DEMİRCİ MEHMET EFE’nin, DENİZLİ BASKINI - denizlihaber.com - Denizli Haber, Denizli'nin en çok okunan gazetesi
REKLAMI GEÇ

DEMİRCİ MEHMET EFE’nin, DENİZLİ BASKINI

20 Eylül 2012 Perşembe

Denizli’deki Milli Mücade (Ulusal Direniş) ve Kuvayı Milliye (Ulusal Güçler) hareketleri incelenirken iki isim ön plana çıkar. Bunlardan ilki, Denizli Heyeti Milliyesi’nin (Denizli Ulusal Topluluğu), Müdafaai Hukuk ve Reddi İlhak Cemiyeti’nin (Hukuk’un Savunması ve İşgal’in Reddedilmesi Derneği) Başkanı Denizli Kayalık Mahallesi’nden Müftü Ahmet Hulusi Efendi, ikincisi de Aydın Cephesi Kuvayı Milliye Genel Komutanı olup, karargahı’nı Aydın’ın Nazilli kazasından Denizli’nin Goncalı istasyonuna getiren Aydın Nazilli Pirlibey Köyü’nden Demirci Mehmet Efe’dir.

Kuvayı Milliye döneminde, Denizli’de meydana gelen en önemli iki olaydan birincisi, İzmir işgal edildikten (15 Mayıs 1919) sonra, işgali kınamak için, tüm ülkede yapılan açık hava toplantılarının (mitingler) ilkinin, Müftü Ahmet Hulusi Efendi önderliğinde Denizli’de yapılmasıdır. İkincisi de, Demirci Mehmet Efe’nin Denizli’yi basarak (9 Temmuz 1920) suçlu suçsuz onlarca kişiyi sorgusuz sualsiz kesmesi ve Denizli’yi tümüyle yakarak cezalandırmak istemesi olayıdır.

Demirci Efe’nin “Denizli Baskını” olayı Denizli için çok önemli olmasına rağmen Denizlililer tarafından pek bilinmez, anlatılmaz, okutulmaz. Denizli eşrafının Demirci Mehmet Efe’ye karşı silahlanmasını ve buna karşı Demirci Efe’nin Denizli’yi basarak onlarca kişiyi koyun boğazlar gibi kesmesinin nedenlerini kavrayabilmek için o günün koşullarını, ülkenin ve toplumun içinde bulunduğu savaş ortamını, Denizli’de yaşayan toplumun sosyal ve siyasal yapısını, toplum katmanları arasındaki ekonomik ilişkileri, halkın içine düştüğü psikolojik ortamı, Demirci Mehmet Efe’nin kişisel yapısı ile eğitim durumunu iyi bilmek ve konuyu bunlara göre irdelemek gerekir.

O günlerde, iki siyasi görüş arasında şiddetli bir mücadele hüküm sürmektedir. İttihat ve Terakki Partisi yanlıları Mustafa Kemal Paşa’yı ve Ulusal Direniş hareketini desteklemekte, Hürriyet ve İtilaf Partisi yanlıları ise, Kuvayı Milliye’nin kurulmasına karşı çıkmakta, Padişah’ın isteği doğrultusunda düşmana silah atılmaması, yabancı silahlı güçlerle iyi geçinilmesi gerektiğini savunmaktadırlar. Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi Efendi, İttihat ve Terakki Partisi üyesi olup, Denizli’deki Ulusal Direniş’in önderliğini yapmaktadır. 

Şu veya bu şekilde kanun kaçağı olarak dağa çıkan zeybekler, Yunan ordusuna karşı çarpışmak üzere Kuvayı Milliye’ye dahil olurlar. Zeybekleri ikna edenler arasında, İttihat ve Terakki Partisi’nin Ege Bölgesi’ndeki örgütlenmesinden sorumlu olan, Celal Bayar ismi ön plana çıkmaktadır. Aydın’ın Yenipazar ilçesinden Yörük Ali Efe Çine’de karargah kurar ve kızanlarıyla birlikte Yunan ordusuna karşı çarpışır. Demirci Mehmet Efe’nin karargahı ise Aydın’ın Köşk nahiyesindedir. 57. Fırka Komutanı Albay Şefik (Aker) Bey de Demirci ile birlikte çalışmaktadır.   

Demirci Efe, vaziyete hakimdir. Denizli’den, Efe’nin adına, “Aydın ve Havalisi Kuvayı Milliye Umum Kumandanı Demirci Mehmet Efe” mühürü hazırlanıp Denizli Mutasarrıfı (Vali) Faik (Öztırak) Bey tarafından Nazilli’ye gönderilir.

Demirci Mehmet Efe, okuması yazması olmayan, sadece, mühürünün altına “Mehmet” diye ismini yazabilen cahil bir zeybekdir. Cahil olduğu kadar da mutaassıptır. “Namaz vakti herkes camiye gidecektir, dışarıda kimse olmayacaktır” diye genelge yayınlayıp, namaz vakti sokakta, dükkanda, kahvede kim varsa toplatıp cezalandıran bir insandır.

57.Tümen Komutanı Albay Şefik Bey Demirci Efe’yi şöyle anlatır; “Demirci Efe, çok sert telgraflarını oraya buraya yazar. Vali demez, Müftü demez yüzlerine karşı söylerdi. Demirci bu politikasıyla toplumun ileri gelen pek çok kişisini ve bir çok üst düzey memuru kendinden soğutmuş ve onların husumetini üzerine çekmişti.”

Demirci Efe, cahildir ama, kendi doğruları istikametinde vatanseverdir.  Demirci Efe’nin yayınladığı bir beyanname de şöyledir;

“Düşman vatan içinde ve bir avuç Kuvayı Milliye onun karşısındayız. Memleketlerimiz, evlerimiz, barklarımız yakılıp yıkılıyor. Kızlarımızın karılarımızın ırz ve namuslarına tecavüz ediliyor. Düşmanın amacı Türk Milletinin ve Ümmeti Muhammedin ortadan kaldırılmasıdır. Elinizden gelirse Allah’ın emrine uyarak gavura karşı koyun. Fakat biz sizden bunu dahi istemeyiz. Yeter ki bizi arkadan vurmayın. Yoksa yarın ahrette bütün yetimlerimizle ve bütün şehitlerimizle iki ellerimiz yakalarınızdadır. Eğer bizi mecbur ederseniz size bu cezaların en dehşetlisini bu dünyada da gösteririz.”

Demirci gaddar, gaddar olduğu kadar kurnaz, kurnaz olmasının yanında munis görünüşlüdür. Önsezileri kuvvetli ve cesurdur. Gözünü budaktan esirgemez. Çekindiği tek kişinin Mustafa Kemal Paşa, saygı duyduğu tek kişinin ise Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi Efendi olduğu söylenir. Müftü Efendi’ye “Baba” diye hitap etmekte, Müftü Efendi de Efe’ye “Oğlum” demektedir. Demirci’nin Denizli Mutasarrıfı Faik bey ile araları açılınca, Ankara Hükümeti tercihini Efe’den yana kullanır. Faik Bey Denizli’den başka bir görev için ayrılmak zorunda bırakılır.

