SADRAZAM DAMAT FERİT’İN NASİHAT HEYETİ DENİZLİ’DE - denizlihaber.com - Denizli Haber, Denizli'nin en çok okunan gazetesi
REKLAMI GEÇ

SADRAZAM DAMAT FERİT’İN NASİHAT HEYETİ DENİZLİ’DE

8 Nisan 2013 Pazartesi

1919 yılı Nisan ayında, yani, 94 yıl önce tam da bugünlerde, Hükümet tarafından oluşturulan Nasihat Heyetleri memleketi dolaşmaya başlamıştı. Bu meyanda, Nasihat Heyetlerinden biri, Denizli’ye de uğramıştı. Nasihat Heyetlerinin ne olduğunu, amaçlarını ve yaptıklarını aşağıda okuyacaksınız.

Birinci Dünya Savaşı sonunda yenik sayılıp, 30 Ekim 1918 günü Mondros Mütarekesi’ni (ateşkes anlaşması) imzalayan Osmanlı Devleti’ni zor günler bekliyordu. Osmanlı Devleti’nin topraklarını paylaşmak için, daha savaş devam ederken anlaşmış olan, düşman devletler, bu planlarını uygulamaya başlarken, değişik etnik gruplar da Mütareke’den sonra düşmanca faaliyetlerini artırmışlardı.

17 Mart 1919 günü İzmir’de Vali Nurettin Paşa Başkanlığında düşman güçlere karşı Vatan topraklarını korumak amacıyla bir kongre toplandı. Ege Bölgesi vilayetlerini kapsayan bu kongrede Denizli’yi, Müftü Ahmet Hulusi Efendi başkanlığında bir kurul temsil ediyordu. Kongre coşkuyla tamamlanmış, şehirlerde ve ilçelerde savunma örgütleri kurulması kararlaştırılmıştı.

İstanbul’daki Halife Padişah Vahdettin ve Sadrazam Damat Ferit Paşa Hükümeti ise İzmir’de alınan kararın aksine, halkın düşman kuvvetlerine karşı koymasını engellemeye çalışıyorlardı. Dünya Savaşı yenilgisi sonrası, şehirlerin yönetimi ve vilayetlerde yapılacak yeni düzenlemelerin uygulanmasıyla ilgili olarak 31 Mart 1919’da Sadaret’de (Başbakanlık) bir toplantı yapıldı. Aynı günlerde Sadrazam (Başbakan) Damat Ferit Paşa, vilayetlere, şehzadeler (Padişah çocukları) başkanlığında, seçkin kişilerden oluşacak, birer “Heyeti Nasiha” (Nasihat Heyeti) gönderilmesi fikrini benimsedi. Sadrazam’a göre, heyetler, halka, Padişah adına teminat verecekler, savaş sonrası ortaya çıkan yeni dönemde nasıl davranılması gerektiğini halka anlatacaklardı. Padişah, bu heyetler sayesinde, değişik etnik unsurların, yeniden, eskisi gibi kardeşlik haline sokulabileceğini sanmakta idi.

1919 yılı Nisan ayında, İstanbul’dan Anadolu’ya ve Rumeli’ye gönderilecek Nasihat Heyetleri ve yapılması planlanan işler, İstanbul basınında yer almaya başladı. 11 Nisan 1919 tarihli İkdam gazetesi, Hükümet’in şehzadelerin başkanlığında iki heyet göndermeye karar verdiğini, bu heyetlerin memleketin muhtelif yerlerini gezerek halka, uzlaşma ve vatandaşlık hissi telkin edeceğini, bu heyetlerden Rumeli bölgesine gidecek olana Sultan Abdülmecit’in torunu Şehzade Cemalettin Efendi’nin, Anadolu’ya gidecek olana ise Sultan Abdülhamit’in oğlu Şehzade Abdurrahim Hayri Efendi’nin başkanlık yapacaklarını yazmıştı. Hükümet yanlısı gazetelerden bir başkası olan Sabah gazetesi de 14 Nisan tarihli başyazısında, Damat Ferit Hükümeti’nin, bir yandan yabancı ülkelere karşı durumumuzu düzeltmeye çalışırken, diğer yandan içişlerimizi normal duruma getirmek için uğraştığını yazıyordu.

Padişahın tutumunu ve Sadrazam Damat Ferit Hükümeti’ni destekleyen gazeteler, heyetlerin halk tarafından büyük bir coşku ile beklendiğini ve seyahatlerin amacına ulaşacağını yazıyorlar, Anadolu’da filizlenmeye başlayan direniş hareketini ise yerden yere vuruyorlardı.

