TANRININ ESKİ CENNETİ - denizlihaber.com - Denizli Haber, Denizli'nin en çok okunan gazetesi
REKLAMI GEÇ

TANRININ ESKİ CENNETİ

14 Mayıs 2015 Perşembe

yasa-tok-h

Yazıya oturduk, haber manşete düştü. Değinmeden geçmeyelim dedik. Ne de olsa bir yıldan beri hiçbir boyutunu ihmal etmeden yazmaya çalıştığımız bir çevre gezileri serüveni için çevre konulu haberler bizi ilgilendirmeye devam ediyor.

***
“Denizli’de 200’ün üzerinde kişi zehirlendi, hastanelere akın etti, ancak Denizli’yi yönetenlerden tek satır açıklama yapılmadı. Pamukkale Üniversitesi, Organize Sanayi Bölgesi ve Denizli Adliyesi’ndeki toplu zehirlenme vakıalarının yanı sıra münferit zehirlenme şikayetleri de oldu. Resmi kurumlar, kaç kişinin zehirlenme şikayeti ile hastanelere başvurduğunu açıklamıyor.

Önce Pamukkale Üniversitesi’nde 100’ün üzerinde öğrenci, mide bulantısı ve kusma şikayetiyle hastanelere koştu. Ardından Organize Sanayi Bölgesi’nde 4 fabrikada toplu zehirlenme yaşandı. Yine 100’e yakın işçi çeşitli hastanelerde tedavi altına alındı. Dün akşam saatlerinde de Denizli Adliyesi’nden toplu zehirlenme haberi geldi. Yaklaşık 40 adliye çalışanı hastanelere müracaat etti. Ardından özel ve kamu hastanelerine zehirlenme şikayetleri ile münferit başvurular olduğu haberleri geldi.

Denizli’de bu sıra dışı zehirlenme olayları zinciri yaşanırken, Denizli Valiliği kamuoyundaki merak ve endişeleri giderici tek satır açıklama yapmadı. İl Sağlık Müdürü Dr. Şükrü Arpacı ise zehirlenme vakıalarının yaşandığı bölgelerden su ve gıda numuneleri alınarak incelemeye gönderildiğini söyledi ancak kaç vakıaya müdahale edildiği konusunda rakam vermekten kaçındı.”

(www.denizlihaber.com 14 Mayıs 2015)

7

ÇİLEK BİTTİ YOLA DEVAM
Büyük Menderes Nehri’ni aşağı havzada besleyen çeşitli su kaynakları içinde iki önemli akarsu var. Bunlardan biri Akçay, diğeri Çine Çayı. Her ikisi de Aydın Ovası’na akıyor. Akçay, Kemer barajından ayrılıp Nazilli-Yenipazar açıklarında, Çine Çayı ise Muğla-Yatağandan yola çıkıp karayoluna paralel gelerek Aydın merkezden yaklaşık 10 km’lik bir mesafede, ovanın orta yerinde B.Menderes’e ulaşıyor.

Birkaç haftadan beri bir yandan denize ulaşıp bağlantı ritüelini gözlemek istiyor, diğer yandan bu iki nehrin Büyük Menderes bağlantılarını görüp yazmak istiyoruz. Yukarı nehir havzasının bitip aşağı havza sınırlarının başladığı yeden, özellikle Buharkent ilçesi civarından itibaren Söke Ovası’na kadar olan bölümü bir bütün olarak Aydın Ovası olarak adlandırıyorum. Bu aynı il sınırları içinde bulunması sebebiyle hem idari bir adlandırma, hem de topoğrafya devamlılığı nedeniyle coğrafi bir tanımlama. Ayrıca nehrin sürekliliğini açıklamak için bütünlüklü bir tanım. Şimdi geriye dönüp, Gürçay’ın kırmızı çilekleriyle açlığımızı bastırdığı andan başlayarak yolumuza devam edelim.

5

O YOLLAR BİZİMDİ!
Gezimizin geçen hafta noktaladığımız çay molasından sonra günün ikinci etabı başlıyor. Balat, Akköy, Yeniköy güzergahını takip edip Söke-Didim-Milas yol ayrımı üçgenine ulaşıyoruz.

