DALAMAN ÇAYI YOLCULUKLARI - denizlihaber.com - Denizli Haber, Denizli'nin en çok okunan gazetesi
REKLAMI GEÇ

DALAMAN ÇAYI YOLCULUKLARI

1 Eylül 2016 Perşembe

ic_kapak

Dalaman Çayı için düşündüğümüz projeyi hazırlamaya ancak fırsatımız oldu. TMMOB Denizli İl Koordinasyon Kurulu’nun sağladığı destekle hazırlandığımız çalışma planı çerçevesinde gezilerimizi bir aydır sürdürüyoruz. Daha da devam edecek. “Toroslardan Akdeniz’e Dalaman Çayı” başlıklı dizi yazımızın ilk bölümünü bu gün yayına veriyoruz. Bundan böyle, her hafta Perşembe günlerini yayına ayıracağız.

 DOĞA VE KÜLTÜR YAZILARI ÜZERİNE DÜSTUR
Çoğumuz Gezi Direnişi döneminde, muhtelif yazarlar tarafından “Sivil İtaatsizlik” kavramı nedeniyle adında söz edildiğinde haberdar olduk. Oysa onu “itaat” kavramı üzerine tartışma metinleri de dahil genel olarak niteleyen şey,  19. Yüzyıl boyunca “Valden Gölü” yazmalarında somutlaşan çevreci kimliği olmuştur. Çoğumuz H.D Thoreau adını bu yanıyla bilmeyiz.

Amerikan düşünce tarihinde onun bıraktığı doğacılığın izleri Sivil İtaatsizlik (Civil Disobedience, 1849) isimli makalesine kadar uzanır. Hem Amerikan, hem de dünya 20. Yüzyıl tarihinin siyasal gelişmelerine bu makalesi damga vurmuştur.

Ralph Valdo Emerson’la birlikte, Batıdan doğuya tüm kıtalarda edebiyata kadar uzanan bir etki sağlar.

Tolstoy’un Diriliş’ini okuyanlar Nehludov karakterinde Thoreau felsefesinin etkisini hisseder.

Hindistan Bağımsızlık Savaşı boyunca Ghandhi’nin pasif direnişinin  ilham kaynağıdır.

Amerikan iç siyasetinde geçen yüzyıl ortalarındaki Afro-Amerikalıların hak ve eşitlik savaşının ikonolojik aktörlerinden Martin Luther King, Thoreau’yu örneklemiştir.

Büyük Menderes Nehrini kapsayan ve sadece yazı olarak 40 bölümlük bir diziye dönüşen “Ölmeye Yatan Nehir Meandros” dahil olmak üzere, çevre, ekoloji ve kültür üzerine inşa etmeye çalıştığım yazıların saklı düsturu Thoreau’nun doğacı yaklaşımı oldu. Onun genel olarak “Doğa, hayat ve başkaldırı” olarak özetlenebilecek felsefi görüşleri bana öncülük etti.

Konuyu daha düşünme aşamasından itibaren kültür-tarih, turizm-ekonomi, ekoloj-çevre bağlamlarından koparmadan, bütünlük içinde ele almaya özen gösteriyoruz. Bunun ilham kaynağı Throeau’nun büyüleyici gerçekçilik(felsefeciler beni affetsin!) içeren görüşleri.

O nedenle zaman zaman güncel gelişmelerin de içine katıldığı giriş bölümleri size tuhaf gelmesin. Dünyayı sadece nehir, gökyüzü ve yol olarak görmeyeceğiz. Yaşadığımız hayatın içinde bir Dalaman Çayı tasvirine girişeceğiz. Onu kirletenle kirletene göz yuman arasındaki görünmez ortaklığı açığa çıkarmaya çalışacak, bunu yaparken derinlerdeki çıkarları, hesapları, beklentileri ve bireysel arzuları gizleyen örtüyü çekip almaya çalışacağız. Halkın hakkını halka, doğanın hakkını doğaya teslim edeceğiz.

HER ŞEY BİRKAÇ YIL ÖNCE BAŞLADI
Büyük Menderes Nehri su yolunu gezdiğimiz zamanlar. Yaklaşık bir yıllık gezi yazılarımız boyunca duyduğumuz “Dalaman Çayı’nı neden yazmıyorsunuz, orası da sorunlu. Özellikle Denizli topraklarındaki bölümü! Hem orası kent topraklarındaki ikinci büyük akarsu değil mi” serzenişi bizi mahcup kılmıştı.

