REKLAMI GEÇ

“Ölüm sadece ona inanan ruhlar için vardır? “ İnan Yılmaz

“Ölüm sadece ona inanan ruhlar için vardır? “ İnan Yılmaz

Sanat dünyasında hemen hemen her gün yeni bir isim, yeni bir çaba, daha biz tanımadan kaybolup gidiyor. Bu kalabalık ve riskli zamanda, çoğu insan özgün işler üretmek yerine, hazır ve popüler olanı kopyalıyor, coverlıyor ya da tüketiyor. Bu da tek tip insanlardan oluşan tıkanmış bir sanat dünyasına sebep oluyor. Yaratıcı ve kendine özgü insan sayısı bu kadar az olduğu halde, bu zor yolda ilerleyen…

Haber Merkezi / DENİZLİHABER / 24 Temmuz 2022 Pazar, 14:08

Sanat dünyasında hemen hemen her gün yeni bir isim, yeni bir çaba, daha biz tanımadan kaybolup gidiyor. Bu kalabalık ve riskli zamanda, çoğu insan özgün işler üretmek yerine, hazır ve popüler olanı kopyalıyor, coverlıyor ya da tüketiyor. Bu da tek tip insanlardan oluşan tıkanmış bir sanat dünyasına sebep oluyor. Yaratıcı ve kendine özgü insan sayısı bu kadar az olduğu halde, bu zor yolda ilerleyen insanlardan neden haberdar edilmediğimizi anlamak çok zor.

Sanat dergileri, haber siteleri, radyo kanalları, sanat eleştirmeni ve yüzlerce editör acaba ne ile meşguller? Zaten tanıdığımız ve bildiğimiz isimleri bizlere tekrar hatırlatmak için mi?

İşte bu tamamı tıkanık yolda nadir insanlar var ki; inatla popüler kültürün ve algoritmaların tersine gidiyorlar. Popüler eski şarkıları okumak yerine, kimsenin bilmediği kendi şarkılarını titizlikle tamamlarken, tüm yasal süreçleri ve zorlukları sırtlanarak bizlere ulaşıyorlar.

Peki kaç kişi için? 1-3-5 kişi mi? Yoksa 10.000 mi? Kaç kişiden sonra başarı sayılmalı? Kıstassız, referansız bir yol! Onları devam ettiren motivasyon, delilik değilde nedir?

Kendi işlerini üretiyor, onlara güveniyor ve sabırla insanların farketmesini beklerken, yollarına sıfır destek ile tek başlarına devam ediyorlar.

Kuzenimizin yaptığı çikolatalı keke like atmadık diye trip yediğimiz ilgi budalası bir zamanda, yaptıkları iş gereği asıl buna ihtiyaç duyan fakat kimseden bir şey beklemeden sessiz sedasız kendi kitlelerine ulaşmaya çalışan bu insanlar uzaylı mı?

Beni şaşırtan; tüm bu şartlarda, bir insanın o yalnız dünyasında, son derece kendinden emin, sanki milyonların beklediği maddi manevi destekli bir projeymiş gibi sağlam işler ortaya koyma çabalarıdır.  Küçük ekiplerle, çoğu zaman tek başlarına ve düşük bütçelerle sağlam işler çıkarmalarıdır.

Peki! Bu insanlar bunu nasıl başarıyor? Nasıl bir eğitimden ya da ortamdan geliyorlar? Onları görünce donanımları, iş bitirme anlayışları, özgünlükleri bizleri gerçekten şaşırtıyor?

Kimse onları tanımıyor. Kimse onlardan ilk işlerinde kusursuzluk beklemiyor. Hatta kimse onlardan bir şey beklemiyor. Belki kimse  farketmeyecek.

Ama bazı insanlar sanki bildiğimiz, maddi manevi güce sahip ve kendisinden yeni işler beklediğimiz isim yapmış bir sanatçıymış gibi, ilk paylaşımında kendi kendine bu saygı ve özenli davranışla bizlere “merhaba” diyor.

