“ARITMAYI VERİMLİ ÇALIŞTIRMAK ÖNEMLİ" - denizlihaber.com - Denizli Haber, Denizli'nin en çok okunan gazetesi
REKLAMI GEÇ

“ARITMAYI VERİMLİ ÇALIŞTIRMAK ÖNEMLİ”

21 Kasım 2014 Cuma

denizli-olmeye-yatan-nehir-menderes-menderes-tekstil-aritma-yasar-tok-kirlilik-h

Çok yeni bir çevre haberine yer vererek başlayalım. İçeriği yoruma ihtiyaç bırakmıyor.

Haber “AK Partili başkandan ‘termik santral’ tepkisi” başlığını taşıyor. Girişinde “Samsun’un Terme İlçesi’nin Ak Partili Belediye Başkanı Şenol Kul, ilçeye kurulmak istenen ithal kömürle çalışacak termik santrale karşı çıkarak ‘Burası Amazonların vatanı, burada termik santral olmaz’ diyerek, çevrecilerle birlikte mücadele başlattı” bilgisinin yer aldığı haberin devamında Başkan Kul’un“bölgenin Amazon kadın savaşçılarla ilgili turizm çalışmasıyla gelişebileceğini” belirttiği kaydediliyor.680 megavatlık termik santral kurulması için yasal girişimlerin başlamasının ardından, ilçede vatandaşların karşı örgütlenme için harekete geçtiğine yer verilen haberde, “73 bin nüfuslu ilçede vatandaşların ağırlıklı gelir kaynağını fındık ve pirinç üretimi oluştururken, termik santral haberi en çok çiftçileri endişelendirdi. Gölyazı bölgesinde Simenit Gölü çevresinde termik santral yapılmak istenmesinin turizm çalışmalarını olumsuz etkileyeceği” bildiriliyor.

Doğan Haber Ajansı tarafından servis edilen haber şöyle devam ediyor: “Belediye Başkanı Şenol Kul belediye binasına0 ’Temiz hava, temiz çevre istiyoruz. Santral istemiyoruz’ yazılı afiş astırdı. Santralin ilçeye kurulacağını tesadüfen öğrendiğini, şirketin kendilerine hiçbir bilgi vermediğini belirten Başkan Kul, “ÇED süreciyle ilgili ilçede yapılacak toplantı tarihinden bir hafta sonra muhtarlar derneğine bildirim yazısı geliyor. Bize ve ilçemizdeki diğer kurumlara hiç haber verilmiyor. Bu nasıl iş? Madem bu çok güzel bir yatırım, neden gizli bir şekilde bacadan girer gibi geliyorsunuz? Yapılması planlanan santralin kömürü, Kolombiya, Rusya, Güney Afrika’dan getirilecek. Saatte 225 ton, yılda 1 milyon 620 bin ton kömür kullanılacak. Saatte 100 bin metreküp su kullanılacak. Enerjiye karşı değiliz ama kirli yatırıma karşıyız” dedi.

Terme’nin, Amazon kadın savaşçıların başkenti olduğunu söyleyen Başkan Şenol Kul, “Gölyazı bölgesinde tarihte kadın savaşçılar Amazonların yaşadıkları rivayet ediliyor. Bilim adamları çalışmalar yapıyor. Hazırladıkları kitapta Amazon kadın savaşçıların Terme’den diğer topraklara yayıldığı yazıyor. Amazonların başkentine termik santral yapılmak isteniyor. Nasıl olurda bu santralin bölgemize kurulmasına izin verilir? Çevreye uyumlu bir kalkınma olması lazım. Turizm varken bu santral neden? Turizm merkezi olacak bir yeri katletmek istiyorlar. Biz ’3 T’ istiyoruz. Tarım, ticaret, turizm. 4’ncü T yani termik santral, bu 3 T’yi yok eder. Bu santral kesinlikle burada yapılamaz” diye konuştu.

Termik santral karşıtı mücadelenin siyaset üstü bir durum olduğunu dile getiren Başkan Şenol Kul, “Ak Parti’nin tüzüğünde de çevre duyarlılığı var. Bizim partimizin bu konuda bizim yanımızda olacağını hissediyorum. Halka rağmen hiçbir şey yapılamaz. Eğer bir bedel ödenmesi gerekiyorsa siyaseten de, madden de, manen de ben bu bedeli ödemeye hazırım. Biz gelecek nesilleri düşünmek zorundayız. Gelecek seçimden daha önemlisi gelecek nesillerdir” dedi.