Aslında, gerek yöneticilerin, gerekse bazı kraldan fazla kralcı gazetecilerin, her şeyi toz pembe göstermeye çalışmalarının, halkı zorla karşılama törenlerine çıkarmalarının, şehzadeleri de, yanlarındaki heyet üyelerini de aldatmaktan başka bir işe yaramadığı, kısa zaman içinde, anlaşıldı.

Anadolu’ya gidecek olan Nasihat Heyeti Başkanı ve Sultan Abdülhamit’in beşinci oğlu Şehzade Abdurrahim Hayri Efendi’ye göre; Heyet’in bu seyahatten amacı, savaşın felaketlerinden etkilenen Anadolu halkını Padişah’ın selamı ile onurlandırmak ve aynı zamanda Anadolu’nun ihtiyaçlarını yakından görerek neticesini Hükümet’e bildirmektir. Sadrazam Damat Ferit’e göre ise, Nasihat Heyeti’nin  vazifesi, daha ziyade manevi olup, halka Padişah’ın selamını iletmek, Padişahın sürekli olarak halkını ve memleketi düşündüğünü anlatmaktır.

Dahiliye Nazırı (İçişleri Bakanı) M. Ali Bey, İstanbul’da yayınlanan İkdam gazetesine 15 Nisan 1919’da verdiği demeçte heyetlerin görevi hakkında şunları söylemişti: “Heyetler, etnik unsurlar arasında ortaya çıkan karışıklık ve yanlış anlamaları gidermek ve bütün etnik unsurların birbirlerine karşı vatandaşlık hissiyle davranmalarını temin edecektir”. M. Ali Bey, İngilizce yayınlanan Monitor gazetesine verdiği demeçte de şunları söylemişti: “Bu heyetlerin gönderilmesinin önemli bir amacı vardır. Türkiye’deki değişik etnik unsurlar arasında var olması gereken ahenk ve barışı temin etmek. Padişah, ahengin sağlanmasını ve savaştan etkilenen imparatorluk içindeki değişik milletlerin birlik içinde olmalarını istiyor. Heyet, Anadolu’yu adım adım dolaşacak, halkın isteklerini dinleyip herkesi aydınlatacak, değişik etnik unsurlar arasındaki sevgi ve muhabbeti yeniden oluşturmaya çalışacaktır”.

Nisan 1919 ortalarına doğru heyetle ilgili hazırlıklar tamamlanmıştı. Şehzade Abdurrahim Efendi başkanlığında Anadolu’ya gönderilmesine karar verilen heyette şu isimler bulunuyordu: Bahriye eski Nazırı (Denizcilik Bakanı) ve Ayan Meclisi üyesi (Senato) Ali Rıza Paşa, Divanı Harp eski başkanı Mahmud Hayret, Süleyman Şefik Paşa, emekli general Ali Fevzi, Bursa Müftüsü Ömer Fevzi Efendi, Pazarcık eski müftüsü Halil Fehim Efendi, Karahisar eski mebusu Yanko Güvenidis, Dahiliye Nezareti (İçişleri Bakanlığı) Özel Kalem Müdürü Ohannes Efendi.

damat-ferit-1

Anadolu Nasihat Heyeti, gezinin ilk durağı olan Mudanya’ya gitmek üzere 16 Nisan 1919 günü İstanbul’dan hareket etti. Heyetin, Bursa, Balıkesir, Manisa, İzmir, Aydın, Denizli, Burdur, Muğla, Antalya, Isparta, Konya ve Trabzon şehirlerine sıra ile uğradıktan sonra Trabzon’da iki kısma ayrılarak, bir kısmının Karadeniz yolu ile İstanbul’a dönmesi, diğer kısmının da Doğu vilayetlerine seyahat etmesi planlanmıştı.

 

NASİHAT HEYETİ MUDANYA’DA

Heyetin ilk durağı Mudanya’dır. Heyet, İstanbul’dan ayrıldığı gün olan 16 Nisan gecesi Mudanya’ya gelmişti. Aynı gün Başbakanlığa ve İçişleri Bakanlığı’na birer telgraf gönderen Bursa Valisi Gümülcineli İsmail Bey, “Şehzade Abdurrahim Efendi’nin Mudanya’ya gelmekle kendilerini onurlandırdığını” bildirmişti.

