Denizli’nin tarihi mirası Laodikeia’da bir gün - denizlihaber.com - Denizli Haber, Denizli'nin en çok okunan gazetesi
REKLAMI GEÇ

Denizli’nin tarihi mirası Laodikeia’da bir gün

24 Eylül 2013 Salı

denizli-laodikeia-tarihin-pesinde-celal-simsek-h

Lycus Vadisi kentlerine geçmeden özetlemek gerekirse, Denizli coğrafyasına yayılmış pek çok tarih öncesi ve antik yerleşme var. Çok eski tarihten günümüze insan yerleşmelerinin izini sürebileceğiniz alan sayısı hayli fazla. Çivril, Baklan, Tavas, Acıpayam Ovaları tarih öncesi yerleşmelerin sayısız örneğini barındırıyor. Çok bilinen Beycesultan, Medet gibi höyükler, neredeyse Anadolu insan toplulukları tarihinin yeniden yazılmasına etki edecek bilgi ve bulgulara uzanıyor.

Antik çağ olarak nitelenen tarihsel dönemde bu yerleşmelerin durmayıp daha da gelişkin biçimlerde devam ettiği biliniyor. Özellikle kent yerleşmeleri hayli fazla. Helenistik dönemden Roma’ya, oradan Bizans, Osmanlı ve Cumhuriyete uzanan yaşam kültürlerinin halen devam ettiği kent sayısı az değil. Çivril-Işıklı’nın üzerine kurulduğu Eumeneia antik kenti Pergamon Kralı II.Eumenes’in adını taşıyor. Batı da, Babadağ eteklerindeki Hisarköy’ün üzerine kurulu olduğu Attuda antik kenti de yine Pergamon Kralı Attalos adını taşıyor. Biraz daha Batıda ise Karya sınırındaki son kentlerden Herakleia Salbace, Roma döneminin ihtişamlı kentlerinden birisi olarak halen Vakıfköy yerleşmesi tarafından sürdürülen yaşama tanıklık ediyor. Bu ve benzeri pek çok kent var.

ic1

Lycus kentlerine gelince;
Lycus Vadisi kentleri içinde, biri diğerinden daha az önemli değil. İlk anda adını sayabileceğimiz Hierapolis, Tripolis, Colossae ve Laodikeia, çağdaş kentler. Aynı kültürün temsilcileri ve neredeyse eş zamanlı olarak tarihi ömürlerini tamamlamışlar. Üzerinde yaşayan toplulukların en gelişmiş oldukları dönemde tümü de birer ticaret ve strateji kenti olarak işlev yüklenmişler.

Ancak her biri, çok özel olarak dinsel kültlerin merkezi işlevini de yürütmüşler. Çok belirgin olarak, Paganizmin son dönemi ve erken Hristiyanlık döneminde neredeyse Batı Anadolu’nun Efes ile birlikte dinsel inanç merkezi olmuşlar.
Ticaret, üretim ve inanç kültü işlevini en koyu biçimde üstlenen ise Laodikeia olmuş. Vadi’nin en gelişmiş, nüfusu en yoğun ve yönetim örgütlenmesi en organize kentine dönüşmüş.
Kazı çalışmaları 2003 yılından beri devam eden Laodikeia antik kenti, tuhaf biçimde daha önceki yıllarda önemsenip değerlendirmeye alınma gereği duyulmamış. Zaman zaman araştırma kazıları, belki Müzenin koruma kazıları ya da sondaj çalışmaları yapılmış ama kentin sistematik olarak kazılmasına başlamak için 2003 yılı beklenmiş.
Önce Müze Müdürlüğü Başkanlığında kazmaya başlanmış. Ardından PAÜ Arkeoloji Bölümü kentin kazılarını üstlenmiş,

Prof.Dr.Celal Şimşek Başkanlığında Bakanlığın izniyle devam etmiş.
Bu süreç ‘etmiş-tutmuş’ şeklinde kısa bir özetle geçiştirilemeyecek kadar uzun ve çetrefilli aslında.
Bir zamanlar çobanların hayvan otlatıp mezar hırsızlarının kol gezdiği, çevre köylülerin kalıntılarını evlerinde devşirme malzeme olarak kullandıkları, üzerinde ağaç bitmeyen kupkuru bir rüzgardan başka ziyaretçisi olmayan ve binlerce yıldır sadece yaban hayvanlarının seslerinden başka ses duyulmayan o antik kent, şimdilerde Celal Hoca’nın deyimiyle “Yaşayan bir Kent” haline geldi.

