Tekstilciler Beycesultan’ı ne zaman keşfedecek? - denizlihaber.com - Denizli Haber, Denizli'nin en çok okunan gazetesi
REKLAMI GEÇ

Esra Kasapoğlu Ünlü Hakan Urhan

Tekstilciler Beycesultan’ı ne zaman keşfedecek?

Tekstilciler Beycesultan’ı ne zaman keşfedecek?

Denizli arkeolojik alanlarının önemli uğraklarından Çivril İlçe sınırları dahilindeki Beycesultan, bu yıl kazıların 10. yılını tamamlıyor. 2007 yılında Ege Üniversitesi’nden Doç. Dr. Eşref Abay (şimdi Prof.) başkanlığında bir ekip tarafından başlatılan kazı çalışmaları, geçen 10 yıl içinde önemli aşamalar kaydetti. Son kez 50 yıl önce İngiliz Arkeoloji Enstitüsü adına kazı yapan Mellaart ve Lloyd’dan sonra en uzun ve kapsamlı çalışma bu dönemde yapılmış oldu….

Haber Merkezi / DENİZLİHABER / 22 Ağustos 2018 Çarşamba, 14:55

Denizli arkeolojik alanlarının önemli uğraklarından Çivril İlçe sınırları dahilindeki Beycesultan, bu yıl kazıların 10. yılını tamamlıyor. 2007 yılında Ege Üniversitesi’nden Doç. Dr. Eşref Abay (şimdi Prof.) başkanlığında bir ekip tarafından başlatılan kazı çalışmaları, geçen 10 yıl içinde önemli aşamalar kaydetti. Son kez 50 yıl önce İngiliz Arkeoloji Enstitüsü adına kazı yapan Mellaart ve Lloyd’dan sonra en uzun ve kapsamlı çalışma bu dönemde yapılmış oldu. Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesi ile sürdürülen kazılarda elde edilen bulgu ve ulaşılan katmanlar, Batı Anadolu’nun prehistorik (tarihöncesi) dönemlerine ilişkin yenilenen tarih bilgisini, önümüzdeki yıl hazırlanacak olan kapsamlı bir yayınla arkeoloji dünyasına sunmaya hazırlanıyor.

YAŞAR TOK/DENİZLİHABER
Prof. Dr. Eşref Abay’ı ilk kez 2008 yılında tanıdım. O güne değin Beycesultan hakkında neredeyse hiç bilgim yoktu. Varlığından haberdar olduğum ve başka kaynaklarda geçtiği kadarıyla bilgi kırıntıları edindiğim Mellaart-Lloyd’un iki ciltlik “Beycesultan: The Chalcolithic and early bronze age levels” eseriydi. İlk kez 1962 yılında İngiliz Arkeoloji Enstitüsü tarafından İngilizce basılmıştı.

Troya’nın 1870’lerde Alman defineci Schleimann tarafından 40 katmana ulaşan bir yarma ile keşfine benzer şekilde, Beycesultan’da da bir kazı yapmıştı Lloyd ve Mellaart. O nedenle Beycesultan kazılarından önce bildiğim sadece böyle bir ‘Beycesultan yarması’ bulunduğuydu. Nitekim ilk gezide o yarmayı bulmuş, merakımı gidermiştim. Geçen elli yıl içinde yarma genişçe ve topoğrafyaya aykırı bir çukura dönüşmüştü. Beycesultan Türbesi’nin hemen kuzeyindeydi.

O ilk görüşmede bu yarım yamalak bilgileri Eşref Hoca’ya sorduğumda, Troya yarmasına benzetmenin ağır olacağını, Beycesultan kazılarını yapanların bilim insanı olduğunu, bunu hak etmediklerini belirtmişti. Ben de konuya ilgimi dağıtmış, yeni açmalara, buluntulara ve elde edilen bilgilere yönelmiştim.

