İNCECİKTEN BİR SU AKAR - denizlihaber.com - Denizli Haber, Denizli'nin en çok okunan gazetesi
REKLAMI GEÇ

İNCECİKTEN BİR SU AKAR

22 Eylül 2016 Perşembe

ic_kapak
Birkaç hafta önce yazmaya başladığımız Dalaman Çayı gezi yazıları formatı, bir tür alan çalışması sayılmalı. Orta uzunluktaki hazırlık safhasından sonra geziler dönemi, eş zamanlı olarak konu üzerine hazırlanmış kaynak incelemeleri, görüşmeler, röportajlar…bu tarz bir çalışmanın bileşenlerini oluşturur. Yazıya dökmek en son yapılan iş. Yani asıl önemlisi hazırlık aşamaları ve ortaya çıkan zorlukların alt edilmesi için verilen mücadele. İki yıl önce yaklaşık dokuz ay devam eden Büyük Menderes nehri yazıları da öyleydi. 40 hafta boyunca yazmıştık ama toplam çalışma süresi 13 ayı bulmuştu. Yine aynı zorluklarla karşılaşmış, aynı meşakkati yaşamıştık.

Bu kez söz konusu zorluklara bir de bürokrasinin anlaşılmaz engelleri eklendi. Son saniye çelmeleriyle karşılaştık. Hani esnafsınızdır, borcunuzu ödeyemezsiniz, alacaklınız telefon eder mahcubiyetinizden telefona çıkamazsınız, iş yerinize gelir yok dedirtirsiniz ya, buna benzer bir muameleyi biz Vali, Valilik Basın bürosu ve Çevri Şehircilik İl Müdürlüğü üçgeninde gördük.

BİR BELGE VE RÖPORTAJ İSTEĞİ SERÜVENİ II
Müdür Bey ile röportaj ve Valilik kanalıyla ‘belge’ edinme serüvenimizin öyküsünü dizinin ilk yazısında özetlemiştik. Yazının yayın hazırlığını bitirip yayına vermek üzereyken, “umudumuzu kesmiştik ki, … sabahın erken saatinde Sedat Kurt aradı. “Valilik bizim yazıya onay vermiş.” Sabah sabah güzel haber! O halde, bu çalışmanın önemli bir bölümünü Çevre İl Müdürü ile yapacağımız röportaj oluşturacak. Ama henüz zaman var” diye noktalamıştık.

Oysa ‘çilemiz’ bitmemiş. Bürokrasiyle görüşmeyi dans etmek sanıyormuşuz meğer!
Sedat’ın aradığı o gün Çevre İl Müdürü Fikret Büyüksoy’a telefonla ulaşıp, izin için Valilikten onay geldiğini, uygun bir zamanda röportaj yapmak istediğimizi söyledik. Fikret Bey “hay hay, istediğiniz zaman görüşelim Yaşar Bey” dedi. 2 Eylül Cuma! Saat 15.00’te makamında buluşmak üzere sözleştik.

Cuma buluşma saatinde Müdürlük binasındayım. Girişte Müdür Beyi soruyorum, “yukarıda 2. katta” diyorlar. Asansörle ikinci kata, Müdür Beyin odasına çıkıyorum. Kapıda üniformalı genç bir güvenlik memuresi. “Müdür Bey ile randevumuz var” diyecek oluyorum, daha söylemeden aldığı talimatı heyecanla aktarıyor: “Müdür Bey acil bir toplantı için çıktı, sizi Valilikten bilgilendireceklerdi.”

Anlaşıldı! “Valilikten bilgilendireceklerdi” kısmı her şeyi anlatıyor. Müdür Bey istese telefonla ulaşıp bildirebilirdi (benim telefonum kendisinde kayıtlı). Birini ayağına kadar getirip yok dedirtmeyecek nezaketi var, o kadarcık tanıyorum.

Kabul odasında Valilikten basın sorumlusu Cengiz Bey’i arıyorum. Telefona yanıt vermiyor. Bir kez daha deniyorum, yine yok. Gazeteden arkadaşlar bir süre sonra ulaşmışlar. Vali Bey’in röportaj isteğini onaylamadığını söylemiş Cengiz beyefendi! Başka bilgi yok. Neden telefonu açmadığına dair bir açıklaması da yok!