Akköy’den Milas yol ayrımına kadar olan mesafe yirmi yıl öncesi çok daha düzensiz ama daha sevimli miydi acaba? Arnavut kaldırım taşlarıyla döşeliydi o zamanlar. Araçlarda gürültülü yolculuklar yapar ama yaz sıcağını pek hissetmezdik diye hatırlıyorum. Şimdiki gibi ensemizde yapışkan bir nemle tuzun yakıcılığı, güneşin sıcağını davet edip durmazdı. Ağaçlar yola daha bir yakındı. Gölgeleri ve yapraklarının salınışından savrulan yel yolculuğu çekilir kılardı. Doğaya yakınlık, yeşilin ve göğün mavisinin harmonisi, bir de az sonra denize ulaşılacak olmanın heyecanı…

O yolculukların üzerinden 20 yıla yakın zaman geçti. Demek ki o yıllardan beri bu yolları pek arşınlamamışız. Sanki o yollar bizimdi de şimdikiler epey yabancı. Kapkara bir asfalt, hızla akan trafik, selamsız sabahsız geçip giden otomobiller, otobüsler, traktörler, kamyonlar, kamyonetler…

Yaşlanıyor muyuz ne? Böyle hatıralar olmazdı eski yolculuklarımızda. Yanımızda sevgilimiz olsun olmasın değişmeyen bir enerjimiz olurdu. Kıpır kıpır giderdik ulaşmak istediğimiz menzile. Çoğunluk sırt çantası, uyarına geldiyse döküntü bir çadır, bir-iki arkadaş yetiyordu. Araç mı, hak getire! Otostop yapardık. Böyle böyle yapılan gençlik gezileriydi. Hiç yolda kalmaz, ne yapar eder mutlaka varmak istediğimiz yere günbatımına doğru yetişir, çadırımızı kurar, yiyecek içeceğimizi derleyip kamp ateşini yakardık. Birimiz çalar diğerimiz söylerdi. Ben diyeyim on, siz deyin yirmi yıl… böyle geçti gitti.

Şimdi aynı yolları başka bir maksatla, kendi aracımızda ve bilim adamlarıyla doğayı konuşarak aşıyoruz. Eskiden ne kaldı derseniz, sadece doğaya alışkanlık. Yoksa şehirler, köyler, yollar hep değişmiş ama doğa değişmemiş, hala bizi kendine çağırmaya devam ediyor.

2

MENDERES AKAR BAFA BAKAR
İlk durağımız Bafa gölünden ayrılan kanalın Menderes nehri ile birleştiği nokta. Orada DSİ geniş bir bent oluşturmuş.  Söke ovasına açılan anayol üzerindeki köprüye yaklaşık 200 metre uzaklıkta. B.Menderes suyu bentten çıkıp Bafa’dan gelen kanal suyu ile birleşiyor, sonra köprü altından denize doğru yolculuğuna devam ediyor.

Aracımız söke Milas yol ayrımına vardığında Mustafa Duran Hoca, “yolu kesip karşıya geçelim” diyor. Patika yol gibi duran eskimiş, yer yer patlamış dar bir asfalt yola giriyoruz. Amacımız Bafa’dan ayrılan kanalı görüp fotoğraflamak. Biraz ilerleyip sola dönüyor ve aracı park ediyoruz. Kavşaktan geldiğimiz yol kadar daha yaya gitmemiz gerekecek. Ulaşım araç için uygun değil, yürüyoruz.

___________________________________________________

Bahar_imaj_450x150

___________________________________________________

Bafa kanalının suyu Menderes’e göre daha berrak. En azından bulanık kahvemsi tonu yok. Su kanalı boyunca yüksek ağaçlar dikkati çekiyor. Daha sonraları uydu haritalarından da izlediğim güzergah aslında çok kısa. Aracı park ettiğimiz yol kanalın Bafa’dan çıkışına kadar gidiyor. Aynı yol üzerinde iki büyük işletme göze çarpıyor. Merak ediyorum, bu işletmelerin atık suyu, atık su için arıtma ihtiyacı var mı? Varsa eğer, deşarjı nereye yapıyorlar? Çünkü her iki işletme de neredeyse kanala bitişik inşa edilmişler.