Habere yorum gerekir mi? Ötesi yok. Bir yerel belediye başkanına yakışır tutumun ender örneklerinden birisine tanık oluyoruz. Umuyoruz bu itirazlar giderek başka bölgelerde de ortaya çıkar ve kamu alanına daha fazla yayılarak sorumluluk bilincinin toplumsallaşmasına katkıda bulunur.

10

MENDERES TEKSTİL’DEYİZ
Ölmeye Yatan Nehir dizi yazıları içinde Lycus Vadisi’ne ayırdığımız gezi ve görüşmeler devam ediyor. İki ayı aşkın süredir devam eden Çürüksu maceramız, son haftalarda organize sanayi bölgeleri ve bölge tekstilinde söz sahibi firmalarla görüşmelere dönüştü.

Denizli OSB Müdürü Tanju Beştaş görüşmesini Küçüker Tekstil gezisi takip etti. Bu hafta yaptığımız gezi mekanı ise Menderes Tekstil oldu. Bölge tekstil endüstrisinde oldukça büyük bir pay sahibi olan firma, aynı zamanda Büyük Menderes nehrinin üzerinde kurulu olması nedeniyle mutlaka görülmesi gerektiğine inandığımız bir yerdi. Hem işletmenin istihdam büyüklüğü(çalışan sayısı 4500 kişi), hem bu istihdamın Menderes üzerinde yaratacağı çevresel etkiler ilgimizi çekiyordu.

Öğle saatlerine doğru başlayan görüşmemiz, özellikle atıksu arıtma tesisi ve katı atıkların depolama bölgesine yaptığımız geziyle devam etti. Firmanın tesis sorumluları yanı sıra Akça Holding’in üçüncü kuşak temsilcisi Osman Akça bize eşlik etti. Gezi boyunca yalnız bırakmadı ve tesisin tüm üniteleri ile gezilip görülmesine nezaret etti.

2

4500 KİŞİLİK İSTİHDAM
Menderes Tekstil’in Sarayköy’de, Büyük Menderes nehrinin hemen yanı başında kurulu olan fabrikasının genel müdürlüğünü 30 yıldan beri Ali Atlamaz yapıyor. Görüşme randevusunu veren de oydu.

Doğrudan Ali Bey’in odasına çıkıyoruz. Bizi içtenlikle karşılıyor. Çay ve sudan oluşan karşılama içeceklerini beklerken kısaca çalışmamızdan bahsediyoruz. Konumuz Büyük Menderes nehri ve onun kirlilik sorunları. Akça Tekstil’in nehir üzerinde kurulu olması ziyaret nedenimiz. Burası aynı zamanda Nehrin yukarı havzasının son bulduğu nokta. Bundan sonra Aydın-Söke’ye uzanan aşağı nehir havzası başlıyor. Birkaç yüz metre geride Çürüksu ve Menderes birleşip fabrika bitişiğinden akıp gidiyor. Çürüksu’dan gelen atıksularla harmanlanmış suyun rengi burada da değişmeden yoluna devam ediyor. Tüm bu nedenler, Menderes Tekstil’de yapacağımız gezinin sebeplerini oluşturuyor.

Müdür Ali Atlamaz “memnuniyetle” diyor. “Bizim atık tesisimiz Türkiye’de sayılı tesislerden birisi. Özellikleri şimdiye kadar gezip gördüğünüz tesislerden farklı ve daha gelişmiş. Bunları ben size anlatmayacağım. İlgili arkadaşlarımız var. İnsan Kaynakları Müdürümüz Mehmet(Alptekin) Bey ve atıksu arıtma tesisinden sorumlu arkadaşlarımız sizi gezdirecek. Orada her şeyi size gösterirler. İstediğiniz soruyu sorabilirsiniz.”

Fabrika kapasitesini anlamaya çalışıyorum, “4500 çalışanımız var” diye yanıtlıyor. Bu rakam büyüklük konusunda yeterince açıklayıcı. Geçen kış birkaç ay boyunca neredeyse her gün Buldan’a gidip geldim. Bu gidiş gelişleri fabrikanın hemen yanındaki eski köprüden, Tosunlar kasabası üzerinden yapardım. Doğal olarak işçilerin her gün servislerine  civar yerleşimlerden ve Buldan’dan geliş gidişlerine tanık olurdum. Bölge insanı için ne kadar önemli bir istihdam odağı olduğunu, sabahın kör saatlerinde, o yol boyu sıra sıra dizilmiş servis bekleyen işçi kafilelerinden biliyorum.