 

NASİHAT HEYETİ BURSA’DA

Geceyi Mudanya’da geçiren heyet, ertesi gün, Bursa’ya hareket etti. Yol boyunca, polis, jandarma, öğrenciler ve halk tarafından törenlerle karşılanıp uğurlanan heyet, öğle vakti Bursa’ya geldi. Bursa’da da parlak törenlerle karşılanan heyet, Belediye Başkanlığı’nı ziyaret etti. Belediye önünde toplanan halka, heyetten Ali Rıza Paşa tarafından, bir beyanname okundu. Beyanname özetle şöyleydi:

            “Hepinizin bildiği gibi, son on yıldır büyük Osmanlı Devletimizi yöneten hükümetler suç zinciri içine girmiş ve bilhassa Dünya Harbi’ne girerek büyük bir basiretsizlik göstermiştir. Bunun sonucu olarak da, memleketimiz bugün elim bir vaziyette bulunmaktadır.

            Savaş felaketlerinin etkisinde kalmadık bir yer olmadığı gibi, halkımızın bu durumdan son derece üzgün olduğu görülüyor. Memleketimizin durumunu görerek ve ihtiyaçları yerinde inceleyerek, sonuçlarını Padişah Efendimiz Hazretleri’ne aktarmakla görevli olarak burada bulunuyoruz.

            Savaş esnasında maddeten ve manen uğradığımız zarar ve hasar, Padişahımızı fazlasıyla üzmüştür. Padişah Efendimiz Hazretleri, harp senelerinde vatana bağlılık konusunda ihmalleri görülenler hakkında yasal işlemleri yaptırmaktadır ve milletimizin bunlarla birlikte olmadığına emindir. Memleketimizin imarı, refaha kavuşması, her şeyden evvel asayişin temini ile mümkündür.

            Osmanlı tarihinde görülen bu gibi olayların yol açtığı zorluklar, milletin sabrı ve sükuneti ile Saltanat Makamı’na olan sadakati ve Hükümet’e itaati ile aşılmıştır.

            ….. Sonuç olarak, tüm vatandaşların hak ve hukukuna uygun hareket edilmesi ve yasalara uyulması herkese tavsiye oIunur”.

Ali Rıza Paşa’nın beyannameyi okumasından sonra Şehzade Abdurrahim Efendi, halka Padişah’ın selamını iletir. Tören, halkın “Padişahım Çok Yaşa” sesleriyle sona erer.

Bursa’da 20 Nisan günü Şehzade şerefine bir ziyafet verilir. Ziyafete, Vilayet Protokolu’na dahil memurlar, yüksek rütbeli subaylar, din adamları, İl Genel Meclisi ve Belediye Meclisi üyeleri ve değişik etnik unsurların ileri gelenleri katılırlar. Belediye binasında verilen bu ziyafetde, Şehzade Abdurrahim Efendi bir konuşma yapar ve “Bursa halkının hakkımızda gösterdiği samimiyetten çok duygulandım. Padişah Efendimiz Hazretleri’ne bu samimi gösterileri arz edeceğim. Hepinize teşekkür ederim” der.

 

NASİHAT HEYETİ BALIKESİR’DE

Nasihat Heyeti, ziyafetten sonra halkın alkışları arasında Bursa’dan ayrılarak, 22 Nisan 1919’da Balıkesir’e gelir. Heyet’ten Ali Rıza Paşa, Başbakanlığa gönderdiği telgrafda, yol boyunca gözlenen çoşkunluğun, halkın Osmanlı Hanedanı’na olan sarsılmaz bağlılıklarının bir delili olduğunu yazar.

Halka, gayrimüslimlerle iyi geçinmelerini ve Dünya Savaşı’nı kazanan ülkelerin askerlerine karşı gelmemelerini öğütlemek üzere yola çıkan Nasihat Heyeti, ilk vatandaş tepkisi ile, Balıkesir Burhaniye’de karşılaşır. 24 Nisan günü Balıkesir’den ayrılarak Havran’a, Havran’dan da Burhaniye’ye gelen heyet için Belediye binasında bir toplantı düzenlenir. Bu toplantıda, “Silahlı teşkilatlanmaya gerek yok. Sonu olmayan girişimlerinizle bizleri zor durumda bırakmayınız. Bir avuç insanla yedi düvele karşı nasıl baş edeceksiniz” diyen İstanbul Hükümeti temsilcilerine karşı çıkan Hacı Tali Bey, Müderris Şükrü efendi, Müftü Mehmet Hoca; “Bizler bu davaya inanmış insanlarız. Kararımız kesindir. Azmimiz iman haline gelmiştir. Kendimizi tutamıyoruz. Sizleri dinlemeye tahammülümüz yoktur. Derhal Burhaniye’den uzaklaşınız. Aksi halde şahlanan Millet gururu sizi yok edecektir” diye hitap ederler. Hiç beklemedikleri bu sözler üzerine şaşıran Nasihat heyeti üyeleri, Belediye binasından çıkarak, Jandarma gözetimi altında halkla temas etmeden yollarına devam ederler.