Sonradan çeşitli tarihlerde görüşmelerimiz oldu Eşref Abay ile. Hatta geçtiğimiz yıl görüşmemiş ama Beycesultan ve Anadolu höyükleri üzerine uzunca bir yazı hazırlamış, Ekşihöyük ile birlikte Denizlihaber.com sütunlarında yayınlamıştık.

Bu kez gidip görelim ve 10. yılda höyük kazıları hangi seviyelere indi, Hoca ile yüz yüze görüşelim istedik. Hoca bizi kırmadı ve bayramın öncesindeki hafta içi Beycesultan kazı alanında misafir etti. Röportajımızı tamamlayıp yayına hazırladıktan sonra hiç yapmadığımız bir şey yaptık ve röportaj metnini gözden geçirmek üzere Eşref Hoca’ya gönderdik. Bunu Hoca kendisi istedi. Önümüzdeki yıl için kapsamlı bir yayın hazırlığı içinde olduklarını, bu aşamada söz arasında yanlış bir şey söylemiş olmayı istemediğini belirtti. Biz makul karşıladık. Doğrusu buydu kanımca. Çünkü arkeoloji gibi sahada yürütülen bilimsel bir alanı konu edinen söyleşide yanlışlıkla sarf edilecek bir sözcük, literatürde bazen yanlış anlamanın kapısını aralayabilirdi.

Bu arada belirtelim, Hoca halen Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dekanlığı ve Arkeoloji Bölümü Protohistorya ve Önasya Arkeolojisi Anabilim Dalı Başkanlığı görevlerini birlikte yürütüyor.
Biz henüz ses kayıt cihazımızı hazırlayıp soru sormaya fırsat bulamadan Eşref Hoca anlatmaya başladı. Galiba her seferinde sorduğumuz soruların kalıpları ezberindeydi.

PROF. DR. EŞREF ABAY ANLATIYOR
Buradaki amacımız M.Ö. ikinci binyılı araştırmak. İkinci bin yıl bizde orta ve Geç Tunç Çağ olarak ikiye ayrılıyor. Geç Tunç 1600 ile 1200 yılı arasını kapsıyor. Orta Tunç ise 2000’den 1600’e kadar. Biz burada hepsini araştırdık hemen hemen ama daha çok Geç Tunç Çağı geniş alanda araştırdık. Geç Tunç Çağ’ında iki evresi var. Birincisi; zengin bir yerleşimin ve iki katlı evlerin olduğu, içinde ocak ve işliği olan, ev içi üretimin yapıldığı ve depo odası olan karakteristik evler. Bu tür evlerden halen iki tane açığa çıkardık. Diğerlerinin de benzer bir plana sahip olduğu görülüyor. Yani büyük bir işlik, büyük bir depo odası ve ayrıca başka odaların olduğu evler olması lazım. Söz konusu evler büyük bir yangın geçirmiş ve yangında her şey evlerin içinde kullanıldıkları yerde kalmış. O yüzden burada insanlar, hangi mekanları hangi amaçlar için kullanıyorlardı, ev içinde ne tür üretim yapıyorlardı, tespit etme imkanı buluyoruz. Bunlar da söz konusu dönemdeki sosyo-ekonomik yapılanmayı anlamamızda yardımcı olmakta.

Bu yılki çalışmalarımız sırasında bahsettiğim evlerin birisinin işliğinde, ağaçtan yapılmış dokuma tezgahı ve dokuma tarağı, kemikten yapılmış dokuma mekiği, dokuma ağırlıkları-ağırşaklar, dokuma iğneleri tespit edildi. Anladığımız kadarıyla M.Ö 1600’lü yıllarda burada müthiş bir tekstil üretimi vardı.

HER EVİN DEPOSU VAR

Hangi uygarlıklar dönemi Hocam?

Burada daha çok Luvilerin yaşadığını biliyoruz.

