Pamukkale’den mektup ve düşündürdükleri - denizlihaber.com - Denizli Haber, Denizli'nin en çok okunan gazetesi
REKLAMI GEÇ

Pamukkale’den mektup ve düşündürdükleri

Pamukkale’den mektup ve düşündürdükleri

Denizli Pamukkale örenyeri antik havuzunda yapılan uygulamalar, geçtiğimiz haftalarda UNESCO’ya kadar uzanan bir şikayet mektubuna konu oldu. Mektup UNESCO Türkiye Milli Komisyonunun yanı sıra, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Döner Sermaye İşletmesi Merkez Müdürlüğü, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Denizli İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Denizli Valiliği, Aydın Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü ve Anadolu Kültürel Girişimcilik A.Ş.’ne gönderildi.

Haber Merkezi / DENİZLİHABER / 13 Eylül 2017 Çarşamba, 14:56

Pamukkale antik havuz ve çevresi ile ilgili uygulamaları konu alan mektup, Şehir Plancısı Nur Köse tarafından kaleme alınmış. Kurban Bayramının arifesinde e-posta adresimize doğrudan gönderilen mektubun içeriği, özel olarak antik havuzda yapılan temizlik çalışmalarının havuza zarar verdiği iddiasını içeriyor. Yapılan çalışmalarda havuzun koruma kurallarına uyulmadığı, sorumluların başta işletmeci Anadolu Kültürel Girişimcilik A.Ş olmak üzere ilgili kamu kurumları olduğu dile getiriliyor.

Nur Köse, yaptığımız telefon görüşmesinde şikayete konu olan çalışmalar ve gözlemlerini aktardı. Kendisinin uzun yıllar Pamukkale’ye gidip geldiğini ve antik havuza her gelişinde girdiğini belirtti. Bu güne kadar yapılan bakım, temizlik ve diğer hizmet alanları konusunda yerleşik bir gelenek olduğunu bildiğini ve bu durumun son gelişinde değiştiğini gözlediğini söyledi.
Önce ilgili mektubun içeriğinden kısa bölümler vererek, iddiaların hangi konulara odaklandığını özetleyelim.

“42 yıldır antik havuzun daimi bir ziyaretçisi, bir Şehir Plancısı ve hem bölgeyi hem de Antik Havuzu çok iyi bilen birisi olarak, Antik Havuz’da işletmeci firma DETUR bünyesindeki Anadolu Kültürel Girişimcilik tarafından yapılan yanlış uygulamalar üzerine, size de yardımcı olacağını düşündüğüm bu bilgi notunu hazırlama gereği duydum. Dikkate alacağınızı umarım…

Yosunların kazınması
Yıllardır, sadece kış aylarında, havuza giren çıkan sayısı azaldığında, havuz içerisindeki su hareketliliği azaldığı için, su içerisindeki kayalar ve derin bölge fazla yosun tutar gibi olduğunda sadece basınçlı suyla (Anadolu Kültürel Girişimcilik gibi kazıyarak ya da metal fırçalarla dibinden fırçalayarak değil) havuz içerisinde bir hareketlilik yaratılarak yosun oluşumu yavaşlatılmakta, yazın buna daha az gerek duyulmaktadır… Havuz görevlilerine neden sürekli hummalı bir şekilde yosunları kazımaya çalıştıklarını sorduğumda da şikayet edildikleri ifade edilmiştir.

