78 KUŞAĞININ KİTAPSIZ ŞAİRİ - denizlihaber.com - Denizli Haber, Denizli'nin en çok okunan gazetesi
REKLAMI GEÇ

78 KUŞAĞININ KİTAPSIZ ŞAİRİ

30 Nisan 2014 Çarşamba

seval-uysal-kemal-gurcan-kitapsiz-sair-denizli-h
Kemal Gürcan, nam-ı diğer Kereste Kemal, benim için Denizli’nin önemli bir figürüdür. Kentin aydınıdır, entellektüelidir, şairidir. Denizli’nin 50 yıllık geçmişi içine yerleşmiş bir aktördür. Onu 1990’lardan beri tanırım, kendine özgü hayat tarzıyla dostlar meclisinin müdavimi, edebiyat çevrelerinin sevilen simasıdır. Dost canlısıdır, muhabbeti de iyidir. 1978 kuşağından çoğu insanın cebinde mutlaka bir Kemal Gürcan şiiri vardır. Kimi aşkla, kimi acıyla, kimi sevinçle yazılmış, kimi ısmarlama, kimi içinden gelme dizi dizi şiirler… Bugünlerde internette dolaşıma da çıktı facebookta rastlamışsınızdır. Süleyman Boz, Mehmet Selçuk onun şiirlerini paylaşıyorlar. Bu hafta bir kadim dostu ağırlıyorum bu sayfada, şiirlerin efendisi Kemal Gürcan’ı..onunla birlikte bir döneme de pencere açıyorum. merak edenler okusunlar efendim

SEVAL UYSAL: Bize kendini anlatır mısın?

KEMAL GÜRCAN: 1956 yılında Denizli’de doğdum, Denizli’de büyüdüm. İlkokul ve ortaokulu Denizli’de okuduktan sonra Ankara’da Ticari İlimler Akademisi’ni bitirdim.

SEVAL UYSAL: Baban dönemine göre okutmaya meraklı biriydi galiba?

KEMAL GÜRCAN: Babam Denizli Lisesi’nde okumuş, okumaya, edebiyata meraklı biriydi. 5 kardeşiz. Ben üçüncüyüm. Bir kardeşim hariç hepimiz yüksekokulda okuttu. Babam kerestecilik dedemden kalmış, dükkanımız Bayramyeri’ndeki eski petrolun karşısındaydı. Her gün Cumhuriyet gazetesi okurdu, evde dükkanda gazetemiz hiç eksik olmazdı. Bayramyeri’ndeki bayinin abonesiydik, para yerine odun verirdik. Denizli o zaman çok küçük bir yerdi, ilişkiler de böyleydi. O günün şartlarında bizim ekonomik durumumuz iyiydi ama Denizli fakirdi. Ancak insan ilişkileri iyiydi.

ic-1

DENİZLİ’DE MAHALLE İSİMLERİ ŞİİR GİBİDİR

SEVAL UYSAL: Nerede otuyordunuz?

KEMAL GÜRCAN: Sırakapılar Mahallesi’nde oturuyorduk. Sırakapılar, Günbattı Mahallesi her tarafı yeşildi, pınarlar vardı. Çocuklar mahalleden eve girmezdi. Sokaklarda yüzümüz gözümüz çamur içinde ama mutlu oynardık. Şimdi oturduğum yerde eskiden bahçemiz vardı, Üzüm Deresi denirdi oraya. Askeri Gazino’nun oradan, Üzüm Deresi’ne kadar baktığınızda güneş göremezdiniz, her yer yeşil ormanlık, muhteşem güzellikte bir yerdi. Sınır bittiği anda bağlar başlardı, şimdi hiçbir cinsi kalmayan en az 30’la 40 arası üzüm cinsi vardı. Her bağa girip, bir salkım koparıp yiyebilirdin. Çocukluğumuz bahçelerde geçti.

SEVAL UYSAL: Hangi semtleri hatırlıyorsun?