O tabaka dediğim yerleşim büyük bir yangınla sona ermiş. Yıkıldıktan sonra aynı duvarların üstüne taş sırası çekip tekrar duvar yaparak kullanmışlar. O da geç tunç çağa ait. O da M.Ö. 1500’lü yıllara tarihleniyor. Ama onda evlerin formu değişmiş. Bir ya da iki odadan oluşuyor, öyle büyük işlikleri ve depolama odaları yok. Belli ki yerleşim içinde merkezi bir depolamaları vardı. Başka bir yapı var, onlarla çağdaş. Biz onu daha önce tapınak olabilir diye düşündük. Tapınak dememizin sebebi, İngilizlerin önceki kazılarında tapınak olarak ortaya çıkan mekanlarla birebir ve aynı planda olmasıydı. Biz orayı genişletince bu büyük yapının bir depo odasına da sahip olduğu ortaya çıktı. Olasılıkla dediğim evredeki merkezi depolama görevini bu yapıda oturanlar sağlıyordu.

SİVİL MİMARİYİ AÇIYORUZ

Bu bölgede kaç yerleşim katı var şimdi?

Şu anda biz bu bölgede on yerleşim katı bulduk. Daha ileri gidebilmemiz için bunları kaldırmamız lazım. Bunları kaldırıyoruz ama yavaş yavaş gidiyoruz. Mesela bu sene çok yavaş çalıştık. Problemli durumlar vardı. Hep aynı duvarları kullandıkları için kolayca şaşırıyorsun. Yani hangi duvar hangi döneme ait, onları belirlemek problem yaratıyor. Çünkü yerleşimde de bazen seviye farklılıkları olabiliyor. Mesela şuradaki ile şu yüksek alandaki yapı aynı döneme ait. İşte o seviye farkları çalışmamızı zorlaştırıyor. Bu nedenle daha ince çalışıyoruz.

Orta Tunç Çağı daha iyi araştıralım diye eski saray alanının bulunduğu alana yakın bir alanda yeni çalışmalar başlattık. İngilizlerin yapmış oldukları kazı çalışmalarında bu döneme ait ağırlıklı olarak saray yapısı araştırılmıştı fakat sivil mimariye ait herhangi bir şey kazmamışlardı.

SARAY ORTAYA ÇIKACAK

Arzawa’lara ait olabileceği varsayılan bir saray yapısı vardı kuzey doğuda, orası mı?

Evet orası. Onun eteklerinde bu yıl açma oluşturup başladık. Direk orta Tunç Çağı tabakasına indi. Orada da gelecek yıllarda Geç Tunç Çağ dönemini geniş alanda çalışarak, araştırdıysak; yeni kazı alanında da Orta Tunç Çağ dönemini geniş alanda araştırarak mimarisinden insanların günlük yaşam ve üretim kültürüne kadar detaylı bilgi elde etmeyi planlıyoruz.

YERLEŞİK VE GENİŞ AİLELER

Farklı yerleşmelerde değişkendir gerçi ama ortalama nüfus nasıl seyretmiş? Göç var mı?

Göç yok. Şu an araştırdığımız evrede yıkılan evlerin üzerine tekrar yapı yapılmış, demek ki burada yaşayanlar inşa etmişler. Yerleşik bir halk. Mesela burada ulaştığımız en alt tabaka yangınla sona ermiş, ardından terk etmeyip belki bir süre uzaklaşmışlar ama yeniden yerleşmişler. Şurada ikinci yapıda görüyoruz, geçiş kapısı bile eskisinin aynı yerine yapılmış.

Nüfus tespitini evlere göre yapabiliyoruz. Bir evin depolama kapasitesi, yüz ölçümünü kabataslak hesaplamıştım, bir evde en az 15 kişi oturuyor. Yani geniş aileler.

Geniş aile ve yoğun nüfus diyebilir miyiz?