8

‘GENÇ OSMAN’ OSMAN AKÇA
Müdür Ali Bey’in bürosuna önce İnsan kaynakları Müdürü Mehmet Alptekin ve arıtma tesisi sorumluları giriyor. Sonradan birinin kimyager, diğerinin kimya mühendisi olduğunu öğrendiğim sorumlu arkadaşlarla tanışıyoruz. Kimyager Güngör Güler tesisin her şeyinden sorumlu. Beraberinde bize eşlik eden Nedime Ceyhaner ise kimya mühendisi.

Bir iki kare fotoğraf çekelim derken, elinde telefonla kapıda genç birisi beliriyor. Ali bey “Üçüncü kuşak Akça’lardan Osman Akça, dedesinin adını taşıyor” diyerek gelen genç patronu bize tanıştırıyor. “Sizinle birlikte tesisi gezecek, hem de sorularınıza yanıt verecek” diyor.

Çaylar içiliyor ve kısa süre sonra kalkıyoruz. Fabrika çok büyük bir kompleks. Arıtmaya kapalı alan gezi taşıtıyla gidiyoruz.

Nereden başlayalım? En iyisi tesisten çıkan kirli suyun arıtmaya geldiği noktadan başlayarak gezelim. Bu arada arıtma ünitesinin çeşitli kısımlarında kısa bilgiler alırız.

“Burası dengeleme havuzu. İşletmenin bütün bölümlerinden çıkan atık suyun tamamı bu havuza geliyor. Bu havuzun özelliği suyu dengelemektir. Burada havalandırıyoruz. Kirlilik yükü saatler arasında çok farklı geliyor. Bu kirliliği sistem üzerine doğrudan yüklersem, kimyasal dozajları, mikroorganizma, aktif çamurda falan dengesizlikler oluşuyor. Bu havuz aslında bundan sonraki kimyasal ve biyolojik arıtmaya bir hazırlık. Buradaki amaç gelen tüm kirlilik yükünü stabilize etmek.”

“Günlük olarak işletmeden ne kadar kirli su çıkışı oluyor?”

“Bizim saatlik 400 ile 500 ton/saat ortalama atık suyumuz geliyor. 24 saat kesintisiz çalışıyor ve tesis toplam kapasitemiz 12.000 m³/gün olarak projelendirilip kuruldu. Şu anda ortalama 10.000 m³/gün kapasiteyle çalışıyor.”

5

24 SAAT ONLİNE İZLEME VE OTOMASYON
Güngör Bey, bizi biyolojik arıtmaya doğru yönlendirirken, yol boyu katı atık bölümlerini görüyoruz. Tümüyle ayrıntılı düzenlenmiş, her cins atık için ayrı kısımlar ayrılmış, her katı atık kendi bölümüne istiflenmiş. Belli periyodlarla, atık cinsine göre anlaşmalı, sertifikalı taşıyıcılarla bertaraf tesislerine gönderiliyor.

Arıtmanın tamamı baştan sona bilgisayar kontrollü çalışıyor. Girdiğimiz izleme ve kontrol odasında büyükçe bir bilgisayar ekranından tüm sistemin o anki çalışma durumu ve değerlerini izleyebiliyorsunuz. Sorumlu Güngör Güler ekranın başına geçip sistemin nasıl programlandığını, arıtmanın nasıl bir yol izlediğini burada bir kez daha özetliyor. İşaretçiyi menüler üzerinde gezdirerek sırasıyla tüm bölümleri gösteriyor ve sisteme ait verilerin anlık olarak nasıl takip edildiğini açıklıyor.

7

“Sistem, bütün havuzlarda tamamen şu gördüğünüz seviye şamandıralarıyla, pH değerleriyle, oksijen değerleriyle, otomatlar üzerinde ölçtüğü değerlerle girişinden çıkışına kadar arıtmanın çalışmasını sağlıyor.” Oldukça karmaşık gibi görünen, aslında oldukça basit bir sistem. Su geliyor, havuzda dengeleniyor, kimyasal arıtma havuzuna yükleniyor, burada suyun rengine kadar bir takım işlemlerden geçiyor ve biyolojik arıtmaya aktarılıyor. Oradan da deşarja hazırlanıyor. Ama tüm bunların gerçekleşme süreci bazı kriterleri, standart çevre değerlerini içermek zorunda. Suyun oksijenlenme oranından tutun, pH değerine, hatta rengine kadar.

___________________________________________________

Bahar_imaj_450x150

___________________________________________________

“Bu sistem tamamen bizden bağımsız olarak çalışıyor. Her şey bu sisteme entegre olmuş durumda.”

“Ali Bey arıtmanın diğerlerinden daha farklı ve gelişmiş olduğunu söyledi. Sizin sisteminizi diğer arıtmalardan ayıran özellik nedir?”

