“ÖLÜR GİDERİZ BAŞKA YURDUMUZ OLMAZ!” - denizlihaber.com - Denizli Haber, Denizli'nin en çok okunan gazetesi
REKLAMI GEÇ

“ÖLÜR GİDERİZ BAŞKA YURDUMUZ OLMAZ!”

17 Kasım 2016 Perşembe

 

ic_kapak

Gezi günlüğüne Suçatı Köyü eski Muhtarı Alaaddin Dinçer’in anlattıklarıyla devam edeceğiz. Ancak, geçen haftaki yazımızı noktaladığımız cümleyi yineleyerek başlamak gerekirse, “sadece baraj inşa etmek değildi söz konusu olan!”

Konuyu daha anlaşılır kılmak için Suçatı, Yolçatı, Sandalcık ve Karaismailler köylerinin sular altında kalacağı baraj çalışmalarıyla ilgili medyada yer bulan bazı haberleri hatırlatmakta yarar var.

***

İlk haberimiz 2012 tarihli. Konu Sami Soydam Sandalcık Barajı ve HES’i için verilen enerji üretim lisansı.

“07.06.2012 : Ege Bölgesi’nin en büyük hidroelektrik santrali olacak 124 MW kapasiteli Sami Soydan Sandalcık Barajı ve Hidroelektrik Santrali için EPDK, Zorlu Enerji’nin bağlı ortağı Zorlu Hidroelektrik Enerji Üretim A.Ş.’ye elektrik üretim lisansı verdi.” (www.enerjiatlasi.com)

***

Aynı yıl, TBMM’de CHP Grup Başkan vekilliği yapan Denizli Milletvekili Adnan Keskin, ilgili Bakanlığa, baraj inşaatı ile ilgili gelişmeleri içeren bir yazılı soru önergesi verir. Önergede yer alan 7 soru ve ön açıklaması şöyledir:

“Baraj yapım işinin Zorlu Enerjiye veriliş gününden günümüze beş yıl geçmesine karşın inşaata başlanmamıştır. Baraj su toplama havzası kapsamında kalan köylere kamu yatırımlarının akışı durmuştur. Yol yapımı, yol bakımı ve diğer kamu hizmetleri devre dışı kalmıştır. İstimlak bedelleri ödenmediği için köylerde yaşayan insanlar başka yerleşim alanlarına göç etmekte çekimser davranıyorlar. Baraj sahasında yapılaşma engeli bulunduğundan konut yapımı da durmuştur. Havzada 2B çalışmaları da yapılmamıştır. Çoğu orman köyü olan yerleşim alanlarında yaşayan yurttaşlar 2B çalışmalarının yapılmamasından kaynaklanan sıkıntıları da göğüslemek zorunda kalacaklardır. Konut yapımı engellendiğinden köylerde gençler evlenmekte de zorluk çekmektedirler.’’

Sorular:

1-Baraj inşaatına ne zaman başlanacaktır? İhaleden bu yana beş yıl geçtiği halde inşaata niçin başlanmamıştır? 
2- Baraj inşaatının bitiş tarihi nedir?
3-İstimlak bedelleri niçin ödenmiyor? İstimlak bedellerinin geç ödenmesinden kaynaklanan zararlar giderilecek midir?
4- Barajın su toplama havzasında kalan köylerde 2B çalışması yapılacak mıdır?
5-Yerleşim alanlarından göçe zorlanacaklar için, yeni yerleşim alanı gösterilecek midir? Gösterilecek yeni yerleşim alanının alt yapı hizmetleri gerçekleştirilecek midir?
6-Göçe zorlanacaklar için yeni yerleşim alanı hazırlanacaksa hangi koşullarla yöre halkına verilecektir?
7- Beş yıldır inşaata başlamayan firma ile ilgili herhangi bir yaptırım devreye sokulacak mıdır?”

Bu sorulara Bakanlığın yanıtı aynı gün, 09/07/2012 tarih ve B.23.0.BHİ.0.01-610/ 45 sayılı önyazı ile Adnan Keskin’e iletilir. Meclis kayıtlarında yer aldığı biçimiyle Bakanlığın ilgili cevabi yazısı aşağıdadır.

