DİNİMİZDE VE ÖRFÜMÜZDE KABİR ZİYARETİ - denizlihaber.com - Denizli Haber, Denizli'nin en çok okunan gazetesi
REKLAMI GEÇ

DİNİMİZDE VE ÖRFÜMÜZDE KABİR ZİYARETİ

DİNİMİZDE VE ÖRFÜMÜZDE KABİR ZİYARETİ

Konuyla alakalı bazı hadisler paylaşacağım ancak önce bir tesbiti paylaşmak istiyorum ki bence bu önemli. Dini kültürümüzde olan her âdet,an’ane veya uygulamanın temelinde ya bir ayet ya da bir hadis mevcuttur.Yani Ya Allah’ın emri veya tesviyesi,ya da Peygamber Efendimizin emri veya tavsiyesidir.Bu emir veya tavsiyelere uyularak âdet ve anane haline getirilmiştir. Ne var ki günümüz insanının kahir ekseriyeti kur’an’dan ve hadisten bir diğer ifade…

Haber Merkezi / DENİZLİHABER / 26 Temmuz 2014 Cumartesi, 09:56

Mehmet-yigin-manse1tKonuyla alakalı bazı hadisler paylaşacağım ancak önce bir tesbiti paylaşmak istiyorum ki bence bu önemli.

Dini kültürümüzde olan her âdet,an’ane veya uygulamanın temelinde ya bir ayet ya da bir hadis mevcuttur.Yani Ya Allah’ın emri veya tesviyesi,ya da Peygamber Efendimizin emri veya tavsiyesidir.Bu emir veya tavsiyelere uyularak âdet ve anane haline getirilmiştir.
Ne var ki günümüz insanının kahir ekseriyeti kur’an’dan ve hadisten bir diğer ifade ile İslami kültürden uzak kaldığı için gündelik hayatında uyguladığı pek çok güzelliğin dini temelini bilememektedir. Bu nedenle de uyguladığı şey ne kadar güzel ve ne kadar faydalı olursa olsun onu sadece bir an’ane olarak görüyor işin ibadet ve maneviyat boyutunu kaçırıyor.Uygulamanın güzelliği idrak dumuruna uğrarsa yada uygulama bir zorluk ve külfet oluşturursa kolay bir şekilde vazgeçilebiliyor.
Ayete ve hadise dayalı olduğu bilinirse ve neticesinde vaat edilmiş bir sevap ve uhrevi mükâfat olduğu bilinirse bu sefer ibadet aşkıyla yerine getirilebilecek kolay kolay vazgeçilmeyecektir.Karşılaşılan zorluklara katlanmaya ve getirdiği külfeti göğüslemeye de teşvik edecektir.
Bu gün ele alacağım konu da çoğu kimse için böyle dini temelini kaybetmiş sadece bir örf ve âdet olarak yerine getirilen bir konu.
Büreyde (ra)’den rivayet edildiğine göre Resûlullah (sav) şöyle buyurdu:
Kabirleri ziyaret etmenizi yasaklamıştım. Ama artık ziyaret edebilirsiniz. Kabirleri ziyaret etmek isteyen ziyaret etsin. Çünkü kabir ziyareti bize âhireti hatırlatır . (Müslim, Cenâiz 106, Edâhî 37. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Cenâiz 77; Tirmizî, Cenâiz 60; Nesâî, Cenâiz 100)
Başka bir rivayette de Efendimiz şöyle buyurdu:
“Kabirleri ziyaret etmek isteyen ziyaret etsin. Çünkü kabir ziyareti bize âhireti hatırlatır” Tirmizî, Cenâiz 60; Ebû Dâvûd, Cenâiz 77

