REKLAMI GEÇ

DERSİM’LE İLGİLİ, ATATÜRK NE DEDİ?

4 Şubat 2013 Pazartesi

Denizli Kent Belleği adını verdiğimiz bu köşemizde, Denizli ile ilgili yaşanmışları, Kent Belleği’ni uyarmak için aktarmaya çalışıyorum. Bu temel düşüncemize sadık kalarak, arada bir de, Denizli dışına taşarak, olayın çerçevesini genişletip, bazı konularda Memleket Belleği’ni uyarıcı konulara değineceğiz.

1402 yılında iki Türk hükümdarı olan Yıldırım Beyazıt ve Timur  arasındaki savaştan sonra, 1514 yılı da başka iki Türk hükümdarı’nın savaşına sahne oldu. Osmanlı Devleti Padişahı Yavuz Sultan Selim ile İran’da Türkler tarafından kurulan bir devlet olan Safevi Devleti Şahı Şah İsmail’in orduları arasında yapılan Çaldıran Savaşı’nı Osmanlı Ordusu kazandı. Osmanlı hanedanı Sünni, Safevi hanedanı ise Şii (Alevi) idi. Anadolu tarihini inceleyen bazı araştırmacılar, bu savaş sonrası, Anadolu’da, özellikle Doğu ve Orta Anadolu’da, büyük Alevi katliamları yaşandığını, binlerce Kızılbaş’ın, Türkmen’in katledildiğini yazarlar. Osmanlı dönemindeki Anadolu ayaklanmalarının nedeni, çoğunlukla, Sünni-Alevi çatışması, yani mezhep kavgasıdır.

Osmanlı idaresi altında Dersim bölgesi, aşiret hayatını koruyarak, seyitlerin, şeyhlerin ve ağaların elinde derebeylikle idare edildi. Dersim’deki bu feodal yapı, merkezi otoriteye karşı sürekli bir tehlike oluşturuyordu.

Tanzimat sonrası (19.yüzyıl ortaları), Osmanlı Devleti, idari yapılanmasını değiştirerek, Eyalet sisteminden Vilayet sistemine geçti. Bu değişiklik sonrası, Merkezi yönetimin etkisi hissedilir derecede arttı ve bu durum, o zamana kadar kendi başına buyruk yaşamaya alışmış olan imparatorluk içindeki birçok topluluğu rahatsız etti.

1921 KOÇGİRİ AYAKLANMASI

Dersim adı verilen ve bugünkü Tunceli vilayeti çevresini içine alan bölgede yaşayan topluluklar, Osmanlı yönetimine karşı sürekli ayaklanma içinde oldular. Bu ayaklanmalar, İkinci Meşrutiyet (1908) sonrası şiddetini artırdı ve Milli Mücadele sırasında da, Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra da devam etti.

Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı sonrası dağılmasıyla birlikte, Amerikan ve İngiliz destekli,  Kürt bağımsızlık faaliyetleri ortaya çıktı.

Milli Mücadele yılları boyunca Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde gerek iç, gerekse dış tahrikler sonucunda birçok isyan çıkartıldı. Bunların en önemlilerinden biri, Doğu Anadolu’da görülen Koçgiri aşireti isyanı olmuştur.

23 Nisan 1920’de Ankara’da çalışmalarına başlayan Büyük Millet Meclisi’ne Dersim Sancağı’ndan 6 kişi mebus (milletvekili) olarak katıldı. Bu milletvekilleri şunlardı; Diyap Ağa (Dersim Ferhat Uşağı aşireti reisidir), Hasan Hayri Bey (Hozat’lı olup Van Askerlik Şubesi başkanıdır), Mustafa Ağa (Hozat’lı olup Abbasoğlu aşireti reisidir), Mustafa Zeki Bey (Harput’lu olup süvari binbaşısıdır), Ramiz Bey (Hozat’lı olup süvari bölük komutanıdır), Abdülhak Tevfik Bey (Hozat’lı olup Çemişgezek Bidayet Mahkemesi başkatibidir). Ancak, bu durumu onaylamayanlar da vardı ve bunlar, “Dersimliler adına mebus tayin edilen şahısların Dersim’i katiyen temsil edemeyecekleri, Dersim’in bağımsız bir Kürt idaresi istediği ve bu istek Ankara Hükümeti tarafından kabul ve resmen ilan edildikten sonra ancak, Kürdistan‘ın bir Konfederasyon şeklinde Ankara ile işbirliği yapabileceği” yönündeki kararlarını Ankara’ya, Mustafa Kemal Paşa’ya ilettiler.

Aşiret reisleri, 1921 yılında, Hozat’ta (Tunceli’ye bağlı ilçe) Kürdistan’ın bağımsızlığı için bir toplantı düzenlediler. Hozat’ta yapılan toplantıda Ankara’da kurulan Büyük Millet Meclisi Hükümeti’ne, içeriği dört ana talepte toplanan, şu muhtıra verildi;

“1. Kürdistan özerk yönetimi kurulmasını kabul eden İstanbul’daki Padişah Hükümeti’nin kararını Ankara Meclis Hükümeti’nin de resmen kabul edip etmeyeceğinin açıklanması.

2. Kürdistan özerk yönetimi hakkında Ankara Meclis Hükümeti’nin görüşünün ne olduğu konusunda, Dersimlilere acele cevap verilmesi.