KEMAL GÜRCAN: Denizli’nin mahallelerinin isimleri şiir gibiydi. Mesale kendi mahallemizden başlayayım. Sırakapılar hemen yanında Günbattı ne güzel biri isim değil mi? İncilipınar, Feslikan, Kiremitçi. En çok sevdiğim ve beğendiğim Leylekler Kavağı vardı. O kadar şairane mahalle ismi dünyada çok azdır. Sadece mahalle isimlerinden yola çıkılarak çok güzel şiirler yazılabileceğini düşünüyorum. Herkes yüzmeyi pınarlarda öğrenirdi. Herkes İncilipınar’a yüzmeye giderdi.

SEVAL UYSAL: O günleri özlüyorsun..

KEMAL GÜRCAN: O Denizli’yi özlüyorum, şeftali, ceviz bahçelerimizi özlüyorum. Çocukluğumuz çok güzel geçti.

PAMUKKALE KORE’DEN DAHA UZAK!

SEVAL UYSAL: Denizli büyümek, şehirleşmek zorundaydı ama..

KEMAL GÜRCAN: Hayır! biz şehirleşmeye yanlış bakıyoruz. Dünyada şehirleşme eski kentler korunarak yapılıyor. Denizli eski kent olarak korunmuş olsaydı, o daracık sokakları, o güzelim hanımeli, akasya kokan evler yok edilmesiydi şimdi dünya turizmine açık bir kent olurdu. Bizim çocukluğumuzda kent merkezine turist gelirdi şimdi kent içinde turist göremiyoruz. Hali vakti iyi olan da olmayan da her hafta Pamukkale’ye giderdi, belediye otobüsleri çalışıyordu. Şimdi Pamukkale Denizlililere Kore’den daha uzak! Çünkü Pamukkale’yi Koreliler doldurmuş

SEVAL UYSAL: Neden Ankara’da kalmadın, büyükşehir hayallerin yok muydu?

KEMAL GÜRCAN: Bizim okuduğumuz dönemde 73-77 yılları arasında siyasi olaylar çok yoğundu. Ölüm tehlikesi vardı, özellikle Ankara’da okula gitmek, sokağa çıkmak zordu. Bu nedenle kalmayı istemedim, okul bittikten sonra da Ankara’dan nasıl kaçtığımı bilemedim. Şu yaşıma geldim hala diplomamı almadım. Siyasetçiler sayesinde pis bir dönem yaşadık. Denizli’ye döndüm, babam 21 yaşında kasanın anahtarını verdi ve baba mesleği kerestecilik yapmaya başladım.Pek anlamadığım halde babamın sayesinde kereste tüccarı oldum. Başarılı olduğumu söyleyebilirim ama bir süre sonra kerestecilik mesleği bitti, Rusya’dan ithalat başladı ve zarar etmeye başladık aslında bizim değil, hükümetin başarısızlıklarıydı. Döviz kurları 1994’te bire beş şeklinde artınca o iş de bitti.

ic-2

KERESTECİ KEMAL’DEN “Cİ”DÜŞTÜ, GERİYE KERESTE KALDI

SEVAL UYSAL: Sana bu nedenle mi Kereste Kemal diyorlardı?

KEMAL GÜRCAN: Halkımız “Ci” eki kullanamadığı için. O isim şöyle oldu: 80’li yıllarda sol hareketler mitingler düzenlerdi. Beş beşlerden pankartlar yaparlardı, pankart takmak için mi, yoksa başka şey için mi beş beşleri alırlardı orası belli değil tabi. Sol gruplardaki genç çocukların hemen hemen hepsi bana gelirdi, çünkü para almazdım onlardan. Keresteci Kemal’ derken, “ci” eki kalkıp Kereste Kemal’e dönüştü.

SEVAL UYSAL: Ben seni çok uzun zamandır tanıyorum ama çalıştığını hiç bilmiyorum. Mali durumun iyi galiba? baba parası yiyen, mal ve mülk gelirleriyle geçinen biri misin?