Sonraki dönem daha güncel bir başka proje hazırlayıp, araştırma yazıları kaleme aldık. Denizli Turizmini ve turizmin merkezinde yer alan Pamukkale fenomenini enine boyuna tartıştık. Termali, alternatif güzergahları ve müze gibi daha kültürel konuların geçmişini deşip gündeme taşıdık.

Dalaman Çayı için düşündüğümüz projeyi ancak hazırlama fırsatımız oldu. TMMOB Denizli İl Koordinasyon Kurulu’nun sağladığı destekle hazırlandığımız çalışma planı çerçevesinde gezilerimizi bir aydır sürdürüyoruz. Daha da devam edecek.

“Toroslardan Akdeniz’e Dalaman Çayı” başlıklı dizi yazımızın ilk bölümünü bu gün yayına veriyoruz. Bundan böyle, her hafta Perşembe günlerini yayına ayıracağız.

Epigrafik duyurumuzda da belirttiğimiz gibi bu bir gezi yazıları dizisi. Dalaman Çayı üzerinde görüp gözleyeceğimiz, görüşüp konuşacağımız, okuyup yazacağımız ne varsa dizi içinde yer alacak.

Dört temel bölüme ayırdık konumuzu. Ekoloji, kültür, turizm, ekonomi. Kanımca her şeyi kapsaması açısından bu başlıklar yeterli.

Gerisi bizim yazılarımıza, sizin zaman ayırıp okumanıza kalmış.

Hoş geldiniz Toroslardan Dalaman’a, Gireniz’e, Akdeniz’e!

NEREDEN BAŞLAMALI?
Geçtiğimiz Haziran-Temmuz ayları boyunca yoğunlaşan Dalaman Çayı kirlilik haberlerini hatırlayacaksınız. Yerel ve ulusal basına konu olan bu haberlerin en önemli unsuru Çayın Acıpayam bölgesinde kalan kısmında yaşanan balık ölümleriydi.

Bu ilk haber değildi elbette. Daha önce, 2012 yılında da aynı biçimde haberlere konu olmuş, sonrasında ilgili Bakanlıklardan biri baştan savma bir açıklamayla gönüllere su serpip gitmişti.

Ancak son beş yıl, kirlilik haberleri hiç eksik olmadı. Tıpkı Büyük Menderes nehri üzerinde yaşanan sorunlar gibi, Dalaman Çayı da aynı biçimde çevre sorunlarıyla boğuşuyor, sık sık bölge sakinlerinin şikayetine konu oluyordu.

Temmuz’un başından itibaren neredeyse her gün internet haber sitelerinin manşetine konu oldu Dalaman Çayı.

• 1 Temmuz tarihinde “Dalaman Çayı Zehir Akıyor” başlığı atıldı.

• Aynı gün bir başka haber “Dalaman Çayı’nda kirlilik isyanı” başlığını taşıyordu.

• 2 Temmuz’da “Dalaman Çayı’nı kirleten işletmeye uyarı” haberi yer aldı.

• 3 Temmuz’da “Valilik Dalaman Çayına el attı” haberleri yayınlandı.

• 4 Temmuz günü “Dalaman Çayını Kirletene Ceza” manşetine yer verildi.

• 13 Temmuz’da CHP Denizli Milletvekili Kazım Aslan Meclis kürsüsünde konuyla ilgili bir kez daha söz aldı. Sonrasında, “Dalaman Çayı için yöre sakinlerimizden yükselen haklı tepkiyi 3 aydır Meclis’te dillendiriyoruz. Dün akşam Meclis Genel Kurulunda söz alarak konuyu tekrar gündeme taşıdım. Konuya seyirci kalanlar artık sorumluluklarının farkına varmalıdır” açıklaması yaptı.

• 14-15-16 Temmuz tarihlerinde bölge gazeteleri, özellikle Muğla kökenli yayınlar konuyu didiklemeye devam etti.
• Aynı günlerde “Denizli’de çevre kirliliğini protesto eden belediye işçisi…” haberi gündeme düştü. Denizli Büyükşehir Belediyesi bünyesindeki DESKİ(Denizli Su Kanalizasyon İdaresi)’de taşeron işçi olarak çalışan Sabit Kızılhan, protestolara katıldığı için işten atıldı. Aynı haber pek çok ulusal haber kanalı ve sitesinde “Pisliğe tepki gösterdi, işten atıldı” türü başlıklarla çıktı.