3. Dersim bölgesi hapishanelerinde mevcut bütün Kürt mahkumların hemen serbest bırakılması.

4. Kürt çoğunluğu bulunan bölgelerden Türk memurlarının çekilmesi”.

Ankara’da Gazi Mustafa Kemal Paşa önderliğinde kurulan Meclis Hükümeti, İstanbul’daki Padişah Hükümeti ile anlaşan isyancıları askeri güç kullanarak etkisiz hale getirdi. İsyanı bastıran askeri kuvvetlerin başında Nurettin Paşa vardı. (1919 yılı başında İzmir Valisi olan Nurettin Paşa, İzmir henüz işgal edilmeden, 17 Mart 1919’da, İzmir’de bir kongre toplamış, bu kongreye Denizli’den de Müftü Hulusi Efendi başkanlığında bir heyet katılmıştı. Kongrede, Anadolu topraklarının parçalanması reddedilmiş ve düşmana karşı mücadele edilmesi kararı alınmıştı. Müftü Efendi, kongre sonrası, Nurettin Paşa’ya ‘Bu davranışınızdan dolayı Hükümet sizi görevden alır. Denizli’ye geliniz ve Milli kuvvetlerimizi yönetiniz’ der. Nurettin Paşa, İstanbul Hükümeti tarafından 22 Mart 1919 günü görevinden alınır, ancak Denizli’ye gelmez. Ankara Meclisi kurulduktan sonra, Ankara’ya giderek, Milli kuvvetlere katılır. 1920’de Amasya’da kurulan Merkez Ordusu Komutanlığı’na, 1922’de Büyük Taarruz öncesi 1.Ordu Komutanlığı’na getirilir).

İsyana kalkışanların elebaşıları yakalandılar. Ancak, Batı’daki Yunan işgalinin sona erdirilmesine odaklanmak isteyen Ankara Büyük Millet Meclisi, yakalananları affedip salıvererek, bölgede göreceli bir sükunet sağlamayı uygun gördü. 1922 yılında da Dersim Sancağı, Elazığ vilayetinden ayrılarak ayrı bir vilayet durumuna getirildi.

1925 ŞEYH SAİT AYAKLANMASI

Cumhuriyet’in kuruluşundan kısa bir süre sonra, Dersim bölgesinde aşiret reisi olan Şeyh Sait önderliğinde bir ayaklanma başlar.

Doğan Avcıoğlu, Milli Kurtuluş Tarihi adlı kitabında, Dersim bölgesinde 1925 yılında yaşanan Şeyh Sait Ayaklanması’nı şöyle anlatıyor;

“…Nakşibendi tarikatından, büyük koyun sürülerine sahip Şeyh Sait, 13 Şubat 1925’te Piran’da ayaklanır. İsyan, Elazığ ve Genç (Bingöl) illerine doğru genişler. Diyarbakır‘da Hükümet Konağı ile Tümen Karargahı çevresine, Gazi’ye, Ordu’ya, memurlara ağır laflarla dolu bildiriler asılır. Şeyh Sait, 7 Mart’ta Diyarbakır’a saldırır, fakat başarı sağlayamaz. 9 Mart 1925’te Diyarbakır’a “Kürdistan Krallığı Harbiye Bakanlığı” adresine yazılı bazı İngiliz silah fabrikalarının katolog ve mektupları gelir. İsyancılar, amaçlarını, Padişahlığı, Hilafeti ve Şeriatı getirmek diye açıklarlar.

Atatürk ve çevresinin değerlendirmesine göre, Şeyh Sait isyanı, iki yıldır çeşitli kollardan hazırlanan büyük bir karşı hareketin başlangıcıdır. İşin içinde Vahdettin ve İstanbul’da bulunan Kürt Derneği Başkanı Seyit Abdülkadir ve arkadaşları ile İngiltere’nin parmağı vardır. Vahdettin, daha 1920 yılında, milleti, Hilafet çevresinde toplamak üzere “Tarikatı Selahiyye” ya da “Yüksek Hilafet Haklarının Savunulması” diye anılan bir dinsel örgüt kurdurmuştur. Araştırmacıların açıkladıkları bazı belgelere göre, bu dinsel kuruluş, Vahdettin’i yeniden Padişahlığa getirmek, buna engel olanları ortadan kaldırmak kararındadır. Özerklik vaadiyle Kürtçülerle işbirliği yapmışlardır.

İstanbul’un yanı sıra İzmir ve Antalya çevreleriyle Doğu illeri, örgütün çalışma alanı olmuştur. “Distol” adlı bir koyun hastalığı ilacını satmak bahanesiyle, örgüt üyeleri, köylerde çalışmalar yapmışlar, Kürt şeyhlerine, delegeler yollamışlardır. Örgüt, yabancılara önermek üzere bir savaş planı dahi hazırlamıştır. Buna göre, karargah Halep‘tir. Bir numaralı sevk yeri İzoli‘dir. İzoli Geçidi, 50 kişilik bir askeri güçle tutulacak ve yörede kuvvet toplanacaktır. İki numaralı sevk noktası Resülayn‘dır (Türkiye-Suriye sınırında, Kürtlerin çoğunlukta olduğu bir yerleşim yeri). Büyük kuvvet, Resülayn ve Siverek üzerinden Diyarbakır‘a sevk olunacaktır. Birinci Cephe, Kemah-İzoli-Siverek hattı ve Fırat’ın doğusunda örgütünü tamamladıktan sonra Kayseri‘yi hedef alacaktır. İkinci Cephe, Yozgat-Kayseri hattı ve Kızılırmak’ın doğusundaki arazidir. Burada toplandıktan sonra, hedef Ankara olacaktır.”

