazırlayacağım ama hepsini izledikten sonra. İlk bölümü izledim kafamda öyle bir kaç eleştirel nokta oluştu ama bunlar kesinleşmiş kanaatler değil henüz. O nedenle şimdilik kesin bir şey söylemeyip başka bir konuya geçelim. 2012-2013’de AB projeleri ile başlayan sanat etkinlikleriniz oldu, bunlar cidden ulusal ölçekte değil uluslararası ölçekte etkinliklerdi. Devamının gelmesini bekleriz ama tabi ki bunlar çok da kolay olmuyor. Özellikle Denizli dışından desteklerin olduğu projeler zaman alıyordur. Aynısını Kömürcüoğlu ile çetrefilli bir şekilde yaşamıştık. Ama devamının gelmesini bekliyor insan, mesela Vakfın AB destekli projelerinin devamı gelecek mi? Yeni projeler hazırlanıyor mu?

A. Abalıoğlu: Tabi ki o bizim vakfımızın içerisinde. Her halükarda gelmesi lazım!

Sema Yılmaztürk: Güzel tecrübeler edindik AB Projesi uygulama konusunda. Çünkü biz hem yazım aşamasında, hem uygulama hem de raporlamada, projenin A’sından Z’sine kadar vakıf olarak kendimiz yapıyoruz bunu. Hem yazarken proje fikrinin çıkması, ortaklarla iletişim, sonra o bütçenin ve faaliyetlerin uygulanması bizde güzel bir deneyim oluşturdu. Vakfımızın böyle bir tecrübesi var. Bundan sonrada daha güzel ve büyük projelerde, daha farklı ortaklıklarda yürütmek isteriz tabi ki niye olmasın. Bunu biz de istiyoruz. Çünkü bizde alıştık bu hareketli projelerle uygulama dönemlerini, Türkiye genelini takip ediyoruz. Bu kültür sanat alanında açılacak programları, o programlar açıldıkça başvurumuzu yapacağız. Projelerimizi hazırlayacağız.

denizli-yasar-tok-ali-abalioglu-roportaj-6

‘ÜRÜN ÇEŞİTLİLİĞİMİZ’ OLACAK

Y. Tok: İlk anda saptaması zor olsa da, Denizli’de resim dediğiniz zaman çok güçlü bir etki vardır. Resim yapan insan çoktur. Bir de usta sanatçılar vardır. Yerel ölçekte onları bir araya getiren etkinlik projesi yapmayı düşündünüz mü? Hiç olmazsa bir kere olsun denemek mesela?

Sema Y: Yerel ölçekte olabilir elbette, neden olmasın? Ama şimdiye kadar hep Avrupa Birliği oldu bu format. Bu nedenle uluslararası ortaklık çerçevesinde AB destekli projeler geliştirdik.

Y. Tok: Bunu şunun için sordum, Ali Bey, ‘ürün çeşitliliği olacak’ dedi. Ben bunu çalışma alanımız genişleyecek olarak anlıyorum. Böyle bir çeşitlilik-genişlik içinde yer bulabilir mi sözünü ettiğim çerçeve? Çünkü bu bir teşviktir, cesaretlendirmedir. Burada sadece kendi yaptığını rafında bekleten, kendi duvarına asan ama iyi işler yapan insanların da var olduğunu biliyoruz. Onların “ha! bu yaptığımız değerlendiriliyormuş” duygusuyla en azından sergi yapması veya bir araya gelip bir forum oluşturmalarına ilişkin proje geliştirilebilir mi? Böyle bir projeye, kentin sanatçılarını bir araya getirecek böyle bir projeye CSA Vakfı destek verir mi?

denizli-yasar-tok-ali-abalioglu-roportaj-2

KENT SANATÇILARIYLA BİR ŞEYLER YAPMALIYIZ

A. Abalıoğlu: Her halükarda Denizlili sanatçı dostlarımızla birlikte ‘ne yapabiliriz’ arayışı içinde olacağız. Bazen bizim de düşüncelerimiz, hayallerimiz vizyonumuzu aşan arkadaşlarımız var. Benden ilerde bir proje getiriyorlar bazen, ailemle beraber ‘hele bir hazmedelim’ dediğimiz oluyor. Ama biz sanat konusuyla da ilgili ortaya çıktık. Bu güne kadar yapmış olduğumuz en etkin aktivite, resim bölümünde olduğuna göre Denizlili sanatçılarımızla bir şeyler yapmamız lazım.

