Mimariden dokumaya Ekşihöyük kazıları - denizlihaber.com - Denizli Haber, Denizli'nin en çok okunan gazetesi
REKLAMI GEÇ

Mimariden dokumaya Ekşihöyük kazıları

Mimariden dokumaya Ekşihöyük kazıları

Ekşihöyük, Denizli’nin Çal ilçesine bağlı Dayılar köy yerleşiminin hemen yanı başında bulunuyor. Baklan ovasına bakan bir konumda. Hemen yanında bir göl var su kaynağı olarak. Ama daha önemlisi Büyük Menderes nehrinin sulama yörüngesindeki arazileri kontrol ediyor.

Haber Merkezi / DENİZLİHABER / 7 Eylül 2017 Perşembe, 10:51

Ekşihöyük, Denizli’nin Çal ilçesine bağlı Dayılar köy yerleşiminin hemen yanı başında bulunuyor. Baklan ovasına bakan bir konumda. Hemen yanında bir göl var su kaynağı olarak. Ama daha önemlisi Büyük Menderes nehrinin sulama yörüngesindeki arazileri kontrol ediyor. Denizli Coğrafyasının, insanlığın yerleşik toplum formları için koruduğu çok değerli tarihsel örneklerden bir tanesi. Bölge tarih öncesi yerleşmeleri için adeta laboratuvar gibi. 8600 yıl ve geriye doğru gitme olasılığı bulunan yerleşme katları, onu şimdiden arkeolojinin Batı Anadolu’daki “Alacahöyük”ü yapmaya aday.

Şimdiye kadar Denizli yerleşik yaşam tarihi konusunda en eski verileri Beycesultan höyüğündeki yerleşme katları sunmuştu. Çeşitli uygarlıklar burada kurulmuş, zaman zaman Kuvvalia ya da Arzawa’ların başkenti olabileceği fikri ortaya atılmıştı. Bunların hiç biri kesin saptamalar değildi. Verilere değil, verilerin oluşturduğu fikirlere dayanıyordu. Bunu bizzat Beycesultan kazı Başkanı Eşref Abay söylüyordu.

Çivril-Baklan ovasında yapılan yüzey araştırmaları yıllarca sürdü. Bazılarına, basın mensubu izleyici olarak iştirak etmiştim. Yanlış hatırlamıyorsam birkaç yıl önce 120’nin üzerinde höyük tespit edilmişti. Tümü de tarih öncesi yerleşmelerin izlerini taşıyordu. Ekşihöyük bilimsel kazı başkanlığını sürdüren Fulya Dedeoğlu, son yaptığımız görüşmede bu rakamın 160 küsura ulaştığını belirtti.

Özellikle Çal-Baklan topraklarının buluştuğu yerlerin çok fazla yerleşime sahne olduğu görülüyor. Bunun nedeni ne olabilir? Olasılıkla Büyük Menderes’in kıvrımlarının küçülüp su biriktirmeye elverişli derinlikler yaratması. Başka bir neden toprağın verimliliği ve iklimin kısmen sertleşmesi, bir başkası arazinin engebeli ve savunma olanaklarına elverişli olması olabilir. Bunlar benim çıkarımlarım. Bende bu kanaati oluşturan, batıda Çökelez dağının, Çal Bekilli doğrultusunda (adını bilmediğim) başka bir dağ dizisinin araziyi çevreliyor oluşu. Sebebi çok çeşitli başka etmenlerle ilişkili de olabilir. Bu konuda söz hakkı arkeologlarındır.

Ekşihöyük kazıları 2015 yılında başladı. 2007 yılından beri Beycesultan kazı başkan yardımcılığını yürüten Dr. Fulya Dedeoğlu ve ekibi kazıyor. Kazı asıl olarak Denizli Müzesi, Müze Müdürü Hasan Hüseyin Baysal’ın başkanlığında yürüyor. Fulya Dedeoğlu ve ekibi, kazının bilimsel araştırma başkanlığı ve sorumluluğunu üstleniyor. Bu ayrım kazı literatürü için önemli.