KEMAL GÜRCAN: Bu konuda samimi olmak lazım. Benim çok param oldu ama parayı kendim kazandım, kendim yedim. baba mesleğini yaptım, işi kendim icat etmedim kuruluydu, onun üstüne oturdum haliyle. Doğrudur çok para harcadım, o zaman para herkeste yoktu, o nedenle benim meyhanelerde, sağda solda para harcamam, sahil kentlerine çok sık gitmem göze batardı. Bir de ben, bir yere giderken arkadaşlarımla, avane ile birlikte giderdim. Biz genelde meyhanelerde edebiyat şiir konuşur, roman tartışırdık. Bunun dıştan yansıması daha farklı olurdu. Tabi benim de aşırılıklarım, içki içip aşırıya kaçtığım olurdu. Para adamı ya terbiye eder ya terk eder. Ben terk edilenlerdenim. Şimdi iyi kötü gelirimiz var idare ediyoruz.

ic-3

AYSBERG BİRAHANESİ OKUL GİBİYDİ

SEVAL UYSAL: O yıllarda Denizli’de okumuş, aydın birkaç kişiydiniz galiba, yalnızlık çeker miydiniz?

KEMAL GÜRCAN: Denizli 1970-80’li yılların başında bu günden daha iyiydi. Ana cadde üzerinde 30’a yakın meyhane vardı.Şu anda 1 tane var. Bunu şu nedenle söylüyorum. Sosyal hayat dünyada ve Türkiye’de her zaman meyhanelerde ve barlarda olmuştur. Denizli o yıllardan çok çok geriye giderek bir iç Anadolu kenti haline dönüşüyor. 12 Eylül öncesinde Denizli’de sanat ve kültür arzusu daha çok yaygındı.

————————————————————————————————————-

DOC_BANNER

————————————————————————————————————-

SEVAL UYSAL: Yazan çizen, okuyan kimler vardı o zamanlar?

KEMAL GÜRCAN: Sadık Aslankara, Süleyman Boz, Mehmet Yazırlı, Talat Özgür vardı. Merkez Bankası’nın yanındaki parkın tam karşısında Aysberg birahanesi vardı, bir okul gibiydi. Millet işini gücünü bırakıp bir heyecan içinde oraya koşarak gelirdi. Çok düzeyli sohbetler edilirdi, edebiyat sanat konuşulurdu. Kaliteli müzikler dinlenirdi. Onun dışında arkadaş evlerine giderdik, Oğuz Öz müzisyendi. Çatı katında toplanır gitar çalar, müzik dinler eğlenirdik, her günümüz böyleydi.

ic-4

BİR GÜN İÇER, BİR GÜN SÜREKLİ KİTAP OKURDUM

SEVAL UYSAL: Şiire merakın o zamanlar mı başladı?

KEMAL GÜRCAN: Merkez Bankası’nın bulunduğu yer eskiden çocuk kütüphanesiydi. Orada çok güzel çocuk kitapları vardı, kitap okuma alışkanlığı oluşturdu bende. Ortaokulda tüm klasikleri okumuştum. Lise de ticaret okumama rağmen sürekli edebiyat okurdum. Bir gün içer, bir gün sürekli kitap okurdum. Hatta bir çok tanınmış yazar arkadaşımızla yaptığımız sohbette “Yahu Kemal, bu kadar kitabı hangi zaman sürecine sığdırdın?” diye şaşırırlardı.

SEVAL UYSAL: İlk şiirini hatırlıyor musun?

KEMAL GÜRCAN: Sanıyorum 1981’de Aysberg’de Süleyman Boz, Sadık Aslankara ile edebiyat tartışmaları yaparken yazdım.

ic-5

İLK ŞİİRİM SERAMİK KADINLAR’DI

SEVAL UYSAL: Dizeleri aklında mı?

KEMAL GÜRCAN: Seramik kadınlar/ taşlaşmış parmak uçlarında oynadığın çamur/pırıl pırıl/ dokunuyorsun kaya, çarpıyorsun bir kadın/kırık.