Sanat konusunda ilk ortaya çıkmamız, “Guinness rekorlar kitabına girelim, bin tane resim yapalım, bin metrelik resim yapalım” diye bir projeydi. O günkü şartlarda çok heyecanımız vardı. Yine Pamukkale Üniversitesi’nden akademisyen desteği aldık, ayrıca öğrenci desteği vardı. Denizli’deki bütün ressamlar beraberce arkamızda oldular, ‘ne yapılması gerekiyorsa yapalım birlikte’ dediler. O projemiz maalesef müzakere aşamasında kaldı. Ama biz o günkü şartlarda Denizlili sanatçı dostlarımızın desteklerini gördük, yine bir şeyler yaparız. Sizin sözünü ettiğiniz çerçevede kapsamlı bir sergi konusunda desteğimiz olacaktır.

Y. Tok: En azından bir sergi, bir form… Bunun bir yayını olur, mesela katalog gibi. Böyle bir şey yapılabilir mi diye merak ediyorum. ‘Vakfın hedefleri neler olabilir bundan sonra’ diye internet sitenize baktım. Geçmişten beri nasıl bir mantıkla hareket ettiğinizi de biliyorum üç aşağı-beş yukarı. Tabi şimdilerde epey farklılaşmış etkinlik çeşidi olarak. Özellikle çocuklara yönelik ya da gelişmekte olan boyutuyla insana yönelik etkinlikler olarak gözlemledim. Çocuklara yönelik etkinliklerin çeşitlilikleri neler? Vakıfta mesela CSA Vakfı için soruyorum bunu.

A. Abalıoğlu: Bilim Sanat Merkezi bir vakıf değil, merkez. Aynı şey iç içe Bilim ve Sanatı kapsıyor.

denizli-yasar-tok-ali-abalioglu-roportaj-11

ÇOCUKLARA YÖNELİK ETKİNLİKLERİ ÖNEMSİYORUZ

Sema Y: Çocuklara yönelik etkinliklerimizde bu dönem biraz bilim vardı. Bilime yeni yeni başladık, ortaokul yaş grubu öğrencilere yönelik projemiz var. ‘Küçük bilim insanları yetişiyor’ diye bir proje, onunla başladık. Müzik etkinliğimiz vardı. Müzik ile dramayı iç içe koyduk. Bunun yanında okuma projelerimiz devam ediyor. Kütüphanemiz aktif şekilde çalışmaya devam ediyor. Her yaş grubunda sadece öğrenci değil yetişkinlere yönelik de kitaplarımız var kütüphanemizde. Çocuklarımıza yönelik okuma projelerimizde devam ediyor.

Y.T ok: Biraz kütüphanenizden söz etseniz. Çünkü ciddi bir kütüphane oluşuyordu vakıfta.

Sema Y: Kütüphanemiz gelişiyor dediğiniz gibi. Yayın sayısı da sürekli değişiyor artıyor kitaplarımız. Hem çocuklara yönelik, hem yetişkinlere yönelik geniş bir yelpazesi var kütüphanemizin.

KÜTÜPHANEMİZ HERKESE AÇIK

Y. Tok: Peki projeye dahil olmayan insanlar da kütüphaneden faydalanabiliyor mu?

Sema Y: Tabi. Denizli’ye açık kütüphanemiz. Mesela bizim etrafımızdaki okullardan kütüphanemizden ziyaretler olur. O bölgede çocukların ilk gördüğü belki de tek gördüğü kütüphane Abalıoğlu Vakfı Kütüphanesi. Bir kütüphane nasıl olur, kütüphanede nasıl davranılır o kültürü biz kendi kütüphanemizle veriyoruz çocuklara. Özellikle ikinci dönem kütüphanecilik haftası, dünya şiir günü gibi özel günler olduğunda, baharın da yaklaşmasıyla çok ziyaretçimiz olacaktır kütüphanemize.

Y. Tok: Kütüphane konusunda özel proje geliştiriyor musunuz? Biliyorsunuz klasik okuma kültürünü enerjik bir yöntemle sunmazsanız okur kaybetmek işten değil.

