KAÇAN BALIK BÜYÜK MÜ OLUR? - denizlihaber.com - Denizli Haber, Denizli'nin en çok okunan gazetesi
REKLAMI GEÇ

KAÇAN BALIK BÜYÜK MÜ OLUR?

10 Ağustos 2018 Cuma

Bir av zevkimiz var, yakıştırdıkları sıfata bak. Gelin size gerçeği anlatayım…

 

Soru şu: Kaçan balık gerçekten büyük müydü yoksa avcı palavra mı sıkıyor? Her ikisi de dediğinizi duyar gibiyim. Oysaki bir çalışma yapılsa; sıradan insanların büyük çoğunluğu, bence yüzde 90’nın üzerinde kısmı avcının ‘palavracı’ olduğu görüşünü savunur.

 

Zaten avcılara ilişkin fıkraların hemen tamamı da ‘abartılı’ boyutlar ve ifadeler içerdiği için bu fikri destekler. Hatta bu alışagelmiş durumun sorumlusu bile diyebiliriz ya neyse… Bu uzun bir konu, başlayalım…

 

Genel olarak iki tür kaçan balık vakası vardır.

 

İlkinde avcı balığı hiç görmez. Boyutuna ise balığın oltaya asılması, gösterdiği mukavemet, kopardığı misina, oltanın iki büklüm olması ya da kırılması, kırdığı ya da açtığı zoka üzerinden karar verir. Bu hiç olmazsa ‘aksi ispatlanamaz’ bir durum olduğu için geçerliği vardır.

Yani özünde olayın tek yaşayanı olduğu için anlatıcının ifadelerine bağlı kalmak esastır.

Her ne kadar bu senaryoda oltanın esnekliği bir gösterge olarak işaret edilse de, zaten esnemeleri için tasarlanan oltaların iki büklüm olmuş görüntüleri doğal bir refleks kabul edileceğinden bir parametre olarak değeri yoktur.

 

Bir de balığın sudan çıktığı halde kaçtığı vakalar vardır. Burada en azından avcı balığı suyun yüzeyine yaklaştırmayı başarmış ve balığın rengini almış ya da kıyıya sığ sulara yaklaştırmış olduğu durumlardır.

Ters giden her ne ise balık kaçmıştır nihayetinde. O sırada avcının yanındaki ekip arkadaşlarının duruma şahit olmaları olasılık dışı bir senaryo değil. Birinin kepçe ile olay yerine koştuğunu varsayarsak en az bir tanık bulmak mümkün.

Zaten işin içinden çıkılmaz noktası da burasıdır…

 

***

 

Şu yaşanmıştır ki; kulaktan kulağa yayılan hikayeler zaman içinde abartıldıkça abartılır ve sonunda olayın kaynak kişisi de başından geçen olayın farklılaştığını unutarak son gelinen noktayı kabul eder.

Şahsen çok duymuşumdur. Bizati tanık olduğum hikayelerin abartılı anlatıları sonrası, özellikle üzerinden zaman geçtikten sonra benim bile olayı hatırlayamayacağım bir noktaya getirilerek hikayeleşmiş olmasını yaşamasam burada yazmazdım heralde.

 

İlk avcılık yıllarında hepi topu 250 gramlık bir balığı kaçıran, buna karşın trofe avı yapıyormuş gibi heyecanlanan kişilerin süreç içinde balığı 25 kiloya kadar çıkardıkları az rastlanır bir durum değildir.

Ama o acemi hikayesidir.

 

***

 

Tabi bizim millette hiza almak ya da boy kilo konusunda sağlıklı bir öngörüde bulunmak da hak getire…

Binbir güçlükle sudan çıkardığı sazan için ‘kesin 8 kilo gelir’ diyen arkadaşın tartım sonrası yaşadığı 4,5 kiloluk hayal kırıklığını anlatmama gerek yoktur heralde.

Benzer duruma boy konusunda da sık sık karşılaşırız. Yahu okuldaki 30 cm’lik cetveli düşünse zora düşmeyecek ama aklına gelmiyor o anda.

Genetik bir şey olmalı. Boy kilo konusunda becerikli değiliz. Uzun boylu dediği kızın 1,62 çıkmasından belli zaten.

 

Ortaca-Dalaman taraflarında avdayız. Geceyi Dalyan’da yılan balığı avında geçirmişiz ki, gücümüz takatımız kalmamış. Gündüz de Dalaman Çayı etrafına geldik konaklıyoruz. Bir ağaç altında dinlenip ikinci geceye hazırlanacağız. Çayın denize yakın kısmındayız. Şimdi oralarda bir otel var. Müthiş bir derinlik var ve ben acemiyim…

 

Ekibe burada ne balığı çıktığını sordum, ‘yayın’ dediler. Gündüz gözüyle heyecanımı bastıramayıp hemen iki olta attım. Çanları taktım beklemeye başladım. Kısa süre içinde çanlardan biri beni çağırdı. Ama öyle yeri göğü filan inletmiyor. Mekanik bir düzende bir iki saniyede bir ‘çın’ diyor o kadar. Sanki eski yaylı oyuncakları kurarken her turda bir çıkan ses gibi. Didaktik bir aralıkla… Ben müthiş bir heyecanla oltaya hamle yaptım ama bir terslik var.