DENİZLİ MİLLETVEKİLİ ADNAN KESKİN’İN
7/8979 ESAS NUMARALI YAZILI SORU ÖNERGESİ HAKKINDA
ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANLIĞI’NIN CEVABI

CEVAP 1-7. Zorlu Enerji Elektrik Üretim Anonim Şirketi’ne; Denizli İli’nde kurmayı planladığı 127,8 MWm/124 MWe gücündeki Sami Soydam-Sandalcık Barajı ve HES üretim tesisi için 20.6.2007 tarihli ve EÜ/3433-72/2088 numaralı üretim lisansı verilmiştir. Daha sonra Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliği’nin 5 inci maddesinin üçüncü fıkrası hükmü doğrultusunda, Zorlu Enerji Elektrik Üretim Anonim Şirketi’ne Sami Soydam-Sandalcık Barajı ve HES tesisi için verilen bu üretim lisansı sonlandırılmış ve Zorlu Hidroelektrik Enerji Üretim Anonim Şirketi’ne, eskisinin devamı mahiyetinde 07.06.2012 tarihli ve EÜ/3870- 3/2350 üretim lisansı verilmiştir.

Zorlu Hidroelektrik Enerji Üretim Anonim Şirketi’ne verilen EÜ/3870-3/2350 üretim lisansında; kamulaştırma ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarından alınacak izin işlemlerinin tamamlanabilmesi için inşaat öncesi süre olarak 24 ay, tesisin inşa edilmesi için inşaat süresi olarak 48 ay olmak üzere toplam 72 aylık süre lisansa derç edilmiş olup, tesis tamamlanma tarihi 20.06.2013’tür. Şirketin bu süre zarfında inşaata başlaması ve tesisi tamamlaması gerekmektedir.

4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun “Lisans genel esasları ve lisans türleri” başlıklı 3. maddesinin 6. fıkrası “Üretim tesisi yatırımını ilgili mevzuat çerçevesinde belirlenen süreler içerisinde gerçekleştiremeyen tüzel kişilerin ilgili lisansı iptal edilir. Lisansı iptal edilen tüzel kişi ile Kurumca sorumlulukları tespit edilmiş bulunmak kaydıyla; bu tüzel kişilikte yüzde ondan fazla paya sahip ortaklar ile görevden ayrılmış olan veya halen görevde bulunan yönetim kurulu başkan ve üyeleri lisans iptalini takip eden üç yıl süreyle lisans başvurusunda bulunamaz, lisans başvurusu yapan tüzel kişiliklerde doğrudan veya dolaylı pay sahibi olamaz.” hükmünü amir olup, şirketler tarafından üretim tesisi yatırımının süresi içerisinde gerçekleştirilmemesi durumunda 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ve elektrik piyasasına ilişkin ilgili mevzuat hükümleri uygulanmaktadır.”

***

Üçüncü haberimiz bir yıl sonra 2013 yılında Doğan Haber Ajansı tarafından medyaya servis edilir.

1

“Denizli Acıpayam’da baraj nedeniyle 4 köy sular altında kalacak!

12 Kasım 2013: Denizli Acıpayam’da 1966 dan beri yapılması planlanan Sami Soydan Hidroelektrik Santralı Barajı nedeniyle Karaismailler, Yolçatı, Suçatı’nın köylerinin yüzde 70’i, Sandakık’ın ise tamamı sular altında kalacak…

Kamulaştırma bedellerini az bulan köylüler mağdur edildiklerini ileri sürüp, makamında ziyaret ettikleri Vali Abdülkadir Demir’den yardım istedi. Köylüler, “Dönüm başı 2 bin 500-3 bin 500 TL arasında istimlak bedeli ödeniyor. Bu parayla bırakın ev yapmayı projelerini bile çizdiremeyiz. Arsalarımızın değerinde yeni bir yerleşim yeri istiyoruz” dedi. Vali Demir ise, 4 köyün yerleşimi le İlgili imar planlarının bulunduğunu belirterek,  “Amacımız, köylülerimizi mağdur etmeden bu çalışmayı yürütmek” diye konuştu.”(Doğan Haber Ajansı-Denizli)

***
Ve son haberimiz de bu yılın 1 Temmuz tarihini taşır.

“Sami Soydam Sandalcık Barajı ve HES Son Durum

01.07.2016 : Sami Soydan Sandalcık Barajı ve HES inşaatında fiili gerçekleşme yüzde 10,1 oldu.” (www.enerjiatlasi.com)

Şimdi ihale edilişinin 10.yılında olduğumuza göre bu hesapla yıllık %1 gelişme sağlanmış! Bu gelişme de ormanlık alandaki ağaç kesme çalışmasının yüzde kaç payı var merak ediyorum doğrusu.