Efe, bir gün, Denizli hapishanesine gider. Mahpuslardan bir kısmı Ceza Reisi Seyfi Bey’den şikayetçi olduklarını söylerler. Bunun üzerine Vilayet Konağına giden Efe, Mutasarrıflık (Vali) koltuğuna oturur ve Müddeiumumi (Savcı) Abidin Bey’i, Jandarma Tabur Kumandanı Hamdi Bey’i, Ceza Reisi Hakim Seyfi Bey’i makama getirtir. Seyfi Bey’e dönerek; “Hapishaneyi teftiş ettim. Senden çok şikayet var. Sen hırsız bir adamsın. Seni azlettim” der. Sonra Jandarma Komutanı Hamdi Bey’e de; “Bunu bir daha Hükümet Konağı’na sokmayacaksın” diye emir verir. Yine bir gün, Demirci Mehmet Efe, Tahrirat (Yazı İşleri) Müdürü’nün boş olan Mutasarrıflık makamına vekalet etmesini istemez ve o sırada Denizli’den geçmekte olan Menteşe (Muğla) Mutasarrıfı Müştak Bey’i Denizli’de alıkoyarak, O’nu Denizli’ye Mutasarrıf tayin eder.

Milli Mücadele’nin Batı Anadolu bölümünü derinliğine inceleyen Sadettin Demirayak, Milli Mücadele’de 12. Kolordu Komutanı olarak görev yapan Fahrettin (Altay) Paşa’nın Demirci Efe hakkındaki görüşlerini şöyle aktarmaktadır;

“…O’nun yegane tanıdığı amir Mustafa Kemal idi. Zeybek kıyafetleri içinde oldukça yapılı gözüken bu ufak tefek adam, hakikaten fena bir adam değildi. Cahil ve eşkiyalıktan gelme olduğundan hissiyatına mağlup, fakat aklı selim sahibi idi. Bu kuvvetler Yunan muntazam ordusuna karşı koyacak değerde değildi. Fakat elde başka kuvvet de yoktu. Halkın münevver kısmı ve bunlara inananlar, azlık olmakla beraber, selameti (kurtuluş) bu mukavemette (direniş) görüyorlardı. Çokluk ise, İstanbul Hükümeti’nin siyaset yoluyla ve az zararla vaziyeti kurtaracağını sanıyordu. Padişah ve Halife’nin, yeryüzünde Allah’ın gölgesi olduğu inancının kabul edildiği bir dönemde, Demirci Mehmet Efe de Padişah’ın ismini besmele ile ağza alanlardan başkası değildi. İşte, böyle bir adamı, Kuvayı Milliye’nin başına getirerek Padişah’ın iradesine karşı bir direniş cephesi yaratmak hakikaten muazzam bir iş idi. İstanbul Hükümeti, bu adamı kazanmak için çok çalıştı. Başarılı olamadı. Başarılı olsaydı, Milli Mücadele açısından, durum çok kötü olabilirdi.”

Yunanlılar İzmir’den Anadolu içlerine doğru ilerledikçe, Aydın, Nazilli gibi yerleşim yerlerindeki binlerce Müslüman Denizli’ye doğru göçe başlar. Bunun yanı sıra, Aydın, Umurlu, Köşk, Sultanhisar, Atça ve Nazilli bölgelerinde bulunan Rumlar da Türk yöneticiler tarafından, Yunan ordusu ile işbirliği yapmasınlar diye, daha içerilere, Denizli’ye doğru gönderilirler. Bu şekilde, 15 bin civarında nüfuslu Denizli şehir merkezindeki 2 bin 400 olan yerli Rum nüfus, gelenlerle birlikte 7 bine ulaşır. Bunun yanı sıra, şehirde, 500 kadar da Ermeni nüfus vardır. Şehirdeki ekonomik hayata tamamen Rumlar egemen olup, Müslüman nüfustan bazıları, Rumlarla işbirliği içinde ekonomik hayatın içinde yer alırlar. Şehrin en zenginleri Rumlar ve onlarla işbirliği yapanlardır. Ege bölgesinin en büyük un fabrikalarından biri Denizli’de (yıkılan Endüstri Meslek Lisesi’nin olduğu yerde), Kimon Pandozoplu adında bir Rum vatandaşa aittir. Türkler genelde tarımla uğraşmakta, tabaklık (deri işleme işi) ve küçük esnaflık yapmaktadırlar.

Yunan Ordusu Denizli’ye yaklaştıkça Rum nüfusun kaynaşması artar. Yunan ordusu Sarayköy yakınlarında Menderes nehrinin öte yakasına ulaşınca, Denizli’deki hareketlilik yüksek boyutlara ulaşır. Denizli’deki RumIar Yunan askerlerini karşılamak için Yunan bayrakları hazırlarlar ve Müslüman halka “korkmayın, biz sizi kurtarırız” gibi alaylı sözler sarfederler. Müftü Efendi’nin torunu Denizli eski Milletvekili Haluk Müftüler, bu durumu, “…Denizli Rumları, Müftü Efendi’ye, ‘Denizli Yunan kuvvetlerinin eline geçtiği zaman sarığını başına dolayıp cesedini sokaklarda dolaştıracağız’ tehdidinde bulunmuşlardır.” cümlesiyle anlatır.

Olayların bu şekilde gelişmesi üzerine, 5 Temmuz 1920 günü Denizli Heyeti Milliye Reisi Müftü Ahmet Hulusi Efendi Goncalı’da bulunan Demirci Mehmet Efe’ye şu telgrafı çeker.

“Efe oğlum; Denizlide Rumlar mühim bir ekseriyet teşkil etti. Geçen sene İslamlar aleyhine bunlar facialar işlemişlerdir. Şu halde Denizli’de kalan İslamlar ve cephe tehlikede kalacaktır. Hiç olmazsa Rum erkeklerinin Denizli’den kaldırılarak dahile sevkini İslam ahali namına rica ederim.”

Müftü Ahmet Hulusi Efendi’nin küçük oğlu Dr. Lütfi Müftüler, anılarını yazdığı kitapta telgraf olayını şöyle anlatıyor;

“…Nazilli cephesi eriyip düşman karşısında hiçbir kuvvet kalmayınca Sarayköy ve Denizli’de halkın arasında bir kaynaşma başladı. Aynı günlerde Nazilli’nin de yandığını işittik. Denizlide halkta müthiş bir yeis var, Sarayköy ve civar halkı, önlerine kattıkları inek, at, eşek gibi hayvanların sırtlarına bir yorgan, bir küçük minder ve birkaç parça eşya atmışlar, Denizli’ye ve oradan yollarının doğrultusuna gidiyorlardı.

