REKLAMI GEÇ

Olukbaşı Kanyonu’nda keşif

18 Ağustos 2012 Cumartesi

Kanıksadığımız bir yaz sabahının serin dakikalarında hareket ediyoruz Denizlinin göbeği Delikli Çınar meydanından. Hepi topu dört kişiyiz. Gideceğimiz yerden rehberimizi de aldığımızda beş olacağız.

Bu aslında bir keşif gezisi. Daha önceden gidip alt ve üst bölgelerini görüp incelediğim bir kanyonun bilinmeyen noktalarına yani içlerine doğru bir yürüyüş yapacağız.

Yolumuz uzak, yüzümüz doğuya, yönümüz Acıpayam tarafına dönük. Kelekçi beldesinde rehberimiz Özkan Kocatüfek ile buluştuğumuzda kuşluk vakti çoktan gelmiş hava ısınmaya başlamıştı.

Yolumuz daha epeyce var aslında. Kelekçi’den Güney ve Olukbaşı köylerini geçecek Bozdağ’a doğru tırmanacağız.

Daha yerleşim alanlarının içinde yol bozulmaya başlayınca işin o kadar kolay olmayacağı anlaşılmıştı ama olsun diyerek devam ettik. Hedef konulmuş yola çıkılmıştı artık dönüş olmazdı.

Yolun bu haline aldırmadan devam ettikten sonra Bozdağın Acıpayam tarafına bakan güneydoğu yamaçlarından başlayarak Gireniz vadisini kesip Gölcük kapızına doğru uzanan fay hattındaki kanyonu izler bulduk kendimizi.

Hakim bir noktadan bakıldığında çok net olarak izlenen vadinin bu noktadan görünmeyen tabanında gizli güzellikler sakladığı belliydi!

Vadinin panoramik olarak izlendiği yerlerden birinde mola verip çevreye göz atıyoruz.

Olukbaşı köyünün Geyran mevkiindeki sarp kayalıklardayız kısaca! O coğrafyayı tanıyanlar ne demek istediğimi net olarak anlamışlardır.

Bulunduğumuz yer vadi tabanına zaman-zaman doksan derecelik açı oluşturan bir nokta. Kayalar çatlayıp ayrılmış, bir kısmı aşağılara uçup derenin sularına set olmaya çalışmış.

Biraz tedirgin, biraz hayranlık ama çokça merakla etrafı izlediğim bu noktadan aşağıya inip kanyon içine doğru yürümeye başlayınca merakım hafifleyecek gibi geliyor bana.

Orada karşılaşacaklarımdan habersizim daha!

Bu bölgeye daha önceden gittiğimden vadinin üst bölümündeki Çatak mevkii ile Alabalık tesislerinin bulunduğu Geyran bölgesini az çok biliyorum.

Bu kez işin adı ve amacı başka. Yola beraber çıktığım arkadaşlarım Doğa Dostları Dağcılık Derneği yönetim kurulu başkanı ve üyeleri ki onlarla bir ilki yaşayacağız.

Geyran mevkiinde alabalık yetiştiriciliği ve çiftçilikle uğraşanlar, çobanlık yapanlar var. Onların olduğu yerden vadiye ineceğiz ve burada çoban köpekleri var. Çok az insan gören köpeklerle başa çıkıp çıkamamayı tartışarak araçtan iniyoruz ama hiç ummadığımız bir sürprizle karşılaşıyoruz. Ortada ne bir köpek var ne de insan. Sağa sola sesleniyoruz söyleniyoruz ama karşılık yok. Dilime anonim olduğunu zannettiğim bir dörtlük dolanıyor;

olta attım ipi yok,
balta tuttum sapı yok
nere gitmiş bu evler
pencere var, kapı yok …

Böylesi bir yerdeyiz işte. Ev var, tesis var, yeni yıkanmış kıyafetler var, insan yaşamına dair her şey var, ama insan yok…

Neyse biraz da seviniyoruz aslında en azından köpeklerle uğraşmadık diyerek.

Vadiye doğru inerken karşımızdan bayır yukarı çıkmaya çalışan traktör ve insanlar görüyoruz. Meğer kendi elektrik enerjisini de buradaki düzenekle kendisi sağlayan bölgenin sakinleri çarktaki bir arıza için vadiye inmişler. Selamlaşıyor ve arabamızı evlerinin bahçesine koyduğumuzu söyleyip yolumuza devam ediyoruz.

Nihayet vadinin tabanında suyun kenarındayız.

İki derenin sularının birleştiği yerdeyiz. Derelerden birinin suyu kırmızı tortu diğeri de beyaz tortu bırakıyor ve ikisi bir noktada buluşup aşağılara doğru akıyorlar.
Kısa bir molanın ardından son kontrollerimizi yaparak derenin soğuk suyuna girerek yürümeye başlıyoruz…

Kanyonun başı olan derenin bu noktasında ilk karşılaştığımız güzellik tatlı su kaynağı oluyor. Bu kaynaktan sonra başka su kaynağı ile karşılaşmayacağımız için sularımızı tazeliyoruz.

Artık kanyondayız. Su devamlı alçalan bir eğimle düşerek aktığı için zaman zaman minik şelaleler oluşturuyor, bazen bir kayanın deliğinden girip alttan çıkıyor, bazen de yüzlerce belki de binlerce yıldır oyarak açtığı kavisli yolaklardan dolanarak akıyor. Ama her durumda köpürerek akıyor.

Kimi zaman kayalara tırmanıyor, kimi zaman suya atlıyor, kimi zamanda ipe girerek yol alıyoruz.

