Uyandı, burası Van mı diye sordu - denizlihaber.com - Denizli Haber, Denizli'nin en çok okunan gazetesi
REKLAMI GEÇ

Uyandı, burası Van mı diye sordu

12 Eylül 2016 Pazartesi

denizli-mustafa-alper-15-temmuz-gecesi-h

Denizli Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa Alper ile O Gece röportajımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Bu bölümde darbeye katılan subay ve astsubayların tutuklanmasından soruşturmalarla geçen günlere kadar olan süreci aktaracağız.

 Soruşturmalar sonucunda gerçekleştirilen operasyonlar, gözaltı, tutuklama ve adli kontrol şartıyla tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakma kararları, adli makamların çalışma temposunu ortaya koyuyordu. 964 kişi hakkında işlem yapılması da uykusuz geçen geceleri anlatmaya yetiyor zaten.

 Bir de Başsavcı Alper’in 48 saatlik uykusuzluğun ardından paylaştığı anekdot var ki, Cumhuriyet savcıları ve hakimlerin FETÖ soruşturmalarında ne denli yoğun çalıştıklarını ortaya koyuyor. Saatler süren uykusuzluğun ardından makamındaki koltuğun üzerinde çok kısa süren uykuya dalan Alper, acil bir konuda kendisini uyandıran yazı işleri müdürüne “Ben neredeyim? Burası Van mı?” diye soruyor. İşte Başsavcı Alper’in O Gece yazı dizisinin ikinci bölümü için anlattıkları…

denizli-mustafa-alper-15-temmuz-gecesi-6

36 SAATTE TUTUKLANIP İZMİR’E GÖNDERİLDİLER
Darbeci subay ve astsubayların konulacağı yüksek güvenlikli cezaevi Denizli’de olmadığı için bir sıkıntı doğdu sanıyoruz?

 Bir açmazımız bulunuyordu. Muvazzaf askerler askeri cezaevine götürülür diye bir madde var. Ancak İnfaz Kanunu’ndaki yetkiye dayanarak, devlet güvenliğiyle ilgili hususlarda F tipi yüksek güvenlikli cezaevlerine gönderebilme gibi bir imkanımız var. Ceza Tevkif Evleri Genel Müdürlüğümüzü aradım, bu düşüncemi paylaştım. Uygun olduğu konusunda 10 dakika sonra bana dönüş yaptılar. İzmir F Tipi Cezaevi’nin tutuklular için hazırlandığını söylediler. Hemen araçlar hazırlandı, 36 saat sonra soruşturmanın temel kısımları tamamlanmış ve buradan gitmişlerdi.

Soruşturmayı niye bu kadar hızlı icra ettik? Birincisi gözaltına alacaksınız, burada yeterli gözaltı yeri yok. İkincisi ne olduğunu bilmiyorsunuz henüz. Emir komuta bozulmadığı takdirde Tugay’daki hücreler uyanıp da, düşünün polis karakolunu bastılar, oradaki rütbelileri kurtardılar. Gece yarısı 02.00’de bunu yaptılar. Veya gün içerisinde adı geçen terör örgütünün mensupları yaptı. Bu durumda emir komutayı yeniden kurarlar değil mi? Bu tehlikeyi bertaraf etmemiz gerekiyordu.

İkincisi, henüz Kanun Hükmünde Kararnameler çıkmadığı için gözaltında tutulacakları yerlerin Merkez Komutanlığı nezarethaneleri olması gerekiyor. Böyle bir şey yok. Polis karakoluna aldık ama orası yeterli mi? Polislere ne kadar güveniyorsunuz? Bir de o yapılanma var. Şu ihtimalde var. Gözaltında birisi intihar edebilir yahut birisi öldürüp kamu görevlilerinin üzerine atabilir. O kadar çok risk var ki… Her ihtimali düşündük. En sağlıklısı bu şahısların denizli sınırları dışındaki yüksek güvenlikli bir cezaevine gönderilmeleri gerekiyordu. Onlar gittikten sonra şehirde bir rahatlama oldu dikkat ederseniz.