Henüz yeni kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, isyanı bastırır. İsyanın elebaşları, Diyarbakır’da oluşturulan Şark (Doğu) İstiklal Mahkemesi’nde yargılanırlar ve idama mahkum edilirler. Şark İstiklal Mahkemesi Başkanı, Denizli Milletvekili Mazhar Müfit Kansu’dur.

Şeyh Sait Ayaklanması sırasında Ankara Büyük Millet Meclisi’nde görev yapan Denizli Milletvekilleri şunlardır; Necip Ali (KÜÇÜKA) Bey, Mazhar Müfit (KANSU) Bey, Yusuf (BAŞKAYA) Bey, Haydar Rüştü (ÖKTEM) Bey, Dr. Mustafa Kazım (SAMANLI) Bey.

DİYARBAKIR VALİSİ CEMAL BARDAKÇI’NIN
1926 DERSİM RAPORU

Cumhuriyet döneminin ilk Denizli Valisi olan Ali Cemal Bardakçı, 1925 yılında Denizli’den Diyarbakır’a tayin olur. Diyarbakır’a ulaştığında Şeyh Sait ayaklanması henüz bastırılmıştır. 1926 yılında kendisine Tunceli’ye gidip, durumu incelemesi, Dersim Bölgesi ve Dersim Halkı ile ilgili neler yapılabileceğinin rapor edilmesi istenir.

Vali Cemal Bardakçı, “Biz Türküz, Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız” sözlerini benimseyen bir Türk Milliyetçisidir. Bektaşi inancına sahip olan Bardakçı, büyük çoğunluğu Alevi inancına sahip Dersim Halkı’na şefkatle yaklaşır. Vali Bey’e göre, Dersim’de Türkçe bilmeyen yoktur ve Dersim’in Alevi Halkı, aslında, Horasan’dan bölgeye gelen Türkmen’lerden oluşmaktadır. Vali, raporunda, bu bölgede Sünnilerin Aleviler’e ‘Kürt’, Alevilerin de Sünniler’e ‘Türk’ dediğini yazar. Sorunun temelinde fakirliğin ve eğitimsizliğin yattığını anlatan Bardakçı, yüzyıllardır devlet otoritesinin bu bölgeye girememesinden dolayı halkın kendini korumak için silahlandığını, üç-beş aşiret lideri dışında, bütün Dersimlilerin müthiş bir fakirlik içinde çırpındığını, gasp ve yağmanın nedeninin de bu etmenler olduğunu yazar. Devletin Dersim halkına şefkatle yaklaşmasının, fakir halka geçimini sağlayacak iş temin etmesinin sorunları çözeceğine inandığını belirten Cemal Bardakçı, yapılacak yol çalışmalarında yöre halkına ücret karşılığı iş temin edilmesini tavsiye eder.

Dersim ile ilgili rapor hazırlayıp, ne yapılması gerekir sorusuna cevap arayan, sadece Vali Bardakçı değildir. Bu konuda onlarca rapor hazırlanır. Raporların bazılarında, konuya toplumsal ve ekonomik açıdan yaklaşılması gerektiği vurgulanırken, bir kısmında da şiddet kullanmaktan, bu çıbanın güvenlik önlemleri ile derhal kurutulması gerektiğinden bahsedilir.

Atatürk’ün yakın arkadaşlarından, İran’da Büyükelçilik yapmış olan Hüsrev Gerede, 21 Aralık 1933 tarihinde Doğu’nun Islahı ile ilgili bir rapor hazırlayarak, Başbakanlığa ve ilgili birimlere gönderir. Gerede’ye göre, Dersim’in biran önce iyileştirilmesi şarttır. Bölgenin düzene sokulması için, sadece askeri harekat değil, beraberinde eğitim, kültür, bayındırlık ve imar, hatta toplumsal içerikli bir iyileştirme gerekmektedir.

 

1934 İSKAN KANUNU

1934 yılında kabul edilen bir kanunla,  “Türkiye’de Türk kültürüne bağlılık dolayısı ile nüfus toplanış ve yayılışının düzeltilmesi” kararlaştırılır. Amaç, memleket sınırları içinde, Cumhuriyet yasalarına ve Türk kültürüne uyum sağlamadığına inanılan insanların veya toplulukların, Türk kültürünü hazmedebilecekleri bölgelerde iskan edilmelerinin (yerleşmelerinin) sağlanmasıdır. Bu kanuna dayanılarak yüzlerce aile, Doğu Anadolu’dan Batı’daki köylere, kasabalara zorunlu ikamete gönderilirler.

Bu kanunla, başta Dersim bölgesi olmak üzere, ülkedeki feodal yapı, aşiret hayatı sona erdirilmek istenmiştir. Hükümet’e göre, bu konu, bir ‘dil, medeniyete girme ve topraklandırma’ meselesidir.

İskan Kanunu’nu onaylayan Meclis’teki Denizli Milletvekilleri şunlardı; Necip Ali KÜÇÜKA, Emin Aslan TOKAT, Haydar Rüştü ÖKTEM, Mazhar Müfıt KANSU, Dr. Mustafa Kazım SAMANLI, Yusuf BAŞKAYA.