SEVAL UYSAL: Sonrası geldi galiba?

KEMAL GÜRCAN: Süleyman Boz babası albay olan bir kıza aşıktı. Kızın adı Güneş’ti. Kızı istedi vermediler. Akşamları rakı içiyoruz, şiir yazmak da bana düştü. Şiir de şöyle:
“Giderken göçmen kuşlar/ güneşi de götürdüler/ beyaz kış gece ve rakı/ bir de sensizlik bana kaldı.”
Ben herkese şiir yazar oldum. 90’lı yıllarda Mehmet Çınar’da sevgilisinden ayrılmış bana “Kemal Abi bana biraz basit ama buruk bir şiir yaz” dedi. Yazdım. Şöyleydi:
“Dün gece Hale Bopp’u gördüm./ Halesinde sen vardın/ iki bin yıl sonra da olacaksın/ hoşça kal Hale Bopp, hoşça kal sevgilim.”

SEVAL UYSAL: Herkese şiir mi yazıyordun?

KEMAL GÜRCAN: Evet isteyene yazıyordum. Herkesin cebinden, cüzdanından benim şiirlerim çıkıyordu. Meyhanede toplanır şairleri anardık. Bir gün kalabalık bir ortamda Orhan Veli gecesinde herkes şiir okuyor, Yılmaz Kahraman’da cüzdanında bir şiir çıkardı, okudu. Şiir bayağı bir alkış aldı, “kimin bu şiir?” dedik, meğer benimmiş..

ic-6

İYİ ŞİİR BİR GÜN KENDİ KİTABINI YAPAR

SEVAL UYSAL: Sana “kitapsız şair” diyorlar demek bundanmış..

KEMAL GÜRCAN: Evde 2 bine yakın kitabım var!

SEVAL UYSAL: Senin yazdığın kitabın yok ama, bu kadar şiir yazıyorsun bir kitapta toplamış değilsin, neden?

KEMAL GÜRCAN: Günümüzde bütün değerler, her şey insan da dahil bir metaya dönüştürüldü. Ben etik olarak, kitap çıkarmak için kendimi pazarlama gibi bir ihtiyaç duymadım.

SEVAL UYSAL: Pazarlama mı?

KEMAL GÜRCAN: Sonuçta Türkiye’de işler bu şekilde oluyor. Benim yapabileceğim olay değil. Ben şiirlerimi daha çok arkadaşlarımla, küçük çevremle paylaşıp mutlu olmasını bilen bireyim.

SEVAL UYSAL: Peki Kemal Gürcan şiirlerini gelecek kuşaklara nasıl aktaracak?

KEMAL GÜRCAN: İyi şiirse bir gün kendini bulur, kendi kitabını da yapar!

SEVAL UYSAL: Şiir yazmak kolay mı?

KEMAL GÜRCAN: Senin bir kitabın var, iyi bir yazarsın, iyi bir röportajcısın. Ama Türkiye’de iyi yazamayanlar şiir yazıyor. Yazılanlar şiir mi değil mi o da tartışma konusudur.

ic-7

İYİ ŞİİRİN KOKUSUNU ALIRIM

SEVAL UYSAL: Sence şiir nedir?

KEMAL GÜRCAN: Şiir farklı görmek, farklılığı yaşamaktır. Şiir yazmak kolay değildir, belli bir yaşamın ve birikimin sonucudur. Doğada ve yaşamda olanları farklı görmektir. Doğada her şey şairanedir, türkülerimiz de öyle. Mesela; “kuş kanadı kalem olsa ah yazılmaz benim derdim” bundan güzel şiir olmaz.

SEVAL UYSAL: İyi şiir yazdığını düşünüyor musun?