 

NASİHAT HEYETİ MANİSA’DA

Bir sonraki durak Manisa’dır. Manisa’daki, Türk, Rum, Ermeni ve Musevi ileri gelenleri, Nasihat Heyeti’ni Akhisar’da karşılar. Pazarcık Müftüsü Halil Fehmi Efendi tarafından beyanname okunur. Karşılama töreninde, Şehzade’ye hitaben bir konuşma yapan Kız Yurdu öğrencilerinden Fatma Hanım, “Yetim kalmak felaketine uğrayan biz yavrularınız, huzurunuzda bulunmaktan ve sizi selamlamaktan mutluyuz. Bizler şehit kızları olarak şefkat ve yardım kanatlarınız altında mesut ve bahtiyarız” diyerek Şehzade’yi duygulandırır.

Heyet, Manisa’ya gelir. Manisa Hükümet Konağı’na ulaşıncaya kadar yol boyunca toplanan halk Şehzade’nin bindiği saltanat bayrağı çekili arabayı alkış yağmuruna tutar. Manisa Valisi, şehrin ileri gelenlerini Şehzade’ye tanıtır. Hükümet Konağı’nın balkonundan halka hitap eden Şehzade, Padişah’ın selam ve iyi dileklerini iletir.

Geziyi başından beri izleyen ve izlenimlerini İstanbulda’ki gazetesine aktaran Mevlüt Çelebi adlı gazeteci bu durumu şöyle anlatır: “Halk, Padişah’ın selam ve iltifatı iletilirken ‘Padişahım çok yaşa’ diyor, ‘Allah bugünleri de gösterdi’ diyerek göz yaşları döküyorlardı. Şehzade’ye hitaben bir konuşma yapan Suphi Ali Bey, halkın Padişaha bağlılığını ve Osmanlı Hanedanı için sağlam hislerini dile getirdi. Şehzade, halkın bağlılığını Padişah’a ileteceğini vaat etti. Heyetten Mahmud Hayret Paşa, Padişah beyannamesini halka okudu. Tören, Şeyh Safvet Efendi tarafından yapılan dua ile sona erdi. Nasihat Heyeti, 26 Nisan 1919’da Manisa’dan İzmir’e hareket etti.”

 

NASİHAT HEYETİ İZMİR’DE

Heyet İzmir’e ulaşmadan, İzmir’de yayınlanan ve Damat Ferit Hükümeti’ni destekleyen Köylü Gazetesi’nde “Şehzademiz” başlığı ile, özet olarak, şöyle bir makale yayınlanır.

“Birkaç günden beri haber verdiğimiz üzere Osmanlı Hanedanı’ndan bir Şehzade’nin başkanlığındaki bir Nasihat Heyeti, şehrimize nur ve şeref salacaktır.

            Osmanlı Devleti için, Osmanlı Hanedanı’nın kıymeti başka bir mevki ve mahiyettedir. Milletin bayrağını, devletin şanını ve dinin şöhretini her tarafa ve kıtadan kıtaya ulaştıran Osmanlı Hanedanı’dır.

            Osmanlı Hanedanı, Türk Padişahlığından sonra Müslümanların dini başkanlığını ve bütün İslam aleminin manevi önderliğini de kazanmıştır. Osmanlı Hanedanı milletten asla ayrılmamıştır. Ancak, Meşrutiyet’ten sonra Hanedan ile Millet’in teması ve ilişkisi fazlasıyla azalmaya başlamıştır.

            Aydın Vilayeti’nin toprakları bir Şehzade’nin temasına mazhar olacağından dolayı memleket şimdiden sevinç içindedir”.

O günlerde İzmir, Denizli, Muğla ve Manisa, Aydın vilayetine bağlı şehirlerdir. Köylü gazetesinde, Nasihat Heyeti daha Bursa’da iken, 19 Nisan 1919 günü hakkında ayrıntılı bilgi verilmektedir:

“Padişahımızın ve Sadrazamın Anadolu’ya göndermeye karar verdikleri Nasihat Heyeti’nin görevinin öğüt vermek olduğu anlaşılıyorsa da, bu öğüdün cinsi bugüne kadar tam olarak bilinmiyordu. Bugün heyetin görevi biliniyor. Padişahımız savaşın getirdiği sıkıntıdan pek muzdarip olan halk arasında dostluk, birlik ve sevgi istiyorlar. Padişahımız, Anadolu’ya heyetler göndererek hepsi evlatları ve tebaaları olan muhtelif milletlere, memlekette kardeşçe, vatandaşça yaşamaları hakkındaki ulvi arzularını ileteceklerdir. Padişahımızla Hükümetimizin bu teşebbüsleri, memlekette millet farkı kalmadığını ve hukuki eşitliğin sağlandığını göstermesi itibarıyla gayet mühimdir.