 

TUNCELİ İYİLEŞTİRME PROGRAMI KANUNU
( 25 ARALIK 1935 )

1935 yılında bir kanunla, Dersim İyileştirme Programı hazırlanır. Kanun, aslında, iyileştirmeden çok, güvenlik önlemlerini içerir ve Tunceli idari yapılanmasında özel bir uygulamayı öngörür. Tunceli Vali’sine, hükümetteki bakanların kanunen sahip oldukları bütün yetkiler verilir. Vali, gerek gördüğü takdirde vilayeti teşkil eden ilçe ve nahiyelerin sınır ve merkezlerini değiştirebilecektir. Mahkemelerde, dava açılması izne bağlı olan işlerde, izin verme yetkisi Vali’nindir.

Kanuna göre, Cumhuriyet Savcıları’nın hazırladığı iddianameler şüphelilere tebliğ edilmez. Ağır cezayı gerektiren suçların soruşturması şüpheli tutuklanarak yapılır ve bu tutukluların duruşmadan evvel tahliyelerine dair olan kararlar ancak Vali’nin onayı ile mümkündür. İlk soruşturma sırasında verilen tutuklama kararlarına şüpheli tarafından itiraz edilemez. Vilayet içindeki ceza mahkemelerinde verilen hükümler temyize tabi olmayıp, kesindir. Vali, emniyet ve asayiş bakımından gerek görürse, vilayet halkından olan kişileri ve ailelerini vilayet içinde bir yerden diğer yere nakletmeye ve bu gibilerin vilayet içinde oturmalarını yasaklamaya yetkilidir. Vali, her hangi bir şahıs hakkındaki takibatın ertelenmesine ve cezaların teciline yetkilidir.

Kanunun gerekçesini İçişleri Bakanı Şükrü Kaya şöyle açıklar;

“…Tunceli adı ile şimdi teşkil edilecek vilayetin ve o bölgenin eski ismi Dersim’dir. Nüfusu, 65-70 bin civarındadır. Halkı, aslen Türk soyundandırlar. Bu bölgenin Türk tarihinde yer aldığı ilk resmi temas, Şah İsmail ile Yavuz Sultan Selim’in savaşları zamanına rastlıyor. Osmanlı döneminde, memleketin bir çok kısımlarındaki yönetim şekli gibi orası da, yerel ağalara ve beylere verilerek idare olunuyordu. Tanzimat’tan sonra eyalet yerine vilayet yönetimi yapıldığı zaman burada da vilayet teşkil ediliyor. Fakat her nasılsa, ihmal, Dersim’i olduğu gibi bırakıyor. Bu gün o bölgenin toplumsal yapılanması, parçalara ayrılmış görünümdedir. Bunlar, özel ilişkilerini, hukuki ve ticari cezalarını kendi aralarında görürler.

Bugün burası 91 aşiretten oluşmaktadır. Halkı cahil, biraz da toprağın fakirliği dolayısıyla, halkı fakir olur ve elinde de silah bulunursa tabii böyle bir yerde olay eksik olmaz. Burada meydana gelen olaylar, çeşitli zamanlarda askeri harekatı gerektirmiş, 1876 senesinden beri bugüne kadar değişik tarihlerde çeşitli kuvvetlerle 11 askeri harekat yapılmıştır. Fakat bu askeri harekat sınırlı bir amacı güttüğü için asker geri alınmış, asıl harekatı gerektiren hastalık, ne derinliğine incelenmiş, ne de tedavi edilmiştir. Sadece ağrısı hafifletilmiştir.

Cumhuriyet devrinin anlayışı, memleketin esaslı sorunlarını temelinden çözmek ve asıl hastalığı tedavi eylemek olduğu için burada da medeni usullerle bir önlem düşünüldü ve bu program ile memleketin her yerinde olduğu gibi buraların da Cumhuriyet’in aydınlığından yararlanmasını temin edecektir.”

Bu yasayı onaylayan Meclis’teki Denizli Milletvekilleri şunlardı; Dr. Mustafa Kazım SAMANLI, Dr. Mustafa Hamdi Berkman, Necip Ali KÜÇÜKA, Emin Aslan TOKAT, Haydar Rüştü ÖKTEM, Mazhar Müfit KANSU, Yusuf BAŞKAYA.

DERSİM’DE ASKERİ HAREKAT BAŞLIYOR

Hükümet’in Dersim ile ilgili almaya başladığı önlemler, çıkarılan yasalar, Dersim aşiretlerinden bazılarının önde gelenlerini rahatsız eder. Devlet yatırımlarına (yol, okul, karakol, hastane…) karşı sabotajlar başlar. Bir jandarma karakolu’na isyancılar tarafından saldırı düzenlenir. Karakol yakılır ve karakolda bulunan 33 askerin tümü şehit edilir. Askeri birliklere ve devlet yatırımlarına karşı saldırılar devam eder. Vur-kaç hareketi yapan düzensiz silahlı topluluklara karşı savaşmak üzere eğitilmemiş olan askerler kendilerini korumakta başarılı olamazlar.

Hükümet, aşiret düzenini kırmak, feodal ağalığı yıkmak ve güvenliği sağlamak için büyük bir askeri harekata girişir.