Bunu gerçekten çok şaşırtıcı buluyorum.

Öyle bir şarkıyı ilk duyduğumuzda yaşadığımız şaşkınlık anı tam olarak sanatın, bize bu duyguyu yaşatan insanda sanatçının ta kendisi değil midir? Acaba tarihteki büyük isimlerden kaçı ilk gün ilerde her yaptığının sorumluluğunun bilincindedir?

İşte bu nadir insanlardan bir tanesi de İnan Yılmaz. İki şarkı yayınlamış. Hangisini dinlerseniz dinleyin. Sesi de, sözleri de sizi çok şaşırtacak. Deneyin!

Sade, derinliği olan sözler,  popüler kültürün tüm klişelerinden uzak çalışmaları ile Türk sanat dünyasında yeni yollar açacak diye düşünüyorum. Eğer kendi kitlesini oluşturabilirse, ardından gelecek bir çok isme ilham olabilecek özgünlükte sözler bunlar. İstediğiniz şarkını istediğiniz satırından okuyun. İstediğiniz her hangi bir saniyeye gidin. İlk kez dinlediğimiz birinin bize bu etkiyi yaratması için, nasıl bir birikim gerektirdiğini düşünelim.

Peki kimdir İnan Yılmaz?

Sözü ve müziği kendisine ait, 17 yaşında (2021) yazmaya başladığı şarkılarını 2020 yılına kadar hiçbir yerde paylaşmamış. Kendisine ait 300’den fazla şarkı ürettiğini söyleyen sanatçı, en yakınındaki arkadaşlarına bile müzikle uğraştığından bahsetmediğini söylüyor.

Burda gerçekten çok enteresan bir hayat hikayesiyle karşı karşıyayız.

300 eser, 20 yıl. Kardeşleriyle, arkadaşlarıyla bile şarkılarını paylaşmadığını söylüyor.

Kimseye, “Yazdım, okur musun? Şarkı yaptım, dinler misin? Çizdim, bakar mısın? Beni destekler misin?” dememiş! Bana bakın! Beni görün! Beni dinleyin! dememiş.

Nasıl bir motivasyon?

Sosyal medya hesapları bomboş. Algoritmalardan bir haber hesaplar.

Ama bu insanın, yaratıcı yönetmen ve sanat yönetmeni olarak özgeçmiş ve portfolyo’suna baktığınızda… Sektörün ilklerinden biri olduğunu görüyoruz. Dijital ve geleneksel işlerde direktör olduğu, en az yarısı adını bildiğiniz 200’den fazla markanın işini yapmış. Sıfırdan büyüttüğü bir çok marka ve sıfırdan kurduğu bir çok departman var.

Bu teknikleri neden kendi sosyal medya hesaplarında uygulayamıyor? Ya da uygulamıyor mu?

Algoritmaları hepimizden daha iyi bildiği halde!

Farklı yollardan yürümeyi seçen bu insanların bilmediğimiz planları ve hesapları mı var? Çünkü her hareketi son derece planlı görünüyor.

Kendisine bu soruyu sorarak başlıyoruz?

“Hayat hikayelerimizi, büyük kitlelerce merak edilmeden anlatmaya çalışmayı, ahmakça buluyorum. Ayrıca şiir yazımı, ozanlık kültürü ve diğer sanat dalları bilge insanlarca bunu yapmayalım diye yaratıldı.” diyerek cevaplıyor. Aslında bu özet cümle ile bile çok şey anlatıyor.

Uzun yıllardır tasarım, reklam ve dijital dünyanın göbeğinde, deneyimli ve oldukça iyi eğitimli gerçek bir multidisipliner tasarımcı olarak süreci ilerde dinlemek üzere gelecekte bir zamana bırakıyoruz.

 

Aldığınız eğitimler, Müzisyenliğinizi nasıl etkiliyor?

Beni lütfen Müzisyen olarak tanımlamayın! Bu konservatuvar öğrencilerine de saygısızlık olacaktır.  Müzisyen olmak başka bir şey. Fazıl Say müzisyendir.