Bu ‘mucize’ nasıl gerçekleşti, işte onu kazı bölgesinin ilk yıldan beri Kazı Başkanı sıfatıyla yönetimini üstlenen Prof.Dr.Celal Şimşek’e sorduk. Bir sorduk, pek çok yanıt aldık.
Sözü uzatmadan yaptığımız ve şimdiye kadar Laodikeia üzerine yapılmış en uzun röportajlardan olduğunu sandığım görüşme kayıtlarımıza geçelim.

ic15

LAODİKEİA KAZISI TÜRKİYE’DE İLKLERİN BAŞINDA YER ALIR

Y.Tok: Hocam bu görüşmeye, Laodikeia kazılarının başladığı 2003 yılı itibariyle günümüze kadar süren çalışmaların bir özeti ile başlayalım istiyorum. Önce, Laodikeia’yı kazmaya nasıl karar verdiniz?

C.Şimşek: Ben 1992 yılında müzeye geldim. Daha önce Adıyaman müzesinde çalışıyordum. Müzelerin ören yerlerini zaman içinde periyodik denetlemeleri vardır. Buraya geldim ve gezdim bu kenti. O zaman dedim ki, “bu kent çok özel bir kent, ben bu kenti kazmalıyım.” Onun için doktoraya başladım. Hem müzede çalıştım, hem doktora yaptım. Ondan sonra da Türkiye’de ilk kez kamulaştırma-o zaman bir yasa çıkmıştı takas yönetmeliği adıyla- amaçlı takas yönetmeliğine kadar milli emlaktan arkadaşlarla gece gündüz çalıştık. Kentin neredeyse yarıya yakınını takas yaparak kamu arazisine dönüştürdük. Yani bu pat diye ortaya çıkan bir şey değil. Bir ideal koyacaksınız ortaya, ondan sonra onunla bütünleşeceksiniz. Dün ben bir twit attım Tetraphilon’dan, yanımda Kenan Hoca bize bakıyordu. (Aphrodisias önceki dönem kazı başkanı Kenan T.Erim. 1993 yılında vefat eden Kenan Erim halen Aphrodisias’ta, Tetraphilon anıtsal kapının bulunduğu alandaki mezarında yatıyor.) Kenan Hoca orada yatıyor, çünkü 30 yıl boyunca orayı kazdı ve kentle bütünleşti. Bu önemli bir şey.

Biz ilk çalışmaları tamamladıktan sonra, Laodikeia çok planlı bir kent olması sebebiyle bir yerden başladık. Kentin bir ana yolu var, ona açılan sokaklar var ve bu sokaklardan ulaştığınız yapılar var. Kamusal, dinsel, sivil yapılar var. Bunu düşünerek Suriye Caddesinden başlayıp 400 metresini kazdık.

Y.Tok: Önce Müze ile başlayan kazıları daha sonra siz uhdenize aldınız. Sonrasında 10 yıl geçti. Bu süreci kısaca özetleyebilir misiniz?

C.Şimşek: Bizim Laodikeia kazıları Türkiye’de ilklerin başında yer alır. 2003 yılında başlattığımız kazı çalışmalarına ilk etapta 3 ay, sonra 4 ay, 5 ay, 6 ay gibi süreyi uzatarak başladık. 2008 yılından itibaren bir protokol yapıldı Belediye ve Kültür Bakanlığı arasında. Bu protokolde alanın güvenliğinden tutun, bilet gelirlerine kadar-ki bu oran %75’tir- belediyeye bırakıldı. Burada belediye bizim çalışmalarımızın finansmanını karşılamaya başladı. Biz o tarihten itibaren kapanış ve açılış yapmadık. Çünkü sürekli, 12 ay boyunca çalışmaları sürdürmeye başladık.

ic4
KAZIDA SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK SİSTEMLE OLUR

Y.Tok: 12 ay sürekli çalışma düzenlemesine nasıl karar verdiniz?