Tabi, nüfus çok yoğun burada. Bir de bayağı büyük depolama alanları var, depoların büyüklüğü ile de bu hane halkı sayısı orantılı çıkıyor. Ailelerde bir de yarı uzmanlık var. Mesela ev içinde tekstil üretimi yapıyorlar, aynı zamanda tarımsal faaliyette bulunuyorlar. Yani hem tarımla uğraşıyorlar, hem de tekstil üretimi yapıyorlar.

Yangın geçiren depoda ne gibi tahıl ürünleri vardı?

Buradaki depoda arpa, buğday, hala yaygın olan burçak gibi tahıl üretimini gösteren bulgulara ulaştık.

BİZANS DÖNEMİ KALESİ

Hocam önceki ziyaretlerimde verdiğiniz bilgilerden yola çıkarak soruyorum, en geç yerleşim izine hangi dönemde rastlıyorsunuz?

En geç Selçuklu dönemine rastlıyoruz. Önümüzdeki bölgede yer alan duvarlar Selçuklu dönemine ait. Ama çok yüzeyde olduğu için epey tahrip olmuşlar. O nedenle iyi bir mimari vermiyor. Ancak çok yoğun Selçuklu keramiği var. Daha önceleri de bulduğumuz M.S. 12. Ve 13. yüzyıllara tarihlenen sikkeler var. Onun hemen altında Bizans’a ulaşıyoruz. Onun da çok sağlam iki evresi mevcut. Bu yapı katları da 10 ve 11. yüzyıllara tarihleniyor. O da bayağı bir oturmuş. Hatta geçen gün bir makalede okudum, burası Bizans döneminde böyle bir kale gibi işlev görmüş. Bizans kalelerini konu edinen bir makaleydi, o da Beycesultan üzerinde bir Bizans kale yerleşimi olduğunu söylüyordu. Anlaşılan o ki burada çok sağlam bir Bizans yerleşim katmanı var. Fakat Geç Tunç Çağ dönemi yapıları üzerine inşa edilmiş bu Bizans Dönemi yapılarını kaldırmak zorundayız. Çünkü alta yer alan Geç Tunç Çağ mimari yapılarını araştırmak istiyoruz.

YOLLAR AT ARABASI İÇİN GENİŞ TUTULMUŞ

Hocam sizin işiniz çok zor tabi. Klasik ya da antik dönemler arkeoloğu için izler çok belirgindir. Eldeki materyal, yazıtlar, gezginlerin metinleri, heykeller, mimaride kullanılan mermer gibi sağlam kalmış malzeme çalışma metodu oluşturmaya daha elverişlidir. Oysa sizde anladığım kadarıyla her şey iç içe geçmiş durumda. Adeta yumak olmuş. Buradan çıkarak sormak istiyorum, Beycesultan’ın asıl yerleşme bölgesi şu an kazdığınız yer mi, yoksa başka bir yer olabilir mi? Bunu kolayca tespit etmek mümkün olmasa gerek.

Şöyle anlatayım (kazının güney bölgesini göstererek) şurada karşıda hafif çukur bir yer var. Orada bir yol var. O dönem kullanılmış, 3.5 metre genişliğinde. Tabanına çakıl döşenmiş. Doğu-batı yönünde. Olasılıkla burada bulunduğumuz noktada da bir yol olması lazım. Orada iki tane yol var. Doğu batı yönünde uzanıyor ve aynı şekilde çakıl döşenmiş. Aralarında da konutlar var.

Biraz ızgara sistemi gibi galiba?

Evet biraz öyle gibi. Bu şunu gösteriyor: Burası M.Ö. 1600-1700’lerde caddelerle bölünmüş, arada evler olan büyük bir kent.

ORTA AVRUPA İLE TİCARET YAPILIYORDU

Ticaret yolu olabilir mi o yollar? Çünkü döneme göre hayli geniş sayılır.

