20 ile 21 arasındaki fark - denizlihaber.com - Denizli Haber, Denizli'nin en çok okunan gazetesi
REKLAMI GEÇ

20 ile 21 arasındaki fark

16 Eylül 2015 Çarşamba

Yiğidi öldür hakkını ver kardeşim!..

Türkiye’de Çözüm Süreci’nin perde arkasında nelerin yattığı tartışılırdı ama etkileri gayet iyiydi…

3 yıldır şehit haberi, çatışma, saldırı, hainlik, bölücülük, Türk-Kürt gibi kavramları unutmuş, saraydı, imparatorluktu, paraleldi, ekonomiydi filanın derdine düşmüştük.

Ve Suruç’ta patlatılan bomba Türkiye’nin temellerine konulmuş bir dinamit gibiydi..
Felaketleri peşi sıra getirdi…

Ve biz batıda yaşayanlar, üçer beşer kınalı kuzularımızı kurban eden bu terör olayları sonrası, bir akademisyen kıvamında durum tespitleri yapmaya başladık…

Neye dayanarak?
TV kanallarının, gazete sütunlarının bize aktardığı ya da yansıttığı bilgilere…

“Arkadaşım konu özgürlük sorunu” diyen de var “Hepsini kökünden kazı” olsun bitsin diyen de…

Ama işin tuhaf tarafı
“Arkadaşım konu özgürlük sorunu” diyenlerin arasında Batılı Türkler de var,

“Hepsini kökünden kazımalı” diyen Batılı Kürtler de …

Benim ironilerle dolu canım memleketimde içine düştüğümüz saçmalık, bırakın empati yapmayı, burnumuzun ucundakileri bile göremez hale getirdi bizi…

İroni diyorum anlayana!..

Keza daha geçen hafta gece yarısı Kürt olduğu için dükkanı ateşe verilen bir yurttaşımızın kapısı çalındı ertesi gün…

Üniformalılardı…

Askerler, sağlık görevlileri…

Oğlu, vatani görevini yaparken şehit düşmüştü!..

Haber verdiler.

Bu berbat olayın, tokat gibi insanların yüzüne çarpmasını beklediğim ülkemde olup bitenlerin farkına varamadık hala!..

Yargılıyoruz!..

Oysa ki yerine koymalı,
kendini, bir başkasının yerine koymalı, insan!
Hayatında bir kez bile olsa yerine koymalı!..

Doğruya ulaşmak yorucu, inanmak kolay tabi…

Ben de bu nedenle ulusal bir yayın organının Diyarbakır temsilcisiyle görüştüm olup bitenleri…

Beynimin içindeki soruları sordum, yanıtlarını aradım…

Hem temsil ettiği kurumun hassasiyeti, hem de yaşadığı kentteki özgürlük sorunu yüzünden ismini vermek istemiyorum…

22 dakikalık bir telefon görüşmesiyle geçtik konuların üzerinden.

Karadenizli bir eşi var…

Ki milliyetçiliğin en çok öne çıktığı bölgeden biriyle evli olan yalnızca Diyarbakırlı bir Kürt değil, aynı zamanda çok uzun yıllardır tehditler, baskılar ve bire bir ölüm riski altında bölgeyi en iyi gözlemleyen bir gazeteciydi aynı zamanda..

Suruç’taki patlamayla başlayan olayların tam ortasındaki Diyarbakır’dan nasıl baktığını anlattı…

Örneğin 84’ten bu yana yaşanan süreçte en zor dönem olarak 90’ları işaret etti…

90’larda bölge halkının yaşadığı sıkıntının tarif edilemez olduğunun altını çizdi. Bir tarafta PKK’nın yoğun baskısı, bir diğer tarafta devletin ezici yaptırımları…

“O zamanlar bir evde bir suçlu varsa, bütün ev halkı suçlu ilan ediliyor ve cezalandırılıyordu. Ya devlet ya da örgüt tarafından” sözleriyle özetledi 90’ları…

Sonra çözüm süreciyle birlikte yaşanan 3 yıla örnek verdi…

Bölgede gerçekten hayatın normale döndüğü, insanların olması gerektiği gündelik telaşlar içine düştüğü bir sürecin yaşandığına dikkat çekti.