Daha sonra ele geçen deliller sonucunda Tugay’da yeniden aramalar yaptık, yeniden gözaltılar yaptık ve halen bu soruşturmalarımız devam ediyor. Ezbere yapmıyoruz yalnız. Elimize deliller geçtikçe gereğini yaptık.

denizli-mustafa-alper-15-temmuz-gecesi-4

YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜNE “BEN NEREDEYİM?” SORUSU
Bu arada hiç uyumadık. Sadece büskivi yiyor, çay içiyoruz. Yemek yiyecek zamanımız yok. Soruşturmalar devam ediyor ama herkes tükendi. Sürekli ifadeler alıyorsunuz, 48 saattir uyumamışsınız. Tabii komik şeyler de yaşandı. Ben şu koltuğa biraz uzanayım dedim. Bir saat kadar sonra savcılık yazı işleri müdürü içeriye girmiş, “Başsavcım çok acele bir evrak geldi, çok acele bakmanız gerekiyor” diyerek beni uyandırmış. Ben kalkmışım “Sen kimsin” demişim. “Efendim ben yazı işleri müdürü” cevabını vermiş. Bu defa “Burası neresi, Van mı diye sormuşum. “Yok efendim” deyince, “Malatya mı?” diye sormuşum bu defa. “Efendim burası Denizli, buraya tayin oldunuz” deyince de “Ben Denizli’ye ne zaman geldim” sorusunu yöneltmişim. O anlattı daha sonra.

Bunun üzerine bir çay istedim, masamın başına geçtim. Ondan sonrasını hatırlıyorum. Evet, vücudumuz ayakta. Sürekli düşünüyoruz, okuyoruz, delil değerlendirmesi yapıyoruz, müdahalede bulunuyoruz. Ama bir süre sonra beynimiz uyumuş onu fark ettim.

100 SAVCIYLA YÜRÜTÜLECEK SORUŞTURMA
Bunun üzerine dedik ki bu böyle gitmiyor. Sırayla ikişer saat uyuyalım. Birkaç nöbetçi kalsın, diğerleri uyusun. Böyle bir dönüşüm kurduk. Çünkü gecikmesinde sakınca olan dosyalar var. Arkasından da süreci başlattık. Süreçte iki tane terör savcımızı görevlendirdim. Ama bu kadar ağır soruşturmalar zincirini yürütmeniz zor. Normalde 100 tane savcıyla yürütmeniz gereken bir iş. Bu arada hakim ve savcılarda gözaltına almalar, açığa almalar oldu 10 tane savcıyı burada gözaltına aldık. Herkes kat kat fazla çalışıyor.

Bunun üzerine ben koordinasyona geçtim. Her soruşturmadan bir başsavcı vekili görevli. Onun altında da üç tane savcımız görevli. Herkes görev aldı. Bazı savcılar birkaç dosyada birden görev aldı. Böyle olunca işler hakkıyla, adil ve düzenli gitmeye başladı. Soruşturmanın gözaltı aşaması veya arama aşamasına geldiğinde tüm delilleri oturduk değerlendirdik. Tamam uygundur, şunda şu delillere ihtiyaç vardır, şunda şu ihtimaller vardır şeklinde değerlendirme yaptık, ondan sonra buyurun dedik

Herkes ekibini kurdu, polisten bir ekip kurdu soruşturmaya gitti. Hep arkadaşlara şunu söyledik: Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi askıya alınmış olsa dahi üçüncü madde hala yürürlükte. Dedik ki, biz ülkemizi zor durumda bırakmayacağız. Ülkemizi uluslararası kamuoyunda asla zor durumda bırakmamalıyız. Biz, insan haklarını çiğnemeden ama iyi delillendirerek, iyi soruşturma yaparak neticelendirelim. Bu şekilde grup grup çalışmalar olunca herkes yaptığı işi sonuna kadar takip etmeye başlayınca işler sisteme girdi ve düzene oturdu. Ondan sonra da biz elimizdeki deliller, mevcut soruşturma dosyalarını devreye soktuk. En acil olanlardan başladık. Ülkemizin güvenliği, kaçma tehlikesi gibi bir takım hususlar da değerlendirilerek en acil olan soruşturmalardan başlayarak, önem sırasına göre bir sıralama yapıp devam ettik. Gittiği yere kadar da devam edeceğiz.

denizli-mustafa-alper-15-temmuz-gecesi-3

BAZI HAKİM VE SAVCILARIN BU DARBEYE DESTEK VEREBİLECEKLERİ KANAATİ

Peki siz bu kadar koordinasyon içerisinde çalışırken acaba bunları sekteye uğratacak mahkeme kararları olabilir mi riski aklınıza geldi mi?

Birincisi ilk günlerde soruşturmalar başladığında bazı Cumhuriyet savcısı meslektaşlarımızın ve hakimlerin de bu ihtilale destek verebileceklerine dair kanaatim vardı. Nitekim bu kanaatimi Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu biliyordu ki bu insanları açığa aldı. Öte yandan her mahkeme ve hakimlik kararını saygıyla karşılarım. Zaten Ceza Usul Yasamız buna izin verir. “Takdir hakkı” der. Takdir hakkına katılmayabiliriz. Kimi zaman oldu. Dosyayı gönderdik. Bana göre deliller yeterli olmasına rağmen, mahkeme bu delillerin tutuklamaya yeterli olmadığı hükmedip serbest bıraktı.  Biz buna itiraz ettik. “Biz delilleri yeterli görüyoruz. İtiraz mahkemesi yeniden değerlendirmesini istiyoruz” dedik. Nitekim itirazlarımızın çoğu da kabul edildi.