• NTV eski bir haber başlığı ise sanki bu günü özetliyordu: “Türkiye’nin çevre kirliliği ürkütüyor!”

Son olarak kapsamlı balık ölümleri ile ilgili haberler bardağı bir kez daha taşırdı. Ama olay kesintiye uğradı. 15 Temmuz’u 16 Temmuz’a bağlayan gece boyunca Darbeye teşebbüs eden askeri birliklerin bastırılması ve sonrasında gelen OHAL, isyan duygularını başka bir motivasyonla bu alana yönlendirmiş oldu. Balık ölümü gibi somut kirlilik unsurlarının da unutulmaya yüz tutmasıyla olay yavaşça sönümlendi.

BAYRAMLIK DAVET
Ramazan Bayramı tatili için İzmir’deydim. İnternete girip gezinme zamanım olmadı. Zaten sosyal paylaşım sitelerine çok meraklı değilim. Üçüncü gün gelip e-postalarımı kontrol ettiğimde, Facebook sayfasından ismi bizde saklı, kayıtlı bir arkadaştan davet geldiğini gördüm.

“Yaşar bey iyi bayramlar…” diye başlayan davet, “Acıpayam Çiftlik köyüne bayram ziyareti için geldiğimizde Acıpayam’dan Dalamana akan Dalaman Çayının Cuma gününden beri simsiyah aktığı, büyük balıkların kıyıya vurduğu halk tarafından isyan edilircesine haykırılmakta ancak ilgilenen olmamıştır. Pis zehirli suyun (……) ait olan (……) hayvan çiftliğinden kaynakladığı tespit edilmiştir. Ancak herhangi bir yaptırım uygulanmamıştır. Bugün saat 15.00 de Çakır köprüsünde halk tarafından eylem düzenlenecektir. Kamuoyu oluşması için bu konuya dikkat çekmenizi rica ederim” diyor ve “İyi tatiller…” dileğiyle noktalanıyordu. (Burada kirletici olarak zikredilen işletme isimleri verilmemiştir. Ancak daha sonra adı geçen işletme yöneticileriyle yapılan görüşmelere dizi içinde yer verilecektir.)

Uygun bir dille burada olmadığımı, mesajı geç gördüğümü ve ilgilenmek istediğimi belirten bir yanıt verdim.

Konu kapanmadı. Aksine, zaten hazırlamakta olduğumuz Dalaman çay yolu gezi projesi için daha da sabırsızlanmaya başladım.

acıpayam

VALİLİĞİN DALAMAN ÇAYI AÇIKLAMASI

Dalaman haberlerinin yoğunlaştığı Temmuz ayı içinde Denizli Valiliği bir açıklama yaptı.

Açıklama metni “01 Temmuz 2016 tarihinde basında çıkan haberler ve Valiliğimize, Acıpayam Kaymakamlığımıza ve Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğümüze gelen şikayetler  üzerine kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla aşağıdaki açıklamanın yapılması uygun görülmüştür.

Dalaman Çayı’nda meydana geldiği bildirilen kirlilik ile ilgili Valiliğimizce; Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü ve Acıpayam Belediyesi personelinden oluşan teknik bir inceleme ve araştırma ekibi kurulmuş ve  Dalaman Çayı, Serinhisar, Yassıhüyük Mahallesi ve Uçarı Köyü’nden geçerek Dalaman Çayı’na bağlanan Kurudere üzerinde incelemelerde bulunulmuştur.

Teknik ekip tarafından yapılan inceleme ve araştırma sonucunda; söz konusu bölgemizde hayvan besiciliği ve süt ürünleri faaliyetinde bulunan bir işletmenin atıksu arıtma tesisini faaliyete geçirme çalışmaları esnasında lagünlerde bulunan hayvan besiciliğinden kaynaklanan atık suların Kurudere’ye taşarak Dalaman Çayı’na ulaştığı gözlemlenmiştir.

Bilindiği üzere su kirliliği kontrol yönetmenliği deşarj standartlarına göre hayvan besiciliğinden kaynaklanan atık sularda ağır metal bulunmadığı, askıda kati madde, kimyasal oksijen ihtiyacı, amonyum azotu ve fosfat fosforu bulunmaktadır. Bu aşamada söz konusu işletmeye gerekli uyarılarda bulunulmuştur. Kamuoyuna saygıyla duyurulur” diyerek kamuoyunu yatıştırıyordu.