MUHTARLAR ANLATIYOR!
Sandalcık ve Suçatı gezimiz, Dalaman Çayı üzerine yaptığımız seferlerin en keyifli kısımlarından biriydi. Bölgeye ilk kez gidiyor oluşumuzdan dolayı zaten egzotik bir havaya hazırdık. Suçatı köyünün adını verdiği vadinin doğal güzelliği başka bir etkendi. O havada gezintiye çıkmak iç açıcıydı. Denizli sınırlarında Dalaman Çayına bağlanan önemli kollardan biriyle, Değne Çayının tertemiz sularıyla karşılaşmak başka bir sürpriz olmuştu. (Bu arada bir not: Haritaya baktığınızda bağlantı kolu olarak görünen nehrin adı Değne olarak yer alıyor. Ancak vadi insanı bu isimden bihaber. Onlar yerel olarak oturdukları bölgenin adıyla isimlendiriyorlar. Suçatı civarında ‘Suçatı Çayı’, daha yukarılarda ‘Çameli Çayı’, Çameli civarında ‘Kanlıdere’ gibi!) Dahası, yöre insanının yaşadığı toprak ve mülkiyet sorunlarını konuşmak için bizi dostça davet etmeleri hepsinden güzeldi. O gün ve ertesi günün gezisi bizi mutlu etmişti.

Sabah kalkıp çadırımız topladık. Azığımızda ne var ne yoksa ayaküstü kahvaltı niyetine atıştırıp ortalığı derledik. Aracımıza atlayıp doğruca Vadiden yukarı, Değne Çayının geliş yönüne yollandık. Epey süren gezi neredeyse öğleye doğru bitti. Bolca fotoğraf çektik, baraj gövde yüksekliğinde, vadinin iki yanındaki çam ormanlarının budanışını izledik, su altında kalacak olan çay kodundaki taş binaları, içi boşalmış eski işletmeleri, pansiyonları, halen çalışmakta olan bir deri konfeksiyon atölyesini ziyaret edip kareledik. Sonra akşama doğru bir alabalık kızartmasıyla günü noktaladık. Ancak oraya gelmeden önce muhtarlarla söyleştik, Dalaman Çayının kanyonlara doğru akışını gözledik.

2

SUÇATI MUHTARININ ANLATTIKLARIDIR
“Birlikte oturalım. Hoş geldiniz. Hanım, iki gazoz aç getir.”

Suçatı eski Muhtarı Alaaddin Dinçer bakkaldan içeri dönüp hanımına böyle seslenmişti. Biz de bakkal giriş kapısının hemen yanındaki verandada kurulu masalardan birine ilişmiş, bir yandan etrafa göz atıyorken, diğer yandan eski muhtarın söyleyeceklerine kulak kesilmiştik.

Gazeteci olduğumuzu söylemek onları mutlu kıldı. Hele bir de Denizlihaber.com dediğimizde tanış çıktık. Buralarda gerçekten internetten başka haber kaynağı yok. İnternet veya TV yoluyla dünyadan haber alabiliyorlar. TV pek işlevsel olmadığından en hızlı iletişim aracı doğal olarak internet. İlk anda sandığımız gibi öyle pek mahrumiyet bölgesi de değilmiş. Bir köy için oldukça sosyal ve modern sayılabilecek yaşam izleri var. Mimariden insanların davranışlarına kadar pek çok şeye yansıyor bu özellik. Buna bir de Denizlihaber.com’u izlemelerini ekleyin. Velhasıl kendimizi yabancı hissetmedik.

Muhtar Alaaddin Dinçer’i tanıyalım önce. “Ben” diyor eski muhtar, “Burada 20 yıl boyunca muhtarlık yaptım. Ne soracaksanız bana sorun. Yirmi yıl boyunca ne olup-bittiyse benden geçti. Ayrıca 27 yıldan beri “Sınırlı Sorumlu Suçatı Tarımsal Kalkınma Kooperatifi” başkanlığı yapıyorum.”

Eh bu da bize yeter artar. Soracağımız sorulara zaman zaman kesinlik isteyen rakamsal bilgileri eklemenin bir yolu da, böyle tanıklıklara başvurmak olduğundan, Muhtar Dinçer’in sohbeti daha da önem kazanıyor.