Benden başka kimse heyecanlanmıyor. Misinayi elime aldım. Maşallah 70’lik takmışım. Nereden bulduysam artık. Kopmaz meret. Bizimkiler 10-20 metredeler ama benim olduğum yöne bile bakmıyorlar. Allah Allah…

 

Oltayı şöyle bir tarttım… Ne mümkün. Gelmiyor. Ucunda 60-70 kiloluk bir ağırlık var sanki. Her halde bir yerlere dolandı filan diye düşünüyorum çünkü kafa atmıyor, vuruş hissetmiyorum. Kütük gibi bir ağırlık. Ne varki biraz uğraştan sonra olta suyun üst kesimlerine doğru gezmeye başladı. O anda anladım ki ucunda balık var. Sesleniyorum, ‘yardım edin’ diyorum ekip kılını kıpırdatmıyor. Korku filmi gibi, balık kaçacak.

Zorlaya zorlaya kenara çekmeye başladım. Bulunduğum yer de yar. Suya bir metre filan yükselti var. O büyüklükte bir şeyi tek başıma çıkarmamın olanağı yok. Bir kaç metre kaldı ki suda hayvanın karartısını gördüm. Heyecanım daha da arttı. Ama nasıl büyük…

Böyle bir yayın görmemiştim. Bir metre filan boy görebiliyorum ama gerisi suyun altında göremiyorum. Kan ter içinde iyiden iyiye kendime yaklaştırdığımda kafasını sudan çıkardı.

Yahu ne de büyük. Böylesini hiç beklemiyordum. Kiloda abarttığımı da düşünmüyorum. 60 kilo değilse de yakındır. İnanılmaz büyüklükte. Tek sorun yayın değil. Bildiğin ‘su tosbası’.. Bir de osuruyor gudubet. Duramıyorsun yerinde. Bizimkiler gülüyor. Sanki ‘Devekuşu Kabere’deyiz. Yerlerdeler ama… ‘Yardım lazım mı’ filan dalga geçiyorlar. Hayvanın vuruşundan anlamışlar tosba olduğunu fakat tuzağı kurmuşlar. Olta ağzının kenarında. Mengene gibi çenesi var hayvanın. Öyle bırakmaya içim elvermiyor. Bir yandan da korkuyorum. Koku da devam ediyor iyi mi…

Asıla asıla hayvanı o bir metrelik eşikten karaya çıkardım. O osuruk kokusu iyiden iyiye üstüme sindi mi? Bir kerpeten ile iğneyi yakaladım, misinayı kesip iğneyi asılıp hayvanın ağzından çıkardım. Ama dakikalar sürdü. Bir çırpıda olmadı.

“Geri zekalı” haykırışları arasında alay konusu olmayı başarmıştım. Tabi süreç içinde tosbanın kilosu 200’e çıktı. Bazıları king kongu filan yakaladığımı da iddia etmedi değil.

Şu ağaç şeklinde otomobil kokusunu her yerime sürdüysem de tosbanın osuruğu bir süre koku izim olmayı başarıp benimle bir hayli yol katetti.

 

Şimdi avcı abartır mı? Peh… Gel de bana anlat…

Bu hikayeyi niye yazdım? Avcının palavracı olma konusundaki meziyetinin sınırlarını anlayın diye.

 

İki konu anlaşılmalı. Palavracı demek yalancı demek değildir. İkincisi genellikle abartılan hikayeler mutlaka ‘komik’ bir durum barındıran, eğlence amaçlı anlatılar.

Konu avın cidi yönü olduğunda aslında palavra yani abartılı hikaye anlatma konusunda çok istekli olunmadıkları bilinir.

Bir konuda hep yalan söylerler ki; o da avlaklarının yerini gizlemek içindir.

Bir konuda sürekli palavra atarlar ki, o da karşısındakini balık avına götürmek için ikna yöntemlerinden biridir. Gerisi bilimdir.

 

Şöyle ki;

İki tür kaçan balık senaryosu aldık. Birincisi balığın vuruşunu almış ama sudan çıkaramamıştık.

İğnenin kırılması, açılması nedeniyle kaçan balık çok olmuştur. Aynı takımlarla üst üste ava gittiğinizde iğnelerin oksitlenip zayıfladığı bilinir. Esnek iğneler kullanmak küçük mücadeleci balıklar için iyi bir seçenek olsa da trofe avlar için kötü bir seçimdir. Açılıp balığın kaçmasına neden olabilir. Ya da zedelenmiş misinalar bu bölgelerinden çabuk kopar. Gam yapan, düğümlenmiş misinalar, üst üste bindikleri noktalarda birbirini ezer, zedeler ve kopar.

Yani balığın tek vuruşta, oltayı koparması, iğneyi açması ya da kırması büyük olduğu anlamına gelmez. Genellikle avcılar ekipmanlarının dayanıklı olduğunu varsayıp kaçan balığın büyük olduğu fikrine kapılsalar da durum gerçekte öyle değil.