2
Bir gün önceki onay neydi? İlk Dalaman Çayı yazımızın yayınlandığı ertesi günü bu muamelenin anlamı ne? Sorun gerçekten kimden kaynaklanıyor?

Vali Bey bizim ilk yazıyı okuyup, sonra Cengiz Beyi çağırıp, “Söyleyin Çevre İl Müdürüne, o gazete röportajı olmayacak” mı dedi? Neden ilk kararından vazgeçti?Hiçbir açıklama yok!

Bu macerayı neden özetledik? Bilinsin diye. “Yazıyorsunuz ama hiç bizimle konuşmuyorsunuz” şikayetiyle sıkça karşılaşıyoruz. Zülfüyâre her dokunuşta bürokraside bir yerlerden itiraz sesi gelir, o sese şimdiden yanıt vermek için.

Bir başka sebep; Temmuz ayı boyunca devam eden Dalaman Çayı kirlilik haberleri, eylemleri ve açıklamaları belki İl Çevre Müdürünün sözünü ettiği belge-raporla açıklığa kavuşabilirdi. Belki bizim gözlemlerimizi tamamlayıcı bir rolü olabilirdi. Ama o belge de Valilikte takılıp kaldı. Ne vardı içeriğinde? Halkın bilmesi gereken her şey zaten çay boyunda yaşanıyor. Bağlantı yollarında yaşanıyor, kirletici unsurların kaynaklarında görülüyor. Saklanacak bir şey yok aslında. Nitekim gidip gördüğümüz ve yazdığımız-yazacağımız şeyler dışında ortada saklamayı gerektirecek bilgi bulgu olmadığına şahidiz. En fazla teknik bazı bilgiler, çizelgeler, ölçümler falan-filan! Peki bunun kamuya açık olmasını engelleyen nedir?

Bir başka soru: Her yıl tüm illerin Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüklerince o yılın tarihini taşıyan diyelim “2016 İl Çevre Durum Raporu” yayınlanır. Bu raporda, o gün tespit edilen sorunlar ve önlemler yer almayacak mı? Bu raporu da mı yayınlamayacak İl Müdürlüğü?

Daha basit soralım, burada bizim bilmediğimiz ve bilmemizin istenmediği (olay, durum, gelişme, belge, bilgi, tespit… her neyse) bir şey mi var?

Bize göre neresinden tutsanız elinizde kalacak bir uygulama. En önemlisi de Halkın çay yoluna dökülüp protesto ettiği bir konuda bilgi edinmenin engellenmiş olması.
Her şeye rağmen biz hala iyi niyetle Valiliğin bu konuda makul düşüneceği ve bilgi belge edinme konusunda şeffaf davranacağını umuyoruz. İçinden geçmekte olduğumuz bol soruşturmalı, gözaltılı, tutuklamalı olağanüstü dönemin hayhuyu kısa zamanda noktalanır ve biz bu iyi niyet beklentimizde yanılmayız umudundayız!
***
Bu röportaj isteği nereden çıkmıştı, birkaç cümlede anlatalım:
Dalaman Çayının kaynak noktasını araştırıyorduk. Bizim gördüğümüz ve yazdığımız biçimiyle Gürsu Köyünden başlayan, Yapraklı barajına bağlanan, buradan çıkıp diğer bağlantı kollarıyla zenginleşerek yoluna devam eden, Denizli topraklarından akan ikinci büyük akarsu. Ama Denizli İl Çevre ve Şehircilik Müdürlüğünün 2012, 2013 ve 2014 İl Çevre Durum Raporlarında Gürsu köyünün adı anılmıyor. Başlangıç için “İlk kuvvetli kaynaklarını Söğüt Gölü ve Dirmil Yaylaları tarafından alınır” bilgisi her rapora kes yapıştır yöntemiyle aktarılmış. (Öyle ki, cümledeki düşüklük bile her yılın raporunda aynı biçimde devam etmiş. Henüz yayınlanmayan 2015 İl Çevre Durum Raporu için Müdür Fikret Bey’in, bu gibi önemsiz görünen bilgilere ve yanlışlara dikkatini çekmiş olalım.)

Oysa Gürsu köyü(şimdi mahalle) Çameli ilçesine bağlı bir yerleşme. Dolayısıyla Çayın asıl yatağı ve ilk kaynağı Denizli İl sınırlarında. Sonrasında Gölhisar-Burdur, yeniden Acıpayam-Denizli topraklarına bağlanıyor. En azından bilgi olarak vurgu yapılabilirdi.