Sema Y: Kütüphanede hem kütüphanemize daha çok ziyaretçinin gelmesi hem de okuma alışkanlığını kazandıracak projeler de uyguluyoruz. Geçtiğimiz dönem ‘Haydi Anne sen de Oku’ projesi idi bu. Kütüphanemize gelen küçük ziyaretçilerimizin annelerini hedef aldığımız bir proje idi. Bir zaman dilimi içerisinde en çok kim kitap okur nasıl kitap okurdan yola çıktık, aslında burada hep çocuklara yöneliyoruz ama ailede annenin bir model olarak önemli yeri olduğunu düşündük. Bu şekilde bir proje başlattık. Anneler de gelip kütüphanemizden kitap almaya, gelip kitap okumaya hatta çocuğu ile birlikte gelip ikisi birlikte kendi kitaplarını okumaya başladılar. Kimi anneler ameliyat oldu hastaneye kitap götürdüler. Orda devam ettiler. Anneler kendi aralarında mesajlaştılar, ben şu kadar sayfa okudum, sen hangi kitabı okudun gibi. Güzel bir proje oldu. Annesini ilk kez kitap okurken gören çocuklar oldu. Annesine “okuma-yazma biliyor muydun” soruları oldu. Bunlar hep bize geri dönüşler o proje ile ilgili.  Bazen gönüllülerimizle bahar aylarında hava güzel olduğunda meydanlara çıkıp kitap okuyoruz. Delikliçınar, Bayramyeri meydanında. Amacımız orda yarım saat, bir saat kitap okuyup tüm Denizli halkının dikkatini okumaya çekmek. Faydası da oluyor. Kimi geliyor “biz de size destek olalım. Siz böyle güzel bir şey yapıyorsunuz biz de sizinle kitap okuyalım” deyip ilk bizimle birlikte kitap okuyor orada. Böyle dikkat çeken projeler de yapıyoruz.

denizli-yasar-tok-ali-abalioglu-roportaj-4

ANNELERİMİZ DE ÇOCULAR KADAR HEYECANLI

Yine anne önemli bir rol model ve kütüphanemize gelen çocuklar anneleriyle birlikte gelirken annelerin de ihtiyaçları var. Aslında bize biraz da onlar yol gösterdi. Çocuklarıyla iletişim kurmayı bilemediklerini gördük, mesela sınava hazırlanan çocukları var, “nasıl davranmamız gerekiyor, bocalıyoruz ne yapalım” diye bize danıştılar. Bizde onlara” biz size konunun uzmanlarını getirelim” dedik, kadınlara yönelik bilgilendirme seminerleri düzenliyoruz. Konusunda uzman olan kişiler, ana-çocuk sağlığından, çocuk beslenmesi, ergenlerle iletişim, aile içi iletişim gibi konularda kadılara yönelik bilgilendirme seminerleri veriyor.

Y. Tok: Eskiden gençliğe yönelik etkinlikleriniz olurdu. 2008, 2009’larda gençlik projeleri vardı. Böyle projeler var mı?

Sema Y: O gençlik projeleri biraz AB projelerini öğrenmemizi sağlayan çalışmalardı. Daha küçük çaplı, daha küçük bütçeli projelerle başladık AB projelerine. Şimdi artık kültür sanata biraz daha ağırlık verdik. Şu anda öyle bir projemiz yok. Ama yapılabilir tabi. Nitelikli Teknik Güçlü Türkiye(NTGT) projemiz var. Bu proje aslında meslek lisesi bursiyerlerimizin içerisine dahil olduğu proje. Onları sadece burs verip bırakmayalım düşüncesindeyiz. Birlikte daha ne yapabiliriz, Abalıoğlu Vakfı’nın bursiyeri olmanın ayrıcalığını nasıl yaşayabilirler ya da mezun olduktan sonra o farkı yaşıtlarıyla nasıl hissedebilirler sorusundan yola çıkarak, meslek lisesi bursiyerlerimize kişisel gelişim eğitimleri veriyoruz. Bu eğitimleri de şirketlerimizde çalışan ilgili arkadaşlarımız veriyor. Sonrasında yine kendi şirketlerimizde staj imkanı sunuyoruz ve eğer sonrasında yine karşılıklı olarak memnuniyet ve anlaşma olursa belki çalışan olarak da devam edebiliyorlar.