Temizlikte kimyasal kullanımı
Ayrıca, 29 Temmuz 2017 tarihinde tekrar Antik Havuz’a geldiğimde, havuzda aşırı bir kimyasal kokusu fark ederek ne olduğunu sorduğumda, önce bir şey söylenmek istenmemiş ama yoğun ısrarlarım neticesinde havuzun bittiği yerden itibaren ayak basılan alanların, havuz girişlerinin ve havuz içerisindeki tüm iç yan kenarların ve havuza su akan kanalların kimyasalla yıkandığı ifade edilmiştir… İçildiğinde sağlık üzerindeki etkileri, İstanbul Üniversitesi Tıbbi Ekoloji ve Hidroklimatoloji Anabilim Dalı’nın raporlamalarıyla son derece kesin olan bu suya yapılanlar affedilebilir değildir! Ve yine tüm ısrarlarımıza rağmen havuza ayrıca kimyasal atılmadığı ifade edilmiştir ki bu da pek inandırıcı değildir. Çünkü havuzun içerisinde bir tane bile yosun kalmaması için metal fırçalarla azılı bir mücadele verilmesinden başka, “Pislik” zannedilen, havuz içerisindeki taşların üzerinde kalan yosunlar da ağarmış, bembeyaz ve pis bir krem-beyaz renk almıştır.

Suyun moleküler yapısı
Belli bir zaman sonra havuzun görünüm olarak eski haline geleceği düşünülse bile, havuz zemininin de altındaki kaynağın kimyasallarla bozulmasına, havuzun doğal dokusuna, içerisine giren insanlara ve suyu içenlere verilen zarar hayret vericidir. Bu bir kirlilik değil, daha fazlasıdır. Kirlilik yaratan krem ve yağa havuzda izin verilmemesi ama suyun moleküler yapısını bozan kimyasalların havuz içerisinde bulunmasında bir sakınca görülmemesi akıllara zarardır. Zaten suyun içerisinde bulunduğu zeminlerde ve diplerde de uygulanan kimyasalın dibe çökerek orada kaldığı da su altına bakıldığında barizdir. Bu dibe çöken kimyasalın bir kısmı birikecek, hatta zeminin altındaki kaynakta da bozulmaya sebep olacaktır. Antik havuzda su sadece kaynak olarak ifade edilen yerde değil her yerde yüzeye çıkmaktadır, havuzun tamamı bir kaynaktır, sadece derinliğin arttığı yerlerde yüzeye çıkma daha fazladır. Ayrıca, havuzun içerisinde ana kaynak olarak belirtilen yerde de benzer işlemlerin yapıldığı göze çarpmaktadır…

UNESCO mirası kararı
1988 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi’nde 485 sıra numarasıyla alınan Pamukkale-Hierapolis, içerisindeki bu Antik Havuz’la birlikte bu listede yer almıştır. Sonuç olarak, hiçbir enfeksiyon ve mikrop barındırmayan, ve onlarca yıldır her gün binlerce insanın girmesine rağmen bir kişinin bile enfeksiyon kapmadığı bu havuzu, içerisindeki yosunlardan dolayı “pis” olarak nitelemek ve havuzun 1400 yıllık doğal yapısını oluşturan yosunları ve bitki örtüsünü yok etmek, suyun içerisindeki ve kenarlarındaki bitki ve yosunları taşlardan metal fırçalarla kazımak, kimyasallarla hem bu havuza giren, bu suyu içen insanlara ve hem de havuzun kendisine zarar vermek hakkı kimsede olamaz!..

Zemine mıcır dökülmesi
Ayrıca, almış olduğum duyuma göre, havuza çok ciddi miktarda (40 ton gibi) bir mucur dökme hazırlığı yapılmaktadır. Kayıtlara girmesi açısından belirtmek isterim ki, havuzdaki küçük çakıl taşları mucur değildir! ve şu anda havuzda sadece özelikle 3 yerde çakıl taşları vardır: 1- Suların kanallarla Antik Havuza aktığı misafir girişinin olduğu yerdeki merdivenlerden taşlarla bezeli büyük alana gelinceye kadar olan kısım ki burası köprünün hemen altından geçtikten sonra bulunan set şeklindeki taşlarla bitmektedir, 2- Diğer girişteki merdivenlerin olduğu yerden taşlarla bezeli büyük alandaki mermer beyaz yürüyüş yolu şeklinde kendini gösteren taşlara yaklaşıncaya kadar olan kısım, 3- İp çekilmiş olan derin bölgenin dip kısımları…