Bizim, Çevre ve Şehircilik İl Müdürü Fikret Büyüksoy’u ilk arayışımızda, kafamızda böyle basit ama araştırmaya dönük ön sorular vardı. Neyse artık bundan sonra böyle bir talebimiz olmayacak. Bu notu da iliştirmiş olalım.
________________________________________
ACIPAYAM’A CAN SUYU
Gölhisar üzerinden Acıpayam’a doğru süren yolculuğumuzun farklı bir aşamasındayız. Bundan sonra suyolunu izlemenin yanı sıra, çevre, kirlilik ve kirletici unsurlara dikkat kesileceğiz. Suyun geçtiği ya da dağıldığı yerlerden yeniden Dalaman Çayına ulaşan kanalları gözleyip inceleyeceğiz.

3
İlk gün yolculuğumuza bir kez daha geri dönelim.

Gölhisar’ı Yusufça köyünden gelip, Acıpayam-Kelekçi yönüne akan Dalaman Çayı ile birlikte terk ediyoruz. Irmak, Çamköy’e yakın bir noktadan ovayı terk ederek Gölhisar Denizli-Burdur karayolu üzerindeki Çamköy köprüsü altından batıya, Acıpayam topraklarına doğru akmaya devam ediyor. Bedirbey’i geçip Acıpayam Kurudere kanalı ile birleştiğinde, Çamköy’den kat ettiği mesafe 22 km’yi buluyor.

Denizli topraklarında devam eden Çay, Köke’yi geçip Çakır köylerinden Gireniz Vadisine giriyor. Yol boyunca Acıpayam’a bağlı Darıveren, Dedebağı, Kumafşarı, Bedirbey, Aşağı ve Yukarı Çakır, Köke, Akalan yerleşimlerinden kanalizasyonu bağlı olanların atıkları Dalaman Çayına dökülüyor veya bağlanıyor.

Nehrin Dedebağı açıklarından Bedirbey yakınlarına kadar olan 8 km’lik bölümü, kısmi bir ıslah çalışmasıyla geniş bir kanala dönüştürülmüş. Sonraki bölümlerde ise çay kanalında temizlik çalışmaları yapıldığı gözleniyor. Özellikle nehir yan duvarları genişletilip taban derinliği sağlanarak taşkın önlemi alınması çalışmaları hala devam etmekte. (Verilen ve verilecek olan ölçüler yaklaşık rakamlardır.)
I
Özetle, Kelekçi taraflarına kadar böyle seyreden nehir, yol boyunca hem arazisi içinden geçtiği köyler, hem de büyükçe kasaba yerleşimlerinin atık sularını nehre bağlayan kanalizasyonlar tarafından kirletiliyor. Diğer yandan tarım arazilerinin ilaçlanmasında kullanılan kimyasal içerikli ziraat ilaçlarının sorumsuzca sarfiyatı sonucu kirlenme artıyor. Beraberinde hayvan yetiştiriciliği, maden sektörü atıkları, tehlikeli ambalaj atıkları vb. kirlenme olgusunu katlıyor.

4
Gözlem olarak aktardığımız bu sonuçları ilerleyen bölümlerde etraflıca ele alacağız. Örneğin DSİ’nin Dalaman sulama kanalını ova boyunca takip edeceğiz. Örneğin ovada yerleşik işletmelerle yaptığımız görüşmeleri aktaracağız. Örneğin Seferihisar arıtma tesisini gözleyip izleyecek ve yazacağız. Ovaya yayılmış kurutma kanallarını, bu kanallara salınan başka atıkları, DSİ ıslah çalışmalarını, Acıpayam Belediyesi atık sularını, Belediye Başkanı Şevkan’la yaptığımız görüşmeyi aktaracağız. Ama ilerleyen birkaç bölümde yazacağız bunları.

Amacımız, Dalaman Çayı’nın 220 km’lik yolculuğu boyunca en fazla kirlenmeye maruz kaldığı Acıpayam-Denizli topraklarındaki bölümünü etraflıca, çok yönlü ve en az eksikle aktarıp yazmak. Değerlendirme verileri sunmak ve bilim insanlarıyla, uzmanlarla konuya mercek tutmak. Gezi yazılarımızda nesnel olmak istiyorsak böyle yapmalıyız. Bölgenin suyla ilintili çevresel-ekonomik değerlerini ortaya ancak böyle koyabiliriz.