Ama benim asıl disiplinim, üniversite mezuniyetim; Görsel sanatlar üzerinedir. Burada mütevazilik yapmıyorum. Ürettiğim müzik eserlerinin zamanı aşacağından eminim. Söz veriyorum. Bu coğrafyadan 3 isim sayın dediklerinde ilk akla gelen olmak istiyorum. Çabam bunun içindir.

Ben üretim kısmına önem veriyorum ve bu yönüme güveniyorum. Yunus gibi ardımda bırakacaklarımın içeriğine odaklanıyorum. Araçlara değil.

Müzik değişir. Müzik aletleri değişir. İnsanlar değişir. Sanat anlayışı değişir. Algoritmalar ve evrenler değişir. Hatta tanrılarınız değişir. Ama detaylı düşünülmüş öğreti kalır.

 

Ne zamandır Müzik eserleri üretiyorsunuz, süreç nasıldı?

20 yılı geçmiştir benim gizli saklı kendi başıma söz ve besteler üretmem. Kimse ile paylaşmadan! Bunun nasıl hissettirdiğini anlatamam. Çok can yakıcı.

Egoyu bastırmak! İnsanlar hiç haketmeyen bir şöhreti gösterip “Şu, en iyisidir” gibi saçma sapan cümleler kurduğunda “herkesi okudun, tanıdın, bildin, eminsin yani?” dememek için dilini ısırmak…

Herşeyden önce, Dna’sına uygun üretilmiş her bir sanat eserini bir çiçek gibi düşünün…

Gül papatya, nergis, sümbül…

Papatya’ya; “Gülde diken var sende neden yok?” diye sorarsanız! Tenezzül edip size cevap bile vermez.

Ancak ve ancak!

Cahil bırakılmış, hakkı olan yaşam standartı elinden alınmış ve bu sebeple sürekli yarış atı gibi mücadeleye zorlanan bir toplumda yetişmiş olduğunun farkına varamayan bir dangalak… Herşeyi kıyaslama çabası içine girer.

Yaradılışı anlayan görecektir. Birinci yok. ikinci yok. Kıyas yok. Kantar yok. Sadece kendin olmak var. Kendi iş ve uslubunu üreten sanatçılar bunu yapmalı. Herkese cevap vere vere bu hale geldiler.

Gitsin öğrensin. Neden, bu herşeyi açıklama çabanız?

Bu düşünceniz mi sizi, herşey hazır olana kadar kimseyle paylaşmamaya yöneltti?

 

Ben çocuk yaşlarda müfredatını yazmış ve geri kalan herşeyi zaman kaybı olarak gören biriyim. Bu yüzden Evet. Bir sebebi bu.

Hiçbir şey, fikir ve eser üreticilerini, kötü olduğu halde ezberlenmiş popüler kültür örneklerinin bahsedilmesi ve kıyaslanması kadar acıtmaz. En zor anlar o anlardır.

Eğer ki üretiminizi benim gibi kimseye bahsetmeden saklıyor ve doğru zamanı bekliyorsanız. İyi olduğunuzu düşündüğünüz bir alanda yapılan bu konuşmaları dinlemek! İşte cehennem tam olarak orası. Vaktinizin geleceği güne kadar neler ürettiğinizi, kim olduğunuzu söylemeden sabırla beklediğiniz yerdir.

Eğer siz başarırsanız; aynı insanlar sizden sonrakileri de sizin eserlerinizle ulaşılmaza ve çıkmaza sokacaklardır. Emin olun.

Filmin hiç bir sahnesinde yer almayacak olan bu insanlar, her zaman herkesi birbiri ile kıyaslarlar.

Benden öncekiler beni…

Ben benden sonrakileri beklerken…

 

Bir diğer sebep ise şudur:

Dijitali ve dünyayı çocukken çok iyi okuduğumu düşünüyorum. Tüm eserlerimi saklayarak ilerledim. Merkeziyetsiz bir dünya, daha sağlam eser koruma kanunları, dijital teknoloji ile birlikte bağımsız bir sanatçının daha güçlü ilerleyebileceğini öngördüm.

