Denizli tarihi derinleşiyor - denizlihaber.com - Denizli Haber, Denizli'nin en çok okunan gazetesi
REKLAMI GEÇ

Denizli tarihi derinleşiyor

Denizli tarihi derinleşiyor

Denizli Tarihi üzerine pek çok kitap yazıldı, yazılıyor. Cumhuriyet döneminde ilk hatırladığım yazarlardan biri Yusuf Akçakoca Akça. “Küçük Denizli Tarihi” ile başlayıp, “Laodikya” ile devam eden risale boyutunda metinlerdi. Sonrasında pek çok gezi, hatırat yayınlandı. Ancak araştırmaların derinleşerek artması üniversite ile başladı. Büyükşehir Belediyesinin derli toplu yayıncılık programı gelişmenin ilerleyen noktası oldu.

Haber Merkezi / DENİZLİHABER / 5 Eylül 2017 Salı, 14:41

Bu gün kentin tarihi ile ilgili hatırı sayılır külliyattan söz edilebilir. Yeterli mi, değil mi soruları başka bir tartışma konusu. Ancak gelişmenin yönü, yapılan yayınlar gerçekten bilimsel disiplin ölçüsünde çoğaldıkça iyiye gidecek gibi görünüyor. Bu gelişme eğrisini doğrultacak olan ise sahada alan çalışması yapan bilim insanlarının bilgi, belge ve bulgulara dayanarak yaptıkları bilimsel yayınlar olacak.

Örnek mi? Hierapolis kazıları üzerine elli yılı aşkın süredir yapılan yayınlar! Gerçi ketum bir İtalyan yayıncılığının uzun zaman kurbanı olsa da, son 10 yıl içinde yapılan yayımlar hiç olmadığı kadar zengin veriler içeriyor. Prof. D’Andria’nın uzun kazı başkanlığı döneminin ürünü olan ve Türkiye’de, Türkçe yayınlanan kitapları son zamanlarda bilgi dağarcığını genişletmek isteyenler için ideal.

Keza Laodikeia ile ilgili yayınlar da öyle. Laodikeia üzerine 15 yıl önce neredeyse kaynak yoktu. Kenti anlatmak isteyenler antik dönem Romalı yazarlara, Bizans tarihçilerine, Strabon’a atıfların ötesine geçmiyorlardı. Şimdi öyle mi? Başta kazı başkanı Prof. Celal Şimşek ve ekibinin yayımları olmak üzere, sayısız bilimsel keşif bilgisi internetle, ciltler dolusu kitaplarla elimizi uzatabileceğimiz uzaklıkta.

HÖYÜKLER: VE TARİH ÖCESİNİN TARİHİ
Yapılan çalışmaları tamamlayan ve giderek daha da çekici hale gelen höyük kazıları ise bambaşka bir dünyanın kapısını aralıyor. Önceleri palyatif olarak yapılmış ya da kurtarma, keşif sondaj kazıları olarak kısa sürelerle devam etmiş çalışmaları bir kenara koyalım. 2007 yılında Çivril Beycesultan Höyüğü ile başlayan kazı çalışmaları adeta tarih öncesi araştırmalarının bölgesel miladı oldu. Ege Ünv. Arkeoloji Bölümü Prehistorya Bölüm Başkanı Prof. Eşref Abay’ın (son olarak Edebiyat Fakültesi Dekanlığına atandı) henüz doçent olduğu dönemde başladığı kazılar, on yılı aşkın zamandır sürüyor. Aynı dönem başladıkları yüzey araştırmalarında elde ettikleri sonuçlar, hala yeni verilerle zenginleşmeye devam ediyor. Çivril, Baklan, Çal gibi eski çağlar tarihinin anayurdu olagelmiş bölge toprakları, sayısız yerleşme kültürleri serüveninin tanığı.

Bundan on yıl önce, 2008 yılında Eşref Hoca’nın kapısını çaldığımızda bizi yardımcısı Dr. Fulya Dedeoğlu ve ekibi ile birlikte Baklan Höyüğünde karşılamıştı. Sonrasında Çivril kazı evindeki yemeğe davet etmiş, ilk kazı sezonunun bulgularını gösterip Beycesultan tarihini anlatmıştı. Ardından Çal Dayılar köyü yakınlarında, Büyük Menderes üzerine kurulu eski Roma köprüsü girişindeki “Asar”a göndermişti. Asar’da Fulya Hoca bize bulguları anlatmış, bölgedeki seramik kültüründen örneklerle en eski yerleşmelerden, Bizans’a uzanan katmanları özetlemişti. O zamanlar Beycesultan’ı defalarca ziyaret ettik, yeri geldi TV programı, yeri geldi dizi yazı haline getirip anlattık. Son yıllarda biraz elimiz ayağımız çekilse de, onlar her yıl, her sezon kazılarına devam ettiler. Yeni keşiflerde bulundular, yeni araştırmalarla bulgularını zenginleştirdiler. Yaptıkları araştırmalar sonuç verdi ve nihayet ikinci bir kazı alanına geçen yıl ilk kazmayı vurdular. Kazı Denizli Müze Müdürlüğü uhdesinde, Yrd. Doç. Dr. Fulya Dedeoğlu’nun bilimsel heyet başkanlığında start verdi.