BAŞBAKAN İSMET İNÖNÜ MECLİS’TE KONUŞUYOR
( 14 HAZİRAN 1937 )

Başbakan İsmet İnönü, Dersim bölgesinde yapılan askeri harekat ile ilgili olarak Meclis’e bilgi verir. İnönü, Devlet’in bölgeye hizmet götürmesinden dolayı, bölgedeki feodal kalıntıların telaşa kapılıp devlete karşı ayaklandıklarını ve bunun sonucu askeri harekata başladıklarını anlatır.

“…Eskiden Dersim dediğimiz Tunceli vilayeti olaylarının esasını ve bu günkü vaziyetini huzurunuzda kamuoyuna açıkça bildirmek isterim.

Büyük Meclis’in malumudur ki, Hükümet iki seneden beri Tunceli bölgesinde özel bir iyileştirme programı uygulamaktadır. Bu program, bu bölgeyi medenileştirmek için bütün araçlarla ve özel hükümler çerçevesinde orada geniş bir çalışmayı içermektedir.

Bunu şimdiye kadar orada kanunlara karşı gelmekten ve direnmekten kuvvet ve zevk almış olan bazı aşiret reisleri iyi karşılamadılar. İyileştirme programına karşı direndiler. Bu bizi, bazı askeri önlemler almaya zorladı.

Bu günkü vaziyet şudur; Orada Hükümet kuvvetleri duruma hakimdir. Tunceli’de iyileştirme programı olarak düşündüğümüz önlemler ara verilmeksizin devam etmektedir. Yol yapıyoruz, okul yapıyoruz, karakol yapıyoruz. Bir iki ay müddetle bu işlere ara verilmiş olan yerlerde tekrar bu işlere başladık.

Huzurunuzda söylerken bütün memleketin ve orada bulunan vatandaşların işitmesini isterim ki, Cumhuriyet Hükümeti oraya iyileştirme programını süs olarak, geçici ve göstermelik bir heves olarak götürmedi. Ne kadar zorlukla karşılaşılsa da, ne kadar çok sene sürse de, yaz ve kış bu programı biz orada tatbik edeceğiz.

Bunun bu şekilde bilinmesi, zannederim ki bizim işlerimizi kolaylaştırdığı kadar aşiret reislerini de, bir an evvel, Hükümetin kudretli olduğu kadar adaletli ve şefkatli kucağında selamet aramalarının tek çıkar yol olduğuna, ikna edecektir.”

İSMET İNÖNÜ HAREKATI ANLATIYOR
( 18 EYLÜL 1937 )

 Askeri harekat’ın tamamlanmasından sonra, Meclis’te, Dersim’de ortaya çıkan durumu anlatan İsmet İnönü, Cumhuriyet idaresinin, kanun nizam tanımayanlara aman vermeyeceğini tekrar ederek, şöyle der;

“…Daha önce size, Tunceli’deki durumun bir özetini yapmış, o günkü vaziyeti etraflıca arz etmiştim. Şimdi size, Tunceli’deki vaziyetin bu günkü durumunu arz etmek isterim.

Cumhuriyet’in imar ve iyileştirme programına karşı çıkan, nüfusları az olmakla beraber, altı aşirettir. Bugün, bu altı aşiretten, önde gelen ne kadar adam varsa bunlar reisleri ile beraber faaliyet imkanından tamamen mahrum bırakılmışlardır. Altı aşiretten birinin reisleri imha edilmiş ve diğerlerinin reislerinin hepsi yakalanmış, adalete teslim edilmiştir.

Cumhuriyet Ordusu, bu hadise esnasında yaptığı takiplerde, hurafe olarak zihinlerde yerleşen ne kadar uçurum halinde dere ve ne kadar çıkılmaz denilen dağ varsa, hepsini Ankara sokakları gibi baştan başa geçmişlerdir.

Kanun götüren ordu ve jandarma erlerinin, ayak basmadığı yer, inmediği dere ve çıkmadığı tepe yoktur.

Cumhuriyet’in iyileştirme ve imar programına muhalefet eden bütün engeller ortadan kaldırılmış ve program bir an bile ara vermeksizin ilerletilmektedir.

Cumhuriyet’in kanunlarının ancak refahı, kalkınmayı ve iyi geçinmeyi hedef tutan hükümlerini yürütmek için, çetin koşullar içinde alınan olumlu neticelere ermek yolunda Cumhuriyet idaresinin kuvvetli olduğu kadar şefkatli ve adaletli olduğunu göstermek itibariyle, Tunceli hadisesi en son ve en etkili bir örnek olmuştur.”

Daha sonra, Başbakanlık görevinden ayrılan İsmet İnönü’nün yerine, 25 Ekim 1937’de Celal Bayar getirilir.

ATATÜRK’ÜN MECLİS’İ AÇIŞ KONUŞMASI
( 1 KASIM 1937 )

1937 yılı 1 Kasım günü Büyük Millet Meclisi’nin açılış konuşmasını yapan Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Dersim harekatını, bölgeyi medenileştirmek ve ileri refah düzeyine ulaştırmak amacının bir bölümü olarak niteler;

“…Milletimizin layık olduğu ‘yüksek medeniyet ve refah seviyesi’ne varmasını alıkoyabilecek hiç bir engelin oluşmasına yer bırakılmadığını ve bırakılmayacağını huzurunuzda söylemekten mutluluk duyuyorum. Tunceli’deki yapılanların sonuçları, bu gerçeğin en belirgin ifadesidir.”