Ama bir süre mücadele edip, boşluk verdiğiniz için kaçırdığınız ya da hayvanın ağzının yırtıldığı durumlar vardır. Yine bu ilk senaryonun içinde olan durumdur.

Bu aşamada sudaki mukavemeti, oltanın ucunda hissedilen baskıdan ölçümlemeye çalışan avcı ‘yine büyük bir balığın kaçtığı’ fikrine kapılabilirler.

 

Ne varki, balıklar hidrodinamiktir.  Bazı türler şekil olarak öyle görünmeseler de en azından mikro ölçekte suda yüzmesini kolaylaştıran pul ve deri yapısına sahiptir. Yani adamın güçlü olduğu saha suyun içidir. Orada balığın gösterdiği mukavemet kilosunun çok çok üstünde olur. Doğal ortamında ağzında olta ile kaçmaya çalışırken size müthiş bir direnç göstermesi olağandır. Oltanın ucunda hissettiğiniz ağırlık doğal olarak büyük balık tuttuğunuz hissi uyandırsa da genellikle anlattığım gibi suda balığın gücü çok daha fazla olduğu için bu yanılgıya düşersiniz. Düzgün bir anlatımla mesela üç kiloluk bir balık suyun içinde 20 kiloymuş gibi direnç gösterir. Kaçtığında da büyük balık kaçırdığınızı düşünürsünüz.

Oysa kendi anılarınıza geri döndüğünüzde büyük olduğunu düşündüğünüz fakat bir kilonun bile altında olan çok balık tutmuşsunuzdur. Tuttuğunuz balıklarda çoğunlukla bu hissi yaşarsınız: Hayal kırıklığı…

 

Şimdi gelelim ikinci senaryoya… Bu genellikle ‘hadi len’ denildiğinde ‘vallahi gördüm’ diye karşılık verilen durumdur. Balık kaçmıştır ama en azından sığ suya ya da kıyıya kadar çekilmiş doğal olarak çıplak gözle görülmüştür.

Zaten o anda “tüh ya kesin 10 kilo vardı” cümlesi ile üzüntüsünü paylaşana olta sahibi tarafından çıkışılıp ve “ne 10 kilosu be 15 kiloydu görmedin mi kafasını” filan diye karşılık verilmiştir.

 

Üzgünüm beyler… Yine yanıldınız.. Bu dersi aslında ortaokulda filan almıştınız. Ne de çabuk unuttunuz yahu… Bildiğin tembel tenekelermişsiniz…

Hikayemizin baş aktörü bu senaryoda maalesef ışığın kırılması ve perspektif olayı… Malumunuz ışık yoğun ortama girdiğinde kırılır. Prizmalardan ve hatta evde bir bardak su içindeki kaşığın durumundan hatırlarsınız. Doğru perspektifte kırılan ışık su içindeki nesneyi olduğundan çok daha büyük gösterebilir. Buna yardımcı olan etken ise açıdır.

Balığın hiç durmadan hareket etmesi, doğru ölçümü yapmak için size bir referans noktası da sağlayamadığından, gözünüzün doğal olarak saniyede binlerce çekim yapabilen slow motion bir kameranın özelliklerine sahip değil de evdeki bildiğiniz tüplü televizyon gibi saniyede 28 kare modunda olmasından tüm etkenler bir araya gelir ve hareket içinde balığın gerçek boyutunu gösteren perspektifler gözardı edilerek, daha büyük görünmesine neden olan açının görüntü izini takip edersiniz.

Olmadı mı… Anlaşılmadı sanırım… Bu sıpa suda biraz büyük görünür. Özellikle berrak sularda belirgin bir şekilde görülebildiği en derin nokta ile bulanık sularda oluşturduğu karaltıyla gerçek boyutunun üstüne çıkar.

 

Yani özü itibariyle avcı palavracı filan değildir. Yeryüzünün ve insan bedeninin sınırladığı fizik kanunları gereği, biraz duyduğu heyecanın aklını manipüle etmesiyle, biraz ışık, biraz güç, biraz renkle hissettiği duyguyu paylaşmıştır o kadar.

Onyıllardır balık avına çıkarım istikrarlı bir şekilde palavra atan tek bir kişi gördüm o kadar. E onunla da balığa gitmiyoruz yıllardır. Yani günahını alıyorlar bizim mahallenin. Vallahi billahi hep algı operasyonu bunlar. Neyse ki, ben gerçekleri anlattım da bu konuyu kapatmış olduk.

Bu bitsin de ben size dalgıç yutan yayın balığının hikayesini anlatayım. Hakkaten öldü adam ya… Kamyon büyüklüğündeydi kamyon… Az bekleyin anlatacağım…

Not: Yazılar ile ilgili hukuki sorumluluk yazarların kendilerine aittir

Yorumlar

ufuk   -  Bağlantı 10 Ağustos 2018, 16:20

Bugüne kadar okuduğum en uzun, en keyifli ve en akıl dolu köşe… :)) Eline sağlık Selami Aydın

Yorum Yaz

Aşağıdaki gerekli alanlara bilgilerinizi girmelisiniz. e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
 karakter kaldı