Gökyüzünü görmek için kafamızı iyice kaldırmak zorunda kaldığımızda anlıyoruz ki kanyonun ortalarındayız. Birkaç saat önce sarp kayalıklardan izleyip dibini göremediğimiz yerlerde olmalıyız şimdi.

Çantalarımız sıkıntı yaratıyor ve bir kısım eşya ile onları uygun bir yerde kayaların arasına bırakıp az eşya ile devam ediyoruz yola.

Sert kıvrımlar ve dar noktalardan geçerken öyle bir noktaya gelip kalıyoruz ki anlatılır gibi değil. Zira su kayanın dibindeki daracık kesik yerden kendine yaptığı daracık yolundan içinde duramayacağımız kadar hızlı akıyor ve 5-6 metre yüksekten aşağıya dökülüyor. Bir kaya bloğunun başında asılı kalıyoruz sonuçta.

En öndeki arkadaşımız Aliihsan bey sağa sola bakınıyor halat ile denesek diyor, ama ineceğimiz yerde de su var ve derinliği belirsiz. Çevreye göz atarken kayaların arasından bir boşluk olduğunu fark ediyoruz ve azıcık genişletince oradan ipe girip önce eşyalarımızı indirir sonra da kendimiz ineriz diyerek bu engeli aşıyoruz.

Bizden önce kanyona gelen bazı kişilerin buradan döndüğünü söylüyor rehberimiz ve riske girmeyelim ekipmanımız yetersiz bana kalırsa dönelim diyor. Ama biz ısrar edince o bulduğumuz boşluk-delikten yararlanarak ilerliyoruz.

İyi ki de buradan inip devam etmişiz. Kanyonun asıl keşfedilecek özel yerleri bu noktalardan sonrasıymış meğer.

Daracık girişler, ışığın çok çok az olduğu yerler, belki 100-150 metre yükseklikteki bloklar ve olanca vahşi görüntüsüyle gün ortasında akşam karanlığını anımsatan durumlar…

O heyecan ve hayranlıkla yürüyor, fotoğraf çekiyor çığlık atıyor zaman zaman çelik gibi sulara atlıyoruz.

Hedefimiz inilmesi veya aşılması ancak kaya tırmanışı ekipmanları ile mümkün olacak şelaleye ulaşmak…

Şelaleye doğru inerken kanyonun içinde gökyüzüne doğru anıt gibi yükselen kimisi kuru kimi yeşil ardıç ağaçlarıyla buluşuyoruz. (İki yerde Ladin olduğunu tahmin ettiğim ağaç ile de karşılaştım.).

Sonunda şelaleye ulaşıyor ve orada en keyifli zamanımızı geçiriyoruz. Su yine doksan derecelik açıyla yaklaşık 25 metrelerden aşağıya uçuyor.

Bu noktaya daha evvel profesyonel iniş için gelen Antalya’dan bir ekibinin kayalara çaktığı çivileri ve ipleri gözden geçiriyoruz.

Ancak inmek için ekipmanımız olmadığından tehlikeye atmak istemiyoruz kendimizi.

Rehberimizin de uyarısı ile bu noktadan ileri geçmiyor ve geri dönüyoruz.
İnerek geldiğimiz şelalecikler ve kayalardan bu kez tırmanarak ve iplerle bir birimizi çekerek çıkıyoruz günün sonuna doğru.

Ancak son bir işimiz daha kalıyor o da kanyonun çıkış noktasından aşağıya inemediğimiz şelaleye kadar gelmek.

Aracımızla kanyonun alt çıkışına kadar gidip yukarıya doğru yürüyoruz. Hiç kolay olmuyor çıkış tabii ki. Orada da kayalar ve şelaleler geçit vermiyor. Zorlayarak şelalenin bir altındaki noktaya kadar geliyoruz.

Ancak tırmanmak için ekipmanımızın yetersiz oluşu inadımızı kırıyor. Çaresiz şelalenin suyunun düştüğü noktaya az bir mesafe kala bu güzelliği izleyip geldiğimiz yere dönüyoruz.

Bozdağın zirvelerinden kopup gelen soğuk suların, gökyüzünün mavisi, ormanın yeşili ve toprağın kırmızı-beyaz renklerini alarak Dalaman çayına doğru koştuğu yerlerde Olukbaşı ve Benlik köylerinin sınırındaki fay kırığındaki kanyonda geçen bir keşif gezisini aktarmaya çalıştım sizlere…

Yüreğinizde doğa sevgisi, ruhunuzda macera tutkusu varsa ve suyun çığlığı size kadar ulaşıyorsa kanyon orada !!!

 

 

Yorum Yaz

Aşağıdaki gerekli alanlara bilgilerinizi girmelisiniz. e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
 

Yakup Pekel   -  Bağlantı 6 Eylül 2013, 16:57

Sizi iki yönden kutluyorum. Birincisi zoru başarmış olmanızdan dolayı. İkincisi ise gördüklerinizi bize aktarmanız. Okuyunca sizinki kadar olmasa da aynı heyecanıyaşamış gibi oldum. Teşekkürler.

hatice bilgin   -  Bağlantı 13 Eylül 2012, 13:33

Kanyon cennetten bir köşe, dilerim bozulmadan kalır.

hatice bilgin   -  Bağlantı 13 Eylül 2012, 13:31

Zoru başarmışsınız bizleri bigilendirmek adına, teşekkürler.

özkan kocatüfek   -  Bağlantı 13 Ağustos 2012, 20:49

kanyonumuza bekleriz