Alan koruması
Sonuç olarak, Antik Havuz içerisine mucur dökülerek, yüzlerce yıldan bugüne gelen havuzun doğal görünümüne ve dengesine müdahale edilerek bir zarara sebep olunması, bu yosunlarla ve bahsedilen ve havuza nitelik kazandıran bahsi geçen bu 4 farklı bitkisel dokuyla cansiperane mücadelenin sürmesi, havuz içeriğine doğal olmayan metal fırçalarla bu yosunları ve bitkileri kazıma (kaldı ki zaten yeterince zarar verilmiş durumdadır), havuz içerisine ve çevresine kimyasallarla (1 gram bile olsa) müdahale yöntemlerinin sürdürülmesi, tarafımıza bu tip uygulamaların bir daha asla yapılmayacağı, ve yapılmaması konusunda da takipçi olunacağı konusunda kurumlardan bir bilgi verilmemesi halinde, Antik Havuzu işletmekle sorumlu kurum ve korumakla yetkili tüm kurumlar, ve bizzat bu kurumların içerisinde koruma görevini yerine getirmeyen kişilere yönelik hukuki yollara başvurma hakkımızı saklı tuttuğumuzu ihtar ederim. Nur Köse- Şehir Plancısı.”
***
Yukarıda ilgili bölümlerini verdiğimiz mektubun şikayetleri aslında üç ana başlık altında toplanıyor. Birincisi yosunların temizlik yöntemi, ikincisi temizlikte kimyasal kullanımı, sonuncusu da zemine mıcır döküleceği iddiası.

Söz konusu iddiaların birinci derecede muhatabı olan Anadolu Kültürel Girişimcilik adına işletme bölge müdürü Kazım Tali’nin yaptığı açıklamalar, geçtiğimiz hafta bu sütunlarda “antik havuzda havuz problemi” başlıklı habere konu olmuştu. Şirket yönetim kurulu başkanı Firuz Bağlıkaya, genel müdür Ufuk Yılmaz ve bölge müdürü Kazım Tali, iddiaların doğru olmadığı ve yapılan çalışmaların İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ile Müze Müdürlüğü denetiminde olduğunu açıklamışlardı.

Konu çeşitli boyutlarıyla tartışılabilir. Ne şikayet mektubu, ne de şirket yetkililerinin açıklamaları yaşanan sorunları çözmek için yeterli değil. Bu tartışmaların derli toplu ve çözüme dönük bir çerçevede ele alınması ancak işin asıl sorumlusu olarak zikredilen kamu kurumlarının ne yaptığı ve yapması gerektiğine bakmaktan geçer. Çünkü antik havuz temizliği konusunda verilen direktifin doğrudan İl Kültür Müdürlüğü’nden geldiği savı ciddi bir iddia.

Bu amaçla ilkin İl Kültür Müdürlüğünden Müdür vekili Gülsüm Çelebi’yi aradık. Amacımız şikayet edilen temizlik uygulamaları direktifinin müdürlük yetkilileri tarafından verilip verilmediğini kendisinden öğrenmekti.

Yanı sıra denetim sorumluluklarının yasal sınırını ve çerçevesini sormak ve ne gibi bir uygulama içinde olduklarını sormaktı.

Ayrıca zemine mektuptaki ifadeyle mucur, işletmeci şirketin ifadesiyle çakıl taşı dökme talebi konusunda ne yapıldığına dair bilgi almaktı.

Son olarak, Aydın Kültür Varlıkları Bölge Koruma Kurulu ile antik havuz ve travertenlerin korunması konusunda nasıl bir işbirliği içinde olduklarını, belirledikleri bir denetleme mekanizması olup olmadığını, denetim süre ve zamanlarını, sorumluluk alanlarını kendilerinden birinci el bilgi olarak almaktı.

