LEY HATLARI - denizlihaber.com - Denizli Haber, Denizli'nin en çok okunan gazetesi
REKLAMI GEÇ

LEY HATLARI

10 Ağustos 2020 Pazartesi

Dünya çapındaki gözle görülmeyen enerji hatları. Yaşayan gezegenin sinir sistemi. Çinlilerin “ejderha Patikaları“, Druitlerin “peri tozu” dedikleri ley hatları, ezoterik olmaktan çıkıp, artık bilim adamlarının da kabul ettiği yerkürenin çakralarıdır. Birbirleriyle ilişkili kutsal çizgiler ve geometriler içinde olduğu bilinen bu yoğun enerjilerin olduğu yerlerde yaşamışlar tüm arkaik kültürler. Bu hatların üzerinde yapmışlar tapınaklarını ve ibadet yerlerini. Yine tüm kilise ve katedraller de bu hatların üzerinde yoğunlaşmış.

Dünyanın en eski medeniyetlerine ait Stona Age, Göbeklitepe, Asya, Avrupa ve Mısır’daki tüm piramitler, Anadolu’nun her yeri, Aztek, İnka, Maya, Mu, Atlantis, bütün bu mistik yerlerin tümü ley hatlarının üzerinde kurulmuş.

İngiliz bir amatör arkeolog olan Alfred Watkins‘in, Herefordshire‘daki bir tepenin yamacından manzarayı seyrederken, aklına gelen bir vahiyden esinlenmesiyle ortaya çıktı. Uzun uzun manzarayı seyrederken, bütün antik yapıların, kilise, mezar ve Stone Age’in düz bir çizgi üzerine yerleştirilmiş olduğunu gördü ve sonra tüm yapıları birbirleri ile birleştirince bunların hiç birinin de tesadüfi olmadığını anladı.

Tıpkı insan bedenindeki 7 çakra gibi, gezegenin de 7 çakrası vardır ve bütün yeryüzü bu psişik ağlarla örülüdür. Bunlar bir çeşit enerji ve titreşim yollarıdır. Ayrıca birbirleri ile kesiştikleri kesişim noktalarında en kutsal sayılan spiritüel merkezlerin konumlanmış olduğu görülür.

Tüm bu ley hatları özellikle, Orta Asya, Mısır, Orta Amerika, Arjantinin kuzeyi, Peru, Bolivya, Yunanistan ve Anadolu’dadır. Anadolu’da ise Göbeklitepe, Efes, Laodikya, İstanbul tarihi yarımadası tam ley hatları kesişim noktalarındadır. Ley hatlarının kesiştiği yerlerin elektomanyetik çekim alanları diğer tüm alanlardan yüzlerce kat fazladır.

Çin öğretisi olan Feng Shui de tamamen ley hatları temellidir ve buna göre hazırlanmıştır. Yine insan bedenindeki akapunktur ve meridyen noktaları, gezegenin ley hatları şeması ile birebir örtüşür ki bu çok gizemli ve fantastik bir nokta.

Okültizmde “dünya ölü bir beden değildir” ve yerküre canlı bir varlıktır. Yerkürenin ruhu “Gaya”dır ve Gaya 5. boyut düzleminden dünya gezegenine bu çakralarla, yani ley hatlarıyla bağlanır ve iletişime geçer. Tıpkı insan ruhunun insan bedenine çakralarla bağlanması gibi…

Hatta tüm kozmoz da, tıpkı yerküre gibi tıpkısı bir çakra sistemi ve enerji kanalları vardır, aynı mikro ve makrokozmos durumunu burada da görebilirsiniz.

Mistik, okült ve psişik olarak bakıldığında yerkürenin organlarını ve çakralarını, akapunktur ve meridyenlerini, enerji merkezlerini içine alan bölgeler “kutsal coğrafya“ bölgeleridir. Tıpkı insan bedenindeki dolaşım sistemi ve kan damarları gibi bir ağla örülü yerkürenin bu kutsal kesişim noktaları yine peygamberlerin, dinlerin ve kutsallık atfedilen varlıkların yaşadığı bölgelerdir. Tıpkı bütün insan vücudu gibi elektromanyetik sinir ağlarından örülü olan dünya gezegeninin altındaki bu ağların kesiştiği çakraların içindeki en önemli 3 yer özellikle Mekke, Mescid-i Aksa ve Ayasofya’dır. Bu üç bölge aynı çizgi üzerindedir ve altın oranla ve kutsal geometri ile ilintilidir.

Kabe’nin altından Arafat Dağı’na doğru uzanan bir vortex, yani bir fraktal enerji alanı vardır ki, orada tavaf yapan insan varlıklarının enerjisini resetler ve yeniden yapılandırır adeta. Bu sadece dünya hatlarının olmaktan öte, göksel hatların da kesişme noktası olduğunun bir göstergesi değil midir? Kabe etrafında tavaf bu enerjiyle uyumlanmaktır aynı zamanda ve kıble olarak Kabe’ye dönerken de çakralarımızı bu muhteşem enerjiye açar ve uyumlanmaya çalışırız. Böylece hem temizlenmeye hem de beslenmeye açmış oluruz kendimizi. Kudüs de ilk kıble merkezi olarak, aynı sebeple 3 büyük dinin merkezi olagelmiş ve başında kıyametler kopmuştur. Çünkü bütün bu enerji bağlantılarının derinliğini ve ley hatlarını karanlık taraf, yani Luciferian güçler de bilmektedir ki sürekli acı ve savaş için ademoğlunu dürtüklemeye devam ederler.

Zira Ayosafya’nın başında kopan kavgalar bellidir. Sıradan olmayan bir mekandır ve sırlarla doludur. Rahmani ve şeytani taraf arasında bir güç kavgasına dönüşmesinin yüzlerce nedenlerinden birisi de bu ley hattıdır. Şimdi sizin de araştırıp bulabileceğiniz bu bilgilerden sonra asıl şu soruları soralım kendimize.

1-) Dünyanın tüm kutuplarından ölçüldüğünde gezegenin tek altın oran noktası olan Kabe’nin etrafına neden onlarca gökdelen dikilmiş olabilir? Bu gökdelenler hangi oteller zinciridir ve sermaye sahipleri kimlerdir? Hangi gizli semboller vardır bunların tepelerinde ve üstlerinde ve amaç nedir? Sadece para kazanmak için mi yapıldılar yoksa omurgayı ve iskeleti bozmak için mi? Enerjiyi ve dengeyi bozmak için mi?

2-) Çok sayıda peygamberin geldiği Kudüs, Hz. Süleyman’ın da merkezlendiği bu yer neden terörün yönetildiği yer haline getirildi?

3-) Ve Ayasofya… Ayasofya müze olmaktan çok öte bir şey değil mi? Sırlarını öğrenmek için biraz daha araştırmaya ne dersiniz?

Ne çok algı yönetimi yapılmış on binlerce yıldır. Ne çok uyutmuşlar bizi. Ya da biz mi uyanmak istemedik acaba? Ne dersiniz?

Not: Yazılar ile ilgili hukuki sorumluluk yazarların kendilerine aittir

Yorum Yaz

Aşağıdaki gerekli alanlara bilgilerinizi girmelisiniz. e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

 karakter kaldı