Denizli Müftüsü kendi aile efradını düşünmekle beraber vatandaşlarını da muhtemel tehlikeden korumanın yollarını arıyordu. Bu sırada hatırına gelen ilk tehlike yerli Hristiyanlardı. Eğer Yunanlılar Menderes’i geçerek Denizli’ye doğru ilerlerse, Denizli ve Honaz’daki Hristiyanların ayaklanarak esasen perişan olan halkı tamamen perişan etmeleri ve bu şaşkınlıktan istifade ederek her türlü fenalığı yapmaları Müftü’yü çok düşündürüyordu.

İlk tedbir olmak üzere Denizlideki Hristiyan cemaatının kilise ve ileri gelen adamlarını Heyeti Milliye dairesine davet ederek, eğer bizim bu günümüzde her hangi fena bir harekete teşebbüs ederlerse kendileri için iyi olmayacağını, fakat bir vatandaş gibi hareket ederlerse kendilerinin de her türlü fenalıktan korunulacağını söyledi ve onlardan söz aldı. Bununla beraber verdikleri söze itimat etmeyerek buralardan uzaklaştırılmalarını muvafık gördüğünden, akşamdan sonra telgrafhaneye giderek Goncalı’da bulunan umum kumandan Demirci Efe ile telgraf başında görüşmeye başladı; ‘Oğlum Yunanlılar bizim tarafa ilerlemek teşebbüsünde bulunursa yerli Hristiyanların arkadan bizi vurmalarından korkuyorum. Binaenaleyh bunların Dinar taraflarına gönderilmelerinin muvafık olacağı kanaatındayım. Bu iş için bir katar tahsis et. Odununu (o günlerde trenler odunla işliyordu.) ben temin ederim ve bunları zaman geçirmeden sevk edelim’ dedi. Buna mukabil Demirci Efe; ‘Baba, bu işi halletmek üzere bir müfreze göndereyim, siz üzülmeyin’ cevabını verince Müftü ‘Sizin göndereceğiniz bu müfreze belki bazı aksaklıklar yapar, sen treni verirsen biz bu işi sessiz sedasız hal ederiz’ dediyse de Efe’ye meram anlatamadı.

Bu telgraf görüşmesi devam ederken ben de orada bulunuyordum ve oraya gelmiş telgrafları karıştırıyordum. Elime geçen bir telgraf dikkatimi çektiğinden babama verdim. Bunda, topların Hamidiye istikametine gönderildiği yazılıyordu ki bunun manası düşmanla Denizli arasında hiç bir kuvvetin kalmadığı idi. Bu telgrafı gören babam (Müftü) esasen neticesiz uzayıp giden görüşmeyi ‘Pekala oğlum o işi sen hallet’ diyerek kesti.”

Müftü Efendi Demirci Efe’den Hristiyan ahali’nin Dinar’a gönderilmesini ister istemesine, ama, Belediye Başkanı Hacı Tevfik Bey dahil, şehrin ileri gelen Müslüman eşrafının bir bölümü ve Hristiyan ahalinin ileri gelenleri, bu düşünceye karşı çıkarak, gerekirse Demirci Efe’nin adamlarına karşı koyacaklarını söylerler. Müftü Efendi’ye de, kendisi ile karşı karşıya gelmek istemediklerini, şehri terk etmesini iletirler. Müftü Efendi, Demirci’den de izin alarak, ertesi gün, Tavas’a gider.

İşlerin karıştığını gören Vali Müştak Bey Muğla’ya, Ağır Ceza Hakimi, Muhasebe Müdürü, polis ve jandarmalar da Tavas’a kaçarlar. Denizli boşalmaya başlar ve neredeyse yöneticisiz kalır. Şehirde kalanlar, Belediye Başkanı’nın önderliğinde, “Şehri Terk Etmeyeceklerin Hukukunu Koruma Cemiyeti” adı altında örgütlenirler.

Denizli tarihinde çok önemli bir yere sahip olan Demirci Mehmet Efe’nin Denizli’yi basarak onlarca kişiyi, boğazlarından keserek katletmesi olayını incelemek üzere Ankara Meclis Hükümeti tarafından görevlendirilen Söke hakimi Sındırgılı Süreyya (Örge Evren) Bey, olayın bu kısmını şöyle anlatır;

“…Belediye Reisi Hacı Tevfik Bey’in daveti üzerine, şehirde kalan Türk ve Hıristiyanlardan ileri gelenlerden bazıları Belediye dairesinde bir toplantı yaptılar. Halktan bu toplantıya iştirak edenler de vardı. Toplantıda Rum erkeklerinin tehcir (zorunlu göç) meselesi, tehcir yapıldığı ve Yunan Denizli’ye geldiği takdirde, Türklere yapılacak işkence münakaşa edildi.

…Neticede şehrin idare ve asayişi için bir heyet kuruldu ki buna (Hicret Etmiyeceklerin Hukukunu Müdafaa Cemiyeti) adı verildi…”

Belediye Reisi Hacı Tevfik Bey ve eşraftan diğer bazı kişiler, “Rumlar zorla gönderildikten sonra Yunan Ordusu gelirse halka hunharca davranır. Yardımımıza da kimse koşamaz. Bu şartlar altında bari Antalya’daki İtalyan askerlerinin komutanını Denizli’ye çağıralım, buranın idaresini İtalyanlar ele alsın” diye bir teklif yaparlar. Konu münakaşa edilir. Ancak, toplantıya katılan komiser Hamdi Bey’in itirazı üzerine, bu eylemden vazgeçilir. Askere Alma Dairesi Başkanı Albay Tevfik Bey, 57. Tümen Komutanı Albay Şefik Bey’e çektiği telgrafta Rumların Eğirdir’e zorunlu göçe zorlanmasından vazgeçilmesini ister.

Demirci Mehmet Efe, Müftü Efendi’nin gönderdiği telgraftaki isteğine uyarak, sağ kolu durumundaki Sökeli Ali Efe ve 30 kadar zeybeği, Rumların toplanıp trenle Eğirdir’e gönderilmeleri için Denizli’ye gönderir. 6 ve 7 Temmuz günleri, Rumlar toplanıp Eğirdir’e gönderilirler. Yerli Müslüman eşraftan bazılarının Rumları evlerinde sakladıkları ihbarını alan Sökeli Ali Efe bu evlere yaptığı baskında saklanan Rumları bulur ve ev sahiplerini döver, halkın içinde onları küçük düşürücü sözler sarfeder.

Rumları gönderen Efe’nin adamlarının daha sonra yerli ahaliden bazılarının evlerini soydukları, kadına kıza sarkıntılık yaptıkları, Çamlık’ta Tavas yolunu keserek (o zaman Tavas yolu Çamlık’tan geçiyordu) Tavas’a gidenlerin ziynet eşyalarına el koydukları haberleri şehre yayılır. Toplanan bazı kişilerin “Kuvayı Milliye istemeyiz. Zeybekleri istemeyiz. Yaşasın Padişah Efendimiz” diye bağırdıkları haberi zeybeklere iletilir. Bu arada, silahlanan eşraftan bazı kişiler, Sökeli Ali Efe ve bir arkadaşını vurarak öldürürler.