Bu açıklamanın amacı neydi? Halkı isyan ettiren kirlilik ve balık ölümlerinin kaynaklarına ilişkin doğru tespitte bulunmak mı, yoksa bayram seyran dinlemeden ulu orta protesto eden halkın nabzına göre şerbet verip daha önceleri olduğu gibi geçiştirmek mi? Bunu anlamanın bir yolu var. İlgili birimden, Denizli Çevre ve Şehircilik İl Müdüründen yapılan çalışmaların içeriği ile ilgili bilgi almak.

iç-sayfa-resim-kalıbı

BİR BELGE VE RÖPORTAJ İSTEĞİ SERÜVENİ

15 Temmuz karmaşası tavsayıp, gündelik yaşam normale dönmeye başladığında, Dalaman Çayı projemizin altını ısıtmaya başladık. Bu arada Ağustos başını gördük.

Valilik haberlerinin yarattığı etki hala devam ediyordu. Çevre İl Müdürlüğü bu işin asıl sorumlusuydu. O halde, Büyük Menderes yazıları boyunca işbirliği ve yakınlığını esirgemeyen Çevre İl Müdürü Fikret Büyüksoy’un kapısını çalma zamanı gelmişti.

Telefonla ulaştığımızda Müdür Bey toplantıdaydı. Az sonra görüşelim dedi ve bu kez kendisi aradı.

Durumu aktardım. “Dalaman Çayı üzerinde gezip yazacağız, Acıpayam bölgesinde son dönemde yaşanan kirlilik haberleri bizim dikkatimizi ister istemez bu konuya odaklıyor. Valiliğin sözünü ettiği çalışmanız hakkında bilgi alabilir miyiz?”

Fikret Bey ikiletmedi. “Elbette alabilirsiniz. Saklanıp gizlenecek bir şey değil ki. Bir rapor hazırladık, Acıpayam ovasında kirliliğe meydan veren durumu saptadık ve müdahale ettik, şimdi artık düzelmiş durumda, bundan sonra aynı kirlilik sorunu kolay kolay yaşanmaz” diyerek bizi sevindirdi. Arkasından “isterseniz hazırladığımız raporu size bu gün ulaştırayım” diye ekledi. Biraz daha sevindik.

Ertesi güne kadar söz konusu belge gelmeyince, Müdür beyi yeniden aradım. Yanıtı makuldü. “Yaşar Bey bize verilen talimat gereğince Vali Bey’in oluru olmadan belge, bilgi ve röportaj veremiyoruz. O nedenle Valilik Basın bürosuna gönderdim, size oradan göndermeleri gerekiyor.”

Valilikte ilgili birimi aradığım zaman ise yine makul bir açıklama yapıldı. “Vali Bey yaşanan karmaşık süreç nedeniyle çok yoğun (FETÖ soruşturmaları süreci kastediliyor). Talep ettiğiniz belge konusuyla ilgilenemedi.”

Bekledik.  Bir-iki aramadan sonra Denizlihaber.com yönetimi resmi bir yazıyla talebimizi yineledi. Bu kez Çevre ve Şehircilik İl Müdürü ile röportaj isteğimizi de ekledik.

Tam umudumuzu kestik, bu gün sabahın erken saatinde Sedat Kurt aradı. “Valilik bizim yazıya onay vermiş.” Sabah sabah güzel haber!

O halde, bu çalışmanın önemli bir bölümünü Çevre İl Müdürü ile yapacağımız röportaj oluşturacak. Ama henüz zaman var.

 “YOLDAN GEÇEN ÖYKÜ”LER

68 kuşağından “Büyülü gerçekçilik” akımının temsilcilerinden Nazlı Eray’ın bir öyküsünün adını bu kısma başlık yapalım.

Nehir boyu yolculukları aslında birden çok öykünün dölyatağıdır. Hangi mevzide durursan dur, hangi dereden geçersen geç ya da hangi köyün misafiri olursan ol, değişmez biçimde herkesin kendi öyküsü vardır. Hem de gerçekten büyüleyici öykülerdir, o ölçüde gerçekçidir. Acıtır, ıslatır ve dimağınızı çözer.