Olmadı. Yine kapı duvar çıktı karşımıza. Müdürlük telefonlarına bakan görevli hanımefendi önce müdire hanımın telefonda olduğunu, sonra görüşmesinin bittiğini ve bağlayacağını belirtmesine karşın, az sonra müdire hanımın valilikte olduğunu ve daha sonra bize ulaşabileceklerini söyleyip kapattı. Telefonumuzu bıraktık ancak zaman zaman olduğu gibi bu kez de kaçamak bir tutuma şahit olduğumuz kanaati bizde hasıl oldu.

Kendi değerlendirmemize gelince:
Pamukkale işletmesinde her dönem baş gösteren sorunlar son bulacak gibi görünmüyor. Bu sorunların zaman zaman nüksetmesinde kimin ne yaptığının önemli olmadığını düşünüyorum. Çünkü orası devlet tarafından bir rant alanı olmaktan ziyade bir kültürel turizm alanı olarak değer kazandırılmadıkça, kim gelirse gelsin aynı şikayetlerle yüzleşeceğiz. A şirketi gidecek, B şirketi gelecek ama aynı işlemi yapacak. Birisi koru fazla kaçıracak, diğeri yosunları fazla temizleyecek, öbürü çakıltaşını fazla dökecek… sonu yok. Bu işlemler burada yıllardır yapılıyor. İlk defa yapılsaydı tartışmanın anlamı olurdu. Önceki dönemlerde yine kimyasal kullanıldı. Ama göze batmadı, kokusunu duymadık. O zaman yapılan işlem fark edilmediyse, bunun müsebbibi vicdani sorumluluktan muaf mı tutulmalı?

Ya da havuz zeminini zamanında betonlayanlar az mı sorumlu hala! O zeminin antik dönemdeki gibi olmadığı biliniyor. Her gelen değişiklik yapıyor. Ek yapıyor veya bir şeyi eksiltiyor. Neden herkese aynı sorumluluğu yüklemiyoruz? Burada şimdi yapılanın doğru olduğunu söylemiyorum. Yapılanı görmedim ayrıca. Ancak şikayete konu olan bir uygulama varsa, bunun soruşturulması gerekmez mi?

Bildiğim kadarıyla bu şikayetler Denizli Valisi’ne ulaştığında Vali Bey ilgili kurum müdürleri ve işletmeciyi çağırıp konuştu. Sonuç ne? Bilmiyoruz. Neden? Bilme hakkımız yok mu? Neden bir basın açıklamasıyla konunun üzerine gidilmez de sümen altı edilir? Neden daire ya da kurum müdürleri sus pus olur, telefondan kaçar veya randevu verip makamındaki görüşmeden kaçar? Aynı durumla Dalaman Çayı araştırmamız boyunca defalarca karşılaştık. Şimdiki tutum o dönemki tutumdan farksız.

Pamukkale bir dünya mirası olduğu için övünmek pek bir şey kazandırmaz. Aslolan orayı koruyup gelecek nesillere doğasını bozmadan, üzerine bir şeyler ekleyerek, koruyarak bırakmak değil mi?

Bu gün günlük masrafı 100 TL’lik bir Pamukkale sizce de övünülecek bir ören yeri mi?

Hiç kimsenin gitme cesareti bulamadığı bir yer olması ne kadar hoşumuza gidiyor?

Sadece para kazanılacak doğal oluşum olarak gördüğünüzde elbette başka şeyleri gözünüz görmez. Oysa insanlığın belirli bir tarih evresinde travertenleri kadar inanç sistemiyle, yerleşim kültürüyle, ekonomisiyle, doğal zenginliğiyle ve toplumsal yaşam formuyla çok yönlü bir kültürler kavşağıdır Hierapolis ya da güncel adıyla Pamukkale. Bunu kavramak çok mu zor?