            Eski bildiklerimiz geçmiştir. Artık şövenizm denilen milletçilik taassubu bundan sonra eski heyecan ve sıcaklığını koruyamaz. Bu milletçilik taassubu insanlık ve medeniyet için bir afettir. Dünyada milliyet farkları olsa bile insanlık ve beşeriyet farkları yoktur. Evvelce Anadolu’da Türk ve Rum kardeş gibi idi. Meşrutiyette siyasi ihtiraslar ile Türkler ve diğer milletler ayrıldılar, hatta bir diğerine adeta düşman kesildiler. Bunda her iki tarafın da sorumluluğu vardır. Bundan sonra unsurlar arasındaki fark sadece ibadethanelerde görünmeli ve bunun dışında herkes aynı duyguya ve aynı vazifeye sahip vatandaş olmalıdır…”

Şehzade Abdurrahim Efendi ve yanındakileri İzmir girişinde karşılayanlar şunlardı; Belediye Reisi Hacı Hasan Paşa, Belediye Meclisi Üyesi Yuan, Musevi cemaati namına Royno Korbiyel, Ermeni cemaatinden bir kişi, Rum basını namına Solomonidi, Fransız gazeteleri namına Aksantaki, Hürriyet ve İtilaf Partisi’nden Sadık, Aydın Valisi Ahmed Şükrü, Nasihat Heyeti mihmandarlığına tayin edilen Seyfullah İzzet, 56.Fırka Kumandanı Hürrem Bey, Vali yardımcısı Haşmet, Defterdar Besim, Merkez Kumandanı İhsan, Sabah Gazetesi Muhabiri Ali Ulvi, İstanbul Gazetesi Muhabiri Saim Bey.

Nasihat Heyeti İzmir’de üç gün kalarak çeşitli temaslarda bulundu. Padişah’ın ve Başbakan Damat Ferit Paşa’nın halktan birlik beraberlik içinde olunmasını istediğini değişik etnik grupların temsilcilerine aktaran Şehzade, İzmir ziyaretinden çok memnun kalarak 29 Nisan günü Aydın’a hareket etti. Burhaniye’deki olaydan sonra Manisa ve İzmir temasları Şehzade’nin moralini yerine getirmişti.

damat-ferit-2

NASİHAT HEYETİ AYDIN’DA

Yol üzerindeki istasyonlarda küçük törenlerle karşılanan heyet, Aydın’da parlak bir şekilde karşılandı. Halk ellerinde bayraklar olduğu halde akın akın istasyonda toplanmıştı. İstasyondan Hükümet Konağı’na kadar olan yol halılarla kaplanmış, bütün dükkan ve mağazalar süslenmişti. Şehzadeyi taşıyan araba istasyondan hükümet konağına halkın alkışları ve “Padişahım Çok Yaşa” sesleri arasında geldi.

Heyeti Aydın’da karşılayan halk arasında din adamlarının bulunmayışı şehzadenin dikkatini çeker. Şehzade, Vali vekili Fuad Bey’e, “Aydın’ın müftüsü, imamı, hacısı, hocası olmadığından mı yoksa başka bir maksatla mı heyeti karşılamaya gelmediler” diye sorar. Fuad Bey, “Aydın’da İttihat ve Terakki’ Partisi’ne mensup Esat Hoca’nın etkisi ve teşvikiyle karşılama törenine gelmediler” diye cevap verince, Şehzade, Esat Hoca ile görüşmek ister ve hoca, Şehzade’nin huzuruna getirilir.

Şehzade, hocaya, “Şehzade’yi bir misafir sıfatıyla olsun karşılamanız gerekmez mi?” diye sorar. Hoca’nın cevabı, Şehzade’de Burhaniye’dekinden çok daha büyük bir şok etkisi yapar.  Esat Hoca şöyle der: “Efendi hazretleri… Gelişinizin nedenini bildiğimiz için karşılamaya gelmedik. Bizim nasihata ihtiyacımız yoktur. Nasihatı bizlere değil, bizi ekonomik yönden öldürmeye çalışanlara vermeniz lazımdır”.