Sökeli Ali Efe’nin öldürüldüğü haberini alan Demirci çılgına döner. Bunu yapanlardan intikam alacağına, Denizlilileri kesip, Denizli’yi yakacağına yemin eder. Kızanları ile birlikte Goncalı’dan özel treniyle Denizli’ye gelir. Denizli istasyonunda Demirci Efe’nin önüne, elbiseleri çıkarılmış sadece tumanıyla (beyaz uzun iç donu) kalan Sökeli Ali Efe’nin cesedini uzatırlar. Ufak tefek bir adam olan, gözünü kırpmadan insan öldüren Demirci, çok sevdiği, iri yarı, palabıyıklı, dev gibi cüsseli Ali Efe’nin kanlar içindeki cesedini görünce ağlamaya başlar. Sarayköy’den gelecek zeybekler ile, iki makineli tüfeği ve bir topu gelinceye kadar istasyonda bekler. Yanında 57. Tümen Komutanı Albay Şefik Bey de vardır.

İstasyon’da kendisini karşılamaya gelen Askere Alma Dairesi Başkanı Albay Tevfik Bey’i oracıkta vurarak öldürür. Adamları ile birlikte, şimdiki Merkez Bankası’nın yanındaki parkta bulunan Hükümet Konağının avlusuna gelir. Makineli tüfeklerden biri caddenin alt tarafına, diğeri üst tarafına doğru yerleştirilir. Topun ağzı da şehre doğru çevrilir. Şehri yakmak için, Belediye’nin deposundan gazyağı tenekeleri getirtilir.

Şehrin sokaklarına dalan zeybekler, buldukları herkesi sürükleyip Efe’nin önüne getirirler. Efe’nin “kesilsin” dedikleri, yolun karşısındaki boş avluda bıçakla, koyun boğazlanır gibi, başları kesilerek öldürülürler. Demirci Efe’nin gözünü kan bürümüştür. Gaddar bir kişiliğe sahip olan Efe’yi sakinleştirmek mümkün olmaz. 60 kadar insanın başları kesildikten sonra Sarayköy’lü din adamı Şeyh Tahir Efendi, Demirci Efe’ye, “Efe, artık yeter.” diyerek Efe’yi sakinleştirmeye çalışır. Efe insan kesmekten vazgeçer ama yeminini yerine getirmek için şehri yakmaktan vazgeçmez. Şeyh Tahir Efendi yine devreye girer ve “Efe” der, “Mezarlık da şehrin bir parçası sayılır. Orada da bu şehrin insanları yatıyor. İlla yakacaksan orayı yak, yeminin yerine gelsin”.  Şeyh Efendi’nin konuşması etkili olur. Gazyağı tenekeleri mezarlığa taşınır ve mezarlık yakılarak Efe’nin yemini yerine getirilir.

Olaydan önce Tavas’a kaçanlar, Efe’nin Tavas’ı da basacağından endişe edip, Ankara’ya Mustafa Kemal Paşa’ya telgraf çekerler, “Bizi Efe’nin şerrinden koruyunuz” derler. Demirci Efe de Mustafa Kemal Paşa’ya “Denizlililer, Kuvayı Milliye’ye, Millet’e hiyanet ettiler. Ben de onların cezasını verdim.” diye telgraf çeker.

Demirci Efe’nin Denizli Baskını, Doğan Avcıoğlu’nun “Milli Kurtuluş Tarihi” adlı kitabında özetle şöyle yer alır;

“…Yunanlılar Nazilli’yi işgal etmişlerdir. Niyetleri Denizli’ye ilerlemektir. 4 Haziran’da Nazilli işgal edilince, Denizli tehdit altına düşer. İttihatçı Müftü Ahmet Hulusi Efendi’nin ilk günden sağlamaya çalıştığı direniş, bu durumda hızla gelişir. Milli müfrezeler kurulur.

Denizli’de, Aydın, Umurlu, Köşk, Sultanhisar, Atça ve Nazilli’den göç ettirilmiş Rumlar vardır. Ödemiş’den, Balyanbolu (Beydağ) köyünden ve Nazilli’den bir kısım Türk göçmenleri de buraya yerleştirilmiştir. Yunan ilerlemesi, Denizli’deki Rumları coşturur. Yunan bayrakları hazırlamaya koyulurlar, komşuları Türklere güvence verirler, ‘Korkmayın, biz sizi koruruz’ derler.

…Bütün Rum erkeklerin Eğirdir’e götürülmesi kararlaştırılır. Trenler hazırlanır, bu işle görevlendirilenler göçü düzenlemeye gelirler. Fakat Rumların sürülmesi, bir kısım Denizli eşrafını korkutur: ‘Yunanlılar Denizli’ye girince, Rum sürgününün öcünü şehirdeki Türklerden alır. Rumlar sürülmesin’ derler. Belediye Başkanı Hacı Tevfik Bey’in çağrısı üzerine, şehirde kalan tanınmış Türkler ve Hıristiyanlar Belediye’de toplanırlar ve ‘Göç Etmeyeceklerin Haklarını Koruma Derneği’ kurarlar. Denizli’yi yönetmek üzere sekiz kişilik bir kurul seçerler. Bu kurulda, milli mücadeleye karşı çıkan işbirlikçiler egemendir ve Müftü, tehdit altındadır. Göç Etmeyeceklerin Haklarını Koruma Kurulu, Müftü’ye, Denizli’den ayrılması için baskı yapar: ‘Eğer Yunanlılar gelirse, seni elimizle teslim ederiz, buradan kalk git’ derler. Müftü, ailesi ile birlikte, Tavas’a gider.

…Sonunda, 7 Temmuza kadar iki gün içinde Rum erkekleri Eğirdir’e gönderilirler. Bu işe karşı olan eşraf, Denizli tabaklarını (derici esnafı) silahlandırır. Bunlar Sökeli Ali Efe ve arkadaşlarını pusuya düşürüp öldürürler. Demirci Efe, öç almak için kuvvetlerinin başında Denizli’ye gelir. Demirci’nin kararı şudur: ‘Denizli’yi ateşe vermek ve ayırım yapmadan bütün halkı kurşundan geçirmek’. Sökeli Ali Efe ve arkadaşlarını öldürmekle suçlanan 200 kadar kişi yakalanıp Demirci’nin önüne getirilir. Burada Sökeli Ali Efe’nin yanında bulunup da ölümden kurtulan birkaç zeybek, kurbanlık koyun seçer gibi suçluyu suçsuzu, kendilerince, ayırırlar. Zeybeklerin ‘Bu da işe karışmıştı’ dedikleri, bir avluda toplanır ve boğazlanırlar. Altmış kadar kişi öldürülür.

Demirci, bu işi bitirdikten sonra, Mustafa Kemal Paşa’ya bir telgrafla durumu bildirir: ‘Denizlililer isyan etmişti. Gereken tedbir alındı. Asayiş ve güven sağlandı’. Tümen Komutanı değiştirilir ve Denizli kırımı görmezlikten gelinir.”