Bizi ilgilendiren tek bir konu var, baraj yapım çalışmaları. Aslına bakarsanız baraj falan yok ortada. Ne gövdenin yapılacağı alanda bir faaliyet var, ne de göz atabileceğimiz başka bir yerde. Ama vadinin her iki yanında, yamaçlardaki ormanlık arazilerde kesim çalışmaları hızla devam ediyor. Kesilen çamların gövdeleri düzgün biçimde yolun iki tarafına istiflenmişler. Baraj gövdesinin zeminden yüksekliği 110 metre olacak diyorlar. Bu hesapla vadide eğimle orantılı olarak başlangıçtaki 110 metre yüksekliğe denk gelen hizadaki ağaçlar tümüyle kesilecek. Vadi zemininin eğimi 110 metreye paralel koda yükselene kadar da bu kesim işlemi sürecek. Demek oluyor ki, baraj gövdesinden geriye doğru, tüm vadi, vadiye açılan sağlı sollu yan vadiler, dere yatakları, bu kesimden nasibini alacak.

Bu durumu muhtarlarla yaptığımız sohbette geçen bilgilerle ilişkilendirerek şöyle bir sonuca vardım: Barajı yapacak olan şirketin(Zorlu) arazi kamulaştırması ile ilgili olarak mahkemelerde sürünen davaları var. Arazi sahibi köylülerin mülkiyet direnişi nedeniyle süre giderek uzuyor. Bu arada kamunun zararını varın siz hesaplayın? Orman arazisi üzerindeki traşlama işlemini (baraj gövde yüksekliği hizasında ormanlık alan kesimi) kamu zararını kısmen telafi etme çabası olarak mı yorumlamalı? Konuyu Orman Bölge Müdürlüğüne sorduğumda kesim işlemini kendilerinin bir program dahilinde yaptıklarını açıkladılar.

3

“ESKİDEN RUSYAYA İHRACAT YAPARDIK”
Eski Muhtar Alaaddin Dinçer’e kulak veriyoruz:

“Bu barajı Zorlu (Zorlu Holding) yapıyor. Tam adı Sami Soydam Barajı. Gövde derinliği 110 metre. (Bu bilgi başka kaynaklarda 90 metre olarak belirtilmişti.) Baraja en yakın üç köy var. Biri Sandalcık. Onun topraklarının yüzde yüzü baraj altında kalacak o nedenle taşınması lazım. Aşağıda, vadi başındaki Yolçatı köyünün ise topraklarının yüzde ellisini alacak. Tarım arazilerinin bir kısmı kurtuluyor. Bizim, yani Suçatı Köyünün ise yüzde yetmişi baraj suları altında kalacak.”

Muhtar kısa bir an soluklanmak için susuyor. Dikkat ediyorum epey heyecanlı ve anlatmaya istekli. Gazozdan bir yudum alıyor, ensesini hafifçe havalandırıyor, toprak irisi ellerini serinlemek için yelpaze gibi yüzüne doğru bir-iki salıyor. Sonra bize dönüp soruyor; “ne zaman geldiniz?”

“Bu gün sabah çıkıp geldik” diyoruz. Bir gün önce Kelekçi civarında dolaşıp akşam uygun bir yerde çadır kurduğumuzu belirtiyoruz.

Bizim yanıtımızdan sonra kendiliğinden sözü bıraktığı konuya dönüyor. “Burası iş merkezleriyle doluydu. Hepsi sıfırlanıyor. Hiç biri kalmadı. Yukarıda bir atölye var hala çalışan ama o da eski büyüklüğünde değil. Hepsi de ihracat yapıyorlardı. Rusya en büyük pazardı.”

Bu ilginç bir bilgi. Gerçi köyde nüfusun neredeyse yarılandığını gelirken gözlemiştik. Sokaklarda insanlar varla yok arasındaydı. Göç, istikrarsızlık, tapu, 2B, mülkiyet… sorunlarından kaynaklanan göçü o ana kadar bilmiyorduk ama insan yokluğunu, tarlada-dağda çalışma mevsimi olmasına bağlamıştık.

Oysa kazın ayağı öyle değildi, öyle olmadığını muhtar konuştukça daha iyi anladık.

“Burası bölgenin deri konfeksiyon üretim merkeziydi bir zamanlar. 100-150 işçi çalıştıran işletmeler vardı. Şimdi hepsi kapandı, fabrikalar bomboş kaldı. Ormancılık, biraz da hayvancılık var. Nüfus 1500 civarında görünüyor ama 750 nüfus ya var, ya yok. Kalan nüfusun yüzde 70-80’i emekli. Baraj nedeniyle bölgedeki hiçbir köyde kalıcı yatırım yok. O nedenle kanalizasyonumuz yok mesela.”

