SERİNHİSAR’IN SON ÇÖMLEKÇİSİ: İBRAHİM USTA
Yusuf Yılmaz yazdı...
Anadolu’nun en eski zanaatlerinden biri olan çömlekçilik, insanlığın toprağı şekillendirdiği ilk günlerden bugüne uzanan büyük bir miras. Bu mirasın en güçlü halkalarından biri de yüzyıllardır çamurla yoğrulan Serinhisar’dır. Bölgenin, aslında Kızılhisar olan ismi işlediği kızıl topraktan gelir. Bir zamanlar sokaklarından çark sesleri eksik olmayan bu ilçede, bugün çömlekçiliğin son temsilcisi olarak tek bir isim ayakta duruyor: İbrahim Usta.
1958’de bir çömlekçi ocağında dünyaya gelen İbrahim Usta, mesleğin içine doğmuş bir sanatkâr. Daha çocuk yaşta toprağın dokusunu, çamurun kıvamını, suyun hamura nasıl can verdiğini öğrenmiş. Onun için çömlekçilik, bir iş olmaktan çok daha fazlası… Bir yolculuk, bir sadakat, bir ömürlük bağlılık. “Toprak kıymetlidir, ona hürmet edeceksin” diyerek başlayan bu yolculuk, zamanla bir hayat felsefesine dönüşmüş.

Bugün Bardakçılar Mahallesi’nde bir zamanlar kırk çarkın döndüğü sokaklardan geriye sadece İbrahim Usta’nın çarkı kalmış durumda. Ama o çark, bölgenin tüm tarihini, kültürünü ve geleneğini hâlâ döndürmeye devam ediyor. Sabırla yoğrulan çamur, onun ellerinde şekilsiz bir kütle olmaktan çıkıp bardaklara, testilere, güvercin suluklarına dönüşüyor. Her eserinde bir ustalığın yanında, toprağa duyulan derin bir saygı ve sevgi okunuyor.
İbrahim Usta’nın en büyük gururlarından biri, meşhur Kızılhisar bardakları. Yüzyıllardır kullanılan, suyu soğuk tutmasıyla tanınan bu bardaklar, ustanın elinde yeniden hayat buluyor. Teknolojinin, kimyasal kaplamaların, hızlı üretimin arasında dimdik duran doğal bir zanaat… Usta, “Bizim bardaklar ne zımpara bilir ne boya. Toprağın kendi nefesidir soğutan” diyerek geleneğin özünü özetliyor.
Toprağın en iyi cinsini bulmak için dağları, dere kenarlarını dolaşması; çamuru taşından arındırıp elemek için saatlerce uğraşması; hamuru kıvama getirmek için sabırla yoğurması… Bunların hepsi onun mesleği nasıl bir ciddiyetle ele aldığını gösteriyor. Çarkın başına besmeleyle oturması bile, bu işin sadece el emeği değil gönül emeği olduğunun en somut göstergesi.

Çömleklerin fırına yolculuğu ise başlı başına bir heyecan. Günlerce uğraşılan bir parça, tek bir hatayla kırılabiliyor. Fırının kapısı açıldığında çıkan her sağlam eser, ustanın yüreğinde ayrı bir sevinç, kırılan her çömlek ise ince bir sızı bırakıyor. Çünkü her eser, toprağın ve ustanın ortak bir nefesidir.
Bugün Serinhisar’da çömlekçiliğin neden yok olmaya başladığını sorunca, yüzünde yılların yorgunluğuyla karışık bir hüzün beliriyor. “Bu iş zor,” diyor. “Toprak taşıması ayrı dert, çamuru yoğurması ayrı… Çoğu usta bıraktı. Ama ben bu mesleği bırakmayı hiç düşünmedim.” Bu sözler, aslında bir zanaatkârın ömrünü adadığı sanatla kurduğu bağı en sade haliyle anlatıyor.
Atölyesinin bir köşesinde dizili onlarca testi, bardak ve çömlek, adeta sessiz bir tarih sergisi gibi duruyor. Her birinin rengi, dokusu ve formu; toprağın binlerce yıllık hafızasını taşıyor. Usta, her gelen misafire aynı tevazu ile anlatıyor: “Bu toprak bize emanet. Ben elim ayağım tuttukça bu işi sürdüreceğim. Yeter ki bu meslek yok olup gitmesin.”

Serinhisar’ın son çömlekçisi olan İbrahim Usta, aslında bir mesleğin değil, bir kültürün taşıyıcısı. Onun ellerinde yoğrulan toprak, yalnızca bir kap değil; atalarımızdan bize kalan bir medeniyetin özü, kimliğimizin parçası. Bugün ilçede sadece bir çömlekçi ocağı yanıyor olabilir; fakat o ocaktan yükselen duman, bu kadim sanatın hâlâ nefes aldığını, hâlâ bir geleceği olabileceğini gösteriyor.
İbrahim Usta’nın yaşamı ve emeği bize önemli bir şey hatırlatıyor:
Bir toplumun geleceği, yalnızca teknolojisinde değil; toprağına, geleneğine ve ustalarına sahip çıkmasında gizlidir.