Gazeteci Ömer Göksel, bir yazısında, tarihe “Denizli Vakası” olarak geçen, “Demirci Efe’nin Denizli’yi Basması” olayını kendi gözüyle irdeliyerek, değişik bir şekilde yorumluyor:

“…24 Haziran 1920 günü başlayan güçlü bir Yunan saldırısı sonucu Köşk cephesi yarılır. Aydın’dan itibaren sürekli olarak geriye, Denizli’ye nakledilmekte olan Rum ve Ermeni nüfusu, Hıristiyan Mahallesinde (şimdiki İstiklal Mahallesi) ve kiliselerde barındırılmaktadır. Bunların sayısı önemli bir miktara ulaşmış, hatta, Yunan bayrakları hazırlayarak, ‘Merak etmeyin, biz sizi kurtarırız’ gibi laflar edebilecek kadar da cesaretlenmişlerdir. Müftü, aile fertlerini ve on kadar yetim çocuğu yanına alarak, Tavas’a gider. Heyeti Milliye’ye mensup bir çok kişi de Müftü’yü takip edecektir. Ortada ne hükümet ne de başka bir otorite kalmıştır; şehirde tam bir kaos hüküm sürmektedir. Belediye Reisi Hacı Tevfik Bey, şehirde kalan eşraftan kimselerle Hıristiyanların ileri gelenlerini, 5 Temmuz’da belediye binasında bir toplantıya çağırır. Bu toplantıda, Rum erkekleri göç ettirilecek olursa, Denizli’ye geldikleri taktirde, Yunanlıların, Aydın ve Nazilli’de olduğu gibi şehri yakıp yıkacağı ve halka işkence edeceği düşüncesi ortaya atılır. Hatta bir ara, şehri Yunan hunharlığına terk etmektense, Antalya’da bulunan İtalyanların tercih edilmesi, bir fikir olarak ortaya atılır. Ancak bu fikir benimsenmeyecektir.

Daha sonra şehrin nasıl idare edileceği ve asayişin nasıl sağlanacağı üzerinde tartışılır. Sonuçta, ‘Hicret Etmeyeceklerin Hukukunu Müdafaa için Hükümete Müzaheret Cemiyeti’ adını verecekleri bir heyet oluşturma kararı alırlar. Heyetin başına, Demirci Efe’nin azlettiği Hakim, Seyfi Bey getirilir.

Yukarıda söz edilen İtalyanların tercihi meselesi, Denizli halkının bir ayıbıymış gibi algılanmaktadır. Oysa, dönemi iyi inceleyenler bilirler ki, buna benzer şeyler, Balıkesir’de, Akhisar’da, Manisa’da, Ödemiş’te, Aydın’da, bazılarında doğrudan doğruya düşmanı şehre davet etmek şeklinde olmak üzere, yaşanmıştır. Kaldı ki, bunu, konu edinip tartışan heyet, Denizli halkını temsilden tamamen uzak, kendi kendine teessüs etmiş, yalnızca dokuz kişiden meydana gelen bir heyettir. Bu insanların bile yılgınlık ve çaresizlikleri anlaşılmaz değildir. Karşınızda koskocaman ve iyi donatılmış bir ordu vardır. Top sesleri şehrinizden duyulmaktadır. Üstelik Aydın ve Nazilli’de düşmanın yaptıklarını bilmektesiniz. Karşı koyacak bir ordunuz bulunmadığı gibi, asırlardan beri sizi idare eden, Halife Padişahınız Efendiniz de, ‘Düşmana mukavemet etmeyiniz’ demektedir. Böyle bir durum karşısında, elbette ki bu sese de kulak verenler olacaktır, olmuştur da. Padişah ve İstanbul Hükümeti’nin isteği doğrultusunda hareket edilmesini isteyenler, kısaca ‘İtilafçı’ diye adlandırılan ve o dönemde düşünceleri iktidarda olan, Hürriyet ve İtilaf Fırkası taraftarlarıdır. Denizli’de, söz konusu heyetteki insanların bazıları da İtilafçı olabilir; ancak, kıymeti harbiyeleri ne kadardır ki?”

Müftü Ahmet Hulusi Efendi’nin oğlu Dr.  Lütfi Müftüler, 6 Temmuz 1920 günü babası Tavas’a giderken yanındadır. Anılarını yazdığı kitabında olay sonrasına dair şöyle bir anısını anlatır;

“…Denizli hadisesinden bir kaç gün sonra Demirci Efe’nin babamla konuşmak üzere telgraf makinası başında beklediği haberi verildi. Birlikte postaneye gittik, telgrafla konuşmaya başladılar.

Demirci: ‘Baba, Denizli’de bir fenalık yaptım beni affet. Size orada rahat vermediklerini, hörmet etmediklerini duydum, hatta hapis ettiklerini de duydum, emret gelip orayı yakayım.’

Müftü’nün cevabı: ‘Oğlum Denizli’deki facia beni son derece müteessir etti, burada beni kimsenin rahatsız ettiği yok, olsa bile ne ehemmiyeti var.’

Demirci, öldürdüğü insanların dışında, Hükümet’e karşı isyan olarak nitelendirdiği olayın elebaşılarından olduğuna inandığı on kişilik bir isim listesi hazırlatır ve bunların da yakalandıkları yerde idam edileceklerini duyurur. Bu listenin içinde, Belediye Başkanı Hacı Tevfik Bey ile Müftü Ahmet Hulusi Efendi’nin büyük oğlu Fevzi Efendi de vardır. Demirci Efe, Müftü Efendi’ye büyük saygı duymasına rağmen, oğlu Fevzi’nin Sökeli Ali Efe’ye karşı gelişen isyan olayının içinde olduğuna inanmaktadır.

Ankara Hükümeti, Söke Sulh Hakimi Süreyya (Örge Evren) Bey’i görevlendirerek olayı idari açıdan incelettirirken, 12. Kolordu Komutanı Fahrettin (Altay) Paşa’yı görevlendirerek de askeri açıdan incelettirir. Her iki yönden de olay yerinde yapılan incelemeler sonucu hazırlanan raporlar, Ankara’ya, Mustafa Kemal Paşa’ya gönderilirler.

Demirci Efe’nin Denizli Baskını, Büyük Millet Meclisi’ne taşınır. 14 Ağustos 1920 günü konuşmacılardan bazıları olaylar sırasında Demirci Mehmet Efe’nin yanında bulunan Tümen Komutanı Albay Şefik (Aker) Beyi suçlayarak, cezalandırılmasını isterler. Söz alan Mustafa Kemal Paşa, Demirci Efe’nin Denizli Baskını hakkındaki görüşlerini şöyle anlatır

“…Denizli Vakası’ndan bahsolundu. Burada amil ve müessir olarak (sebep ve tesir edici olarak) Şefik Bey’i gösterdiler. Bunda  isabet yoktur efendim. Her halde Denizli’de tedibi istilzam edecek (haddinin bildirilmesini gerektirecek) hareket olmuştur. Ancak, bu muamelei tedibiye (haddinin bildirilmesi için yapılan eylem) bizim ve cümlenizin (hepinizin) takdir etmeyeceği ve tensip etmeyeceği (uygun bulmayacağı) bir şekilde olmuştur.  Maahaza (bunun yanı sıra) Heyeti Vekile (Hükümet) bu mesele ile yakından alakadar olmuştur (ilgilenmiştir) ve bugün için mümkün olan makul (uygun) tedbirleri (önlemleri) ittihazda (kabul etmekte) kusur etmemiştir.”