Aynı yolun ileride sevimli Serçin Köyü’ne ulaştığını görüyoruz. O köy de kanallarla çevrilmiş. Hemen yanından Menderes’e bağlanan başka bir kanal göze çarpıyor. Mustafa Hoca’nın verdiği bilgilere göre, bu kanallar, taşkın zamanlarında suyun Bafa Gölü’ne tahliyesi için kullanılıyormuş. Serçin köyünden sonra topoğrafya değişiyor, dağlara doğru bir yükseliş başlıyor.

4

TALİHSİZ GÖL BAFA
Burada durup kısa bir Bafa Gölü tarihçesini not edelim.

Bafa, Menteşe Dağlarının arasında sığ bir göl. Yüzölçümü 60 km². Denizle yaklaşık seviyede, 6 km genişlik, 16 km uzunluğa sahip. Derinliği 20 metreye kadar ulaşıyor. Eski çağlarda Ege Denizi ile birleşikti. Kıyılarının girintili karakteristiği, Ege’nin özelliklerini taşır. Büyük Menderes’in zamanla taşıdığı alüvyonlar, denizle bağlantısını koparıp uzunca bir mesafe koymuş. Şimdiki ölçümlere göre Ege kıyısına uzaklığı yaklaşık 18 km.

3

B.Menderes Nehri’nin gerisinden giderek tüm ovayı kesip Bafa’nın doğusuna ulaşan Beşparmak Dağları’nın antik çağdaki adı Latmos Dağları. Bafa’nın Ege Denizi ile birleşik olduğu dönemde Latmos’a yaslanan geniş koyunun adı da Latmos Körfezi olarak anılıyordu. İşte orada muhteşem bir Karya ülkesi antik kenti Herakleia hala kalıntıları ile ayakta duruyor. Serçin Köyünden kayıkla ya da kıyıdan açılmış (muhtemelen antik çağlardan kalma) eski yolla oraya gitmek mümkün. Kalıntılar şimdiki adı Kapıkırı olan, Rumca adıyla Kapi Kiri adlı yoksul bir köyde bulunuyor. Kentte Bizans dönemine ait kilise ve manastır hala ayakta, ziyaret etmek mümkün.

Göl kıyıları binlerce yıldır olduğu gibi hala zeytin ağaçlarıyla çevrili. Dağlara doğru ise toprak zenginliği zayıfladığından maki türlerinin yoğunluğu artıyor.

Eski yolculuklarımızda Didim kavşağından geçip Bafa kıyılarında devam eden Milas-Bodrum yolu çok keyif vericiydi. Yol neredeyse gölün içinden geçerdi. Halen ayakta kalmış arkaik mimari örnekler suyun içindeki el kadar toprak parçası üzerinde adeta sudan fışkırmış gibi dururdu. Küçük adalar, uzaktan birer serap gibi görünür, sis indiğinde hayalet göle dönüşürdü. Hala öyle mi bilmiyorum. Ama son yıllarda Bafa Gölü kirlilik haberleri, balık ölümleri ve göl suyunun durağanlığından kaynaklanan ekosistem sorunlarıyla gündemden düşmüyor. Özellikle çevredeki Zeytinyağı fabrikaları karasuyunun, göldeki ekosistem sorunlarını katladığı konusunda pek çok bilim insanı hemfikir. 1994’deki Tabiat Koruma Alanı ilanına rağmen çok fazla şeyin değişmediğini gelen haberlerden gözlemek mümkün.

6

SÖKE OVASI: TANRININ ESKİ CENNETİ
Bafa’dan çıkıp B.Menderes’e ulaşan bağlantı kanalı üzerinde biraz daha zaman harcıyoruz. Fotoğraf çekiyor, ağaç türlerine, suyun temizliğine ve kirletici potansiyellere dair Mustafa Hoca’yı dinliyoruz. Ardından yeniden aracımıza geliyor, ana yola çıkıyor, köprü üzerinden birkaç kare daha fotoğraf çekip Söke yönüne devam ediyoruz.

Söke Ovası ayrıca yazılabilir. Ova’nın kaderi, zenginliği, su kaynaklarının bolluğu, toprağının bereketi ve ova, deniz, dağların böylesi uyum içinde insanoğluna bahşettikleri üzerine sayfalar dolusu kelam edilebilir. Özellikle B.Menderes’in bir coğrafyanın kaderi ve insan topluluklarının tarih içindeki evrimini nasıl şekillendirdiği özel bir çalışma konusu olabilir. Hem ova, hem deniz, hem nehir ve dağlar bunu hak ediyor. O nedenle geçip giderken aklımızın ucundan geçmeyen tüm imgeleri sırasıyla düşünmek istiyorum yolculuk boyunca.

