SADIK BİR İNSANLIK KURBANIDIR - denizlihaber.com - Denizli Haber, Denizli'nin en çok okunan gazetesi
REKLAMI GEÇ

SADIK BİR İNSANLIK KURBANIDIR

7 Haziran 2016 Salı

2 aya yaklaştı…

Ki bundan 20 yıl sonra sorsanız ‘çaresizlik nedir?’ diye:
Babam derim…

Bir insanın elinden gelen hiçbir şeyin olmadığını bilmesi durumudur çaresizlik…

Boğazda düğüm düğüm olan bir kabulleniştir…

Buz gibidir…

Hayatın boyunca seni ayakta tutan umudun,
yani örneğin bir gün zengin olabilme,
mutlu bir yuva kurabilme,
mesleğinde zirveye tırmanabilme,
ve veya vatanınla,
dostunla,
ailenle,
en nihayet kendinle ilgili kurduğun;
ve sonunda hayatta kalabilme,
bir gün daha fazladan görebilme,
bir nefes daha alabilmeye kadar çıplaklaşan,
sessiz bir yakarışa dönüşüdür…

Bir zamanlar sıtmayla, zatürreyle, veremle özdeşleşen, günümüzde kanserin birçok türü ve önemli bir oranıyla anılır hale gelendir çaresizlik…

Çaresizlik ki insanlık kavramıyla bağlanmıştır göbeğinden…

İnsanı daha fazla hayatta tutabilme, daha sağlıklı kalabilme, daha mutlu ve huzurlu yaşayabilmeye harcanacak her kuruşun, son çabanın, her alın terinin; yok etmeye, bölmeye, parçalamaya, kutuplaşmaya, kana, kine, nefrete, silaha, cephaneye harcandığı günümüzde, babamın bir insanlık kurbanı olduğunu söylemek hiç de mantık dışı değil kanımca…

Tıpkı bir yıl önce tam bugün kaybettiğimiz Sadık Emre Çaputçu gibi…

Hani her gün binlerce kez farkında olmadan yapabildiğimiz bir yetiyi, son 24 saatinde becerebilmek için geçirdi babam…

Tek isteği, çabası, mücadelesi nefes alabilmekti…

Ve sonra yorgun düştü…
Ve sonra kor olup yüreğimize…

Tıpkı Sadık Emre Çaputçu gibi..

Ki gazetemiz köşe yazarlarından olması, az çok bir hukukumuz, münasebetimiz olması hasebiyle yazmaya hakkım var diye düşünüyorum Sadık hakkında…

Belki şu satırları kaleme alırken onun en yakınındaki isimleri, yeniden alevlendireceğim için yüreklerindeki közleri, üzeceğimi bildiğim halde…

Ki bir şey yapma sorumluluğuyla hareket ederek ama safiyane…

Ve bilerek bizleri, bu ülkeyi veya dünyayı yönetenlerin zerre kadar umurunda olmayan insan hayatının kutsallığını…

Sadık, babam gibi, her yıl yalnızca Türkiye’de bile on binlerce yurttaşımızın şu ya da bu şekilde vakitsiz ayrılışına neden olan kanserin, bir gün sıtma, zatürre ve veya verem gibi ciddi ama kolay tedavi edilebilen bir hastalığa dönüşeceğini adım gibi bildiğim halde, aramızdan alıp kopardığı bir insandı belki bakıldığında…

Ama değerdi,
Birçoklarımızın hayatını hayatı,
umudunu umudu,
mutluluğunu mutluluğu gördüğü,
kendi yerine kenti, ülkesini düşündüğü için hayatını ikinci plana itecek kadar da adamdı…

Öyle bir ortamda, genç yaşına rağmen
öyle bir duruş ve cesaret sergiledi ki Sadık;
gördük ki bugün herkes
çok varlıklı bir işadamı,
çok popüler bir sanatçı,
çok gözde bir avukat,
çok konuşulan bir gazeteci,
hatta bakan bile olabilir ama
hiçbiri kolay kolay Sadık Emre Çaputçu olamazdı…

Lafı çok dolandırmadan, zaten henüz acımız, acılarımız taze; çaresizliğimiz derin, hüznümüz hala sıcak olduğu için çok fazla duygusala bağlamadan yazayım istedim Sadık’ı…

Işıklar içinde yat dostum…

Sen gittin ama adın kaldı, dostlar seni unutmadı…

Not: Yazılar ile ilgili hukuki sorumluluk yazarların kendilerine aittir

Yorum Yaz

Aşağıdaki gerekli alanlara bilgilerinizi girmelisiniz. e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

 karakter kaldı