C.Şimşek: Ben arkeolojik kazılarda sürdürülebilirlik nedir ve nasıldır, önemsiyorum. Geçen hafta, Milas’ta düzenlenen 6.Karya Sempozyumunda da bu konuyu konuştum. Sürdürülebilirlik sistemi nedir onu anlattım. Şunu söylemek istiyorum, ben hiçbir zaman kazılar 6-7 ay veya 10 ay olsun demedim. Böyle bir şeyi benden hiç duymamışsınızdır. Diyelim iç Anadolu’da A kazısında böyle bir sistem kurmaya çalışsanız bile doğa ona izin vermeyecektir. Çünkü çok kısa bir süre var. Maksimum 6 ay diyelim. İç Anadolu’da iklim şimdiden soğumaya başladı. Sistemin oluşabilmesi için önce ikilimin uygun olması, ikincisi size yakın olması, üçüncüsü ekip olması, dördüncüsü de finans kaynakları olması gerekiyor.

Y.Tok: Kazıda süreklilik ya da sürdürülebilirlik dediğiniz nedir?

C.Şimşek: Dört gün önce, Anadolu’nun Pompei’si diye bilinen Priene ekibi buraya geldi. Onlara bu sistemi anlattım. Hayran kaldılar. Çünkü genelde insanlar sadece kazı alanında neresi kaldırıldı ona bakıyorlar. Ama ben arkada, laboratuardarestorasyon harcının nasıl hazırlandığını gösterdim onlara. Bizim burada on tane restoratör çalışıyor. Bu gün Türkiye’deki kazı alanlarının yüzde doksanında bir restoratör vardır. Kalan yüzde onunda da iki restoratör çalışır. Bizde ise maaşlı çalışan on restoratör var. Koruma Onarım ve Kültür Varlıklarından gelen akademisyenler var. Maaşlı çalışan arkeolog sayısı ise on beş. Bunların her biri farklı işler yapıyorlar. Kimisi çizim yapıyor, kimisi kataloglama yapıyor, kimisi belgeleme, kimisi tanımlama yapıyor vs. Bunların yanı sıra kazı alanında üç tane mimar çalışıyor. Hepsini bir araya topladığınızda sürdürülebilirliği sağlamak yine de mümkün olmuyor. Asıl alanda çalışacak ustaları yetiştirmeniz lazım. Şu anda, Laodikeia kazılarının onuncu yılında kırk civarında usta yetiştirdik. Bu ustalar öyle alıştılar ki, yanına vardığınızda bakışınızdan ne demek istediğinizi algılıyorlar. Usta çok önemli. Usta o kazıda işi yapan, duvarı ayağa kaldıran, taşı birleştiren, sütunu diken kişiler demek. Bu en önemlisi. İşte bunları bir araya getirdiğinizde kazıdaki sürdürülebilirlik ortaya çıkıyor.

ic14
GELİN VE DAMADIN GİRİŞİ SERBES
T

Y.Tok: Çıkan malzemeyi sergileme ve turistik tanıtım işini nasıl planlıyorsunuz?