Çocuk yaşta Facebook, youtube bunlar yokken ben arkadaşlarıma bir gün kendi kanallarınız olacak. Şöhretli insanları gözünüzde büyütmeyin derdim. Şöhrete aldanmayın derdim. Ben bu günleri biliyordum. Ve kendimi hazırladım.

Hatta kuzeniminde şarkıları vardı. Verme kimseye dedim. Bir şarkısını çaldırdı. O şarkıyı 5-6  ünlü isim okudu. Şimdi şarkı başka birinin üzerinde.

Sonra küstü. Bir daha da şarkı vermedi.

Değdi mi?

Onları yok edebilecek güce sahipken… Onların sistemine düzenine girmeye çalışmak.

Sadece sabretmek gerekiyor.

Dikkatli ve eğitimli bir göz görebilir ki; bahsi geçen isimlerin bir çoğunda yetenek ya da eğitimden gelen bir başarı yok. Zümreler ve önünün tutukları nehirler var. Kendi zümreni kur ve onlarla asla aynı masaya oturma. Ben buna inanırım.

 

 

 

Birden çok alanda eğitim aldığınız halde, disiplinler arası sınırları çok önemsiyor gibisiniz? Neden?

Çünkü başarılı olmak bir yere ait olduğunuz anlamına gelmez. Maalesef popüler kültür algıyı değiştirdi. Örneğin tvlerde bir profösör var. Ana branşı jeoloji olduğu halde Tarih konuşmaları yapıyor. Yanındaki gerçek bir tarihçi de meslektaşalrından utanmadan her yere bu isimle gidiyor. Başka tarihçi yok mu memlekette? Neden hep aynı isimler?

Asıl insanlığı yok eden, inatla zümreleşen ve herkese cahil diyen bu insanlardır. Bilge insanlar arkadaşlıkla, liyakatı karıştırmazlar. Sonra insanlara, damadını ekonomi bakanı yapmış diyemezsiniz. Çünkü hepiniz aynısını yapıyorsunuz.Hepiniz bunu yapıyorsunuz. Arkadaşız beraber çok çalıştık tarih üzerine! Eee?

Bize ne? Benim arkadaşım değil.

Olması gerektiğini düşündüğüm kendi anlayışımdan bir örnek vereyim.

En az uzman olduğum alanlardan biri Brezilya kültürüne ait dövüş sanatı olan“capoeira”dır. 10 yıl yaptım. Hafta da 4 gün gitmeniz gereke bir spor. Bu kadar emek verdiğim ve sevdiğim bir alanda bile. Ne zaman biri yanıma gelip öğretir misin? diye sorsa, onu resmi temsilcisi olan arkadaşıma yönlendiririm.

Bir işte bilgi sahibi olmanız onun içinde olduğunuz ona hayatınızı verdiğiniz anlamına gelmez. Hatta tüm dünya toplanıp sen bu alanda en iyisin dese bile bence gerçek bir bilge, birden fazla kabiliyeti varsa o disiplinde “akademik” ömür harcayanlara yönlendirir.

 

Zaten bunun önemini ve aksinin nasıl bir kaos yaratacağını anlayacağınız döneme girdiniz.

Bütün bunları hesapladığım için bu hayatı yaşadım. Benden sonrasına sağlam bir yol bırakabilmek için bu inadım.

 

Yetenek ve insanın kendi kendini geliştirmesinin bir önemi yok mu?

Kişisel başarılar yolu etkilememeli. Yoksa öğreti kalmaz dünyada. Tekrar tekrar başa döneriz. Şu an olduğu gibi. Eğitimsiz senaristlerin, Yunan tragedyaları dışında bir hikaye yazamaması gibi. Katarsis dışında bir duygu deneyiminiz yok. Malesef.

Yetenekle, yolu karıştırmayalım! Yetenek kişisel ve psikolojik başarıdır. Yol, toplumsal ve sosyolojik olarak yaşayan bir organizmadır. Daha önemlidir! Kişisel egolarla asıl yolu çarpıtmamalısınız!