ANADOLU HÖYÜK KAZILARI NEDEN ÖNEMLİ?
Eşref Hoca’yla Beycesultan kazı evinde son yaptığımız görüşmenin kayıtları, Denizlihaber.com arşivinde okunabiliyor. O görüşmede, sorduğum bir soru üzerine Hoca, “biz yalnızca somut olgulardan yola çıkarız. Oluşturduğumuz hipotezi aynı somut olgular üzerinden yola çıkarak teze dönüştürürüz. Arkeolojinin en önemli aracı somut verilerdir” demişti. Bu doğru yöntemin ne kadar çok işe yaradığı Ekşi Höyük kazılarında görülebiliyor.

Ancak, Ekşihöyük üzerine Yrd. Doç. Dr. Fulya Dedeoğlu’nun anlattıklarına geçmeden, önce Neolitik çağ Anadolu kazılarının tarihçesini, sonra da bölgedeki en bilinen höyük kazısının, Beycesultan’ın Cumhuriyet dönemi kazı serüvenini kısaca özetleyelim.

BEREKETLİ HİLAL VE ANADOLU NEOLİTİĞİ
Doğubilimci ve arkeolog James Henry Breasted’in tanımıyla “Bereketli Hilal” eski Babil topraklarını da içine alan Ortadoğu uygarlıklarının doğduğu bölgeydi. 1940’larda yapılan radyokarbon ölçümlerde yerleşmelerin tarihinin 9000 yıl önceye uzandığı saptandı. Bölge Batı ve Ortadoğu uygarlıklarının ana rahmi sayılıyordu. O inancın kesinliği son buldu.

Bu inancı sarsan, Anadolu neolitiği üzerine aynı yıllarda yapılan Beycesultan, Hacılar Kırı ve Çatalhöyük kazıları oldu. Bu kazılarda elde edilen bulgular, Anadolu tarih öncesi yerleşme kültürlerinin tarihini günümüzden 9000 yıl önceye taşıyan veriler sunuyordu. Böylece “Bereketli Hilal” nitelemesi ortadan kalkmamış olsa da, Anadolu prehistoriasının verileri, insanlık tarihinin başka biçimde yazılabileceğini göstermiş oldu. Tüm bu çalışmaların merkezinde, son 60 yıldır hala yeri doldurulamamış olan bilim adamı James Mellaart vardı.

ANADOLU NEOLİTİĞİNİN BABASI
Peki James Mellaart kimdir? O Anadolu tarih öncesi araştırmaları için ilk sıradaki isim. 1951’de Ankara ‘daki İngiliz Arkeoloji Enstitüsü’nde asistan olarak çalışmaya başlayan Mellaart, Anadolu’da çeşitli yüzey araştırmaları yaptı. 1954-1959 yılları arasında Beycesultan’ı kazdı. Bu dönemde gerçekleştirdiği yüzey araştırmalarıyla Hacılar ve Çatalhöyük yerleşimlerini belirledi. 1957’de Hacılar’da kazıya başladı, arkasından 1961’de kendisi ve arkeoloji dünyası için çok önemli bir yerleşim olan Çatalhöyük kazısına başladı. Bu gün Çatalhöyük Unesco dünya mirası listesinde yer alıyorsa, bunun asıl müsebbibi Mellaart’tır.


Mellaart’ın, bilimsel keşifleri nedeniyle değil ama resmi kurumlarla yaşadığı sorunlar yüzünden Türkiye’ye girişi yasaklanmış. Hikaye biraz karmaşık gibi dursa da, özetleyelim. Mellaart Çatalhöyük’te Dorak hazinesine ait bazı parçalara benzeyen bir bileziğin peşine düşer. Bileziği taşıyan kadınla tanışır ve İzmir’de ona misafir olur. Evde bileziğin çizimini yapar ve hazineye dair bir makale yazar. Resmi makamlar kendisinden bilgi ister, bilgi vermeyi reddeder. İzmir’de, verdiği adreste ise söylediği gibi biri bulunamaz. Bunun üzerine Türkiye’den sınırdışı edilir ve girişi yasaklanır. 2012 yılında ülkesinde vefat eder. O ölmeden hemen önce Çatalhöyük Unesco miras listesine alınmıştı.