2015 yılında başlayan çalışmaların ilk yılında pek kazı yapılmadığını, o yıl yapılan hazırlıklardan sonra geçen yıl ilk kazmanın vurulduğunu belirtiyor Fulya Hoca. Elde edilen buluntuların iki yılın sonuçları olduğunu belirtiyor. Ancak iki yıl arkeolojide çok uzun bir zaman dilimi değil. Hatta binlerce yılın tarihi ve kültürünün gün yüzüne çıkarıldığı düşünülürse, iki yıl, iki gün kadar kısa sayılabilir. Bir de çalışma fiili zamanının aylar, hatta haftalarla ölçüldüğü hesaba katılırsa, bu gün elde edilen sonuçlarla ulusal ve uluslararası literatürde yer bulmaya başlamış olması, olağanın ötesinde bir anlama kavuşuyor.

Konuyu bir akşamüstü kazı evinde buluştuğumuz ekiple ve Yrd. Doç. Dr. Fulya Dedeoğlu’nun kendi özetiyle daha iyi anlayacağımızı umuyorum. Biz sorduk, Hoca yanıtladı. Bizim sorularımızın önemi yok. Önemli olan onun verdiği yanıtlar ve bu yanıtlardaki Ekşihöyük’ün tarih bilgisine yaptığı katkı. O nedenle Fulya Dedeoğlu’nun anlatımıyla Ekşihöyük söyleşisini olduğu gibi sunuyoruz.

PROJE 2003 YILINDAN BERİ VAR
“Burada 2003 yılından beri devam eden bir yüzey araştırması projemiz vardı. Onun sonucunda burada 18 yerleşim tespit ettik neolitik ve erken kalkolitik döneme ait. Onlardan bir tanesi ekşi höyüktü. Daha sonra, 2015 yılında Denizli Müze Müdürlüğü başkanlığında bir kurtarma kazısı yapalım dedik. Tespit etmemize rağmen tarımsal faaliyetler devam etmekteydi. Üzerinde kaçak kazı çukurları falan da vardı. Bunun üzerine Denizli Müzesi başkanlığında hızlı bir kazı çalışması başlattık.
Bizim yüzey araştırmasında elde ettiğimiz materyaller, neolitik dönemin en erken evresine ait. Seramikler bulmuştuk. Onun yanı sıra orta Anadolu’yla da benzer karakterli kendine özgü bazı seramik kültürlerini tespit etmiştik. Yaptığımız kazılar da aslında buna benzer sonuçlar verdi.

TARIM VE HAYVANCILIK GEÇİM KAYNAĞI
En geç tabaka, büyük olasılıkla Selçuklu-Bizans dönemine ait bir mezarlık alanı. Onun hemen erkeninde, bizim milattan önce 5800’lere tarihlediğimiz, hem radyo karbon veriler hem materyal kültürleriyle tespit ettiğimiz bir tabakamız var. Arada bir orta kalkolitik var ancak bunu tam tespit edemedik arkeolojik olarak. Ama daha çok mimarisiyle milattan önce 5800’e tarihlenen tabaka tespit ettik. Bu döneme ait evler dikdörtgen formlu mimariden oluşuyor. Malzeme de göller yöresiyle türdeş özellikte. Boyalı seramik kültürü vs. yapılar. Belli ki tarım ve hayvancılık temel geçim kaynağını oluşturuyor.