 

Bunu yapmak, bilgi sahtekarlığıdır.

 Sokrates, Platon ve Aristotales tüm hayatını sahte bilgiyi hatta bilgiyi satanlarla savaşarak geçirdiler. Mücadele ettikleri Sofistler cahil değildi. Son derece kurnaz ve güçlü bir topluluktu. Araştırın o günler, aynı bu gün ki dünya. Doktorlara istediği makaleyi yazdıran dünya.

Sofistlerin insanlığa katkılarını da yüksek sayar, kimi felsefe hocaları. Ama bir gün Platonu anlayacaksınız. Bende o yoldayım.

Eğitimde fırsat eşitliğini lütfen tekrar hatırlayın. Gençlere diploma sormayacaksanız üniversiteleri kapatın. Bu yaptığınız. İlk derse, mantığa aykırı!

 

Çocuklarına üniversite kazan diye baskı yapan bir toplum,

İşe alımda diploma şart değil diyorsa bu mantık hatasıdır.

Mavi ekrandır. Modern bir tabirle. Bunu nasıl farketmezsiniz?

 

 

Siz nasıl olması gerektiğini düşünüyorsunuz?

Kızılderelilerin bir sözü var. Çok severim. Bir insanın ne kadar “tok bir bilge” olduğunu bu anlayış gösteriyor bana. “Çocuklara yeşerebilecekleri alanlar bırakın.” derler. Ne kadar tok gözlü, bilgece ve kusursuz tamamlanmış bir yol! Tıpkı burada sözün sahibinin kim olduğunu belirttiğim gibi.

İşte bu yoldur. Neden tekrar kurulmuş cümleleri kurup, akademiye karşı çıkıp taş devrinde bulunmuş şeyleri kendi bulmuş gibi diretir insan? Bir alanda gerçekten yeteneğin varsa nasıl o alanda eğitim almaya hevesin olmaz. Bu büyük bir bahane.

Sevdiği bölümü kazanamayan insanların üniversite yorumlarıyla değerlendirilmez. Sevmediği bölüme girmiş işte.

Yıllarca hayalini kurduğu bölümü kazanan ve o işi yapan insanları inceleyin. Kaç bin yıl avantaj kazandılar?

Dünya sizin kişisel gösteri alanınız değil. 10 parmağınızda on marifet olsa bile başka insanlara kendini göstermesi için fırsat vermelisiniz. Başka alanlarla ilgilenip kendini geliştirmeli. Ama bu o alanların hepsinde yer kaplama çabasına dönüşmemeli.

Multidisipliner algı insanları ezmek için değil ortaya geçip bir köprü görevi görmek içindir. Örümcek ağının tamamını defalarca örmüş kişi, merkezini doğru tarif edebilir.

 

Ben bu sebeple olabildiğince sessiz sedasız kalabalık yaratmadan, ilerliyorum. Çünkü yaptığım şeyin ne olduğundan ve ilerde neye dönüşeceğinden eminim. ”

“Saldırgan, ilkel ve aç bir hayvan gibi, birden fazla alanda övgü görmek isteyen, ilginin her türlüsüne düşkün insanlara üzülüyorum. Ben onların olmaya çalıştığı kişiyim. Eğer ki donanım her konuda ahkam kesme hakkı veriyorsa, herkes sussun sadece ben konuşabilirim. Göreceksiniz benden haberdar oldukça, hepsi derin bir sessizliğe gömülecekler.”

 

Örnek aldığınız, takdir ettiğiniz isimler var mı?

“Ben Pisagorun ve Leonardo davincinin yolundan giden… Bu gün untturulan fakat gelecekte  öneminin tekrar anlaşılacağı, size göre eski (bize göre sonsuz) öğretinin yaşayan tek temsilcisiyim.

Ben bir lou-lan’ım. Vakti geldiğinde bunu da konuşuruz.