BEYCESULTAN KAZILARI
1954 yılında İngiliz Arkeoloji Enstitüsüne mensup iki bilim adamı, Beycesultan’da yaklaşık beş yıl süren bir kazı ve araştırma çalışması başlattılar. James Mellaart ve Seton Lloyd tarafından yapılan araştırma kazıları beş yılın sonunda noktalandı. Bilim adamları, Höyüğün kuzey kısmında, şimdiki Beycesultan Türbesinin bulunduğu bölgeye yakın yerde yaptıkları (Heinrich Schliemann’ın Troya’da, 19. Yüzyıl sonlarındaki define kazısında yaptığı ‘Schlimann Yarması’nı andırır biçimdeki) derin açmada 40 civarında yerleşme katı tespit ettiler. Kazıyı sonlandırıp İngiltere’ye döndükten sonra tüm bulgu, belge ve elde edilen bilgileri, 1962-65 yılları arasında enstitü adına iki cilt halinde İngilizce olarak yayımladılar. Sonra Beycesultan ‘unutuldu.’

Denizli’de 2007 yılında mevcutlara ek olarak 3 ayrı kazı başlatıldı. Bunlardan biri klasik arkeolojinin alanına giren Yenicekent-Tripolis, diğer daha çok sanat tarihi-klasik arkeoloji arası dönemleriyle ele alınan Kale-Tabae kazıları, sonuncusu ise Çivril Beycesultan Höyüğünde tarih öncesinden Bizans’a uzanan dönemler geçidinin yaşandığı kazı alanıydı.

Her üç kazıyı da Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü öğretim üye ve bilim insanları üstlenmişti. Tripolis’te Denizli Müze Müdürlüğü başkanlığında, Yrd. Doç. Dr. Aytekin Erdoğan’ın bilimsel başkanlık ettiği heyet, Kale Tabae’de Prof. Dr. Bozkurt Ersoy’un kazı başkanlığında bir ekip ve Beycesultan’da Doç. Dr. Eşref Abay’ın başkanlığında start veren prehistorya ekibi…

O yıllarda tüm ekiplerle görüşmüş, yaklaşık üç yıl boyunca kazıların seyrini izlemiş, buluntuları haber ve yazılara konu etmiştik.

Beycesultan’a son kez 2013 yılında uğradık. O yıl Eşref Hoca’nın verdiği bilgiler, üzerinden yaklaşık altı yıl geçmiş bir kazı serüveninin özeti gibiydi.

“O yüzyıllarda bu bölgede Beycesultan çok önemli bir kent. Yukarı Menderes havzasının en önemli kentlerinden biri. Burada yer alan bir beyliğin başkenti olma ihtimali çok yüksek, çünkü gerek Mellart’ın ve gerekse bizim yaptığımız kazıların sonucunda elde edilen veriler o dönemde Beycesultan’ın çok büyük bir kent olduğunu, iyi planlandığını, doğu-batı yönünde uzanan 3 metre genişliğinde caddelerle planlanıp yaklaşık otuz metre genişliğinde parsellere ev yapıldığını gösteriyor. Yani iyi planlanıp, etrafı sur duvarları ile çevrili iyi bir şehir yerleşimi olduğu görülüyor. Buradaki mimari yapılar ve diğer buluntular bu söylediklerimi kanıtlıyor. Hangi şehir olduğunu bilmiyoruz ama o dönemin Hitit yazılı kaynakları bu bölgede Kuvalia beyliğinin başkenti olduğunu söylüyor, büyük olasılıkla o kent Beycesultan olabilir. Bunu söylerken yalnızca Hitit yazılı kaynaklarına dayanıyoruz, yoksa henüz burada böyle bir yazılı kaynak elde etmiş değiliz. Dolayısıyla söylediklerimiz şimdilik tahminden öte geçmiyor.”

Son yıllarda, Beycesultan’da yapılan kazılarda bu görüşleri değiştirecek bulgulara rastlandı mı, bilmiyoruz. Ancak her halukarda Bu bölge tarih öncesi yerleşmeler beşiği. Onca höyük, yüzey araştırmalarından elde edilen sonuçlar ve son olarak Ekşi höyük kazılarında 8.600’lü yılların gerisine uzanan mimari yerleşme kalıntıları, Eşref Abay’ın dikkat çektiği bölge höyük yerleşmelerinin önemini daha da ön plana çıkarıyor. Bu hem bilim dünyası için, hem Anadolu neolitik tarihi açısından ve hem de Denizli coğrafyası eski çağ yerleşme kültürlerinin tarihsel zenginliği açısından böyle kabul edilmeli.

Bu günlük nokta koyalım.

Ekşi höyük kazılarını iki bölüm halinde aktarıyoruz. Bu günkü bölümümüz, bizim derlediğimiz genel ansiklopedik bilgilerle okura bir çerçeve çiziyor. Yayımlayacağımız bölümde ise doğrudan kazı bilimsel heyet başkanı Yrd. Doç. Dr. Fulya Dedeoğlu’nun, Ekşihöyükte devam eden iki yıllık kazı serüvenini kendisinden dinleyeceğiz.

Yorum Yaz

Aşağıdaki gerekli alanlara bilgilerinizi girmelisiniz. e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

 karakter kaldı