Anlaşıldığı kadarı ile, Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal Paşa, Denizli’de eşraftan ve halktan bazılarının aldıkları kararların ve eylemlerinin, ayrıca zeybeklerin bazı eylemlerinin cezalandırılması gerektiğini, ancak cezalandırma konusunda yapılanların onaylanmayacak derecede olduğunu belirtiyor. Yani suç ve suçlular vardı, ancak verilen cezalar bu derece olmamalıydı demek istiyor. Muhakeme edilmeden infaz işlemlerini kabul etmiyor. Ayrıca, Tümen Komutanı’nın suçlanmasını da reddediyor.

57. Tümen Komutanı Albay Şefik (Aker) Bey, 19 Ağustos 1920 günü Ankara’ya gider ve Demirci Mehmet Efe hakkındaki görüşlerini, Büyük Millet Meclisi’ne şöyle ifade eder;

“…İstanbul’daki Damat Ferit Paşa Hükümeti, Demirci Efe’yi kendi yanlarına almak için çok uğraştı. Demirci’nin Yunan işgaline olduğu gibi, İtalyan işgaline de karşı çıkması, o zamana kadar çetecilik yapan grupları dağdan indirip Milli Mücadele’ye dahil etmesi, Vatan’ın kurtarılması için mücadeleye girmek istemeyenlerin menfaatlerini sarsmıştır. Bazı kazalarda sözü geçen zengin kimselerin Yunan taarruzlarından korkarak İtalyan egemenliğine girmek istemeleri ve bu konuda Söke ve Antalya’daki İtalyan İşgal Komutanlıklarına tutanak gönderdikleri doğrudur. Demirci Efe bu duruma engel olmuştur. İddia ederim ki, Demirci Efe işgalin aleyhinde olmasa idi, birçok kazalarımız İtalyanlar tarafından kolayca işgal edilebilirdi.”

Şurası unutulmamalıdır ki, Demirci Mehmet Efe, o günlerde, emrinde yüzlerce silahlı zeybek, iki makineli tüfek, bir top bulunan “Aydın ve Havalisi Cephesi Kuvayı Milliye Genel Komutanı”dır. Mustafa Kemal’in, Milli Mücadeleyi devam ettirebilmek için eli silah tutan, düşmanla savaşacak herkese ihtiyacı vardır. O günlerde bu iş için en elverişli durumda olanlar, dağdan düze inerek Milli Mücadeleye katılan ve milis (silahlı sivil halk) kuvvetlerinin çekirdeğini oluşturan zeybeklerdir. Bunun yanı sıra, Ankara Hükümeti’nin, Milli Mücadele’nin başarıya ulaşabilmesi için Anadolu’da bulunan din adamlarına, eşrafa, toprak sahiplerine de ihtiyacı vardır. Öyle ya, kurulan yeni orduya kim silah, cephane sağlayacak, kim erzak sağlayacaktır? Düşmanla işbirliği içindeki Halife Padişah’ın emirlerine rağmen, halkın Milli Mücadele’ye destek vermesini kim temin edecektir?

Denizli’nin yakın tarihinde çok önemli bir yer tutan “Denizli Vakası” veya “Demirci Mehmet Efe’nin Denizli Baskını Olayı”, şöyle veya böyle kapatılır. Belki de, o günlerde, Ankara’nın bu iş ile uğraşmaya, uğraşıp da birilerini cezalandırmaya, cezalandırıp da ortamı daha fazla germeye, hiç mi hiç niyeti yoktur.

Not. : Kuvayı Milliye (Ulusal Güçler) görevini başarıyla yapmış, düşman ordusunu yıpratarak, ilerlemesini engellemiş veya, hiç değilse, Büyük Millet Meclisi Ordusu kuruluncaya kadar düşman ilerlemesini geciktirmiştir. Efelerden, zeybeklerden, subaylardan, din adamlarından, vatansever halktan oluşan Kuvayı Milliye görevini tamamlayınca, yerine Düzenli Ordu kurulur. Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın komutasındaki bu Düzenli Ordu’ya, ‘Büyük Millet Meclisi Ordusu’ diyoruz. Demirci Efe’ye, düzenli ordu içinde, albaylık rütbesi ile görev önerilir. Yıllarca kendi başına, astığı astık, kestiği kestik bir şekilde karar vermiş ve kimsenin buyruğuna girip emir almamış olan Demirci Efe bunu kabul etmez. Ankara Hükümeti’ne karşı isyan eden Çerkez Ethem ile işbirliği yapmaya yeltenir. Çerkez Ethem, Büyük Millet Meclisi Ordusu’na karşı savaşır. Ancak, yenilerek Yunan Ordusu’na sığınır. Demirci Efe ise, Milli Ordu’ya karşı kurşun sıkmaz. Bin kişilik silahlı adamı ile birlikte, harekete geçmeden, yakalanır. Milli Mücadele’ye yaptığı katkılardan dolayı Büyük Millet Meclisi tarafından affedilir. Kendisine aylık maaş bağlanır, emrine verilen bir koruma müfrezesi ile Aydın Karacasu’da, 1961 yılındaki ölümüne kadar, ikamete mecbur edilir.

Yorumlar

neriman nalbant   -  Bağlantı 8 Haziran 2020, 01:48

eksık hala devamı olabılırdı

Veli Aykar   -  Bağlantı 4 Nisan 2020, 21:33

“MÜFTÜ” romanımı yazarken bu konuda yazılmış tüm eserleri inceledim. Olayları sosyolojik açıdan irdeledim.Konu hakkında bir düşünceye sahip olmak için adı geçen eserin Büyükşehir Belediyesi Kültür Müdürlüğünden alınıp okunmasını öneriyorum.

ali akturk   -  Bağlantı 15 Mayıs 2018, 22:56

Sayın Hüsamettin Ataman araştırmalarını nezaketinden biraz eksik yazmış, bence….

hümmet çiftçi   -  Bağlantı 3 Ekim 2017, 10:52

suçlu suçsuz onları içinde buluduğu durum için yaragılayamayız. Efe o gün kendine verilen görev nedeni ile o tedbiri almıştır. tasarruf onundur. ve Allah ı ile kendi arasında. Rabbim hepsinden razı olsun.vatan bizim olduysa onun bu kararları ile oldu

Derman solakoğlu   -  Bağlantı 24 Haziran 2017, 10:17

islam adetinde hayvan boğazlanır insan ensesinden idam edilir çeteler pala ile rastgele tuttukları ahaliyi enselerinden pala ile katletmişlerdir olaylara şahit olan dedelerimden böyle duydum

Ahmet kocataş   -  Bağlantı 27 Nisan 2017, 22:06

Sökeli Ali nin yanında babamın dedesi Hacı Kara Mustafa da şehit olmuş.Allah rahmet eyler inşAllah.