 

Sabırlı bir insansınız. Motivasyonunuz ve amacınız nedir?

Sabrım Konfüçyus gibi, bulunduğum zaman ve mekanda bağımsızdır…

Niyetim ise: Multidispliner ve şifrelenmiş bir algoritmayı, dijital ve gerçek evrene özgürce salarak… Hiç tanımayacağım; geleceğin organik çocuklarını, hümanoidlerini, yapay zeka varlıklarını ve şimdilik adını koyamadığınız bilinen ve bilinmeyen tüm varlıkları yetiştirmektir. Çünkü o çocuklardan biri tekrar ben olacağım. Tıpkı daha önce olduğum gibi.

Ölüm sadece ona inanan ruhlar içindir vardır.

O kadar yoğun bir düşünce insanıyla karşı karşıyayız ki; dilerseniz burada teşekkür edelim ve kendisini “Multidisipliner İnsan” olarak tanımlayan İnan Yılmaz’ın özgeçmişini şimdilik detaylara girmeden sade başlıklar altında aşağıya bırakalım. Dileyenler, kendisine ulaşabilsinler diye.

 

İnan Yılmaz

Eğitimler:

Kum sanat ( Ressam Cezmi Orhan) 2006 – 2007

Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik ve Cam bölümü  (Lisans 2007 – 2008 terk)

Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik tasarım (Lisans 2008-2011  Mezun)

Haliç Üniversitesi Endüstriyel Tasarım bölümü (Yüksek lisans 2014 – 2017)

Anadolu üniversitesi Açık öğretim fakültesi Sosyoloji (Lisans 2014 – 2022)

İstanbul Üniversitesi Açık öğretim Fakültesi Felsefe Bölümü (Lisans 2021 – devam ediyor)

Dövüş sanatları:

Capoeira (2007 – 2017)

Aikijitsu (2007 – 2008)

Şarkılarına tüm dijital platformlardan ulaşabilirsiniz.

“Vardiya” ve “Kendimi” adlı şarkı linklerini mutlaka dinlemeniz için aşağıya bırakıyorum.

Kendimi : https://youtu.be/excZ2khaDBo

Vardiya: https://youtu.be/Oni2AP4k7Mw

İnan Yılmaz resmi hesap bilgileri şunlardır:

web sitesi: www.inanyilmaz.com , www.inanyilmaz.net, www.inanyilmaz.com.tr

Youtube: https://www.youtube.com/channel/UC43LJmFk4x22FCo8xlkyH7Q

Spotify: https://open.spotify.com/artist/7ibALxQWe3q0YOLWWUsTAv

Deezer: https://www.deezer.com/en/artist/92337552

musixmatch: https://www.musixmatch.com/artist/İNAN-YILMAZ

Instagram: https://www.instagram.com/subtilesecret/

Twitter: https://twitter.com/subtilesecret

Linkedin Hesabı:  https://www.linkedin.com/in/anyilmaz/

Nft Art: https://foundation.app/subtilesecret

Behance: https://www.behance.net/inanyilmaz

https://www.deezer.com/en/album/297405882

https://www.deezer.com/en/album/143827092

https://www.musixmatch.com/lyrics/%C4%B0NAN-YILMAZ/Vardiya

https://www.musixmatch.com/lyrics/%C4%B0NAN-YILMAZ/Kendimi

https://listen.tidal.com/album/217588221/track/217588222

https://music.youtube.com/watch?v=Oni2AP4k7Mw&list=RDAMVMOni2AP4k7Mw

https://music.yandex.ru/track/101974918

https://www.boomplay.com/songs/84079001

https://music.apple.com/tr/album/vardiya-single/1611178412

https://music.apple.com/tr/album/kendimi-single/1510237206

https://listen.tidal.com/album/138618124/track/138618125

https://www.lyrics.com/lyric-lf/4844109/%C4%B0NAN+YILMAZ/Kendimi

Yorum Yaz

Aşağıdaki gerekli alanlara bilgilerinizi girmelisiniz. e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

 karakter kaldı