BURUŞTURUP AT! - denizlihaber.com - Denizli Haber, Denizli'nin en çok okunan gazetesi
REKLAMI GEÇ

BURUŞTURUP AT!

25 Nisan 2016 Pazartesi

Michigan’da bir rahip olarak hayatını yaşayan William Wood, bir mide hastasıydı ve hayatını müthiş ağrılarla ve doktorunun verdiği ağır bir diyetle geçiriyordu. Annesi ve büyükannesi mide kanserinden öldüğü için kendisi de aynı şekilde ölmekten korkuyordu. Bir gün vaaz verdikten sonra, Amerika’nın en ünlü doktorlarından biriyle tanıştı ve ona probleminden söz etti. Doktor onu kendi çalıştığı hastaneye gelip gerekli tahlilleri yaptırması için ikna etti. Birkaç gün sonra çıkan sonuçlarda, ünlü doktor tarafından, şu anda asla öyle bir durumun olmadığı teminatı verildi. Midesindeki ağrıların nedeni, onun korkularıydı ve böyle düşünmeye devam ederse kendini mide kanseri yapabilirdi. Doktor ayrıca ona hayatını değiştirecek bir soru sordu: “Bay Wood, sizin kilise içinde ya da dışında çapraşık işleriniz var mı?”

Rahip, bir anda hayatını gözden geçirdi. Her pazar vaaz veriyordu. Kilisenin yardım ve cenaze organizasyonlarını yönetiyordu. Kızılhaç’ta ve bir çok yardım derneğinde çalışıyordu. Ailenin bütün yükü onun üzerindeydi, çocukları okula bırakıp alıyor, alışverişi o yapıyordu. Kendini hep baskı altında hissediyor, hiç dinlenmiyordu. Daima bir gerginlik, telaş ve acele içindeydi. Artık her şeye üzülüyor, ya da kızıyordu. Doktorunun tavsiyesini sevinerek kabul etti. Eğer onun tavsiyesine uyarsa hiç bir hastalığı kalmayacaktı. Haftada bir gün kendine izin verdi ve dinlenmek için pazartesi gününü seçti. Çeşitli çalışmalardan ve organizasyonlardan bir şeyleri bahane edip vazgeçmeye başladı.

Bir gün çalışma odasını ve masasını toplarken eski rahiplerden kalan evrakları, notları tek tek okuyup baktıktan sonra, buruşturup buruşturup çöp sepetine attı. Birden zihninde müthiş bir şimşek çattı: “William! Bu notlara yaptığını üzüntülerine, gerginliklerine, lüzumsuz işlerine de yap! Buruşturup buruşturup çöp sepetine at!”

Bu fikir rahibe büyük bir ilham verdi. Omuzlarından bir yük kalkmıştı sanki. O günden sonra artık elinden bir şey gelmeyeceği durumlarda ya da değiştiremeyeceği bütün meseleleri buruşturup çöp sepetine atmayı adet edindi.

Bir süre sonra, yine bir gün bulaşıkları yıkayan karısını gördü. Kadın bulaşıkları yıkarken şarkı söylüyordu. Kendi kendine düşündü. “Tam 18 yıldır evliydi onunla ve karısı hep şarkı söylerdi bulaşıkları yıkarken. Eğer kadın 18 yıl önce ileriye baksaydı ve yıkayacağı tüm bulaşıkları görseydi, bulaşıkların yığını bir tren garı kadar büyük olacaktı ve bunu bilmek onu çok ürkütecekti. Kadıncağız bir defada ancak o günlük bulaşıkları yıkıyordu bu yüzden sıkışmıyordu. Bu yüzden keyfi yerindeydi.”

“Ben bugünkü tabakları, dünkü tabakları, henüz kirlenmemiş tabakları yıkamaya uğraşıyordum…” diye düşündü. Ne kadar aptallık yaptığına karar verdi. Her pazar insanlara nasıl sade ve dingin yaşamaları gerektiğini anlatıyor ama kendi sinirli, gergin, üzgün, telaşlı bir hayat sürüyordu. Kendinden utandı… O günden sonra üzüntüler onu rahatsız etmedi artık. Midesi iyileşti. Dünkü ve önceki yaşadıklarını, tek tek, aklına geldikçe, buruşturup buruşturup çöpe atmaya başladı. Yarının bulaşıklarını bu gün yıkamaktan vazgeçti…

Dale Carnegie’nin bir sözü vardır: “Yarının yükü, dünküne ilave edilerek bugün taşınırsa en kuvvetli insanı bile çökertir. Bunu denemeye gerek yok. Ödevimiz, uzaktaki puslu şeylerle değil, elimizdeki net gerçeklerle ilgilenmektir.”

Aborijinler insanların hastalıklar karşısında rastlantısal kurbanlar olmadığını, fiziksel bedenle-bilincin iletişim kurması için hastalığın tek yol olduğuna inanırlar. “Bedendeki herhangi bir fonksiyonel bozukluk, işlevlerinde bir yavaşlama, çevremize şöyle bir bakmamıza ve iyileştirmemiz gereken gerçekten önemli yaralarımızı incelememize olanak sağlar. Hasar görmüş ilişkiler, inanç sistemimizde oluşmuş boşluklar, korku tümörleri, yaratıcıya karşı duyduğumuz kuşkular, bağışlama yetimizi yitirmemiz ve bunun gibi nedenler söz konusu olabilir.”

Onlara göre iyileşmenin zamanla bile bir ilgisi yoktu, insan nasıl bir anda hasta oluyorsa, bir anda da iyileşebilirdi yeter ki bu ilişki kurulabilsindi…

Ünlü Amerikalı Dr. Eric Pearl de hem seanslarında hem de “tekrar bağlantı” adlı kitabında hastalıkların nedenini ruh ve fiziksel bedenin kopuşu olarak görür. İkisinin yeniden bağlantısı hastalıkların çoğunu şifalandıracaktır ona göre. Luise Hay ise “Hastalandığımız zaman, yüreğimizi gözden geçirelim. Acaba kimi affetmeye ihtiyacımız var?” der. Ona göre tüm hastalıklar affetmeme durumundan kaynaklanır.

Hastalıkların nedeni ne olursa olsun, bana göre de insanın kendiyle, içsel varoluşuyla bağlantıda olması hem kendine olan sevgi ve saygısı, hem de başka insanlara olan sevgisi ve evrensel duruşu açısından çok değerli. Kendiyle bağlantıda olan insan an’da olacak geçmişin ve geleceğin bulaşıklarını önünde yığın yapmayacaktır…

Sevgili Bülent Gardiyanoğlu’ndan öğrendiğim bir olumlamayı, her sabah ve akşam yatmadan önce yapmanızı öneriyorum. “Ruhum ve bedenimle tam ve bütünüm. Dengedeyim. Güvendeyim. Bulunduğum noktada her şey iyi ve güzel.”

Not: Yazılar ile ilgili hukuki sorumluluk yazarların kendilerine aittir

Yorum Yaz

Aşağıdaki gerekli alanlara bilgilerinizi girmelisiniz. e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
 karakter kaldı