Hocanın bu sözlerine sinirlenen Şehzade, hocaya, “Padişahın vekilinin huzurunda bulunuyorsunuz ve millet arasına ikilik sokuyorsunuz” der. Şehzade, toplantı yerinden ayrılmaya hazırlanan Esat Hoca’ya tekrar dönerek, “Hoca, bütün bu sözler İttihatçı ağzından çıktığı için bizce bir kıymet ifade etmez” der. Esat Hoca ise, “Sözlerimin kıymetini ve içinde saklı hakikatlerin içeriğini siz takdir edemezsiniz. Aziz milletimiz elbette takdirde gecikmez. Millet bizim yolumuzdadır. Sizin yolunuzda kimsecikler yürümez” cevabını verir.

İktidarda bulunan Başbakan Damat Ferit Paşa’nın partisi olan Hürriyet ve İtilaf Partisi, düşman güçlerle işbirliği içinde olunmasını öğütlerken, İttihat ve Terakki Partisi düşman güçlerle mücadele edilmesini önermekte, Anadolu>>’da başlayan direnişi desteklemektedir. İttihat ve Terakki Partisi’nin İzmir sorumlusu Celal (Bayar) Bey, Batı Anadolu vilayetlerinde partisini örgütlemiş, örgütlerde din adamlarına da önemli görevler vermiştir. Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi Efendi, bu bölgede İttihat ve Terakki Partisi’ne üye olan en etkili isimlerden biridir. Aydın’daki Esat Hoca da aynı parti üyesidir ve Anadolu’nun düşmandan temizlenmesi için Kuvayı Milliye içinde birlikte çalışmaktadırlar.

Heyetin gezisi bu şekilde devam ederken, Sadrazam Damat Ferit Paşa, İstanbul’da yayınlanan Hükümet yanlısı Sabah gazetesine verdiği demeçde, heyetin faaliyetlerinden memnuniyetini dile getirerek şöyle der: “Nasihat Heyetine gösterilen saygı ve sevgi hakkında aldığım bilgiler pek memnuniyet vericidir. Her tarafta halk, Şehzade Hazretleri’ni selamlamak, Osmanlı Hanedanı’na olan bağlılıklarını göstermek için koşuyorlar. Sükun ve huzura doğru ilk tecrübe olunan bu gelişmeyi ben, faydalı bir durum olarak görüyorum. Şehzade Abdurrahim Efendi’nin heyetini başka heyetler takip edecek”.

Nasihat Heyeti Aydın’da ikiye ayrılır. Mahmud Hayret Paşa başkanlığında ve Süleyman Şefik Paşa, Yanko Bey ile Halil Fehim Efendi’den oluşan heyet Muğla’ya giderken, Şehzade Abdurrahim Efendi ve heyetin diğer üyeleri de Burdur’a doğru hareket ederler.

Şehzade Abdurrahim Efendi, Bursa, Manisa ve İzmir ziyaretlerinde kendisine gösterilen ilgiden gayet memnun, ancak Burhaniye ve Aydın’daki rencide edici sözlerden oldukça rahatsızdır. Heyet, Aydın’dan ayrıldıktan sonra, yol üzerinde bulunan Sultanhisar, Nazilli, Sarayköy, Denizli’ye uğrarlar. Heyet, Aydın’dan sonraki istasyonlarda, fazla zaman kaybetmeden bir an önce Denizli’ye ulaşıp dinlenmeye çekilmek istemektedir.

 

NASİHAT HEYETİ SARAYKÖY’DE

Şehzade, Sarayköy istasyonunda, halka pencereden şöyle bir görünüp “Merhaba” diyecek ve tren devam edecektir. Ancak Kuvayı Milliyeci Müftü Ahmet Şükrü (Yavuzyılmaz) Efendi, Şehzade’yi konuşma yapmadan bırakmak niyetinde değildir.

Önünde birkaç bayrak, ağaç dalları ile süslü 3 vagon halinde gelen Şehzadenin özel treni istasyonda durur. Yeşil kurdelalı rütbesi ile 20-25 yaşlarında görünen Şehzade’nin, pencereden, “Vatandaşlarım, teşekkür ederim, teşekkür ederim, memnun oldum, Allaha ısmarladık” demesi üzerine Müftü: “Sevgili şehzadem, bizler senin için toplandık burada, sizin gelmenizi bekliyorduk. Bu halk da sizi bekliyordu. Trenden in de, halk seni görsün” diyerek Şehzade’nin trenden inmesini sağlar. Şehzade trenden inip, halı üzerinde bir iki gidip geldikten sonra, “Teşekkür ederim, Sarayköy’lüler, memnun oldum. Allaha ısmarladık.” der.