4

“ACIPAYAM OĞUZ’DA YER GÖSTERDİLER”
Bilgiler çoğaldıkça ilgimiz de çoğalıyor. İlk aklıma gelen ‘yurtsuzluk’ duygusu oldu o anlarda. Yerleşik hayata geçmiş toplumu yerinden yurdundan ederseniz kuşaklar boyu acı çekilir bu bölgelerde. Çoğu Yörük kökenlidir. Ataları henüz birkaç yüz yıldan beri yerleşik ve toprağa bağlıdır. Daha önce de ya sürülmüş bir aşiret ya da Türkmen boyu üyesi olarak dağlarda, ovalarda yaylalarda ve yaylaklarda yaşamıştır. Tipik bir yazgı gibi, şimdi yine göçe zorlanmakta, bir kez daha yerinden yurdundan terk-i diyar eylemesi istenmektedir.

“Acıpayam’ın Oğuz Köyünü yerleşim yeri olarak gösterdiler” diyor eski Muhtar. Ama oraya pek göçen yokmuş. Parasını kurtarabilen Acıpayam ya da Denizli’nin yolunu tutuyormuş. Daha uzak illere gidenler bile varmış.

Merakımı baştan beri kemirip duran soruyu sıkıştırıyorum araya; “baraj kurulmasına insanlar itiraz etmedi mi?”

“Etmedi” diyor Alaaddin Dinçer. “Çünkü köylünün eline para geçecekti. Başlangıçta durumu kavrayamadılar. Ama sonradan çok pişmanlık olsa da faydası yok.”

“Neden pişmanlık duydunuz?”

“İstimlak bedelleri düşük. Geç ödeme yapılıyor. Zaten istediğimiz bedel ödenmiyor hiç. Çoğu mahkemelerde sürünüyor.”

“Bu durumda devlet ne yapıyor, seyrediyor mu?”

“EPDK (Enerji Piyasası Denetleme Kurulu) devreye girdi, bilgilendirme toplantıları yapıyor. Fakat sonuç almak çok zor. Ben sekiz yıl bu işin içindeydim. İş çok fazla sürüncemede kaldı. Haliyle köylü bu gecikmeden çok mağdur oldu.”

5

“AVUKATIMIZ FETÖ’DEN TUTUKLANDI”
Bir başka merakımı daha soruyorum: “Baraj çalışmaları ilk olarak kimin tarafından, ne zaman başlatıldı?”

“1967 yılında DSİ(Devlet Su İşleri) baraj için sondaj çalışmalarına başladı. Daha sonra iş tavsadı, 2005 yılına kadar. O yıllarda Zorlu’ya devredilerek özelleştirilmiş oldu. Bizim duyumumuz, beş yıl içinde baraj için kamulaştırma dahil pek çok hazırlık tamamlanmış olacaktı. Ama bunların hiç biri olmadı. İki dönem istimlak yapıldı ama ödemeler hep geciktiriliyor. Zaten hak sahibinin istediği para hiçbir zaman ödenmiyor ya daha aşağısı teklif ediliyor, veya mahkeme ve bilirkişinin tayin ettiği rakamı ödemeyi tercih ediyorlar. Bizim buradaki mağduriyetimiz çok. Verdikleri istimlak bedeliyle başka yerde mülk alamıyoruz. Bazı köylerde ödeme önceliği Var. Mesela Sandalcık’ta çoğu parasını aldı. Ama bizim çoğumuz ise bekliyor. Davalarımıza buralardan olan bir avukat bakıyordu adı Yusuf Yılmaz. Onu da FETÖ’den dolayı tutukladılar, öylece kalakaldık.”

Muhtar Dinçer’in bu kadar konuşacağını beklemiyorduk doğrusu. Çoğunlukla yaşandığı gibi korkarak, yayınlanmamak kaydıyla anlatılır gerçekler. Ama bu kez öyle olmadı. Demek ki yurtsuz kalmanın ağırlığı çöktükçe gemiler yakılıyor. Nasılsa geri dönüş yok! Birikmiş bütün dertleri açık açık saymaları bundan olmalı.