C.Şimşek: Biz Üniversite olarak kazıya başlarken dedik ki, ‘burada yaşayan bir arkeoloji parkı kurmak istiyoruz.’ Yani yaşayan arkeoloji parkı, herkesin geldiğinde kendini içinde bulabileceği, basit şekilde algılayabileceği, bunu her ölçekte (kişiye göre ya da uzmanlara göre anlatım_ed.) anlatımla anlayabileceği bir alan olmalı. Biz şimdiye kadar burada tanıyalım ya da tanımayalım önemli değil, yerli ya da yabancı herhangi bir kişi gelip “ya biz bu antik kenti gezmek istiyoruz” dediğinde, buradan bir uzman rehber veririz. Bu rehberlik işi de sıraya bindirilmiştir. Yaptığımız uygulama sürdürülebilirliğin bir parçasıdır. Amaç, antik kentleri tanıtmak, kültür varlığına sahip çıkmak ve gelecek kuşaklara aktarılmasında bir katkı sağlamak. Bu çok önemlidir. Dün Aphrodisias’ta da bir toplantı vardı, oranın alan yönetimi denetleme kurulundayım ben, orada da Aydın Kültür ve Müze müdürlerine dedim ki, “bakın biz Laodikeia’ya gelip düğün fotoğrafı çektirecek olanlardan giriş ücreti alınmasın dedik, bunu belediye ile de konuştuk.” Öyle güzel bir şey ki bu Yaşar bey, gelin ve damat geliyor ve burada fotoğraf çektiriyorlar. Onlarca yıl sonra albüme baktığınızda o an sizi anlatıyor. Yakınlarınıza ‘biz burada, tapınakta fotoğraf çektirdik’ diyorsunuz. Bu müthiş bir tanıtım. Özellikle akşamüzeri gün ışığı batmak üzereyken insanlar düğün fotoğrafı çektirmeye geliyorlar.

UNESCO LİSTESİNDE KALICI OLACAĞIZ

Y.Tok: UNESCO Kültür Mirası Geçici Listesi’ne girmeniz nasıl oldu?

C.Şimşek: Şimdi onuncu yılda artık bir dosya hazırladık. Kültür varlıklarının korunup dünyaya tanıtılması konusunda UNESCO’nun üstünde daha başka evrensel bir kurum var mı? ‘Laodikeia artık dünya kültür mirasına girmeli’ dedik ve bir dosya hazırladık. Dosyayı Kültür ve Turizm Bakanlığı ile birlikte konuşup hazırlayarak müracaat ettik. Böylece 2013 yılında Türkiye’de iki alan, birisi Manisa Salihli’deki Sardes, diğeri Laodikeia, UNESCO tarafından geçici dünya kültür mirası listesine alındı. Bu geçici ama geçiciden çıkmıyorsunuz. 1990 yılından itibaren ‘Alan Yönetimi’ diye bir şey getirmişler. Yani sen bu dünya kültür mirasının alan yönetimini nasıl yapacaksın, bu soruluyor. Buna göre dosya hazırlıyorsunuz. Sivil toplum örgütlerinden başlayarak herkesle toplantılar yapılıyor, görüşleri alıyorsunuz. Koruma amaçlı imar planı gibi bir şey. Giderek kalıcı listeye giriyorsunuz. Bizim PAÜ olarak on yıllık çalışmamızın en büyük başarı belgesi, sanırım Laodikeia’nın UNESCO geçici dünya kültür mirası listesine girmesidir.

ic9

RESTORASYON İÇİN ÖZEL LABORATUVAR

Y.Tok: Restorasyon çalışmalarında nasıl bir yöntem izliyorsunuz?

C.Şimşek: Bizim restorasyon çalışmalarımızda ana unsur şu: burası bir deprem bölgesi. Sadece arkeolojik olaylara değil, doğa olaylarına da saygı göstermek gerekir. Sadece Helenistik değil, Roma değil, erken Bizans’a da saygı duymak üzerine kuruludur. Burada her dönemin izlerini koruyoruz ve her ayağa kaldırdığımız bölümde mutlaka depremin izlerini bırakıyoruz. Bunları yaparken tamamıyla uluslararası ilkeleri gözeterek çalışma yürütüyoruz. Bunu yaparken bir yandan da dünyanın çeşitli bölgelerindeki çalışmaları gözlüyoruz. Ben sadece 2012-13 yıllarında Avrupa’nın 3-4 ülkesinde kazı ve restorasyonlar nasıl yapılıyor onları inceledim. Mesela en önemli çalışmalardan biri Atina Akropol çalışmalarıdır, onu gözledim. Sonra İtalya’da, Sicilya’daki çalışmaları izledim. 6-7 tane kentte yeni teknikler ve uygulamaları nasıl, bunları inceledim. Ardından Roma’daki uygulamalar nasıl, ona baktım. Her zaman söylediğimiz şey vardır, ben iyiyim demeyeceksiniz hiçbir zaman, başkaları size iyi diyecek. Üstelik sadece ulusal değil, uluslararası alanda iyi diyecek. Kural belli, dünya küçük. Sadece sosyal medyada dünyanın her yerine ulaşıyorsunuz.