İslâmiyet’in ilk yıllarında Peygamber Efendimiz kabir ziyaretini yasaklamıştı. Bunun önemli bir sebebi vardı. Zira o devirde bazı Câhiliye âdetleri hâlâ yaşamaktaydı. Araplar büyük ve kalabalık bir kabile olduklarını birbirlerine ispat etmek için mezardaki ölülerin sayısıyla övünürlerdi. Kur’an-ı Kerim bu gerçeği şu ayet ile dile getiriyor. Çokluk kuruntusu sizi o derece oyaladı ki, Nihâyet kabirleri ziyaret ettiniz (kabre girinceye kadar mal artırmağa çalıştınız). (Tekasür, 102/1-2)
Yine cahiliye dönemi Arapları ölülerin kahramanlıklarını anarlar, göğüslerini yırtarak ve bağırıp çağırarak onlar için ağlarlardı.
Peygamber (sav) bu âdetlerin çirkin ve mânasız olduğunu benimsetene kadar kabir ziyaretini yasakladı. Kadınlar eski âdetleri devam ettirmeye daha arzulu oldukları için, onların kabirleri ziyaret etmesini özellikle yasakladı. Ölülere nasıl davranılması gerektiği konusunda İslâmiyet’in getirdiği emirler iyice benimsenip gönüllere yerleşince, bu yasak da kalktı. (RiyazusSalihin 3. Cilt 582 nolu hadis ve açıklaması)
Kabir ziyareti adabının asla unutulmaması gerekeni kuralı ;kabir ehline selam vermektir ki bu ziyaretçi kadar ziyaret edilenin o ziyaretten nasıl etkilendiği veya istifade ettiğinin bir delilini ortaya koymaktadır.
Peygamberimiz (sav), ziyaret adabını öğretirken, kabristana varınca ölülere selâm verilmesini öğretmişlerdir ki, bu da onların dirilerle olan münasebetleri cümlesindendir.
Ebu Hureyre’den rivayet edilen bir haberde şöyle buyurulmuştur: “Bir kimse, sağlığında tanıyıp bildiği bir kişinin kabrine varıp da ona selâm verirse, mezardaki onu tanır ve selâmını alır. Eğer tanımadığı bir kimsenin ka¬brine varıp selam verirse, ölü sadece selâmım alır.”
Bu hususta İbn Abdi’l-Berr ve Hz. Aişe’den de aynı mealde hadisler rivayet edilmiştir.Hz. Aişe validemiz: “Müslüman kardeşinin kabrini ziyaret edip, yanında oturan hiçbir kimse yoktur ki, o kabirdeki, kalkıp gidinceye kadar onunla ünsiyet kurup, hitabına cevap vermesin.” demiştir.
Peygamber Efendimiz (SAV) in, Bedir’de öldürülen müşriklere hitabını ve ölünün kendisini kabre koyanların ayrılışlarında, gidenlerin ayak seslerini bile işittiğini haber verdiğini de biliyoruz. Ama biz onları duyamıyor, o âlemde olanları göremiyoruz. Biz duymasak bile, onlar duyduğu içindir ki, kabir ziyaretine vardığımızda, yahut kabirlerin yanından geçerken oradakilere selâm veriyor, dua ediyo¬ruz.
Allah’ın Resûlü’nün, kabristana varıldığında ölülere selâm verilmesini emredişi ve kendisinin de bizzat her vardığında selâm verişi, kabirdekilerin cemadât (cansız varlıklar) olmadığına delildir.
Peygamber Efendimizin Kabir ziyareti esnasında verdiği rivayet edilen selamlardan bir iki örnek vereyim .Küçük nüanslarla bize nasıl selam vermemiz gerektiği, artı kabir ehlinin bizim selamımızdan haberdar olduğunu bildirmektedir.
Hz. Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: “Resülullah (sav) bir mezarlığa uğramıştı: “Selam üzerinize olsun ey mü’minler cemaatinin mahalle halkı! İnşaallah biz de sizlere kavuşacağız!” buyurdular.”Ebu Dâvud, Cenâiz 83, (3237).
İbni Abbas (r. Anhümâ) şöyle dedi:Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Medine’de bazı kabirlere uğradı. Yüzünü onlara dönerek şöyle buyurdu:
“Selâm size, ey bu kabirlerde yatanlar! Allah bizi de sizi de bağışlasın. Siz bizden önce gittiniz. Biz peşinizden geleceğiz.” (Tirmizî, Cenâiz 59)