II

Bu güne değin Gölhisar bölgesinde bunca kalmamızın iki temel sebebi var: Birincisi kaynak bu bölgeden zenginleşerek geliyor. Dolayısıyla kaynağı, çıkış noktasını ve sonraki yolculuğunu, besleyen akarları, suyun kullanımı gibi unsurları bilmeden yazmak doğru olmayacaktı. İkincisi ise suyun temizlik ve kullanımının ekonomisiyle ilişkili! Bunu da arıtma tesisi, sulama sistemi, su dağılımı gibi faktörler çerçevesinde hem gezip-gördük, hem de ilçenin Belediye Başkanına sorduk. Aklımıza takılı kalan soruları ise başka kaynaklarda araştırmaya çalıştık. Sonuçta Dalaman Çayı nehir yolunun Gölhisar-Burdur coğrafyasındaki genel profilini çizmeye çalıştık.

Şimdiye kadar gözleyip yazdığımız haliyle Dalaman Çayının başlangıç profilini oluşturduğumuzu sanıyorum. Birkaç eksik nokta yok değil. Ama ilerleyen zaman içinde ve yolumuz düştükçe bu bölge ile ilgili yazdıklarımızı geliştirmeye özen göstereceğiz.

III

Şimdi artık Denizli’de, Acıpayam Ovasındayız. Nehir ovanın güney kenarından Gireniz vadisine ulaşmaya çalışırken, diğer taraftan ovayı sulamak üzere doğudaki dağ sırasının hemen eteğinden sulama yolculuğuna çıkıyor. Sonrasında karmaşık kurutma kanalları, derecikler ve göletler yoluyla yeniden Çaya bağlanıyor. Ama nasıl bağlanma? Yorgun, tükenmiş, kirli, uyuz, bulaşıcı hastalığa yakalanmış kontrolsüz bir taşıyıcı gibi! Kokusu hem kurutma kanalları, hem çaya giden yol boyunca eksik olmuyor. Yeşil bir köpüklenme suyun yüzeyini neredeyse kaplamış, su görünmüyor. Yer yer siyah, siyahtan kahverengiye geçen renk değişikleri kirlilik yanında su canlılarının yaşadığı oksijen kıtlığının göstergesi gibi duruyor. Bunlar elbette ilk izlenimlerimiz. Giderek bilgiye dönüşecek, sağlaması yapılacak ve doğru bilgiye ulaşılacak ham gözlemler.

5

KURUDERE YETERİNCE KİRLETMİYOR MU?
İkinci gidişimizde bize rehberlik eden bir arkadaşımız var. Ondan daha sonra söz edecek ve yaptığımız geziyi etraflıca anlatacağım ama şimdilik bizi gezdirdiği Kurudere Dalaman Çayı birleşme noktasını anlatmak istiyorum.

O yolculuğa Hakan Keysan ile birlikte çıkmıştık.

Bir gün önce gelmiş, ovanın önemli bir bölümünü gezmiş, gece yaylaya çıkıp çadırlarda sabahlamış, o gün için Atasancak hayvancılık işletmesinden randevu almış, randevuyu öğle saatlerinde savuşturmuş ve rahatça, programsız biçimde gezip görme fırsatı yakalamışız.

Aligöz mevkiinden, Aynes gıda işletmesinin hemen yanından, Denizli Antalya karayolundan Bedirbey Mahallesine ayrılan tali yola giriyoruz. Burada gezip gördüklerimizden söz etmeye gerek yok. Asıl amacımız Serinhisar’dan gelip ovayı ikiye bölen, yol boyunca ovadaki tüm kurutma kanallarını ve aktardıkları pisliği taşıyan Kurudere kanalının Dalaman Çayına bağlantı noktasını görmek.

Dalaman Çayı, Bedirbey mahalline girdiği yerlerde ıslah edilmiş. Çay yatağı genişletilip temizlenmiş. Çayın duvarları muhkem hale getirilmiş, toprak kayması ile yatağın dolması önlenmiş. Temizlik ve ıslah için kullanılan yüksek kuleli iki iş makinesi hala çayın iki yanında duruyor. Uzun zamandır çalışmadıkları belli ama taşınmadıklarına göre, ilerleyen bir zamanda çalışmaların yeniden başlayacağı anlaşılıyor.