Ne zamana kadar?

7 Haziran sonuçları ve ondan sonra patlak veren olaylara kadar..

Çünkü meslektaşıma göre genel seçimlerde bölge 3 yıl boyunca yaşadığı huzur ve güvenin sonucunda hem siyasilere hem de örgüte çok net bir çağrıda bulundu.

Artık silah, kan, kaos istemiyor, her ne sorun varsa, bunun demokratik yöntemlerle çözülmesi gerektiğini dile getiriyordu…

Ancak bu yeni sürecin başlangıcı birilerini feci şekilde rahatsız etti.

Suruç’taki patlama ve Diyarbakır’daki 2 polisimizin şehit edilmesiyle başlayan olaylara ilişkin gözlemlerini de anlattı meslektaşım.

PKK’nın yeni bir konseptle kırsaldaki çatışma ortamını bu kez şehir merkezlerine taşıdığına vurgu yaptı…

Sivillerin bu işe bulaşmasını istiyor olmalı yorumunu da ekleyerek…

Devletin şimdilik çok dikkatli davrandığının da altını çizdi. Ancak ortam hukuksuzlaştıkça aynı hassasiyetin korunamayacağına dair korkusunu da ekledi… Belli ki 90’ların onda yarattığı tramvayla..

Artık bölgede birçok kişinin yaşanan olaylardan dolayı batıya göç etmeyi düşündüğünü ancak son dönemlerde hortlayan Kürt düşmanlığından korktuğunu da belirtti.

Bu nedenle tamamen araftalar…

Ayrıca batıda yaşanan olaylara da değinen meslektaşım, orada nasıl örneğin Denizli dahil bir çok batı kentinde aslında etnik tepkiler ortaya koyan kesimin yüzde 2’yi geçmediğini söylemek mümkünse, aynı saptamanın Diyarbakır için de geçerli olduğunu vurguladı…

“Sanılıyor ki halkın önemli bir kısmı, bölünmeden, ayrılmadan yana ve terörist… Oysa ki Diyarbakır’da da bu zihniyette olanların sayısı yüzde 2’yi geçmez” diyen meslektaşım, HDP’ye oy verenlerin örgüt yanlısı olduğu düşüncesinin yanlış olduğunu dile getirdi.

“Burada insanlar silahların devrden çıkmasını, işin demokratik olarak yürümesini istiyor. Sanki örgüt de hükümet de sıkıştırıp HDP’yi devre dışı bırakmak istiyor”

Bu konuda biz basın mensuplarına, meslek örgütlerine ve STK’lara büyük iş düştüğüne değinen meslektaşım, ancak ülke genelinde sağ duyulu insanların sayısının da çok fazla olduğuna dair inancını dile getiriyor.

Bu tespitine,
“Beni kişinin sadece insan olması ilgilendiriyor. Hangimiz tanıştığımız yeni birine sen Türk müsün,
Çerkez misin, Kürt müsün, Laz mısın diye sorar ki?” sözleriyle kişisel bir bakış açısıyla katkı koyuyor.

İnsanların batıdan hiç görmedikleri doğuyla ilgili yorumlar ya da ön yargılarda bulunmasının da doğru olmadığına dikkat çeken meslektaşım, Diyarbakır’ın 2 milyonluk nüfusuyla büyük bir şehir olmasına rağmen yüzde 1-2’lik bir kesimin yaptığı olayların tüm kente mal edilmesinin üzücü olduğunu vurguluyor.