“Dozajlama denilen bir şey var. Ne kadar ihtiyaç var, sistem bunu otomatik olarak dozajlıyor. Dozajlamadan kastım şu, ihtiyaç ne kadar var, 50 kilo. Bakanlığın koyduğu değerleri dikkate alarak alt ve üst sınırlarda bu ölçü otomatik olarak sistem tarafından işleniyor. Bakanlığın 10.3.1 tablosuna göre sistemi kurduk. Ama fazladan otomasyona bağladık. Otomasyona bağlandık ki, insan unsuruna bağımlı olmasın. Burada kimse olmadığı zamanlarda sistem kendi kendine çalışsın. Bizim bildiğimiz kadarıyla bu Türkiye’de bir ilk. Biz burada çalışma seviyesini de belirleyebiliyoruz. Sistem sayesinde kapasitenin gelen atık su miktarına göre çalışmasını sağlıyor, böylece enerji tasarrufu da elde ediyoruz.”

4

ARITMA KURMAK DEĞİL VERİMLİ ÇALIŞTIRMAK ÖNEMLİ
Osman Akça söze giriyor, “Türkiye genelinde en büyük ve gelişmiş arıtma olarak görüyorum ben bunu. Arıtma teknolojisinin en gelişmiş olanını kullandığımızı düşünüyorum.”

İnsan Kaynakları Müdürü Mehmet Alptekin söz alıp ilginç bir bilgi veriyor. “Yaşar Bey, arıtma tesisi kurmak demek, o tesisi etkin ve verimli kullanmak anlamına gelmiyor. Eleştiri olsun diye söylemiyorum ama denetim esnasında çalıştırmak yetmez. Bizim burası, denetim olsun olmasın 24 saat otomasyon icabı çalışmak zorunda. Hiçbir şekilde kaçar göçer olma şansı yok. Diyelim ki arıtmada mikroorganizma ya da bakterilerin ölmeyeceği kadar çalıştırdınız. 3-4 saatlik bir duraksama biyolojik sistemi bozar. Bunu da ancak iki haftada geri kazanabilir, eski haline getirebilirsiniz.”

“Oksijen değerleri standartlara uygun çıkıyor mu?”

Bu soruyu Güngör Güler yanıtlıyor. “Aslında burada bir oksijen standardı yok. Kimyasal ve biyolojik oksijen değerleriyle anlatılmak istenen, her ikisinin reaksiyonlarının tamamlanmasıdır. Ne kadar yüksek oksijenle su atarsanız o kadar bu süreçler tamamlanmış demektir. Bu da çevreye verdiğiniz zararın minimum ölçekte az olması anlamına gelir. Zaten Büyük Menderes nehrindeki asıl sıkıntı da bu atıkların nehir suyundaki oksijeni tüketmesinden kaynaklanıyor.”

1

ARITMA YATIRIM DEĞERİ 8 MİLYON TL
Gezimiz Biyolojik arıtmaya doğru devam ediyor. Yol boyu konuşuyoruz. “Kimyasal arıtmaya yeni yeni geçiliyor. 90’lı yıllarda bir biyolojik arıtma olayı vardı. Şimdi ise Denizli’de bir kimyasal arıtma kurmak, onu faaliyete geçirmek, onu atıksu arıtmasında kullanmak gibi bir yatırım var insanlarda. Çünkü tekstil sektöründe kirlilik değerleri yüksek. Bu kirliliği biyolojik arıtmalara yüklediğiniz zaman, verimlilik çok iyi olmayabiliyor. Kapasitesini aşan yük yüklemek uygun değil.”

Kimya Mühendisi Nedime Ceyhaner araya girip ekliyor; “Herhangi bir kurum veya Bakanlık bize bunu dayatmadı, tamamen kendi inisiyatifimizle bu milyon dolarları harcadık. Sadece kurmak yetmiyor, o maliyeti bir yılda işletme maliyeti olarak harcıyorsunuz.”

“Buradaki yatırım maliyeti nedir?”

“Yaklaşık 8 milyon lira civarında.”

Aylık elektrik tüketimi ise 100.000 TL’ye ulaşıyormuş. Fabrika içinde 20 Megavatlık bir enerji santrali var.

“İlk arıtma ne zaman kuruldu?”

“1997 yılında kuruldu. Daha sonra 2013 yılında kapasitesi genişledi, teknolojisi değişti. Çevre izni olan az sayıdaki işletmeden biriyiz. Çoğu kişide Çevre İzni yoktur. Biz bunlarla ilgili çalışmalarda gerek yatırım ve gerek izinler olarak çok hızlı yürüdük.”