Bedirbey yolundan, Bedirbey köprüsünü 200 metre kadar geçip sola döndük. Çay boyunca ilerlerken, paralel bir temiz su kaynağı adeta yüzme havuzu gibi su biriktirmiş. Billur suyun yosunlaşmamış olsaydı, yüzmek için çok elverişli olduğuna kanaat getirip geçiyoruz. Birlikte geldiğimiz arkadaşa “buraya birkaç balık atsaydınız keşke, mutlu olurlardı” diye takılıyoruz. Yaklaşık bir kilometre kadar ileride iş makinaları adeta uykuya yatmış. Uzun kuleleri nehir boyuna göz kulak olan nöbetçi kulübelerine benziyor. Nehir yatağı bembeyaz taşlarla örülmüş gibi! Etrafındaki sazlıklar temizlenmiş. Akarsu yolu gözümüzün önünde boylu boyunca uzayıp gidiyor.

6
Bir süre fotoğraf çekiyor, birkaç yüz metre kadar ileri geri yürüyoruz. Dayanmak zor. Henüz olağanüstü sıcakların devam ettiği günler. Güneş ısısı çıplak alanda yer yer 38-40 dereceleri buluyor. Fazla kalmıyoruz bu yüzden. Geri dönüyor, köprüyü geçip Bedirbey’in önünden bu kez sağa yöneliyor, tarlalara giden toprak traktör yoluna sapıyoruz. Tertemiz bir kanalizasyon suyu yolun dibinden paralel biçimde akıp gidiyor. Rehberlik eden arkadaşımız, “isterseniz içebilirsiniz, o kadar temizdir” diyor. Hakan dayanamayıp iniyor, kanalın yanındaki çeşmeden su şişesini dolduruyor. İçimi güzel! Kanaldaki suyla aynı kaynaktan geliyormuş.

İki yanı asmalar, meyve ağaçları ve yüksek çınarlarla sıkıca kaplı toprak yol birkaç yüz metre sonra açılıyor. Bir yanımızdan Dalaman Çayı akıp durmakta! Az önce üzerinden geçtiğimiz köprü altından gelip devam ediyor. Köprüden bu yana yaklaşık 2 kilometre sonra Acıpayam ovasından gelen Kurudere ile Çayın birleştiği noktayı buluyoruz. Henüz kullanıma açılmamış başka bir köprü ve betonarme bağlantı girişiyle Kurudere, akıp akmadığı belli bile olmayan koyu renkli kirli suyunu çaya veriyor.

7
Rehberimiz, bir süre suyun çevresini dolanıp bize dönüyor, “inanır mısınız bu suyun bu kadar temiz olduğuna ben ilk defa şahit oluyorum.” Üzerine yemin billah ediyor. Bu söylediğinin mübalağa olmadığını biliyorum. Bütün gün onunla gezdik. Kurudere’yi baştan sona takip ettik, bağlantı noktalarını fotoğrafladık, kirliliği birlikte gözledik, her durakta aynı şeyi söyledi; “bu su hiç bu kadar temiz olmamıştı. Sizde bir tılsım mı var, okuyup üflediniz mi, nedir sebebi” diye takılıp durdu. Önceleri mübalağalı bir şaka gibi düşündüğümüz bu tepkisinin sonraları ciddi olduğunu anladık. Nitekim gün içinde uğradığımız ve görüştüğümüz başkaları da suyun o gün daha temiz aktığına dair fikir birliği içindeydi.

8
“İÇİMDE BİBER GİBİ BİR KAHIR!”
Hikayemiz bitmedi, daha da bitmeyecek. Uzun bir suyolu hikayesi anlatıyoruz çünkü. Henüz başındayız. Anlatmak keyifli ve bir o kadar tatmin edici.

Ama bu yol yazılarının bir yeri var ki, Atilla İlhan’ın dediği gibi insanın içine “biber gibi bir kahır”ı getirip yerleştiriyor. Sonrasında yaz yazabilirsen!