Bir yandan sohbet ediyoruz, bir yandan da kültürlerin kurulması ve kurgulanmasına esin kaynağı olan bolluk üzerine gevezelik ediyorum. Mesela Apollon’un kehanetiyle Latmos körfezinde karaya çıkan Magnetlerin kurdukları Meandros Magnesiası’nı , onun kutsal alanını, 30 yıl önce ilk görüşte hayranlıkla baktığım ve halen ayakta olan devasa sur duvarlarını, bu gücü ve enerjiyi kimin, kimlerin, hangi tanrısal yeteneklerin sağladığını…. Biraz da büyülenmişçesine gözümün önünden geçiriyor, yol arkadaşlarımın kafasını şişiriyorum.

Ova yolunun Söke’ye ulaştığı noktada, sol tarafta pek çoğumuzun bildiği outlet mağaza zincirleri vardır. Mutlaka orada oturup soluklanmış, çay kahve içip iaşemizi tamamlamışızdır. Sonra mağaza mağaza gezip üzerimize bir kıyafet, çocuğumuza bir oyuncak beğenmeye çalışmışlığımız olmuştur. İşte orada son kez durup bir şeyler içelim teklifi rağbet görmüyor. Devam edelim diyoruz.

Derken Söke’den çıkıp Aydın çevre yoluna doğru uzaklaşıyoruz. Bundan sonrası başka bir mecra, B.Menderes’in daha sorunlu, tarım arazileri ve yerleşim atıkları kirliliğine maruz kalan, zeytinyağı, meyve suyu işletmeleri ile sanayi fabrikalarının işgaline uğramış bölümlerine doğru uzanış…

1

ÇİNE ÇAYI YA DA MARSİYAS
Büyük Menderes yazılarımıza bundan tam bir yıl önce, 8 Mayıs 2014 tarihinde başladığımızda Dinar’da geçtiği varsayılan ama Marsiyas karakteri nedeniyle Çine Çayı’na bağlanan mitolojik bir öyküyle başlamıştık. Öykü kahramanı talihsiz satir Marsiyas’ın  trajedisine güzel sanatların dokuz perisi Mousa’ların döktükleri gözyaşının sel olup aktığını, bu günkü Çine Çayı’na adını verdiğini belirtmiştik. O nedenle Çine Çayı’nın antik çağdaki adı Marsiyas’tı.

İşte artık oraya ulaşmanın zamanı geldi.

Prof.Dr.Mustafa Duran, Yard.Doç.Dr.Gürçay Akyıldız ve ben inmeye devam eden günün gölgeleri daha fazla uzamadan nehrin B.Menderes bağlantı noktasına ulaşmak için biraz telaşlanmaya başladık. Bağlantının tam olarak nerede olduğuna uydu haritasından bakan Gürçay bize yolu tarif ediyor.

Aydın merkezinden dönüp Muğla karayoluna girdik. Aydın Belediyesi’nin birkaç yıl önce hizmete soktuğu şehirlerarası otobüs terminalini geçtik. Birkaç yüz metre sonra yolun sağına giren toprak yola saptık. Yaklaşık 2-3 km’lik bir mesafeden sonra Ovayı kesip geçen Büyük Menderes’in, aşağıdan, güneyden akıp gelen Çine Çayı ile yan yana gelip sonra birleştiğine tanık olduk. Tarlalar içinden devam eden yaya yolculuğumuz, insan boyunu aşan saz, kamış kargıları görünce son buluyor. Nehirler görünmüyor. Sazları aralayıp kıyıya inmek oldukça zor. Her an kayıp nehre düşmek tehlikesi var. Gürçay elimden tutuyor, ben iniyorum, sonra ben sazları aralayıp onun inmesine yardım ediyorum. İşte karşımızda Büyük Menderes ve yanında usulca akıp gelip “büyük abiye” ulaşan Çine Çayı suları…

Haftaya: Yenipazar Pidesi ve Akçay

Yorum Yaz

Aşağıdaki gerekli alanlara bilgilerinizi girmelisiniz. e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

 karakter kaldı