Müftü, şehitlerin yetim kalan çocuklarına yardım edilmesini isteyince, canı sıkılan Şehzade, “Ben de bozuk düzen içinde bulundum. Gayrimüslimlerle iyi geçinin, kavga dövüş etmeyin, bana Allaha ısmarladık” deyip, yoluna devam eder.

 

NASİHAT HEYETİ DENİZLİ’DE

Nasihat Heyeti, 25 Nisan 1919 günü Denizli’ye gelir. Hükümet Konağı önünde toplanan halka, Heyet adına, Süleyman Paşa, Padişah beyannamesini okur. Beyanname okunduktan sonra, Hükümet Konağı’nda Vali’nin makam odasında yarım saat kadar dinlenen heyet üyeleri, daha sonra kendilerine ayrılan Tavaslıoğlu Mustafa Bey’in konağına giderler ve geceyi orada geçirirler. Ertesi sabah bir bölük süvarinin korumasında Denizli’den ayrılırlar.

Heyet üyeleri Denizli’deki karşılamadan fazla memnun kalmazlar ve hemen ertesi sabah hiçbir temasta bulunmadan Dinar’a doğru yola koyulurlar. Heyet’in Denizli’de herhangi bir temasta bulunmak istememesi ve şehri hemen terk etmesinde, elbette, bölgedeki direniş hareketinin önderi Müftü Ahmet Hulusi Efendi’nin büyük rolü vardır.

 

NASİHAT HEYETİ BURDUR’DA

Dinar’daki karşılama töreninden sonra Burdur’a geçen Şehzade, burada Aydın’da ayrılıp Muğla’ya geçen ikinci heyeti beklemeye başlar. Nasihat Heyeti, gelişen olaylardan İstanbul’u sürekli haberdar etmekte, gezinin çok başarılı geçtiğini, halkın Osmanlı Hanedanı’na olan bağlılığının arttığını vurgulamaktadır. 1 Mayıs 1919’da Sadrazam Damat Ferit Paşa’ya bir telgraf gönderen heyet üyesi Ali Rıza Paşa özetle şunları yazar: “Burdur’a gelindi. İzmir’den sonra Torbalı, Nazilli, Sultanhisar ve Denizli kasabalarına uğrandı. Yol boyunca halk tarafından emsali görülmemiş coşkunluk gösterildi. Heyet Aydın’da ikiye ayrıldı. Bir kısmı Muğla’ya hareket etmiştir. Bir gün sonra Isparta’da birleşilecektir”.

 

NASİHAT HEYETİ MUĞLA’DA

Mahmud Hayret Paşa’nın başkanlığını yaptığı heyet, 1 Mayıs 1919 günü Muğla’ya varmıştı. Heyet, Konakaltı Meydanında yapılan bir törenle karşılandı. Törene, Muğla’nın mülki ve askeri erkanı ile halk, öğrenciler ve azınlık temsilcileri katıldı. Tören, Padişah beyannamesinin okunması ile sona erdi.

 

NASİHAT HEYETİ ANTALYA’DA

Antalya, İtalyan askerleri tarafından, 28 Mart 1919 günü işgal edilmişti. Şehzade Abdurrahim Efendi ve heyet üyeleri, Burdur’dan sonra işgal altındaki Antalya’ya gitti. Nasihat Heyeti’nın Antalya’ya geleceğini öğrenen Antalya halkı, şehrin epeyce dışında heyeti büyük bir coşkuyla karşıladı.

Hükümet dairesi önünde toplanan halka Padişah beyannamesi okundu. Antalyalılar, Anavatan’dan ayrılmamak için canlarını feda etmeyi göze aldıklarını ve bir işarete baktıklarını söylediler. Oysa, gelen Heyet, halktan canlarını feda etmelerini değil, haklarında Padişahın ve Hükümetin verecekleri karara itaat etmelerini istiyordu.

 

NASİHAT HEYETİ ISPARTA’DA

Heyet, Antalya’dan Burdur’a geri döndükten sonra 8 Mayıs 1919’da Isparta’ya hareket etti. Isparta’da halkın coşkun gösterileriyle karşılanan heyete, halılar ve gül yağları hediye edildi. Nasihat Heyeti’nin Burdur ve Isparta gezilerini değerlendiren bir İngiliz denetim subayı, “İstanbul Hükümeti’nin, Nasihat Heyeti göndermekteki asıl amacın, etnik gruplar arasında barışı sağlamaktan çok Hükümet ya da Saray’ın Anadolu halkından bekleyebileceği desteği tespit etmek olduğunu” üst makamlarına yazdığı raporunda belirtiyordu.