Bunlar kent içi yollar. 3.5 metre genişliğinde olması, o dönemlerde at arabası kullanılmaya başlanmış olmasından kaynaklanıyor. Şehrin içinden at arabası geçirmek için kullanılıyor olabilir. Çünkü özellikle tohum analizlerine baktığımızda o dönem arpa çoğalıyor. Önceki tabakalarda arpa pek yok ama bu tabaka ile birlikte arpa üretimi yükseliyor. Bir de kemikten, özellikle geyik boynuzundan yapılmış çokça at koşum takımları buluyoruz. Hayvan kemiği analizlerinden de anlıyoruz, Beycesultan’da atgiller bu dönemde ortaya çıkıyor.

Burası tarıma dayalı bir yerleşme galiba. Peki, hayvancılık ve avcılık var mı?

Hayvancılık tabi. Ama avcılıkla ilgili pek fikrimiz yok henüz. Üretim tarım dışında ağırlıklı olarak dokumayla ilgili. Çünkü daha önce sözünü ettiğim gibi pek çok buluntu var bu konuda. Sonuç olarak burası büyük bir kent.

DÜNYA İLE BAĞLANTILI BÜYÜK BİR KENT

Hocam tüm bu bilgilerden sonra; sizinle yaklaşık 4-5 yıl önceki görüşmemiz sonrası ne gibi gelişmeler oldu, Beycesultan’ı genel olarak nasıl değerlendirebiliriz? Bölge arkeolojisi için nasıl bir öneme sahip?
Sadece Denizli değil, Batı Anadolu coğrafyasındaki tarih öncesi yerleşmeler açısından çok önemli. Günümüzden 3.600 yıl öncesinde burası büyük bir kent. Caddelerle bölünmüş, çok zengin bir kent burası. Gerçekten ada bazında baktığında zenginliği daha iyi görülüyor. Kendilerine ait yerleşik bir yaşamları var ve dediğim gibi sadece burayla değil, tüm dünya ile de bağlantı içindeler.

Bir ticaret ağı var o halde?

Muhakkak var. Zaten Anadolu’ya, Mezopotamya’ya kadar uzanıyor. Sadece Mezopotamya değil, Balkanlar üzerinden Avrupa’ya ulaşan bir ağ bu.

MISIR KAYITLARINDA GEÇİYOR

Mısır’la bir ticareti olmuş mu?

Mısır’la ticarete ilişkin bir bulgu, belge yok. Şöyle var, Geç Tunç Çağı döneminde Arzawa Krallığının Mısır Kralıyla yazışmaları var sadece. Bunu da Mısır kaynaklarından biliyoruz. Başkaca bizim ulaştığımız bir bulgu yok şimdilik. Arzawa Krallığı bir konfederasyon. Bizim burası Mira-Kuvvaliya ülkesi. Onların Mısırla ne tür ilişkileri vardı bilemiyoruz. Ama sözünü ettiğimiz motifler üzerinden gidersek, Balkanlar, Macaristan’a kadar örneklerine rastlıyoruz. Çoğunlukla da at koşum takımları üzerinde. Yunanistan’da da örneğin bu tür yerleşimler var. Orada da Geç Tunç Çağı döneminde benzer genişlikte caddeler var. Ata arabası kullanımına uygun caddeler bunlar. Tam 1600’lerde at arabası kullanımı uygar dünya denilen Anadolu’da, Mezopotamya’da ve Avrupa’da yaygınlaşıyor. Çünkü savaş aracı olarak da kullanılmaya başlıyor.

Demek istediğim, burası o dönemlerde büyük bir kent. Batı Anadolu’da böyle büyüklüğe sahip başka kent yok neredeyse. Mesela Troya’ya bakıyorsunuz, orada da buradaki gibi değil.

10. YIL İÇİN KAPSAMLI YAYINI HAZIRLANIYOR

Yayın konusunda gelişme var mı? Burası ile ilgili, yaygın olarak bilinen Seton Lloyd ve J. Mellart’ın İngiliz Arkeoloji Enstitüsüne hazırladıkları iki ciltlik yapıt dışında yazılı kaynak yoktu. Siz bu eksikliği ne kadar gideriyorsunuz veya gidereceksiniz?