_____________________________________

Forum_ÇAMLIK_FFW2013_450X150 kopya

_____________________________________

Biz bu sistemle çalışıyoruz. Ben, ekipteki genç arkadaşlarla Anadolu’daki restorasyonlara bakarken hasta olup bir hafta yattım. Nerede hangi restorasyon var, nerede hangi restorasyon yapılıyor izliyoruz. Bu gezilere ben tek başıma hiçbir zaman gitmem. Mutlaka 2-3 arabayla gideriz. Çünkü benden önce ekibimin görmesi çok önemli. Bu da bizi ekip ruhu olması gerektiğine götürür. Biz işte bu sistemle çalışıyoruz. Ekip, sürdürülebilirlik için ilk şart. Gençlere diyorum ki, bizim bir yerleri kazmamız lazım. Neden, elimizdeki kazacak yerler tamamlandı da ondan. Sadece 2012 yılında Kuzey kutsal Agora, doğu portikte 18 tane sütunu ayağa kaldırdık. Bu iş için 800 kilo kurşun kullanıldı. Neden, çünkü antik dönemdeki gibi restorasyon yapıldı. Kenetlerde kurşun akıtıldı, yani doğal çalışıldı. Orada yetiştirdiğimiz ustalar çalıştı. Tamamen antik dönemdeki ustalar gibi. Aralarındaki tek fark, şimdiki ustaların elinde aletleri var. Antik dönemde murç, çekiç kullanılırdı mermer oymak için, şimdikiler gelişmiş alet kullanıyorlar.

ic12

EKİP RUHU YOKSA ÇALIŞMA SÜREKLİLİĞİ OLMAZ

Y.Tok: Kazı evinizin yeri değişiyor, neden?

C.Şimşek: Burada asıl olan, daha önce söylediğim gibi ekip ruhudur. Gelirken girişte dikkat ettiyseniz sağda bir inşaat var. 2200 metrekare bir kazı evi yapılıyor oraya. Bunu yaparken zemine hiç müdahale edilmiyor. Önce radarla komple taramaları yapıldı, ardından eğimli topoğrafyayı düzeltmek için önüne perde atılıyor. Bizim ilk projemiz Pamukkale yolundan ayrılan Laodikeia kavşağının karşı tarafındaki 10 dönümlük bir arazi üzerine yapılmıştı. 7500 metrekarelik bir planlamaydı. Bunun finansmanını da sağlamış gibiydik. Toplam üç milyona mal olacaktı. Yarısı Belediyeden, kalanı da Valilik-Özel İdareden sağlanacaktı. Her şey hazırdı. Tam biz bu işe başladık, Bakanlıktan bir yönetmelik çıktı. Yönetmeliğe göre kazı alanı içinde ve prefabrik olacak diye yazı geldi. Bakanlık bu konuda haklıydı, kazı alanı yanında olması hem koruma, hem güvenlik vb. için gerekliydi. Sonuçta ilk projemizi 2200 metreye düşürüp kazı alanı içinde yapmaya karar verdik. Biz orayı bir laboratuvar, bir enstitü gibi düşünüyoruz. Konferans salonları da olacak. Biz gelecek dönemden itibaren uluslararası yaz okulları düzenleyeceğiz orada. Dünyanın değişik yerlerinden randevu sistemiyle gelecekler ve restorasyon nasıl yapılıyor, kazı nasıl yapılıyor görecekler, bir çalışma atölyesinde deneyimlerini sergileyebilecekler. Burada kalabilecekler. Biz onlardan, onlar bizden karşılıklı bir şeyler öğreneceğiz. Yani şu anda böyle komplike bir sistem oluşturuyoruz.

ic7

Y.Tok: Bilimsel yayın cephesindeki çalışmalar nasıl gidiyor?