Bir kez daha ifade edelim, Pamukkale Hierapolis’tir. Travertendir, antik havuzdur, müzedir, kenttir, tiyatrodur, inançların geçit resmidir, mirastır…

Ekonomik değerini teslim edelim ama tarihsel-kültürel değerini ekonomik değerine kurban ettikçe oradaki tartışmalar bitmeyecek. Her dönem yönetenlerin ve işleticilerin baş ağrısı olmaya devam edecek.

Giriş gişeleri geçtiğimiz yılsonunda bir yıllığına kiraya verilmişti. Yeni yıl yaklaşıyor ve ihtimal bu günlerde yeni bir ihale şartnamesiyle ‘pazara’ çıkacak. Eğer 2013 yılındaki gibi oldu-bittiye getirilmezse, diğer 376 örenyeri gibi topluca ihaleye verilecek. Hangi yasaya göre verilecek? Devlet İhale Yasası mı, Kamu İhale Yasası mı, yoksa Kamu İhale Yasaları Sözleşme Kanunu mu? Hangisi olduğunun çok önemi var mı? Ama ihaleyle özel işletmeye verileceği aşikar. 2009 yılından beri bu artık yerleşik hale geldi.

O halde en önemli şey, ihale yasası yanında Kültür Bakanlığı’nın denetim mekanizmasını detaylandırması. Örneğin Pamukkale travertenlerinde, antik havuzda su salma, temizlik, bakım, gibi lokal işleri özel bir biçimde il müdürlükleri eliyle sıkılaştırması, Bölge Koruma Kurulu’nun bu denetimler için uyguladığı prosedüre şikayet konularını içeren detayları eklemesi… çok mu zor?

Biz bu tartışmaların asıl olarak kamu denetimiyle azalacağı iddiasını sürdürüyoruz. Umarız sağduyulu birileri çıkar ve yetkisini, etkisini kullanarak yapılması gerekenlerin ucundan tutar. Yoksa bu tartışma daha çok kurum müdürü, müdiresi ve görevlisi eskitir.
***
Buraya son bir not düşelim: Ey görüşmekten kaçan ve her şeyi valiliğin iznine sığınıp üzerinden atan kamu kurumu müdürleri! Siz böyle yaptıkça sorumluluktan kurtulmuyorsunuz. Aksine daha da sorumlu hale geliyorsunuz. İnsanların kanaatlerinin olumsuz algıya dönüşmesine yol açıyorsunuz. Bir gördüğümüzü, yaşadığımızı ve bize yapılan muameleyi yazmaktan imtina etmeyeceğiz. Siz kaçtığınız sürece işin peşini bırakmayacak, daha da araştıracağız. Sorumluluklarınızı, görevlerinizi, kamuya, halka karşı ödevlerinizi yerine getirip getirmediğinizi sergilemekten geri durmayacağız. Çünkü gazetecilik budur. Gazetecilik doğru ve gerçek olana ulaşma çabasıdır, bunu halka duyurmaktır. En basit açıklama bu! Bundan böyle yazmaya devam edeceğiz ve sizin sakladığınız veya saklamaya çalıştığınız ne varsa o gerçeğe ulaşmak için araştırmaktan geri adım atmayacağız. Yaptığımız iş bize bunu görev olarak yüklüyor. Biz de sadece bu görevi yerine getireceğiz. Sakındığınız, saklandığınız sürece kaybeden biz değil, siz olacaksınız. Açık sözlü olduğunuzda ise hem siz, hem biz, hem de bu kent ve kent halkı kazanacak. Artık bunu idrak etmelisiniz!

Yorumlar

karademir yüksel   -  Bağlantı 13 Eylül 2017, 23:15

hocam bilgi vermekten neden kaçıyorlar?baskı altındalar mı,kültürel miras, tarihi doku vb.alansal konularda bilgi yoksunu mudurlar karar alma ve verme sürecinde etkin mi değiller
yoksa denetim mekanizmaları işler mi değil? bilimsel kurul nerde

Yorum Yaz

Aşağıdaki gerekli alanlara bilgilerinizi girmelisiniz. e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
 karakter kaldı