Reis   -  Bağlantı 27 Haziran 2015, 04:03

Onlarca masum insanın Başını kesen adamdan bahsediyorsunuz.Bi kahramandan değil.Hadi yunanlıların başını kesse sözüm yok ama suçlu masum bilmeden önüne geleni kesmişya orada durun düşünün derim.ALLAH affetsin ama çok hakla gitmiştir ahirete…

abcde   -  Bağlantı 16 Haziran 2015, 20:31

2(alltaki yazının devamı).
kaçan atı yakalayan kişi kızanın gasp ettiği altınları alıp kaçıyor ve denizlinin zengin ailelerinden birisi oluyor bunu da rahmetli anneannem anlatmıştı.demirci efe olayları tam olarak bilmediği ve cahil olduğu için

abcde   -  Bağlantı 16 Haziran 2015, 20:27

benim büyüklerimden duyduğum sökeli ali efe denizliye gelip halkı soymaya başlıyor ,kızanları kadınlara kızlara tecavüz ediyor halkta buna haklı olarak toplu şekilde buna karşı geliyor.hatta öldürdükleri kızanlardan birisinin atı korkup kaçıyor…

Hasan Yiğit   -  Bağlantı 10 Kasım 2014, 16:07

O yardım değil ancak Türk’ün üzerinden kazandığının vergisidir, oda yeterli bile değildir, bugün bir rumun Türkiye Cumhuriyetinde dünyayı Türkler yönetsin diye yardımcı olabileceğini düşünüyorsan ben sana ne diyeyim. Demirci Efe az bile etmiş diyeyim

Hasan Yiğit   -  Bağlantı 10 Kasım 2014, 16:01

Haa şu rumun ulusal direnişe yardımcı oldu masalınıda gelelim Hindiliz/İngiliz yardımıyla Yunanlılar gelecek diye bekleyen korkak Rum ancak etse etse Demirci Mehmet Efenin korkusundan yardım etme durumunda kalmıştır ki o bir yardım değildir.

Hasan Yiğit   -  Bağlantı 10 Kasım 2014, 15:59

Özetle toptancı görevinde olan Rumlar üretici sınıfı olan Türklerden aldıkları ürünleri dışarıya satarak İstanbul hükümetinindi yardımıyla varlıklı olmuşladır, tabi pek göze çarpmamak için birtakım yalaka Türkleri yanlarında pay sahibi yapmışlardır

Hasan Yiğit   -  Bağlantı 10 Kasım 2014, 15:57

Şefik beyin isabetli olarak belirlediği şöyle anlatılmaktadır “Rumlar ihracat, ithalat ve ticaretle uğraşırlar ve Türk milletinin ziraatla kazandığını, ticarî aracılıklarla ellerinden alarak umumî bir bakışla Türker’den daha mesut yaşamışlardır”.

Hasan Yiğit   -  Bağlantı 10 Kasım 2014, 15:52

İstanbul yalakası olan varlıklı Türkleride yanına çekerek İstanbul hükümeti yalakası kişiler ile kendi adıyla (yurtdışında bir cavurun adıyla yapılan ticaret daha çok makbul gördüğü için) un fabrikasını açmıştır.

Hasan Yiğit   -  Bağlantı 10 Kasım 2014, 15:49

bunun nedeni ise dingil İstanbul hükümetinin ticari politikası idi.Un olması için buğday olması gerek, buğday üreten Türk, su değirmeni ile buğday öğütüp un eden gene Türk, bu Rum dingili Türklerin bu becerilerini kullanarak

Hasan Yiğit   -  Bağlantı 10 Kasım 2014, 15:47

Arkadaş fenerci ilk önce o dönemde Denizli de tek büyük un fabrikası bu ne olduğu belirsiz Rum Kimon Pantolonlu’nun nedenli açtığını araştır öğren 1000 Türk fabrikası var ise buna karsın azınlık Rumların Ermenilerin 3000 e aşkın fabrikaları var idi

gürel akdemir   -  Bağlantı 18 Şubat 2014, 23:14

iyikide demirci mehmet efem varmış ya olmasaydı eline sağlık EFE

Halit ARICAN   -  Bağlantı 3 Haziran 2013, 00:29

Sayin Hüsamettin ATAMAN bu konu cok merak ettigim bir konudur,bu bilgilendirici yaziniz icin tesekkür eder calismalarinizda kolayliklar dilerim.
Halit ARICAN

Hakkı Tüzün   -  Bağlantı 5 Mayıs 2013, 12:02

demirci Mehmet efe 1959 yılında öldü.Hükümet konağı yakınındaki evinde yemek verildi.Çok kalabalıktı tencereler 1-1.5 metre çapında idi.unutulmaz bir yemekti

Kudret Arık   -  Bağlantı 25 Nisan 2013, 12:31

Konuyla ilgili Mustafa ÇETİN’in DEDEFE adlı kitabında bilgi var.

Muhammet Karakoyun   -  Bağlantı 20 Nisan 2013, 16:53

Buradaki bilgiler aynı seviyede bizde olmadığından biat etmekle mükellefiz. Fakat eksik ve kısmi olduğu da aşikardır . Hala bilinmeyen ve kayıtdışı olan bir çok bilgi vardır. Teyidini gerçekleştiremediğimizden paylaşmıyoruz. Dedemizin kimleri kestiği ve yukarıda birinin bahsettiği yol kesen çetelerin kimler olduğu Kuvva hareketini pasifize etmek isteyenlerin hangi kılıklarda neler yaptıkları gibi konular muğlaktır. Bizler biliyoruz ama belgeleyemiyoruz. Ayrıca başka bir arkadaş Demirci dedemiz gibi Efelere ihtiyaç var demiş. Merak etmeyin bu Millet her zaman Gerektiğinde EFE çıkarır. Herkes Efe dir yeter ki kendi içine baksın, Yüreğini yoklasın . Ayrıca bir özel bilgi de vereyim Mart sonu nisan başı doğan her çocuk bahar çocuğudur ve %90 yürekli ve cesur olur. Cahil dediğiniz Dedemiz öyle dermiş…

ihsan   -  Bağlantı 6 Aralık 2012, 04:01

1. Benzer olaylar Van’da yaşanmış, Rusların gelmesiyle Van daki etnik gruplar Türkleri öldürmüşlerdir.
2. Ülkemizdeki etnik grupların, dayanışmasını canlı tutmakta olduğunu,
3. Vatana kan veren Türklerin mücadelesindeki zaferin henüz sindirilemediğini değerlendiriyorum.
4. Dün Denizlide Kurtuluş mücadelesinde Yunanlılara destek verenlerin bu gün ne yaptığını ve konsensüslerini kim biliyor.
Gruplar, geçmişten gelen (Ticaret) birikimleri ile yeni imar yapılaşmasıyla hala farklı yaşam alanlarındamıdır? Beldiye imar düzenlemelerin de de etkin midirler? Kendini Üstün zanneden ırklar ne zaman demokrasiyi içselleştirecek? Bireysellik ne kadar geliş se de homojenlik kaçınılmaz olacaktır.
5. Türkiye’yi Türkler yönetmeye henüz gelmektedirler.
6. Gelir dağılımı ve hizmet alımındaki makasın açılmasına yerel yönetimlerde çanak tutanlar mı var?