C.Şimşek: Bu sistem içinde bir başka cepheyi bilimsel yayın alanı oluşturuyor. Laodikeia kazılarında hemen hemen yılda ortalama 8-10 civarında yayın yapılır. Birçoğu makaledir. Bunların yanında yöresel dergilerde, önce ilin tanıtımı babında halkın bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesine yönelik bir sistemle daha basit yazılmış metinler yayınlarız. Sadece 2012 yılında bir projeyle 5000 civarında öğrenci gezdirdik burada. Bu projeyi Belediye ve Milli Eğitimle birlikte hazırladık. Bu gençlere evrensel kültür varlığı nedir, tarihi eser nedir, onların bilinçleneceği şekilde ağırladık. Ayrıca Belediyenin oluşturduğu ücretsiz taşıma sistemiyle halkı gezdirdik. Bunu yayınlarla destekledik.
Bu etkinliklerin yanında, burada ayrıca üç tane TÜBİTAK projesi yapıldı. Eğitim Fakültesi’nden bir hocanın katılımıyla beraber yaptık. TÜBİTAK projesi, ilköğretim öğrencilerinin bu alanda nasıl uygulama yapıldığını tümüyle deneme sistemine dayanarak gösteren bir çalışmaydı. Bu çalışmadan her yıl bir tane olmak üzere üç tane yapıldı.

LAODİKEİA YAYINLARI ÇOĞALIYOR
Y.Tok: Eski bir yayının yeni baskısı “Laodikeia” kitabı var önümüzde. Bunun dışında ulusal ve uluslararası düzeyde neler yayınladı?

ic6 C.Şimşek: Bir de uluslararası cephedeki yayınlar var. Laodikeia Çalışmaları 1/1 ve ½’yi yayınladık. Şimdi de üçüncüsü birkaç ay içinde çıkacak kitap olarak. Ayrıca elinizdeki kitap ve Laodikeia Kiliseleri adlı çalışmalarımızı da biliyorsunuz. Makalelerimiz ise uluslararası düzeyde ve değişik dillerde zaten yayınlanıyor. Mesela 2-4 ekim arasında Efes-Selçuk’ta uluslararası heykel sempozyumu var. Ben orada Laodikeia ekibi olarak onur konuğuyum. 45 Dakika alacak olan iki konuşmacıdan da biriyim. Bu sempozyumu Avusturya arkeoloji heyeti düzenliyor. Diğer konuşmacı Aphrodisias temsilcisi olacak. 50 civarında bildiri sunulacak, konusunda uzmanlar heykelleri anlatacaklar. Sempozyum dili İngilizce, Türkiye’den katılan on civarında bilim insanı olacak. Bunun dışında Rusya’da, İtalya’daki sempozyumlardaLaodikeia’yı temsil ettik. 7-12 Ekim’de Oslo’daki sempozyuma katılacağız.

ic10

KAZMAK KOLAY AYAĞA KALDIRMAK VE KORUMAK ZOR

Y.Tok: Kazılara dönelim isterseniz. Suriye Caddesi ile başladınız, Kiliseye uzanan bir kazı serüveninden geçtiniz.