5 Eylül 1937 günü tutuklanıp Elazığ’da yargılanan isyanın elebaşısı olarak görülen Seyit Rıza, 15 Kasım 1937’de idam edilir.

BAŞBAKAN CELAL BAYAR’IN MECLİS’TE YAPTIĞI KONUŞMA
( 29 HAZİRAN 1938 )

Tunceli’de aşiretlerin tekrar silahlı eylemlere başlamaları üzerine, öncekine kıyasla daha geniş kapsamlı bir askeri harekat yapılır. Konuyu, Hükümet Programı’nı sunarken, Meclis’e aktaran Celal Bayar, Cumhuriyet kanunlarını tanımak istemeyenlere aman verilmeyeceğini, Kemalist Rejim’in tüm ülkede egemen kılınacağını söyleyerek Devlet’in kararlılığını vurgular;

“…Dersim’de bir iyileştirme programımız vardır, bu program ‘yol, köprü, karakol ve okul inşaatları’ yapılarak sürdürülmektedir. Geçen sene askeri harekat yapıldı. Bu sene burada, geçen seneye göre, daha fazla kuvvetlerimiz toplanmıştır.

Arkadaşlar, Dersimliler ne istiyorlar? Dersimli, Orta Çağ’dan kalan bir zihniyetle orada oturup eşkiyalık yapmak istiyor, ‘mal çalacağım ilişmeyeceksiniz’, diyor, ‘adam öldüreceğim, yasal soruşturma yapmayacaksınız’ diyor, ‘silahla gezeceğim, görmezden geleceksiniz’ diyor, ‘vatani sorumluluklarımı yerine getirmeyeceğim, askere gitmeyeceğim, vergi vermeyeceğim, imtiyazlı bir insan olarak hepinizin içinde dolaşacağım’ diyor.

Bilinmesi gereken bir gerçek vardır ki, Cumhuriyet böyle bir vatandaş tanımıyor.

Cumhuriyet, külfette olduğu kadar nimette, nimette olduğu kadar külfette eşit muameleye tabi insanlardan oluşmaktadır. Bu gerçek anlaşılıncaya kadar kuvvetlerimiz orada bulunacaktır. Eğer ellerinde bulunan silahı teslim ederler ve Cumhuriyet’in emirlerine uyarlarsa kendileri için yapacağımız şey, muhabbetle onları bağrımıza basmaktır.

Dersimliler sesimizi işitmelidir. Bu kürsüden akseden her sedanın, kendi yararlarına olduğunu iyi değerlendirmelidirler.

Bizim sesimizde şefkat olduğu kadar kudret de vardır. Bu ikisinden birisini seçmek kendilerine aittir. Bilmelidirler ki, şefkatimiz de kahrımız da boldur.

Kemalist Rejim bütün eserleriyle bu milletin kalbinde nasıl yer ettiğini göstermiş ve bütün bir gelişme aracı olarak hepimizin ruhuna girmiştir. Biz Kemalizm’in karşısında, nereden gelirse gelsin, hangi anlamı ifade ederse etsin, ne olursa olsun, her hangi yabancı bir cereyanı yadırgayan insanlarız. Bizim için esas olan şey, Kemalist Rejim’dir. Çıkardığımız kanunlarla getirdiğimiz yeni yaptırımlar, Kemalist Rejim’i korumaya yönelik hamlelerdir.

Hükümetimiz bu mesele üzerinde çok hassastır ve hassasiyetini daima koruyacaktır.

Türk Milleti’nin gelişme konusundaki adımlarını engelleyecek bir kudret ve kuvvetin varlığına inanmıyoruz. Ancak böyle bir durum ortaya çıkacak olursa, bunun karşısına, önce kanunlarımız çıkacak ve ondan sonra da ruhunda devrimci ateşini taşıyan insanlarımızın hücumu karşısında, eriyip gidecektir.”

Başbakan Celal Bayar’ın bu konuşmasını onaylayan ve Hükümet’e güven oyu veren Denizli Milletvekilleri şunlardı: Dr. Mustafa Hamdi BERKMAN, Dr. Mustafa Kazım SAMANLI, Emin Aslan TOKAT, General Şefik TÜRSAN, Mazhar Müfit KANSU, Necip Ali KÜÇÜKA, Yusuf BAŞKAYA.

 

ATATÜRK’ÜN 1938 YILI MECLİS AÇILIŞI KONUŞMASI

Hasta olduğu için Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin, 1 Kasım 1938’deki, açılış törenine katılamayan Cumhurbaşkanı Atatürk’ün açış konuşmasını, Başbakan Celal Bayar okur.

“Cumhurbaşkanımız Atatürk’ten aldığım emir üzerine bu seneye ait nutuklarını okuyorum” diyerek sözlerine başlayan Bayar’ın okuduğu konuşma metninde, Dersim ile ilgili kısımlar şöyledir:

“…Uzun yıllardan beri devam eden ve zaman zaman had safhaya ulaşan Tunçeli’ndeki toplu eşkiyalık olayları, muayyen bir program dahilindeki çalışmaların neticesi olarak kısa bir zamanda ortadan kaldırılmış, o bölgede bu gibi olaylar bir daha olmamak üzere tarihe devrolunmuştur. Cumhuriyet’in ışığından, yurdun diğer evladları gibi, oradakiler de tamamiyle yararlanacaklardır”.