U BİÇİMLİ YAPILARIN SIRRI 6600
Daha erken tarihlerde, M.Ö 6000-6200 yıllarına tarihlenen bir tabakamız var. Orada U biçimli bir yapı var. O da bu döneme ait. Yapının özelliği şu: iki evresi var bizim şu ana kadar tespit ettiğimiz. Erken evresi daha anıtsal gözüküyor. 8 metre uzunluğunda. Bu güne kadar yaptığımız çalışmalarda en azından bu döneme ait başka örneği yok. O nedenle bizim açımızdan iyi bir örnek yapı. Bu sene yapının erken evresi tabanını açtık ve yeni bulgulara ulaştık. Onun daha erkenine giden bir tabakamız daha var yine aynı alanda. İkinci bir U biçimli yapı inşa edildiğini gördük. Bu yapı yüzeye çok yakın o nedenle açmadık. Dolayısıyla tam tarihini bilmiyoruz ama 6.200’den daha önce olduğu kesin. Daha erken bir tabakada olduğunu biliyoruz. Onun daha erkeninde kireç tabanlı yapılara rastlıyoruz aynı alanda. Kireç taban geleneği bu bölgede birkaç yerde daha var. Hem göller yöresinde; Hacılar’da, Badem Ağacında, hem de Ulucak’ta, Çukurüstü’nde… Daha çok Çukurüstü’nden biliyoruz çağdaş dönemde. Burada da var. Dört evre boyunca kireç taban uygulaması yapılmış. Yine aynı alanda, o da M.Ö 6600 tarihlerini veriyor.

KİREÇ TABAKALI YERLEŞME EVRELERİ
Bu sene yaptığımız çalışmalar, “bunun da erkeninde ne var, etrafında, U biçimli yapıyla çağdaş yapılar var mı”sorusuna yanıt oldu. Onu tespit etmek için hem geniş alanda kazdık, hem de daha erkene, kireç tabanın da erkenine gidiyor mu diye öğrenmeye çalıştık. Sonuçta gördük ki, evet, tahmin ettiğimiz gibi erkene gidiyor. Henüz radyo karbonumuz yok ama ilişkili olarak daha erken evreye giden üç tabaka daha tespit ettik. Bunların erkeninde de kireç tabanların devam ettiği öngörüsüne ulaştık.
Daha erkeninde mimari biraz daha ahşaba döndü. Ahşap direk çukurları vs. tespit ettik. Yani her halukarda 6600’ün öncesine giden üç tabakamız, üç evremiz daha var. Burada zikrettiğimiz tüm tarihler milattan önceye ait olarak vurgulanıyor. Yani günümüzden 2000 yıl daha ekleyerek hesaplayacaksınız. Bu da 8600 yıl öncesi demek oluyor.

26 KİŞİLİK EKİP
Bu yıl kazı ekibi olarak tüm personel 25-26 kişiydik yaklaşık. Bizim ekibimiz ağırlıklı olarak uzmanlardan oluşuyor. Öğrenci sayımız az. Arkeojeoloğumuz var Nevşehir Üniversitesinden, Antropoloğumuz var Trakya Üniversitesinden, Koç Üniversitesinden bir arkadaşımız Botaniği çalışıyor, Doç. Dr. Rana Özbal var, bu yıl katılmadı ama seneye katılacak taban analizimizi o yapacak. Viyada Enstitüsünden bir arkadaşımız var, İstanbul Üniversitesinden Yrd. Doç. Dr. Emre Gündoğan var…
Projelerimiz var, bilimsel araştırma projelerimiz. Seneye bir TÜBİTAK projesi planlıyoruz. Bu arada Türk Tarih Kurumundan destek alıyoruz. Çal Belediyesinden destek görüyoruz. Ayrıca özel işletme desteklerimiz var Küp Şarapları mesela… Bunlar çok büyük destekler olmasa da bizim için çok önemli kaynaklar.
Burası bir müze kazısı. Kültür Bakanlığı ile muhatap olmamız müze üzerinden. Ödeneğimiz de müzeye geliyor. Müze Müdürlüğü kazı başkanlığını yürütüyor, biz bilimsel kazı heyetiyiz.