A. Abalıoğlu: Bu projemiz çok önemli. Koç’un ‘Meslek Lisesi memleket meselesi’ projesinden önce başlamış bu meslek lisesi projemiz. Her şeyden evvel meslek liselerinde ‘Kariyer Günleri’ yapıyorduk. Meslek liseleri çok memnun oldu. Uzun zamandan beri yapıyoruz. Çünkü oradaki çocuklar, düz liseye gidemeyen, aileleri tarafından gönderilmeyen itilmiş-kakılmış çocuklar olarak değerlendiriliyor. Ya o kadar önemli ki. Ben bir çalışanıma tahsilin ne diye soruyorum, lise mezunuyum diyor. Peki hangi liseyi bitirdin diyorum meslek lisesini diyor. O kadar farklı ki. Memleketimiz de uzun yıllar düz lise mezunu çocuk her şeyi azıcık biliyor, ama hiçbir şeyi tam bilmiyor. Meslek lisesinden mezun olduğunuzda ise elektrik, makine, motor, mobilya… O kadar güzel branşlar var ki insanlar çok genç yaşlarda ellerine bir altın bilezik alıyorlar. Kariyer günlerine gidiyoruz, çocuklar kendilerine güvensiz, önemini bilmeden okuyor. Müdür diyor ki bize ilkokulun en döküntüleri geliyor. Çocuklar için bu kelimeyi kullanmak istemem ama müdürün ifadesiyle ilkokulda başarısız olmuş çocuk oluyor. Artık üniversiteye gidemez benim çocuğum diyen aileler çocuklarını oraya gönderiyor. Bu çocuk buradan mezun olduğunda ve iş hayatına atıldığında benden fazla maaş alıyor diyor. O kadar önemli bir proje.

Sema Y: Küçük Bilim İnsanları yetişiyor projesi bilim alanında yaptığımız çalışmalarımızdan birisi. PAÜ’deki akademisyenlerin birebir içinde olduğu bir proje. Fen bilimleri, matematik, sosyal bilimler, resim, müzik ve yazı alanlarında hocalarımız var. Ve hocalarımız vakfa gelerek öğrencilerimize seminerler veriyorlar. Ve verdikleri seminer dahilinde okul sonrasında atölye çalışması yaptırıyorlar. 30 kişilik bir öğrenci grubumuz var. Sonrası için hocaların çocuklara kültürel gezi yaptıralım önerisi var. Projemizi Mayıs ayında sonlandıracağız. Hepsine katılım belgeleri vereceğiz.

A. Abalıoğlu: Sanatsal faaliyetleri, fen dersleri, sosyal dersleri de olacak çocuğun. Aslında işin başında kendi iç bünyemizde çizdiğimiz kulvarın çok dışına çıktılar. Biz bu konuyu üniversitedeki hocalarımıza bıraktık. Biz hocalarımıza güveniyoruz, çocuklarımıza güzel şeyler vereceklerine inanıyoruz.

denizli-yasar-tok-ali-abalioglu-roportaj-3

DAHA KAT EDECEK ÇOK YOL VAR

Y. Tok: CSA Vakfı şu anda istediğiniz noktada mı? Yoksa daha kat edeceği yol var mı?

A. Abalıoğlu: Arkadaşlarımıza bıraksak, biz parasını versek kat edecekleri yol çok. Ülkenin ekonomisi, dünya ekonomisi göz önünde bulundurulduğunda bütçenin onaylanması konusunda bizi daha ihtiyatlı davranma durumunda bırakıyorlar. Dolayısıyla kendi çizdiğimiz hayallerimizin bir bölümünü bekletiyoruz. Daha güzel hedeflerimiz var. İnşallah önümüzdeki dönemlerde gerçekleştireceğiz. Her şey sürekli gelişecek ama burada şimdilik biraz daha yavaş gittiğimizin farkındayız.

Y. Tok: Aslında kentin bu konudaki ilerleyişiyle de orantılı bir süreç olmalı bu. Çünkü nasıl ne kadar uçarsanız uçun kent yerinde sayıyorsa çok fazla etkisi olmuyor. Birbirini biraz kollayarak gitmek zorunda gibi geliyor bana bu tür süreçler.

A. Abalıoğlu: Kentle ilgili konuları farklı platformlarda ele almak lazım. Denizli’deki iş alemi ve geçmiş Denizli’ye baktığımız zaman Denizli çok daha iyi yerlerde de olmalıydı diye düşünüyorum. Denizli tekstilin hızlı olduğu dönemlerde çok hızlı büyüdü. Ama bu aşamada kendisini tekstilin dışındaki alanlarda da yenilemesi lazımdı, maalesef olmadı.

Yorum Yaz

Aşağıdaki gerekli alanlara bilgilerinizi girmelisiniz. e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
 karakter kaldı