Bu bilgilerin çoğunu fabrikanın çevre sorumlusu olan ve 1998 yılından beri çalışan Güngör Güler’den alıyoruz. Aslında herkes kendi alanıyla ilgili konularda bilgi verdi demek daha doğru olur. Çünkü buraya aktardığımız açıklamaların her bir bölümü farklı sorumlular tarafından ifade edildi.

6

Başta Osman Akça, İnsan Kaynakları Müdürü Mehmet Alptekin, Çevre sorumlusu Kimyager Güngör Güler ve Kimya Mühendisi Nedime Ceyhaner’le gezi boyunca ve arıtmadan ayrıldığımız ana kadar birlikteydik.

Gezdiğimiz son nokta deşarj havuzu oldu. “Çıkış noktasına geldik. Burada, savaklardaki berraklığı görüyorsunuz. Su artık buradan Büyük Menderes nehrine bağlanıyor. Arıtmamızın son noktası burası.”

ISO 14000 ISO 18000
Geziden sonraki gün İnsan Kaynakları Müdürü Mehmet Alptekin’i telefonla aradık. Çevre ve üretim konularında hangi sertifikaları var merak ediyoruz.

“Bizim birçok konuda sertifikamız var Yaşar Bey. Ama en önemlisi bu yılın sonuna kadar tamamlanacak denetimlerden sonra ISO 14000 Çevre Yönetim Belgesini (Alman kökenli TUV-SUT firmasından alınacak) ve ISO 18000(OHSAS) Uluslararası İş Sağlığı ve İş Güvenliği Belgesini alacağız. Aslında bu son belge Bakanlıkça zorunlu değil ama Türkiye’de yaşanan iş kazalarını düşünürseniz, böyle bir belgelendirmenin ne kadar acil ve önemli bir ihtiyaç olduğunu takdir edersiniz. Bu belgeleri alacağımız kurumlar, sıralamada bizim TSE’den önce gelirler.”

9

Menderes Tekstil gezimizi burada noktaladık. Sonrasında öğle yemeği ile finali yapılan geziden çıkardığımız önemli bir noktaya vurgu yaparak devam edelim:

Tekstil sektörü ağırlıklı bu gezilerimizden çıkardığımız en önemli sonuç, sanayicinin de kirlilik sorununa vakıf olduğu ve bu sorunlarla ilgili yaşanan suçlamalardan psikolojik olarak rahatsızlık duydukları. Sadece kaçak su deşarjlarının değil, mevcut arıtma tesislerinin de verimli çalışmadığının farkında oldukları. Bizim gezdiğimiz büyük ölçekli kurumların hepsinde de arıtma tesisi var ve bu tesislerin tam zamanlı bir kapasite ile çalıştığı bilgisi verildi. Ancak denetimler konusunda yaşanan sıkıntıların sektörün diğer bölümlerinden kaynaklanan kirlenmeleri engelleyemediğine de ima yoluyla ya da açıkça değindiklerini söyleyebiliriz.

Nitekim önümüzdeki hafta yayınlayacağımız Çevre İl Müdürü Fikret Büyüksoy söyleşisinde de aynı biçimde şikayetler yer alıyor. Bizzat Bakanlık nezdinde yarattığı rahatsızlıklar Müdür Büyüksoy’un kendisi tarafından dile getiriliyor.

3

NEDİR BU pH?
(Burada kısa bir bilgi notu verelim: Sıkça sözünü ettiğimiz pH, bir çözeltinin asitik veya bazlık derecesini gösteren bir ölçü birimidir. Sulardaki pH yoğunluğu 1’den 14’e kadar rakamlarla ölçülür. pH 7’de hidrojen ve hidroksil iyon düzeyi eşittir. Hidrojen iyonları artarsa suyun pH değeri düşer ve su asidik olur. Tam tersi, hidrojen iyonları arttığında pH değeri yükselir ve su alkali hale gelir. İşte bunun için sudaki pH 7’nin aşağısı ise su asidik, pH 7’nin üzeri bazik sudur. Türk standardına göre içme sularındaki pH değeri 4.5-9.5 arasında olmalıdır. Yönetmeliğe göre, insani tüketim amaçlı kaynak suları ve içme suları etiketinde pH değerinin gösterilmesi gerekiyor. Düşük pH’lı sular korozif oldukları ve bu özellikleri ile birtakım metalleri çözebildikleri için içilmemesi gereken sulardır. (Bu bilgileri, Dr.İsmail Mert’ten aktaran Güngör Uras’ın makalesinden aldık.)

Yorum Yaz

Aşağıdaki gerekli alanlara bilgilerinizi girmelisiniz. e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
 karakter kaldı