KEMAL GÜRCAN: Ben kendimi hep amatör hissederim. Arkadaşlarım şiirlerimi beğenir, iyi şiir yazdığım zaman mutlu olurum ve iyi şiirin kokusunu alırım. Şimdilerde Facebook’ta arkadaşlarımız benim şiirlerimi paylaşıyor. Beğenilere bakıyorum eski rektörden lise öğrencilerine kadar geniş bir yelpaze var. Bence beğeni yeterli değil, yorum da yapmaları gerekiyor. Birkaç cümleyle de olsa yorum yaparlarsa teşvik ederler, şairin alacağı en güzel ödül de budur.

ic-8

SEVDA VE HÜZNÜ İŞLERİM

SEVAL UYSAL: Bugüne kadar hangi şairlerle tanıştın,onlara şiirlerini okuyabildin mi?

KEMAL GÜRCAN: Can Yücel, İlhan Berk, Turgay Fişekçi, Küçük İskender, Ataol Behramoğlu, Cezmi Ersöz’le dostluklarımız oluştu. İçlerinden beni en çok etkiyen Can Yücel ve Küçük İskender’dir. İkisinin de zekası çok hızlı ve pratiktir. Onlara şiirlerimi de okudum. Beğenirlerdi.Bir gün Can Yücel “oğlum Kemal bana bir şiir oku” dedi. Benim aklıma bir dizem geldi. “Bir kahve ister ki canım/ dağlar geceleyin.” Can Yücel o davudi sesiyle “sen mi yazdın bunu?” dedi.

SEVAL UYSAL: Yayınlanmış şiirlerin var mı?

KEMAL GÜRCAN: Şiirlerim Adam- Sanat, Yaşasın Edebiyat gibi dergilerde yayınlandı.

SEVAL UYSAL: Bir gününü nasıl geçiriyorsun?

KEMAL GÜRCAN: Alkolü bırakalı 8 yıl oldu, sigarayı da bıraktım. Bahçeli güzel bir evim var. Denizli’deysem kitapevinde oluyorum. Evde 5 yavrusu olan bir kedim, bir köpeğim, tavuklarım ve civcivlerim var. Sabah 6.30’da kalkar onları doyururum. Öğleden sonra 4-4.5 gibi kitapevinden çıkar eve giderim, hepsi beni bekler, onları doyururum. Horozları tavukları seyretmek apayrı bir olaydır. Horozumun adı “Ödemiş”tir. Bunlar küçük ama güzel mutluluktur. Bunun dışında arkadaşlarla gezmeyi de severim. Mesela önümüzdeki günlerde Buldan’a, sonra da Kaş’a gideceğim.

SEVAL UYSAL: Şiirlerini neye göre yazıyorsun?

KEMAL GÜRCAN: Şair, şiir yaşantısına sahip olmalıdır, şiir gibi yaşamalıdır ama şiir gibi yaşamak için şair olmak da gerekmez. Ben şiirlerimde sevda ve hüznü işlerim. Eskiden cep aynaları vardı, arka cepte taşınırdı. Ben de hüznümü yanımda taşırım ara sıra çıkarırım.

SEVAL UYSAL: Denizli’de kültür ve sanat hayatını nasıl buluyorsun?

KEMAL GÜRCAN: Denizli giderek iç Anadolu kentine dönüşüyor. Çok güzel tiyatrolar geliyor ama bunların duyurusu yapılamadığı için salonun yarısı boş oluyor.eskiden böyle bir etkinlik olduğunda salonda oturacak yer bulunmazdı. Şimdi bu tür etkinlikler heyecansız şevksiz yapılır oldu. Gidenler de çok meraklı insanlar, bunun dışında sanat ve kültür sohbetlerinin yapıldığı mekanlar yok.

SEVAL UYSAL: Mekan bu kadar önemli mi?

