Eğitim-İş’ten ‘Çerçeve Yasa’ açıklaması
Eğitim-İş Denizli 2 No’lu Şube Başkanı Gökhan Okulu, Meclis’e sunulan çerçeve yasa ile ilgili açıklama yaptı, tepki gösterdi.
Okulu’nun açıklamasının bazı bölümleri şöyle:
“TBMM gündemine getirilen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”, yalnızca bir kanun teklifi olarak değerlendirilemez. Türkiye’nin geleceğini doğrudan ilgilendiren böylesine önemli bir süreçte asıl tartışılması gereken; yürütülen sürecin yöntemi, demokratik meşruiyeti ve ülkemizin geleceği bakımından doğurabileceği sonuçlardır.
Terörün sona ermesi, silahların susması ve insanlarımızın yaşamını yitirmemesi hepimizin ortak arzusudur. Ancak bu ortak arzu, yürütülen sürecin yöntemini, hukuki niteliğini ve siyasi sonuçlarını sorgulamaya engel değildir.
Hiçbir demokratik hukuk devletinde bir terör örgütünün başı meşru bir siyasal aktör haline getirilemez. Terörle mücadele hukuk devleti ilkeleri içinde yürütülür. Toplumu ilgilendiren siyasal meselelerin meşru çözüm zemini ise demokratik siyaset ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Cumhuriyetimizin temel nitelikleri, üniter yapısı ve Cumhuriyet’in yurttaşlık anlayışı hiçbir siyasi pazarlığın, hiçbir müzakerenin ve hiçbir sürecin konusu yapılamaz.
Hukuk; kişiye, örgüte ya da siyasi ihtiyaçlara göre uygulanamaz. Düşüncesini açıkladığı, haber yaptığı, sendikal faaliyet yürüttüğü ya da demokratik hakkını kullandığı için yurttaşları cezalandıran; gazetecileri, öğrencileri, akademisyenleri, siyasetçileri ve sendikacıları yargı baskısıyla karşı karşıya bırakan, hukuku dönemsel siyasi ihtiyaçlara göre uygulayan bir anlayışın toplumsal barışın güvencesi olması beklenemez. Hukuk devletinde kimin soruşturulacağına, kimin yargılanacağına ve hangi hukuki sonucun doğacağına siyasi takdir değil, hukuk kuralları karar verir.
Adına “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşme” deniliyorsa, bunun toplumsal meşruiyeti de kapalı kapılar ardında değil; şeffaflıkla, demokratik tartışmayla ve toplumun bilgisi dâhilinde aranmalıdır. Toplumsal uzlaşı birkaç siyasi aktörün mutabakatıyla ilan edilemez; toplumun güveni ve demokratik meşruiyet üzerine inşa edilir.
Biz, Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün yurttaşlarının hukuk önünde eşit olduğu bir düzeni savunuyoruz. Yurttaşlarımızın demokratik ve kültürel haklarının güvence altına alınması ile Cumhuriyet’in üniter yapısının ve Cumhuriyet’in yurttaşlık anlayışının korunması birbirinin karşıtı değil, birbirinin güvencesidir. Kalıcı barışın zemini; herkesin etnik kökeni, inancı ve siyasi görüşü ne olursa olsun hukuk devletinin güvencesi altında yaşadığı Cumhuriyet düzenidir. Türkiye’nin ihtiyacı kimlikleri birbirine karşı konumlandıran bir siyaset değil; Cumhuriyet’in yurttaşlık anlayışı temelinde ortak geleceği güçlendirmektir.
Asıl dikkat edilmesi gereken yalnızca bugün gündeme getirilen düzenleme değil, bu sürecin Türkiye’yi hangi siyasal istikamete taşıdığıdır. Atılan adımların Cumhuriyetimizin kuruluş ilkelerini, laik demokratik hukuk devletini, millet egemenliğini, üniter yapısını ve Cumhuriyet’in yurttaşlık anlayışını zayıflatacak bir yönelime dönüşmesine izin verilemez.”