İSMET İNÖNÜ’NÜN DERSİM YORUMU

İsmet İnönü, Dersim Meselesi’ni, 1985 yılında yayınlanan anılarında, şöyle yorumlar;

“…Memleketin öteden beri Dersim Meselesi diye bir derdi vardı. İmparatorluk, Dersim ayaklanmaları karşısında aciz kalmıştı. Dersim’de reisler, kısmen mezhep tahriklerinden istifade ederek daimi bir huzursuzluk yaratırlardı. Mesele aslında kültür meselesi ve iktisadi mesele idi. Halk, darlıktan, sıkıntı içindedir.

Dersim ayaklanmaları, doğrudan doğruya, eşkiyalığa dayanır. Halk, aslında, olaylardan rahatsızdır. Aşiret şeyhleri ve reisleri payın büyüğünü alırlar. Peşlerinden sürükledikleri insanlar da eşkiyalığın getirdiği nimetten az bir miktar istifade ederler, ama geçinir giderler.

İşin başı, ulaşım eksikliğidir. Kış mevsiminde hiçbir yerle irtibatları işlemez (bağlantıları yoktur). Yaz mevsiminde geçitleri, yolları yoktur. Arazi dağlıktır. Bir ayaklanma olup asker sevk edildiği zaman, yakalananlar darda kalırlarsa nihayet mağaralara sığınırlar. Askerin buralara girmesi, tesir etmesi güçleşir. İyi niyetli vatansever Dersim halkının şeyhlere ve reislere sözünü geçirmesi mümkün değildir.

Dersim Meselesi’ni, nihayet, demiryolu halletti. Bölgenin, güneyinden, kuzeyinden demiryoluna kavuşturulmasından sonra, memleketin herhangi bir yerinde olacak bir asayişsizlik hareketi ile Dersim’de olacak asayişsizlik hareketinin hiçbir farkı kalmadı. Dersim’i bu ulaşım olanağı kurtardı. Oraya iki koldan demiryolu gitti ve Dersim’in her tarafına yol yapılarak içindekiler dışarı çıkar ve dışındakiler içeri girer hale geldi. Bu mevzuda kimsenin bilmediği başka asıl tesirli bir nokta daha vardır: Biz 1950’de iktidarı bıraktığımız zaman, Türkiye’de ilkokulu en çok olan vilayet Dersim’di. Kızları mektebe gittiler, erkek çocukları mektebe gittiler ve yetiştiler. Çocuklar, Dersim içinde tahsil görmeye başladılar.

Biz doğuda geri kalmışlığı giderip memleketin batısında ve ortasında olduğu gibi bir gelişme ve bütünleşme mekanizmasını kurabilmek için, yalnız sosyal meselelerle uğraşmıyorduk. Zamana ihtiyaç gösteren altyapı tesislerini de tamamlamaya çalışıyorduk. Mali ve iktisadi bakımdan şartlar hazırlandıkça, demiryolları inşa edildikçe, ıslahat ilerliyordu…”

MESELE’NİN ÖZÜ

Dersim Meselesi olarak tarihe geçen olayları, dönemin en yetkili isimlerinin yaptıkları konuşmalardan ve açıklamalardan aktarmaya çalıştım.

Kamuoyunun gündeminde, üç beş yıl öncesine kadar Dersim Meselesi diye bir konu yoktu. Bilinmezdi. Bölge halkının büyük acılar yaşamasına neden olan ve insanlar üzerinde unutulamayacak derin izler bırakan olaylar yaşanmış, kapanmış, unutulmuştu.

Ne olduysa, birdenbire, olayların ısıtılıp ısıtılıp gündeme getirilmeye gayret edildiğini, bu vesile ile Cumhuriyet rejimine ve başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Cumhuriyet’i kuranlara karşı haksız saldırıların yapıldığını, silahlanarak Cumhuriyet rejimine karşı ayaklananların kahraman ilan edildiğini görüyorum ve elbette Cumhuriyet ilkelerine bağlı her Türk vatandaşı gibi üzülüyorum. O nedenle, TBMM tutanaklarındaki konuşmaları siz okuyucularıma aktararak, Tunceli (Dersim) bölgesinde ne olduğunu, niçin olduğunu, tarihi belgelerin ışığında sunmak istedim.

Tarihe mal olmuş olayları irdeleyenler, olayların yaşandığı dönemin koşullarını dikkate alarak değerlendirme yapmalıdırlar.

Ülkemizde, tüm vatandaşların, Cumhuriyet’in ve Evrensel İnsan Hakları’nın bütünleştirici çatısı altında eşit vatandaşlar olarak, bir arada yaşamalarının sağlanması temel amaç olmalıdır. Ülkemize barışı, insanlarımıza refahı getirecek olan yol, bu amacı gerçekleştirmekten geçiyor.