 

NASİHAT HEYETİ KONYA’DA

Şehzade başkanlığındaki Nasihat Heyeti, Antalya’nın Korkuteli kasabasına uğrayıp, Eğridir-Yalvaç-Akşehir yolunu izleyerek Konya’ya gitti. 13 Mayıs 1919’da Konya’ya varan heyeti halk ve görevliler parlak bir törenle karşıladı.

Nasihat Heyeti’nin Konya’da bulunduğu sırada, 15 Mayıs 1919’da İzmir Yunan askerleri tarafından işgal edildi. İzmir’in işgal edildiğini öğrenen Şehzade İstanbul’dan ne yapması gerektiği konusunda bilgi istedi. Sadrazam Damat Ferit Paşa imzası ile iletilen telgrafta, “Şehzade’nin kimse ile temasına fırsat verilmeden, derhal, İstanbul’a dönmesi” isteniyordu. Özel bir trenle Konya’dan ayrılan Şehzade Abdurrahim Efendi ve Nasihat Heyeti, 19 Mayıs 1919 günü İstanbul’a döndü. Böylece, Padişahın ve Hükümetin izlemeyi planladığı politika sonucu kurulan Nasihat Heyeti, Anadolu’da, yöneticilerin zorlamaları sonucu, parlak törenlerle karşılanmasına rağmen, başarıya ulaşamadan işlevini sona erdirmiş oldu. Halk, Nasihat Heyeti’nin söylediklerine değil, Vatan’ın bağımsızlığı için mücadele kararı alanların sözlerine inanıp güvendi.

Tarihin ne garip bir cilvesidir ki, Şehzade Abdurrahim Efendi başkanlığındaki Nasihat Heyeti’nin, başarısızlığa uğrayıp, İstanbul’a döndüğü gün olan 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak basan Mustafa Kemal Paşa, Vatan topraklarını düşman güçlerin egemenliğinden kurtarmak için yeni bir dönemin başladığını ilan ediyordu.

Yorumlar

Erhan Yekta Özütürk   -  Bağlantı 11 Nisan 2013, 18:33

94 sene öece yine Nisan ayında,Şehzade’ye huzurunda.Aydın’lı aydın Hoca’nın verdiği cevabı ,nasihata ihtiyacı olmayan bir çok VatanSever muhakkak aynı cevabı,akillere, verecektir.

Erhan Yekta Özütürk   -  Bağlantı 11 Nisan 2013, 18:02

Tarih mükerrerden ibarettir.

Ders alamayanlara

bilmem ne demek gerek

zafer güner   -  Bağlantı 9 Nisan 2013, 02:39

‘Tarih tekerrürden ibarettir ‘ diyen eski bir darbı-mesel(atasözü) aklma geldi.

hakan   -  Bağlantı 8 Nisan 2013, 23:40

yine çok etkileyici ve manidar bir yazı olmuş.tarih tekerrürden ibarettir sözü gerçek oluyor demek ki.ve de inşallah gerçek olacak bu akil heyetin yanında bu büyük ülkeyi bu sıkıntılardan kurtaracak bir lider gelecektir.sn.Atamanı çalışmalarından dolayı tebrik ediyor,başarılarının devamını diliyorum.

KÜRŞAT ALPEREN   -  Bağlantı 8 Nisan 2013, 21:58

TARİH TEKERRÜR EDİYOR.EY DENİZLİ İNSANI OLAYLARI DEGERLENDİR.AKLIMIZI BAŞIMIZA ALALIM.YARIN ÇOK GEÇ OLMADAN.EMPERYALİSTLERİN UŞAKLIGINI YAPANLARDAN HESAP SORMAZSAK YARIN ÇOK PİŞMAN OLURUZ.BU SEFER YİĞİT AHMET HULİSİ GİBİ MUHTEREMLER,VE RAHMETLİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK GİBİ KAHRAMANLARIN ORTAYA ÇIKMASINI BEKLERKEN ÇOK AMA ÇOK ZAYİAT VERECEKMİŞ GİBİ GELİYOR.UYANALIM.

zafer   -  Bağlantı 8 Nisan 2013, 17:45

Mustafa Kemaller 100 yılda bir gelirmiş.1881’in üzerinden 100 yıl geçtiğine göre umarız aramızdadır.Her kimsen ve neredeysen acilen ortaya çık.Bu milletin ve vatanın sana çok ihtiyacı var.Bir işaret ver 50 milyon senin ardından gelecektir…

Yorum Yaz

Aşağıdaki gerekli alanlara bilgilerinizi girmelisiniz. e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
 karakter kaldı