C.Şimşek: Kazılara dönecek olursak, 10 yılda Suriye Caddesinin 400 metresi ayağa kaldırıldı. Bu o kadar kolay değil. Kazılması sadece 3 yılımızı aldı, 2 yılda da ayağa kaldırdık.
Şimdi benim gençlere her zaman anlattığım bir şey var. Bir ziyaretçi sütunun önüne gelir. Bakar ve der ki, “çok güzel.” Ama bilmez, o sütun o hale gelinceye kadar öyle emek, öyle efor vardır ki… bazen gezdirdiğimiz insanlar bize sorarlar, “Hoca siz bu tapınağı böyle mi buldunuz?” aynen böyle. İnsanlara bunu bıkmadan anlatmanız gerekiyor. Nasıl ortaya çıktığını, nasıl yapıldığını anlatmanız gerekiyor. Kızmadan, bıkmadan ve yılmadan. Arkeoloji böyle bir şeydir. Arkeoloji sabırdır ya, bitti. Daha ötesi yoktur arkeolojide.

ic3
Sonra A evi dediğimiz ev kompleksini kazdık. Burada her ada 2000 metrekare. Bu ev kompleksinden üç tane ev var içinde. Sonra tapınak A diye adlandırdığımız tanrı ve tanrıçalardan Apollon, Artemis ve imparatorluk kültü yapılmış tapınağı kazıp ayağa kaldırdık. Ayağa kaldırdık diyorum ama 2004 yılından 2012 yılına kadar sürdü bu çalışma. Tam sekiz yılımızı aldı. Hala çalışmalarımız devam ediyor.

LAODİKEİA YAŞAYAN BİR KENTTİR

Aslında kent yaşayan bir yer. Sürekli müdahale etmelisiniz, sürekli eksik görülen alanları düzeltmelisiniz, sürekli efor sarf etmelisiniz vs.

Y.Tok: Laodikeia Kilisesine nasıl ulaştınız?

C.Şimşek: Laodikeia Kilisesini tesadüfi bulduk. Bir yer radarı taraması sonucunda 2011 yılında tespit ettik. Bizde full takım bir yer radarı var, yeri tarıyorsunuz, yer altındaki mekanları görebiliyorsunuz. Bu alet şu anda bizim kazımızın malı. Bunun arkasından kilisenin kazısını bitirdik ve iki yıldan bu yana hummalı bir şekilde kilisedeki restorasyon sürüyor. Ekipten sadece kilisede çalışan sayısı otuz. Bunun sekiz tanesi restoratör. Bizim kadromuzdaki restoratörler öyle sıradan değil. Bunların bir çoğu yüksek lisans ve doktora yapıyor. Yani kendi alanında yetişmiş uzman kişiler.

ic11

Y.Tok: Diğer alanlardaki çalışmalar?

C.Şimşek: Suriye Caddesinde, Kuzey Tiyatrosuna kadar ulaşan ara yolu açtık. Antik kentlerde, sadece Pompei’de bir yolu başından sonuna kadar yürüyebilirsiniz. Bizim açtığımız ara yolun da başı sonu bellidir. Suriye Caddesi bitmiştir demiyorum. Suriye Caddesi 900 metre. Biz 400 metresini açtık.
Burada merkezi hamam diye adlandırdığımız hamamda çalışma yaptık. Laodikeia öyle bir yer ki, konuşurken bazı örnekler vermek zorundasınız. Kentin metropol bir kent olduğunu nasıl anlatacaksınız, devasa yapılarla anlatırsınız, yayıldığı alanla anlatırsınız. Laodikeia’nın büyüklüğü istisnasız üç Hierapolis, üç Tripolis kadardır. İstisnasız üç Aphrodisias kadardır. Hemen hemen Efes’e yakın bir kenttir. Ama ticari hacim bakımından ise fazladır. O kadar yazıt buluyoruz ki, Laodikeialı o kadar banker ve tüccar var ki, adamın Efes’te villası var, Roma’da başka bir villası var. Böyle bir kentten söz ediyoruz. Bunların hepsi yazıtlarda belgelerde sabit.

Y.Tok: Laodikeia Hamamlarının çokluğu kent büyüklüğünün göstergesi galiba?