Yorum Yaz

Aşağıdaki gerekli alanlara bilgilerinizi girmelisiniz. e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
 karakter kaldı
 

turgut   -  Bağlantı 29 Temmuz 2014, 00:43

Dersim isyanına,bir jandarma karakolunda sabaha kadar tutulan(!),dersimli bir gelinin sahiplerinin karakolu basarak askerleri şehit ettiği ve isyanın başladığını şu anda hayatta olduğundan emin olduğum,fakat nerede ve kim olduğunu unuttuğum bir dersimli şahsıma anlatmıştı.
Bu iddianın doğru olup olmadığı hakkında ne düşünürsünüz.
saygılarımla.

dr mehmet   -  Bağlantı 13 Ağustos 2013, 05:48

Devlet belgelerinin ne demesini bekliyorsunuzki.Yalan yazan tarih utansın.Dersimde katledilen,aşagılanan çoluk cocuk,yaşlı genç bu dünyada olmasada digerinde mutlaka hesap soracaktır.Seyit rıza bombalanan savunmasız dersim koylerindeki acıya dayanamayıp ona verilen barış sözü ve konuşma sözü hiç tanınmayarak ve atatürkte beklenmeyerek tek celsede idam edilmiştir.Kendine gelince özgürlük diye naralar atan ancak karşındaki tek kelime edince başına vuran insanlara yazıklar olsun.

DERSİM   -  Bağlantı 12 Ağustos 2013, 10:55

Sevgili Hüsamettin bey,

Bu konuyu gündeme getirdiğiniz için teşekkür ediyorum. Batı da yaşayan vatandaşlarımız ne yazık ki DERSİM’de olan biteni sizinde yaptığınız gibi sadece Devletin resmi belgeleri ve Televizyonların aktardıkları kadarı ile biliyorlar.

Ne yazık ki; batıda yaşayan vatandaşlarımız sizinde yaptığınız gibi Dersimde eşkiya vardı ve bu eşkiyalar devlete sürekli başkaldırıyorlardı. Yeni kurulmuş Cumhuriyet için tehlikeli idiler. Devlet sadece yapılması gerekeni yaptı diyorsunuz.

Şunu unutmayın ki Dersim meselesini sadece bir eşkıyalık olayı ile geçiştiremezsiniz. Şu an bazı insanların DERSİM meselesi yüzünden Cumhuriyet’e veya Atatürk’e saldırıyor olmaları orada yaşanan kıyımı mazur gösteremez.

Azıcık elinizi vicdanınıza koyun ve Resmi ideolojinin dışındaki bilgi ve belgeleri de okuyun. Ailelerinden zorla alınıp evlatlık verilen çocukları araştırın. Medeniyet getirecek olan insanların yaptığı zulüm, işkence, tecavüz ve hertürlü aşağılamayı araştırın. Bugün artık sayıları bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar kalan o dönem çocuk olup bu vahşeti yaşamış insanların dramlanı dinleyin. Ve haber yaparken tarafsız kalmayı da deneyin bence.

dersimli   -  Bağlantı 30 Temmuz 2013, 13:37

Herseyi yazmissinda, insanlarin kadin, cocuk, yasli demeden nasil dograndigini, hamile kadinlarin nasil öldürüldügün, askerlerin cocuklari gözünü kirpmadan nasil öldürdüklerini, kadinlara nasil tecavüz edildiginide yazda tam olsun bari. Tarafli davranma, insanca davranki dogru bulunsun.

fatih ak   -  Bağlantı 29 Temmuz 2013, 19:38

güzel yazi fakat 13bin insan öldü derken, nasil öldüler ve sivilmiydi eskiyamiydi bilgisini alamadim. yine de ellerinize saglik…
selamlar.

muhammet kara   -  Bağlantı 13 Haziran 2013, 09:34

öncelikle sizi kutluyorum. Özeleştiri yaptığınız için. chp lilerin hatalarının yüzlerine vurulması hoşunuza gitmiyor olabilir. dersimli genel başkanınıza söyleyin bakalım kabul etsin o zaman ki durumları işte o zaman kimse eleştirmez ısıtıp da ortaya koymaz.

boşver   -  Bağlantı 6 Haziran 2013, 23:07

ben bu yazdıklarınıza hiç katılmıyorum bu var olan bir halkın aşağılayıcı sözler kullanmaktan ve vicdansızlığın ötesinde başka hiçbişey değildir ….

Mehmet TUNÇ   -  Bağlantı 7 Şubat 2013, 16:04

Çalışmalarınızı dikkatle ve ilgiyle izliyorum. Bilimsel ve objektif bir çalışma. Kutluyor ve teşekkür ediyorum.

Ali Balamir   -  Bağlantı 5 Şubat 2013, 11:26

Sevgili Hüsamettin,
Eline, kalemine sağlık.
Yandaş, yalaka basının bu konuyu elden geldiğince çarpıtmaya çalıştığı bir ortamda belgelere dayalı böyle bir özet iyi olmuş. Konuya ilişkin tarafsız bir anlayışla yazılmış kitaplar da var ama çoğunluk bunları okumaz.
Ali

zafer güner   -  Bağlantı 5 Şubat 2013, 00:49

Güzel yazınız için teşekkür ederiz.

Oylar saguner   -  Bağlantı 4 Şubat 2013, 21:34

Cok tesekkürler Hüsamettin kardeş çok öz bir şekilde anlatmissin ama anlamayana “davul-zurna az”
Sevgiler ve basarilar
Oylar Saguner, Essen, Almanya

Cavit Öner   -  Bağlantı 4 Şubat 2013, 18:35

Anlaşılır bir şekilde özetlenerek yapılan bu sunu umarım öğrenmek ve bilgi edinmek isteyenler için faydalı olur.