Gün öğleyi geçti. Buralarda yemek falan yemek mümkün mü? Ancak bakkaldan alınacak bisküvi türü atıştırmalıklarla açlığınızı bastırabilirsiniz. İdare edebildiğinizce o da! Biz de öyle yapıyoruz. Yiyeceklerin yanına soğuk su alıp muhtara hoşça kal diyoruz.

Niyetimiz Sandalcık Muhtarı ile görüşmek. Ne de olsa en çok toprak mağduru olan onlar. Taşınmaz mülklerinin tümü sular altında kalacak.

SANDALCIK SAKİNLERİNİN ANLATTIKLARIDIR
Suçatı Köyünü geride bırakıp dönüyoruz. Geldiğimiz yola, Yolçatı köprüsüne varıp karşıya geçmeden devam ediyoruz. Yol bizi iki yüksek kayalık arasındaki kanyon girişine getiriyor. Yüksek kayalık bölge Dalaman Çayı’nın gelerek birkaç metre yataktan geçip dar ve derin bir noktadan aktığı yer. Küçük eski bir demir köprüden geçip, karşıdaki yamaca vuruyoruz. Bir süre sonra tepelerdeyiz. Sandalcık Köyü olduğunu düşündüğümüz yerleşim alanındayız. Yolda levha falan hak getire. Sanki ‘Tanrının bile unuttuğu’ yerdeyiz.

Yanımızdan geçen otomobildekiler meraklı gözlerle bizi süzüyor. “Ne ki bunların derdi? Sanki köyün muhtarı gibi bakıyor” diyorum. Yol arkadaşım ciddiyetle “muhtar olabilir” diyor. Gerçekten de muhtarmış. Bir süre sonra görüşmek için beklerken anlıyoruz.

Sandalcık Köyünün ortasında, yolun üçe ayrıldığı küçük bir meydana geldik. Ben köy içinden dere yönüne giden yol girişindeki incir ağacının altına aracı park ediyorum. Araçtan indiğimde burnuma dayanılmaz bir incir aroması geliyor. Aracı dolanıp incire yöneliyorum. Az ileride, yolun üstündeki bir evin giriş boşluğuna eski bir kanepe atılmış, üzerinde yaşlıca bir oturmakta. Uzaktan el sallayıp incir için izin istiyorum, ‘istediğin kadar ye’ cinsinden o da elini sallıyor.

Birkaç incir koparıp sonradan adının Durmuşa Ali olduğunu öğrendiğim köy sakinine yaklaşıyorum. Selamlaşıyoruz. Kendimizi tanıtıp neden buralarda olduğumuzu söylediğimizde hiç duraksamadan konuya giriyor. Belli ki bu konuda epey dertli. Emekliymiş. Başkaca da geliri yokmuş. Zaten bir tür ‘kurbanlık’ gibi bekleşiyorlarmış. “Emekliyim, yaşlandım. Az bir maaş alıyorum. Buralardan ayrılamayız artık. Ölür gideriz bizim yine de başka yurdumuz olmaz.”

6

“ESKİ ORMAN MÜDÜRÜ VARDI ADI ADEM…”
“Hani o eski Orman Müdürü vardı, adı Adem neydi? Oklu, hah, Adem Oklu geldi bizim köyümüzde toplantı yaptı. Herkesler toplandı kahveye. Bize dedi ki, ‘siz paranızı alın, şirketle anlaşın, biz de 2B ile uğraşmayalım’ dedi. O nedenle bizim bu köydeki evlerimizin, tarlalarımızın tapusu yok. Şimdi de tapusu olmayanlara para ödenmiyor. Parası ödenenler aldı gitti zaten. Burada oturmuyorlar. Bize en son ödenecekmiş, tapumuz olmadığı için biz en son alacakmışız. Ne kadar verecekler bilmiyoruz.”

7

Ona biz Durmuş Ali Amca dedik, öyle de yazalım. Durmuş Ali Amca bize aç mısınız, su getireyim mi diye sormayı ihmal etmiyor. Suyumuz var. Teşekkür ediyoruz. Yemek için erken, zaten yeni atıştırdık. Bir süre daha aynı minvalde süren sohbet, bir yük kamyonunun gelip önümüzde durmasıyla son buluyor. Durmuş Ali Amca, “benim bir yere varıp dönmem lazım” diyerek yerinden kalkıp kamyonun yolcu koltuğuna yöneliyor. Dönerim, çok sürmez diye de sesleniyor giderken. Eh bu çoraklıkta sohbet edecek iki yabancı bulmuş, buralarda böyle insan bulmak biraz da nimettir. O da bu nimeti terk edip gitmeye pek istekli değil. Bir umut, geldiğinde buralarda olursak diye erken döneceğini belirtmeyi ihmal etmiyor.