ANADOLU’NUN EN BÜYÜK STADİONU LAODİKEİA’DA

C.Şimşek: Laodikeia’da dört farklı hamam yapısı var. Anadolu’nun en büyük hamamı burada. 12000 metrekare kapalı alana sahip. Ayrıca merkezdeki hamam 7000 metrekarelik bir alana sahip. Doğudaki Doğu hamamı 5000 metrekare ve yine Batı hamamı 5000 metrekare. Biliyorsunuz antik dönem için hamam sadece yıkanmak için değil. Hamam bir kültür, hamam bir buluşma yeri, hamam sosyal aktivitelerin en fazla olduğu yer. Hamam öğleye kadar gençlerin eğitim ve öğretiminin yapıldığı yer. Hamamlar öğleden sonra yakılır, akşama kadar. Ama gece yakılmaz.

ic2
Anadolu’nun en büyük stadionuLaodikeia’da. Daha büyüğü yok.

Y.Tok: Kaş kişilik buradaki Stadion?

C.Şimşek: Yani 25000 kişiden fazla alıyor. 285 metre uzunluğu var, 70 metre de genişliği var. Gerçekte Aphrodisias ikinci, Perge’deki üçüncü geliyor. Dünyanın da ikinci büyük stadyumu bu. En büyüğü Roma’daki Circus Maximus.

Y.Tok: Tiyatro iki tane Kuzey ve Batı tiyatroları. Büyüklük oranları nedir, çalışma yapılacak mı?

C.Şimşek: İki tane tiyatro var. Biri Helenistik tiyatro, diğeri Roma tiyatrosu. İki tiyatronun arasında muazzam bir düzlük var. Batı tiyatrosunun büyüklüğü, Hierapolis tiyatrosu ile aynıdır. Şu anda bir proje sunuyorum, üç yılda ayağa kaldıracağım. Bu oldukça büyük bir tiyatro, göründüğü gibi değil. Full mermer olduğu için çok tahrip edilmiş. Kuzey tiyatrosunun ise bir güzelliği var, Avrupa Birliği gibi bir güzelliğin antik dönemdeki örneğinin burada olduğunu görüyoruz. Bu oturma basamaklarının hepsi yazıtlı. Burada çevre kentlerin oturma yerleri var. Mesela Trapezapoleiton yazıyor, Trapezapolis. Attedion yazıyor, Hierapoleiton yazıyor. Hepsi bir araya gelip burada ticaretle ilgili, yönetimle ilgili, yasayla ilgili kararlar alıyorlamış. Kuzey tiyatrosu böyle bir güzelliğe sahip.

ARTIK LAODİKEİA’NIN KALBİNDEYİZ

Y.Tok: Şu anda hangi bölgede çalışma var?

C.Şimşek: Biz iki yıldan beri laodikeia’nın kalbini kazıyoruz. Gördüğünüz dikdörtgen alan Kuzey Agora. Burası aynı zamanda kutsal-dinsel bir alan. Eldeki veriler burada iki tapınak bulunduğunu söylüyor. Birisi dokuma tanrıçası Athena’nın tapınağı, diğeri de kentin baş tanrısı Zeus’un tapınağı. Biz burada, doğuda 18 sütunu ayağa kaldırdık, beş tane de batıda ayağa kaldırdık. Doğuda yirmi sütun vardı, ikisini kaldırmadık. İnsanlar geldiğinde doğanın yıkımını görsün istedik, doğaya saygı gösterdik.
Yol kenarında, merkezi agoranın yanındaki İmparator SeptimusSeverus çeşmesini kazdık, şu anda projeleri hazırlanıyor.
(Devam Edecek)

Yorumlar

Fikret Sönmez   -  Bağlantı 25 Eylül 2013, 17:31

Millet olarak çok büyük bir hazinenin üzerinde olduğumuzu,böyle çalışkan hocalarımızın sabırlı çalışmaları sonucunda daha iyi anlıyor ve herkesin bu topraklar üzerinde gözü olduğunu,olabileceğini düşünüyor ve daha çok çalışmak ve önce milletçe birliğimizi ve sonra da insanları çok sevmemiz gerçeğini fark ediyoruz. Hemşehrilerime selam efendim…

Yorum Yaz

Aşağıdaki gerekli alanlara bilgilerinizi girmelisiniz. e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
 karakter kaldı