KEMAL GÜRCAN: Bu bütün dünyada böyle olmuştur, mekan olmadan sosyal hayat paylaşılamaz. Her yerde belli mekanlar vardır ve sanat ve edebiyat akımları mekanlarda oluşmuştur. Her kentin belli mekanları vardır. Bu İstanbul’da da böyledir, Paris’te de böyledir. Atilla İlhan’ın gittiği pastane, Can Yücel’in oturduğu kahve, yazar çizerlerin buluştuğu Çiçek Pasajı.Eskiden Denizli Sanatsevenler Derneği vardı, hem etkinlikler adına, hem de buluşma anlamında önemli bir işlevi vardı. Ancak artık bu tür sosyal mekanlar mevcut iktidar tarafından kapatılıyor ve yok ediliyor. Biliyorsun Denizli’de kent merkezinin içinde bir çok mekan alkol sattığı için kapatıldı. Yeni açılacak mekanlarda da ruhsat alma mümkün değil. Sanat sevenleri buluşturacak, edebiyat sanat tartışmaları yapacakları bir mekan yok. Bir kitapevinde sergi açsanız ve alkollü kokteyl vermek isteseniz yasak, kapatılma nedeni. Bence bu bir hükümet politikası. Büyük bir cahilleşme ve geriye dönüş söz konusu.

Yorumlar

zeki   -  Bağlantı 4 Haziran 2014, 18:02

Kültür ve sanatın yeşereceği ortamların yok edilişi geleceğin silinmesi gibi bir durum aslında. Kemal Gürcan’ı sadece lakabiyla tanıyanların bu röportajı birkeç kez okumsını öneririm.

Ali EFE   -  Bağlantı 30 Nisan 2014, 14:46

ilk sanatseverler derneğinin açılışlarını aklıma getiriyorum evet güzel günlerdi her hafta ayrı bir etkinlik olurdu yönetim gayet ciddi ve disiplinli çalışırdı belli bir düzen ve genelde yaratıcı konularla her hafta dolu dolu dinletiler olurdu, o dönemde tüm emeği geçen arkadaşlara ayrıca burdan teşekkür ederim .denizli gazetesinden seval hanıma ayrıca teşekkür eder gazate olarak KEMAL GÜRCAN gibi ve diğer sanatcı arkadaşların gizli saklı kaybolmuş değerlerede bol bol yer vermenizi ister daha verimli raportajlar bekleriz..

SÜLEYMAN BOZ   -  Bağlantı 30 Nisan 2014, 13:03

SEVGİLİ ARKADAŞIM KEMAL GÜRCAN ile yaptığın röportaj, çok samimi, içten, lirik ve geçmişin o güzel değerlerini okuyucularına anımsatan bir röportaj olmuş Seval. Kemal bir röportaja, bir kitaba, bir filme sığmaz. Aslında onunla nehir söyleşiler yapıp kitap şeklinde yayınlamak gerekir.

KEMAL’İN YAYINLANMIŞ ŞİİRLERİNİ peçetelerden düzenleyerek ulusal dergilere ben gönderirdim eskiden. Şimdileri Mehmet Selçuk Facebook’tan paylaşıyor.. Edebiyatseverler de “şiir” okuyor böylece..

Kemal ile arkadaşlığımız 1979 Yılında başladı. Sanat, edebiyat, yaşama sevinci ve hüznü, değerlerimize sahip çıkma, toplumun ortak kültürel değerlerinin gelecek kuşaklara aktarılması/aktarılamaması, Denizli’ye gelen sanatçılarla arkadaşlıklar, yakın çevremize yapılan gezilerimiz hep Kemal’in prıltılı kişiliğiyle aydınlanmıştır.
Onun özgür yaşama tutkunluğu, düşünce ve ifade özgürlüğünü sonuna kadar kullanması şimdiki ve gelecek kuşaklara örnek olmalıdır. Okumaya, sanata, kültüre olan tutkusu ile Kemal, Denizlili bazı anlı şanlı işadamlarından daha çok kente yararı olmuş ve olmaktadır. Röportaş için kutluyor, Kemal’e de sevgi ve selamlarımı gönderiyorum. -Süleyman BOZ-

Yorum Yaz

Aşağıdaki gerekli alanlara bilgilerinizi girmelisiniz. e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

 karakter kaldı