Bu yıl kazıların onuncu yılını tamamlıyoruz. Şimdiye kadar makale olarak çeşitli yayınlar yaptık. Ancak şimdi artık kapsamlı bir kitap hazırlığı içindeyiz. Ama sadece şimdiye kadar yaptığımız kazılarda araştırdığımız dönemleri kapsayan bir kitap olacak. Mellart’lar Kalkolitik Çağ’dan başlayıp Geç Tunç Çağına kadar yazmışlardı.

Bu yıl kazı kadrosu nasıl? Geniş mi tuttunuz, ne kadar akademisyen, ne kadar öğrenci var?
Akademisyen olarak doktora ve lisans öğrencilerimiz var. Çek Cumhuriyetinden doktora öğrencimiz var. İşçi olarak çalışmaya daha çok kadınlar geliyor. Erkek işçimiz çok az. Tümü de yerel işçi.

VALİLİK DESTEK VERİYOR

Bu yılın kazı maliyesi nasıl? Bakanlık desteği yeterli mi? İlk yıllarda pek sıkıntı çektiğinizi konuşuyorduk hep?

Bakanlık desteği bu yıl iyi. Hatta ek ödenek istedik, onu da gönderdi Bakanlık. Yeterli ödenek geliyor. İlk yıllar bizim çok eksiğimiz vardı. Sıkıntı oradan kaynaklanıyordu. O yıllar kazı evimiz yoktu, koruma sorunumuz vardı, gelen paranın önemli bir kısmını altyapıya ayırmak zorundaydık. Şimdiki kazı evimizin olduğu yer bir çöplüktü hatırlarsanız. O günlerden bu günlere geldik. Sağ olsun önceki ve şimdiki Çivril Belediye Başkanları gereken desteği hiçbir zaman esirgemediler. Şimdi de ziyaretçiler için gezi yolları yapacağız, bunun için Valilik ihalesini yaptı. Bu dönem bu çalışmalar tamamlanacak. Yürüyüş yolları olan başka bir projemiz var, burayı da geziye açacağız. Batı yönüne bir koruma duvarı yapacağız. Ayrıca imitasyonlarla yerleşim mekanlarını canlandıracağız. Ama çatılarda biraz sorun var. Onların bakımını yapıp akıntıyı önleyeceğiz. Yoksa çatı akıntısı kazıda tahribata yol açıyor. Böylece ziyaretçiler için gelecek yıl umarım daha sistematik bir gezi alanı hazırlamış olacağız.

SON SÖZ
Beycesultan’ın son 10 yıllık kazı serüveninin özeti böyle. Hayli zengin bir kültür, dokumanın çok yoğun biçimde sürdürüldüğü geniş aileler, geniş caddelerinde at arabasının kullanıldığı yerleşik tarım kenti… Batı Anadolu tarih öncesi araştırmalarının merkezlerinden birisi Beycesultan.

Denizli açısından bakarsak, kent tarihçilerinin antik dönemle sınırlı olarak algıladığı dokuma kültürü açısından inanılmaz veriler sağlayan bir merkez. Umarız bu konuda tarih araştırması yapan yazarlar ve akademisyenler bundan böyle Beycesultan’ı gözden ırak tutmazlar.

Bir de iş dünyasının kendi tarihini nereye koyduğu meselesi var. Gerek Beycesultan, gerekse Ekşihöyük bu konuda sadece ulusal değil, uluslararası tanıtım için ele geçmez bir şans. Böyle bir şansı neden gerektiği gibi değerlendirme yolun gitmiyoruz? Her şeyi abartarak sunma alışkanlığına gerek yok. Çünkü Beycesultan Höyüğü hiçbir şeyi abartmadan, tarihöncesinden günümüze uzanan çok zengin bir mirası size altın tepside sunuyor!

Yorum Yaz

Aşağıdaki gerekli alanlara bilgilerinizi girmelisiniz. e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
 karakter kaldı