Görevlendirmeler sırasında hakim ve savcılardan açığa almalar olduktan sonra daha sağlıklı önümüzü görebildik. Yani kararları hakimlik kimliğinden ya da savcılık kimliğinden kaynaklanan hukuki yorum farklılıkları olabilir. Ama her halukarda vicdanen verildiğinden emin olmanız gerekiyor. Herhangi bir grubun, cemaatin ya da yapılanmanın talimatları doğrultusunda verildiği düşüncesi en kötü olandır. Tabii hakim ve savcılarda açığa almalar, görevden uzaklaştırmalar olunca bu tereddütümüz kalmadı. Verilen kararlar şüphesiz hukuki yorum farklılığıdır. Vicdanen verilmiştir, benim gibi düşünmemiştir. Yasada buna ne diyor? Cumhuriyet Başsavcılığı bu kararlara itiraz yoluna gidebilir, yeniden değerlendirme ister, olmadığı takdirde itiraz ister. Ha verilen tutuklama kararında sanıklar veya avukatları da itiraz edebilirler. Hukuki süreç bu şekilde sağlıklı bir şekilde devam ediyor. İlk aşamada bunu söyleyemezdim. Ama verilen kararlar hukuki yorum farklılığı olsa dahi vicdanen verilmiş kararlardır. Katılırsınız, katılmazsınız ama eleştirmezsiniz.

denizli-mustafa-alper-15-temmuz-gecesi-2

KARARLARDA YÜZDE 99 İSABET
Sağlıklı bir şekilde gidiyor. Herhangi bir tesir altında değil. Grup çalışmasında örneğin bir başsavcı vekili ve cumhuriyet savcıları konuyu etüt edip delilleri topladıktan sonra geliyorlar, beraber bir yuvarlak masa toplantısı yapıyoruz. Ne var ne yok, isimler kim, ne kadar delil var şeklinde bir çalışma yapılıyor. Beş hukukçu bir araya gelip karar veriyor. Doğruyu bulmaya çalışıyoruz. Şu ana kadar bana ulaşan duyumlar hem ilden hem yargı üst kurullarından; Denizli’de hata yapılmadığı, yüzde 99 oranında isabet kaydedildiği, zulüm yapılmadığı ve nokta atışlarla soruşturmaların yürüdüğü şeklinde. Umarım böyledir, umarım hata yapmıyoruzdur. Bundan sonra da umarım hata yapmayız. Biz yapmamak için elimizden gelen her türlü çabayı sarf ediyoruz.

Sanıyorum bundan sonraki soruşturma süreçleri gelen bilgiler doğrultusunda devam edecek. Herkesin merakla beklediği bu işin bir de yargı süreci var. Bununla ilgili şu aşamada bir şeyler söylemeniz mümkün mü?

denizli-mustafa-alper-15-temmuz-gecesi-5

430 KİŞİ FETÖ’DEN TUTUKLU
Denizli’de toplam tutuklu ve gözaltı sayısıyla ilgili rakam paylaşmanız mümkün mü?

Şu anda itibariyle tutuklanan 430 kişi, adli kontrol 270, şu anda gözaltında 14 kişi var, 75 kişi yakalamalı olarak aranıyor. Cumhuriyet savcılığı veyahut mahkemelerce soruşturma aşamasında doğrudan serbest bırakılan 44 kişi. Üç kişi de kolluk tarafından ifadeleri alındıktan sonra serbest bırakılmıştır. Şu anda toplam işlem sayısı 964. Denizli nüfusuyla kıyasladığımız zaman büyük bir rakam olduğunu sorabilirsiniz. Oldukça yüksek bir rakam. Ceza Mahkemesi Kanunu bizden bir suça muttali olan Cumhuriyet Savcısının işin hakikatini araştırarak dava açmayı gerektirip gerektirmediğini tespit etmesini istiyor. Dolayısıyla bize ulaşan suç duyuruları değerlendirilip tahkikatı yapılıyor. Suç var ki tahkikat yapılıyor. Suç olmadan yapılmaz.