Hemen 30 metre ileride, yol kenarındaki kooperatif binasının üst katında köy kahvesi var. Başka kahve yoktur herhalde deyip oraya yöneliyoruz. İnsan yok ki kahvehane olsun!

Hava sıcak mı sıcak. Kahveci, yanında bir kişi daha oturmuşlar havanın hafif serinliğinden faydalanmaya çalışıyorlar. Merhabalaşıyoruz, içtenlikle buyur ediyorlar. Muhtarı soruyoruz, az önce 5-10 km. ötede bir görüşmeye gitmiş, gelecekmiş. Köye girişte bizi meraklı gözlerle süzen otomobildekilerden birinin muhtar olduğunu böylece anlıyoruz. Eh bekleriz! Zamanımız var. Hem buradaki başka insanlarla konuşmak için fırsatımız olur.

Kahveci ve yanındaki arkadaşının anlattıkları da Durmuş Ali Amcanın anlattıklarından farksız. İstimlak yapılıyormuş ama hem para yokmuş ortada, hem de taşınacak yer göstermiyorlarmış. Bu konuları takip eden bir avukat varmış, onu da tutuklamışlar. (Daha önce Suçatı eski Muhtarı Alaaddin Beyin sözünü ettiği Av. Yusuf Yılmaz.)

Şikayet çok. Mağduriyet had safhada. İnsanlar yersiz yurtsuz kalmış durumda. İşte tam bu noktada doğal olarak bölge insanı baraja karşı diye düşünüyoruz ya, “yok” diyor Sandalcık Köy kahvecisi. “Bence baraj yapılsın. Zaten insan da kalmadı. Şimdiden sonra yapılmasa da kimse geri gelip buraya yerleşecek değil ya!” “Bizim mağduriyetimiz istimlak bedellerinden” diye açıklıyor. “Tapusu olmayan, hazine arazisi görünen yerlere sadece inşaat molozu parası vereceklermiş. Bundan şikayetçiyiz.”

İlginç mi? Doğal mı? İyi mi? Durumu anlamaya bu soruların yanıtı yetersiz kalacak. Bunca yaşanan sıkıntıdan sonra nasıl bir psikolojik değişim yaşadıklarını anlamak ise çok zor, hayli karmaşık bir etkenler bileşimi. Uzun yıllar içinde oluşmuş yılgın bir kitlesel çaresizlik psikolojisiyle karşı karşıyayız.

8
SANDALCIK MUHTARININ ANLATTIKLARIDIR
Muhtar nihayet geliyor. Aracını park edip doğruca kahveye çıkıyor, selamlaşıyoruz.

Adı Faruk Demir. 43 yaşında, henüz genç sayılır. Tarımsal Kalkınma Kooperatifinin de başkanı aynı zamanda. Oturuyor, çaylar geliyor, tanışıyoruz. Zaten bizden haberdar. İhtimal kahveci telefon edip beklediğimizi bildirmiş.

“Zorlu buraların bedelini ormana ödemiş” diye söze giriyor. Orman dediği Orman Bölge Müdürlüğü olmalı. “Orman 2B ölçümünü ve diğer hazırlıklarını yaptı istimlak için. Ama bir türlü kadastro geçmedi” diye devam ediyor.

Bir-iki ay önce gelmişler, (15 Temmuz öncesi) para ödeyecekmiş gibi oturup uzun uzun pazarlık yapmışlar. Ama sonra çekip gitmişler ve bir daha haber çıkmamış. “Arıyoruz ama şimdi de ulaşamıyoruz” diyor Muhtar Faruk Demir.

Yapılan istimlak ödemeleri de giderek garip rakamlara dönüşmüş. “2013 yılında 7-8 bin lira ödedikleri yerlere 2016 itibariyle 3.500-4.500 gibi paralar ödüyorlar”mış. “Bir de bunlar tapusu olanlar” diyor.

Aldığımız notlar arasında “Besim ve Yağmur Beyler ile de toplantı yaptık” açıklaması var Muhtarın. Ama bir şey çıkmamış. Kimdir bu Besim ve Yağmur Beyler, bilmiyoruz. Ama belli ki ilgili birileri.