O gün, Dalaman Çayının Kurudere kanalıyla birleştiği noktayı nasıl yazabilirim diye durup düşündüm. Bir yandan çayın akıp gelip, aynı yatakta kirli sularla bir süre ayrı ayrı akışını, bir taraftan bu hüznün nasıl kaleme döküleceğini…

Aynı duyguyu başka nehir boyu yazılarında da kaç kez hissettim. Büyük Menderes nehrini konu edinen “Ölmeye Yatan Nehir” yazılarında…

Örneğin, Banaz Çayı ile Uşak Dokuzsele deresinden gelen sanayi atığı zehir yüklü simsiyah suyun Ulubey altlarında birleşip Adıgüzel Barajına nasıl yolculuk yaptıklarını;

Örneğin, Çürüksu nehrinin, Honaz civarından temiz gelen Sarıçay’la, Denizli organize Sanayi Bölgesi altlarında birleşip aynı yatakta ayrı ayrı nasıl aktıklarını;

Örneğin Sarayköy’den sonra Tosunlar mahallesi açıklarında Büyük Menderes ve Çürüksu nehrinin birleşip nasıl bir ölümcül yolculuğa çıktıklarını;

Örneğin Aydın bölgesinde özellikle Zeytinyağı işletmelerinden çıkan zeytin karasuyunun Menderes’in suyunu nasıl öldürdüğünü…

9
Hangi birini saymalı?
İşte o gün hepsini hatırladım. Ve o anları yazamamanın ‘kabızlığını’ da!

Buna ‘kabızlık’ mı demek gerekiyor? Sorun elimizin yazmaya gitmemesinde değil. Ya da sözcüklerin fakirliğinde de değil. Sorun o “biber gibi kahır”ı anlatmanın kelimelerde kifayetsiz kalışında. Bu doğa kirlenmesi karşısında ilgililerin fütursuzca devam eden sorumsuzluğunda! Yok edilen her çevre faktörünün, yeryüzü ortaklarının harcanmış geleceği olduğunu idrak edemeyişlerinde! Sorun, kendi halinde akıp gelen suyun, bir anda yemyeşil köpüklerle başkalaşıp, göz göre göre zehire dönüşmesinde. Sonra o suyun yola çıkıp sulamada kullanılmasında, balıkların ölmesinde, faunanın oksijen kıtlığı çekmesinde, floranın çürümesinde… Bunları yazmaya elimin-dilimin varmamasında. ‘Kabızlık’sa bunun adı itirazım yok, öyle olsun!
***
O gün yolculuğumuz devam etti. Ancak o yolculuğun başını da, sonunu da başka yazılarımızda yeri geldikçe yazacağız. Şimdilik bu kadar.

Nokta koymadan kısa bir bilgilendirme yapalım:

İlk günlerde açıkladık. Acıpayam bölgesindeki Dalaman Çayının uzunluğu 80 küsur km. Yani toplam uzunluğunun üçte birinden fazla. Bunun çok önemli bir bölümü Gireniz Vadisinden sonraki etabı oluşturuyor. Köke altlarından Gireniz Vadisine giriyor, Çakır köylerini geçip Kelekçi’den sonra akışına devam ediyor.

10
Ancak, Acıpayam Ovasının hemen kenarından geçmesine karşın, en büyük kirliliği bu bölgede yükleniyor Dalaman Çayı. Bunun çeşitli sebeplerini hem tartışacak, hem yazacağız ilerleyen günlerde. Bana kalırsa tartışılmayacak tek şey, Serinhisar altlarından başlayıp, bu yazımıza konu ettiğimiz birleşme noktasına kadar uzanan Kurudere ana kanalının taşıdığı kirlilik unsurları. Bu kanala ova boyunca tüm yönlerden bağlanan muhtelif tali kanallar. Beraberinde, başta Acıpayam olmak üzere yerleşim atıklarının arıtmasız olarak kanala, o yolla Dalaman Çayına aktarılması. Yanı sıra işletmeler, fabrikalar, çiftlikler. Dahası topraktaki tuz oranının fazla olduğunu düşündüğüm ovada tarımsal sulama ve ilaçlama faktörleri…

Gözlediğimiz bu gerçekleri bir de Acıpayam Belediye Başkanı Hulusi Şevkan’la konuştuk. Onun incelikli ve duyarlı biçimde paylaştığı kaygılarına şahit olduk, arıtma tesisi, işletmeler ve diğer kirleticiler konusunda fikirlerini aldık.
(Devam edecek)

Yorum Yaz

Aşağıdaki gerekli alanlara bilgilerinizi girmelisiniz. e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

 karakter kaldı