Âişe (r. Anhâ) şöyle dedi:Resûlullah (sav) Âişe’nin yanında kaldığı gecelerin sonuna doğru Bakî mezarlığına giderek şöyle derdi: “Selâm size, ey mü’minler diyârı! Başınıza geleceği söylenen şeylerle nihâyet karşılaştınız. Şimdilik ileri bir tarihe bırakıldınız. İnşallah yakında biz de aranıza katılacağız. Allahım! Bakîü’l-garkad mezarlığında yatanları bağışla!”
(Müslim, Cenâiz 102. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Cenâiz 79; Nesâî, Cenâiz 103; İbni Mâce, Cenâiz 36, Zühd 36)
Kabir ziyaretinin adabı Nedir? Sorusuna Din İşleri Yüksek Kurulunca verilen cevap konuyu ana hatlarıyla özetlemektedir.
Mezarlıkların ziyaret edilmesi, bu vesileyle ölümün hatırlanması ve orada yatanlardan ibret alınması dinimizin tavsiye ettiği hususlardandır. Kabir ziyaretinde bulunan kişi, ahireti hatırlamalı, dünyanın geçici olduğunu ve bir gün kendisinin de öleceğini düşünmelidir.
Hz. Peygamber (s.a.s.) geceleri Baki’ kabristanına gelir ve “Mü’minler yurdunun sakinleri sizlere selam olsun. İnşaallah biz de size katılacağız. Bizler ve sizler için Allah’tan afiyet dilerim; Allah’ım, Baki’ kabristanında bulunanları bağışla” diye dua ederlerdi (Müslim, Cenaiz, 35). Kabir ziyaretinde bulunan kişinin ölü için dua etmesi ve Kur’an okuyarak sevabını orada bulunanların ruhlarına bağışlaması uygun olur.
Ancak, kabir ve türbe ziyaretlerinde İslam’ın özüne ve tevhid anlayışına ters düşen, itikadi bakımdan da zararlı olan tutum ve davranışlardan uzak durmak gerekir.
Kabrin başında yüksek sesle ağlayıp gürültü yapmak, kabrin parmaklık ve taşlarını öpmek, onlara sarılıp ağlamak ise İslam ile bağdaşmaz. Türbelerde yatan kişileri beşer üstü varlıklar olarak görmek; bu zatların duaları kabul ettiğine, ilahi kudretlerinin olduğuna inanmak; bir kısım ihtiyaç ve dilekleri onlara arz etmek; kendilerinden medet ummak; bu ziyaretleri dini bir vecibe gibi telakki etmek; bez bağlamak; mum yakmak; kurban kesmek, şeker vb. yiyecek maddeleri dağıtarak onlardan yardım dilemek, tevhid dini olan İslam’la bağdaşmaz.
Ölen kişilerden medet ummak ve onlardan bazı şeyler beklemek iman açısından tehlikeli bir davranıştır.
Kabirlerin haftada bir gün, özellikle Cuma veya Cumartesi günleri, ayrıca arefe ve bayram günleri ziyaret edilmesi iyidir. Kabirleri ziyaret eden kimse, kıbleye veya ölülerin yüzüne karşı dönerek yukarıda verdiğim selam örneklerinden biri ile selamlar. Kabir ziyaretinde bulunan, sevabını ölülere bağışlamak üzere Kur’ân-ı Kerim okur, onlar ve kendisi için duada bulunur.
Kabir Ziyaretinde Her Türlü Hurafelerden Uzak Durmak gerekir bunlardan bazıları şunlardır
1. Kabirlerden yardım ve şifa beklemek.
2. Onlara adak ve kurban sunmak.
3. Mum yakmak .
4. Çaput bağlamak.
5. Gül ,Karanfil gibi çiçekler mezar üstüne bırakmak.
6. Kesilmiş mersin ve benzeri bitki dallarını mezar üstüne bırakmak.
Son iki madde ile ilgili yanlış anlaşılması muhtemel bir durumu açıklayarak yazımıza noktayı koyalım.
Mezarın üstüne veya çevresine her türlü çiçek veya ağaç dikilebilir canlılığını devam ettiren nebatat dahi altındaki mevtaya duacıdır itikadımızca. Çiçek ve mersin vs bırakılmamalıdır derken kastımız;kesilmiş iki üç gün geçince kuruyacak olanlardır.
Yapacağımız her kabir ziyaretini hurafelerden uzak yapabilmeyi rabbim nasip eylesin.Ziyaretlerimizi kabul eyleyip ziyaret ettiğimiz mevtaların affına ve bizim ibret almamıza vesile eylesin.

Yorum Yaz

Aşağıdaki gerekli alanlara bilgilerinizi girmelisiniz. e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

 karakter kaldı