AZ ZAMANDA ÇOK SONUÇ
Önceki yıllarda çok kısa süreli kazılar yapıyorduk. İlk defa bu yıl tam anlamıyla bir kazı yapabildik. Ödenekler tüm Türkiye’de olduğu gibi burada da sınırlıydı. Bu yıl bir buçuk aylık bir çalışma yapmış olduk. Ben aynı zamanda Beycesultan kazılarında kazı başkan yardımcısıyım. Önceki yıllar Beycesultan kazılarını tamamlayıp buraya geliyorduk, ilk defa bu yıl iki kazı iki hafta kadar çakıştı. Buradaki kazı ne kadar sürer bilmiyoruz ama gitgide uzuyor. Kısa bir süre çalışırız diye bakıyorduk ama veriler geldikçe anlaşılıyor ki bu koşullarda bir on yıl çalışılabilir. Ama şöyle bir şey var, bu bölgede birkaç yerleşim daha var kazmak istediğimiz. Bir tanesi de Aşağıseyit’te.
Dayılar köprüsü yanında asar var. Orası da çok önemli. Ancak orada çok fazla Roma dönemi materyali var. O nedenle orayı kazacak olursak bir klasik arkeologla birlikte çalışmamız lazım.Bir de buna zamanımız yeter mi bilemiyorum. Yineönemli bir yerleşim olduğunu belirteyim.

BU ZENGİNLİĞİN KAYNAĞI SU!
Bölgeyi genel olarak prehistorya açısından değerlendirirsek, belli ki iskan oldukça yoğun burada. Yani hem prehistorik dönemlerde, hem protohistorik dönemlerde. Bunun nedeni aslı olarak su. Büyük Menderes nehri var. Bir de ova çok verimli sulak olduğu için. Örneğin, Çivril ovası daha yoğun iskana sahip. Baklan da az yoğun sayılmaz. Bulunduğumuz yer coğrafi olarak hem Çal, hem de Baklan coğrafyasına girer. Oldukça verimli sonuçta. Bu konuda daha derinlemesine araştırmalar yapacağız. Dediğim gibi coğrafyacı arkadaşlar da gelecek önümüzdeki yıl. O zaman daha iyi anlayacağız. Yakınımızda bir göl var, onu da seneye arkadaşlarımız sondaj çalışması yapıp inceleyecek. Gölden elde edilecek sonuçlarbize epey veri sağlayacak diye umuyoruz.

DOKUMACILIK HEP VARDI
Özellikle erken dönemde ağırşak kültürü var. Her yerde görmüyoruz bu ağırşak ve ağırlıkları. Mesela Ulucak Höyük’te yoğun biçimde vardı, burada da var. Bu bulgular bize neyi gösteriyor, erken dönemden itibaren dokumacılığın burada yoğun şekilde olduğunu söyleyebiliriz. En azından bu yerleşimde var. Geç dönmede, ikinci binyılda da bölgede dokumacılık yaygın biçimde vardı. Günümüz dokumacılığıyla ilişkisi bu açıdan kurulabilir. Ancak bu yerleşimleri sadece dokuma kültürüne odaklanarak yorumlamak doğru değil. Çok başka özellikleriyle önemli bizim için.
Şimdiden literatüre girdiğimizi söyleyebilirim. Gelecek yıllarda yapılacak çalışmalarda elde edeceğimiz bulgular, bize daha kesin öngörülerle tarihsel geçmişi yorumlama imkanı verecek.”
Ekşihöyük kazılarını, Yrd. Doç. Dr. Fulya Dedeoğlu’nun bir akşamüstü, gün batımı saatinde yaptığımız sohbette böyle vakıf olduk. Anlaşılan o, yapılan kazı çalışmaları önümüzdeki yıllarda da devam edecek. Hoca umutlu. 8600 yıldan da geriye doğru bulgulara ulaşmayı bekliyorlar. Bu olağanüstü bir sonuç olacaktır. Sadece bölge için değil Batı Anadolu ve Türkiye tarih öncesi için! Başlı başına bir keşif adeta.
Biz Ekşihöyük kazıların, bulgularını ve bilimsel sonuçlarını gözlemeye devam edeceğiz.

Yorum Yaz

Aşağıdaki gerekli alanlara bilgilerinizi girmelisiniz. e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

 karakter kaldı