Sonra yüzünü gölgeye dönüp uzaklara dikiyor gözlerini. Dalgın ya da hüzünlü değil, sadece çaresiz!

Sonra ekliyor önceki söylediklerine: “Bu Zorlu bizi bu şekilde avutur. Bu iş bir 10 yıl kadar daha sürünür gider.”

9

Sonra da içindekini olduğu gibi döküyor. “Bizim köyümüz aslında kamyoncudur. Kamyon taşımacılık işinde çevrede üstüne yoktur. Bizler vergi veriyoruz, hem de ilk sıralara giriyor bizim köy vergide. Ama verginin dönüşü yok. Çünkü yok hükmündeyiz biz. Köyden sayılmıyoruz. Haritada yerimiz yok, baraj görünüyor. Kayıtlarda orman arazisine dönüştük köyümüz yok. Ama vergi ödemeye gelince hiç gözden kaçmıyoruz. Başka bir çelişki şu, vergi verdiğimiz için Sandalcık Köyünün gelir ortalaması diğer köylerden çok yüksek çıkıyor. Yani buraları Maliyeye göre çok değerli. Biz de bu yüzden çok iyi durumda görünüyoruz. Ama istimlak söz konusu olunca malımızı üç kuruşa vermemizi istiyorlar.”

Anlatılanlar birbirini tamamlayan bilgiler hep. Kiminle görüşsek aynı sorunlardan söz ediyor, aynı dertten muzdarip olduklarını dile getiriyor. O nedenle başka bir görüşme yapalım mı derken, vazgeçiyoruz. Nasılsa söylenecek her şey söylendi, vadinin manzarası kadar net bir sorunlar profili elde ettik. Usulca kalkıyor, veda ediyoruz.

10

HAYALET ATÖLYELER
Günün sıcak saatleri geride kalmak üzere. Güneş dağların tepesine doğru düşmüş. Biraz da acıkmaya mı başladık ne? Araca atlayıp geldiğimiz yolu geriye doğru takip ediyoruz. Bir merakımız kaldı, onu gidereceğiz. Kelekçi’den gelen Dalaman Çayı, Değne Çayı ile nerede birleşiyor? Muhtar ve köylüler tarif ediyor. Yolumuzun üstündeymiş meğer. Gidip o noktayı buluyor ve fotoğraflıyoruz. Her iki akarsu arasındaki temizlik farkını gözlüyor, su miktarına bakıyoruz. Velhasıl oyalanıyoruz.

Sonra her zaman yaptığımız gibi, gezinin bu bölümünün finalini bir akşam yemeği ile tamamlayalım düşüncesiyle bölgede sıkça bulabileceğimiz alabalık yetiştirme çiftliklerinin birine yönlendiriliyoruz.

Yol boyunca sabahtan beri sözü edilen kapanmış deri konfeksiyon işletmelerinin hayalet binalarını görüyoruz. Pansiyonlara rastlıyoruz, terk edilmiş evlere, güzelim taş binalara bakarak geçip gidiyoruz.

Böyle bir işletmeyi Suçatı Köyü’nde gördük dönüş yolunda. Eskiden büyük bir atölyeymiş, şimdi neredeyse 8-10 kişi kalmışlar.

Suçatı’nın sırtlarına doğru, yüksekçe bir yerde kurulu atölyeye çıkıyoruz. Atölye direktörü olduğu anlaşılan Esen Balaban, deri konfeksiyon işletmeciliğinin bölgedeki ortaya çıkışını, gelişmesini ve 2008 krizinden sonraki çöküşünü özetliyor. Buna bir de kamulaştırma, baraj gibi faktörler eklenince bir daha belini doğrultamamış. Ayakta kalanlar ise Acıpayam ve Denizli’ye taşınıp daha modern işletmeler kurmuşlar. Buradaki istihdama ciddi katkıları olan işletme binaları şimdi birer hayalet yapılar olarak kapılarındaki kilidin çürümesini bekliyor, sonra da sular altında sonsuz uykuya hazırlanıyorlar.

Yorumlar

omer atan   -  Bağlantı 17 Kasım 2016, 18:47

Gezi yazıları aslında şehrin tarihi ve şehir bilinci için müthiş bir kaynak, öncelikle emeğinize sağlık.Elbette arşivleniyordur ama ileride kitap şeklinde derlenerek daha kopmadan okuyabilmek güzel olur

Yorum Yaz

Aşağıdaki gerekli alanlara bilgilerinizi girmelisiniz. e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
 karakter kaldı