Buradan bakıldığında Diyarbakır’ın Teksas gibi algılandığını ve sanki dakika başı insanların birbirini vurduğunun sanıldığını dile getiren meslektaşım, bugün HDP’nin önde olduğu doğu illerinde bundan 4 yıl önce Ak Parti’nin ciddi oylar aldığı hatta henüz 20 yıl öncesinde CHP’nin kaleleri olarak görüldüğüne de dikkat çekiyor.

Geçtiğimiz günlerde CNN Türk’te yapılan bir açık oturumda Cizre Baro Başkanı’nın düştüğü zor durumdan örnek veren meslektaşım, konuklardan birinin başkana inatla PKK’yı terör örgütü olarak adlandırıp adlandıramayacağı ve onu lanetleyip lanetlemeyeceği sorusunun aslında resmen oturduğumuz yerden ahkam kesmek anlamına geldiğini dile getiriyor.

Akademisyenin Cizre’de yaşaması durumunda bu düşünceye sahip olamayacağını sorusunu da soruyor…

Örgütün silahlı yapısından aslında tüm bölge halkının rahatsız olduğunu yineleyen meslektaşım, ancak bunun o bölgede yaşayan insanlar tarafından dile getirilmesinin imkansız olduğuna da önemle dikkat çekiyor.

Bir başka çarpıcı noktaya dikkat çekiyor meslektaşım…
Yaşam hakkı ve riskine…

Diyarbakır’ın en cahilinden en okumuşuna itiraz hakkının olmadığını söylüyor. İtiraz etme hakkının ailesine ve yakınlarının başına gelebileceklerin altında ezildiğine vurgu yapıyor.

Bölge halkı genelindeki bu korkunun da 90’lı yılların sonuçları olduğunu da ifade ediyor.

Meslektaşıma göre bölge insanı, “Devletin baş edemediği ile ben nasıl baş edebilirim” kaygısına sahip.

Çözüme geliyorum.

Sorunun çözümünü tek kelimeyle özetliyor; Diyalog.

90’lı yıllardan bu yana gazetecilik yapıp birçok farklı sürece tanıklık ettiğine dikkat çeken meslektaşım, Türkiye’nin formülünü çözüm süreciyle bulduğunu ve tek çarenin de o olduğunu belirtiyor.

Ve telefonu görüşmemizi şu beklentiyle sonlandırıyoruz.

Sorunun çözümü diyalogdan geçiyor
Sorunu çözecek kişiler ise siyasiler
Ancak kişisel hesaplarına yenik düşmezlerse…

**

20 plakalı Denizli ile 21 plakalı Diyarbakır arasında uçurumlar mı var sizce? Oysa ben birbirimizi anlamak, algılamak ve empati yapmak için 20 ile 21 arasında bir adım kadar mesafe var diye düşünüyorum…

Bu yazıyı bir gazeteci sorumluluğumla
kaleme alıyorum, evet!

Ama en çok da insan olarak sesleniyorum!.

1970’li yılların Diyarbakır’ındaki sağlık koşullarının yetersizliği yüzünden yaşamını yitirdiği için o şehirde toprağa verdikleri el kadar bebelerinin acısını hala yüreğinde taşıyan bir anne babanın oğlu olarak, hiç görmediği ablasını Diyarbakırlılara emanet etmiş Denizlili bir insan olarak sesleniyorum;

PKK’nın ve onunla aynı duyguyu, rantı, hayali paylaşan karanlık ellerin oyununa gelmeyin!

Not: Yazılar ile ilgili hukuki sorumluluk yazarların kendilerine aittir

Yorumlar

hak   -  Bağlantı 18 Eylül 2015, 10:26

Yazınız ve tespitlerinizden dolayı sizi kutluyorum.
Yaşanan bu zor süreçte sizin gibi sağ duyulu gazetecilere, siyasilere ve toplumun ileri gelenlerine ihtiyacımız var. Bu ülke hepimizin, zaman birlik zamanı…

Yorum Yaz

Aşağıdaki gerekli alanlara bilgilerinizi girmelisiniz. e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

 karakter kaldı