İSİMSİZ İHBARLARLA İLGİLİ NE YAPILIYOR?
Ha şöyle bir şey de sorulabilir. Bize çok suç duyurusu geliyor. Özellikle isimsiz ihbarlar. Bunların önce bizdeki soruşturma dosyalarıyla bir ilgisi var mı yok mu kontrolü yapılıyor. Yok ise olağanüstü hal bürosuna gönderiyor ve bir soruşturma yaptırıyoruz. Bir istihbaratı çalışma da yaptırıyoruz. Arkasından deliller nedir diye bakıyoruz. Kimseyi mağdur etmemeye özel gayret sarf ediyoruz. Çünkü kişisel hesabı olanlar da yahut da birine zarar vermek isteyen, hatta FETÖ tarafından diğer insanları yıpratmak amaçlı suç duyurusunda bulunulabilir. Her türlü ihtimali düşünmemiz gerekiyor. Biz masum bir insana zarar vermek istemeyiz. Dolayısıyla delilleri değerlendiriyor, ihbarları değerlendiriyor, zaten bunlara gerek olmaksızın biz yeterli bilgiye sahibiz.

denizli-mustafa-alper-15-temmuz-gecesi-1

ADLİ KONTROL HANGİ KOŞULLARDA VERİLİYOR
Son sorumuz adli kontrol şartıyla serbest bırakma kararı hangi şartlarda verilir?

Şimdi adli kontrol kararı tutuklamanın yerine ikame edilen bir karardır. Modern hukukunda aslında adli kontrol doğru bir karardır. Yasa yapıcılarımız bunu Türk hukukuna getirmişlerdir. Eskiden 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu zamanında farklı bir düzenleme vardı. Adli kontrol, tutuklama şartları görülmüş olmasına rağmen kaçmayacağına inanabilir mahkeme. Bu şüpheli delilleri karartmaz. Soruşturmayı olumsuz etkileyecek bir eylemde bulunmaz gibi bir kanaat edindiyse mahkeme adli kontrol kararı verebilir. Mesela yurt dışına çıkmayı yasaklar yahut her gün karakola gidip imza atmayı zorunlu kılar. Belli ödevler yükleyebilir. Belirli yerlere gitmeyi yasaklayabilir. Amerikan filmlerinde izleriz. Örneğin adam cinayet işliyor ama kefalet koyuyor mahkeme ve serbest bırakıyor.

Aslında tutuklama bir tedbirdir. Hüküm ceza kesildikten sonra hürriyeti bağlayıcı ceza uygulanması yapılmalıdır. Ancak, kaçma tehlikesi varsa, delilleri karartma tehlikesi varsa yahutsa soruşturmayı olumsuz etkileyecek belli durumlar gördüyse mahkemenin tutuklama kararı vermesi kaçınılmazdır.

Vatandaşlarımızda şöyle bir algı oluşabilir: Tutuklanmadıysa suçsuz. Hayır, böyle bir şey yok. Tutuklama bir tedbirdir. Adli kontrol de bir tedbirdir. Serbest bırakma da bir takdirdir. Dava açılır, dava sonucunda mahkum olunduğunda zaten cezaevinde yatacaktır her halukarda.

Bizim yargı sistemimizde maalesef belli dönemlerde tıkanmalar meydana gelebiliyor. Uzun süren mahkemeler oluyor. 3-4 yıl sürüyor. Burada erken bitse bile yüksek mahkemeye gittiğinde iki yıl da orada bekliyor. İnsanlar belli bir süre sonra geç gelmiş, tecelli etmiş adaletin sonucunu göremeyebiliyorlar. Bu nedenle tutuklama müessesesinin cezalandırma gibi olması gerektiğine dair bir kanaat var halkımızda. Yeni İstinaf Mahkemeleri Kanunu yürürlüğe girdi. Bundan sonra yargı hızlanacaktır. Ama bütün soruşturmaları tutuklu sürdürmeye devam edersek, 1 milyon insanı tutuklamak gerekebilir. Buna ülkenin cezaevleri müsait değil zaten.

Hakim ve Cumhuriyet savcısı soruşturmalarında şöyle bir şey oldu. Karı-koca hakim ve savcı olanlar var. Mahkemelerimiz şunu takdir ettiler veyahut savcılık olarak biz öyle talepte bulunduk. Çocukları var evde. Bakacak kimseleri yok. Beyi tutuklandı, hanım için de adli kontrol talep ettik. Çocuklarına bakacak biri olsun diye Bunlar vicdanları kanatmayan kararlardır. Bayan bekar ise, kaçma tehlikesi de görüyorsak hemen tutuklama talep ettik.

YARIN: ŞAHİN TİN “FETÖ, İNFAZ EDİLECEKLERİN DE TUTUKLANACAKLARIN DA LİSTESİNİ YAPMIŞ

denizli-bassavci-mustafa-alper-o-geceyi-anlatti-anons

denizli-osman-zolan-ilk-yazisi-anons

denizli-osman-zolan-gormek-istediklerim-yoktu-anons

Yorum Yaz

Aşağıdaki gerekli alanlara bilgilerinizi girmelisiniz. e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

 karakter kaldı