Ömer Gökmen   -  Bağlantı 18 Kasım 2012, 00:04

Sevgili Hüsamettin, umarım Geçmişten Günümüze Denizli Dergisinin 11. sayısını okumak fırsatın olmuştur. Selamlar, sevgiler.

süleyman güngör   -  Bağlantı 12 Ekim 2012, 01:12

iyi bir arastirma olmus,snirim esi de ögretmen olan Hüsamettin bey esinden yardim görmüstür,sonucta bazi konular aydinlanmis ellerine saglik,bir sey rica etcm Hüsmaettin beyden acaba denizliye ikinci üniversite icin lobi calismasi yapip huz verbilirmi ,cocuklarimiz icin bu gerekli ivedilikle.

mehmet BEŞER   -  Bağlantı 10 Ekim 2012, 18:43

Eğer tarih yazıyorsanız anlatayım o zaman, benim dedem Mehmet BEŞER o tarihte Demirci’nin yanında ve Parmaksız Mehmet Efe diye bilinir, Demirci’nin Salma alması için gönderdiği kızanlarının bayramyerinde başlarını keserek kazığa asanlar, Denizli’ye efenin gelmesine sebep olanlardır, Saygılar

batuhan batu   -  Bağlantı 7 Ekim 2012, 14:03

benim dedeleriminde duydugum saraykoy tosunlar kasabasinda bulunan yunan ordu karargahinda o bolgedeki butun kizlarin irzina gecirilmeleri yunan ile isbirlikci olan tuklerin canlarina kurtarilmasi guney ilcesinde yunan taburunun musluman halki toplayip camide yakma girisimi ve yunan taburunun icinde bulunan askerlerin trkce olarak caninizi kurtarin diyip yol vermelerine duydum..muftu ahmet sukru efendi ve saraykoyluleri unutmamak gerekir unutmadan efe affedildikden sonra asla sirtina insanlarin oldugu yerde olmaydi devamli duvara yaslardi oldurukmekden koktugu icin??unutmadan o donemde yerli rumlarin evleri yagmalanmis yerli rumlar ise bizden size zarar gelmez diye fehatlar atmislardir

Hasan Ali   -  Bağlantı 2 Ekim 2012, 10:24

Yakılan mezarlık ise şu anda herkesce de bilinen ASRİ mezarlık olduğunu okumuştum.

ender   -  Bağlantı 29 Eylül 2012, 18:48

İsmail Fenercioğlu bey aslında işi özetlemiş un fabrikası sahipleri rum ve diğer zengin rumların neden Kuvai Milliyeyi destek verdiği anlayabiliyoruz, tamamen duygusal, peki Ali efenin katledilme sebebi nedir, neden zenginler gayri müslümanda bir tane içlerinde Türk yoktur?

ilker   -  Bağlantı 29 Eylül 2012, 13:43

ben de nazilliyim.. hatta köyüm pirlibeye yakın..demirci mehmet efeyi dedemler hep anlatırdı. kan bağımız ve akrabalık vardır… bunları daha öncede okumuştum.. bugünlerde de DEMİRCİ MEHMET EFELERE ihtiyaç vardır.. güzel bir çalışma olmuş…

nurten baykara   -  Bağlantı 28 Eylül 2012, 03:11

işgal devletlerinden italyanları bile kurtarıcı olarak gören kişiler dersini almışlar…VATAN TOPRAĞI KUTSALDIR KADERİNE TERK EDİLEMEZ KİMSEYE VERİLEMEZ….BU YOLDA EMEĞİ GEÇEN, ŞEHİT OLAN KARDEŞLERİMİZE TEŞEKKÜR,EDER ALLAHIMDAN RAHMET DİLERİM…TÜRKLERİN TOPRAKLARINDA ÖZGÜR YAŞAMASI KADAR GÜZEL BİRŞEY YOK…BU KONUYU ELE ALDIĞINIZ İÇİN ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM. NURTEN BAYKARA

İsmail Fenercioğlu   -  Bağlantı 24 Eylül 2012, 23:53

Yazınızı merak ve heyecanla okurken aile büyüklerim ve yakınlarım tarafından bana anlatılan : Kimon Pondozoplu’nun Milli Mücadelede Kuvayı Milliye’ye nasıl yardımcı olduğunu; Evinin ise, Kendine ait un fabrikasının karşısında bulunan bugünkü Özel İdare İşhanı’nın bulunduğu yerdeki eski Vali Konağı binasının olduğunu; Demirci Mehmet Efe’nin kestiği insanların kanlarının Ogünkü Hükümet Konağı’nın karşısında bulunan çayı kırmızıyı boyadığını;hatırladım. Ayrıca; tabak olan dedemin Tavas’tan gelirken Çamlık yolunda ”Çeteler” tarafından atından indirilip ellerinin ve ağzının bağlanarak soyulduğunu, atının ise bugün Değirmenönü Camisinin arka tarafında bulunan evlerine kaçarak ulaştığını; daha sora Tavas’tan gelen at arabalı kişinin çetelerin elinden kaçması suretiyle güvenlik güçlerinin olaydan haberdar olmasından korkan çetelerin dedemi salıvermelerini; ”Çetelerin” katliamından korkan o zaman çocuk olan babamın ve ailesinin evlerine kapanıp kapıyı ve pencereleri nasıl sıkıca kapayıp perdelerini örttüklerini; hatırladım. Teşekkürler Sayın Ataman.

doğan cemil   -  Bağlantı 24 Eylül 2012, 19:57

çok güzel bir çalışma olmuş tebrik edrim..

mustafa yiidiz   -  Bağlantı 21 Eylül 2012, 12:02

selamlar sayın ataman bence eksik bir arastırma lutfen devamını getirin kuvayı milliyeye denizlimizden kimler karşı çıkmış.artı efe kimleri hangi zengin ailelerden rumlara sahip cıkanları asmış….lutfen devamını yazın.bu olayın denizliye devlet yatırımlarının olmaması ile ilgisi var mıdır diyede düşünüyor insan.saygılar.

hüseyin çoşgun   -  Bağlantı 20 Eylül 2012, 21:33

BİLGİLENDİRİCİ BİR ARAŞTIRMA EMEĞİNİZE SAĞLIK. BİR SOSYAL BİLGİLER ÖĞRETMENİ OLARAK BEĞENEREK OKUDUM TEŞEKKÜRLER

ender   -  Bağlantı 20 Eylül 2012, 15:07

Bu günde Demirci Mehmet Efeler ihtiyaç var, TEŞEKKÜRLER ,tarihi bilgi için…

Yorum Yaz

Aşağıdaki gerekli alanlara bilgilerinizi girmelisiniz. e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

 karakter kaldı