Başka yolculuklarda da yaşadım bu tanıklığı. İlk gençliğimden bu güne hala yaşarım. Ondandır yolu, yolculuğu ve yolcuları sevmekten vazgeçmem. Çoğunlukla bu tutkuyla yaparım gezi projelerini. Bilmediğim, ilk kez ayak basacak olduğum coğrafyalara masalsı yolculuklar yapmayı düşleyerek!

şiirden

Oralarda gecelerim, yanımda bir yoldaş olursa değme gitsin! Akşamı bekler, çadırımızı kurar, nevalemizi hazırlar, gün batımı, alacakaranlık, gece yarısı derken çadırlarımıza çekilip uyuyana kadar doğada olmanın eşsiz keyfini çıkarırız. Sabahın er saatinde uyanır, hazırlanır, toparlanırız. Sanki mesaiye gecikmiş gibi telaşla yaparız bunları. Ben kahvaltıyı unuturum mesela. Bir bardak su, bir dilim ekmek, bir parça peyniri yolda atıştırırım. Uygun bir yerleşim bulursak belki bir çorba filan! Ama çoğunlukla olmaz bu. Başımızın çaresine rastgele bakarız.

gece

Bir de başka yolcular vardır. Hepsi başka hikayenin kahramanı. Bazen bir çobandır vadide! İşe büyü katan da odur çoğunlukla. Kentli yaşamın zıddı onda sembolleşir o an. Dağları anlatır. Yaban hayatı, hayvanları, avları, avlakları, balıkları, kendini ve kadınlarını! Çoban köpeğini yetiştirme ritüeli bile başlı başına bir öyküdür.

Yoldan geçen öykü mü dediniz? Gelin bu tarafa. Biz gelmeyelim, Dalaman Çayından epey uzaklaştık, istikameti yeniden vadiye, suyoluna çevirelim.

yapraklı

YOLUN ÇATIYLA SUYUN ÇATI

Gürsu’dan çıktık. Yapraklı barajına geldik. Biraz oyalandık. Balık tutanlara takıldık, sohbeti muhabbete çevirdik. Eylenmedik, vadiyi aşıp Gölhisar’a döndük.

kibyra

İlçenin altındaki çevre yolundan Yusufça’ya, Çamköy’e, Denizli-Antalya karayoluna çıktık. Yol boyunca Dalaman Çayı bizi takip etti, hatta yan yana yürüdük. Sonra o yoluna, biz yolumuza ayrıldık.

Acıpayam Ovasına geldik. Gedikli’den köprüyü aştık, Ucarı gölünde serinleyelim diye. Ulaştık, eşe dosta merhaba dedik, Kurudere’ye döndük. Olmadı, Karaçay’ın olmayan suyunu tavaf edip döndük, yeniden Kurudere üstünde gezindik. Serinhisar altlarından başlayıp, ovayı ortadan ikiye böldük. Dalaman Çayını bulduk. Kirlendik, pislendik, eşelendik.

Durmadık, Çakır köylerini, Köke’yi bir bir girip gördük, dolaştık. Çayı sorduk, yok dediler. Suyu sorduk kaçtı dediler, kuşu sorduk uçtu dediler.

ucarı

Olmadı. Yapamadık, Gireniz içlerine doğru çekildik. Yeşilin başka, gökkubbenin başka olduğu bir alemin kapısını araladık. Kelekçi’ye, dostlara merhaba dedik.

Durmadık. Yola revan olduk. Sağımıza Dalaman Çayını, solumuza vadinin yükselen tepelerini, üstümüze gökyüzünü alıp ileri atıldık. Köprüler geçtik. Çaylar, dereler atladık. Akarlar, çeşmeler, kaynaklarla göz göze geldik.

Vadileri geçtik, dağları aştık, nehirleri kuşandık, vardık Yolçatı’na. Önce suyu bulalım deyip nehre sürdük arabamızı. Çatını bulalım dedik Suçatı’na sürdük… Ama ermedik nihayete!

Daha gidilecek yol var. Görülecek, gezilecek onca yer var. Ama şimdilik!

Şimdilik bu kadar!

bu-kadar

Haftaya: Gürsu Toroslar’dan Gelir

Yorum Yaz

Aşağıdaki gerekli alanlara bilgilerinizi girmelisiniz. e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

 karakter kaldı