DENİZLİ EVLİYALARI VE TÜRBELERİ - denizlihaber.com - Denizli Haber, Denizli'nin en çok okunan gazetesi
REKLAMI GEÇ

DENİZLİ EVLİYALARI VE TÜRBELERİ

4 Temmuz 2016 Pazartesi

denizli-ibrahim-afatoglu-denizli-turbeler-evliyalar-h

Türk Kültürü araştırmacısı Prof. Dr. Mehmet Kaplan (1915 – 1986) “Her Türk şehrinde, hatta kasaba ve köyünde bir veya birkaç veli yatmaktadır. Onlar ilk Hristiyan devletinin beşiği olan Türkiye’de İslâmiyet’i yerleştirmişlerdir. Bu manevi kuvvet temsilcilerine halk büyük bir saygı duymaktadır. Onlara ait pek çok menkıbe ve keramet anlatılmaktadır. Toprağı bu nevi insanlar ve onların menkıbeleri kutsallaştırmıştır. Bundan dolayı onların tarihi ve manevi fonksiyonlarını anlayan aydın, halk gibi değilse bile kendine göre onlara değer vermelidir. Batı medeniyeti, eski Türk velilerinin kerametlerinden çok daha akıl almaz, saçma hikâyelerden ibaret olan eski Yunan mitolojisine dayanmaktadır. 20. yüzyılın akılcı ve maddeci görüşüyle, Türkiye’yi asırlardan beri kutsallık duygusuyla yaşatan ve koruyan velileri inkâr ve ihmal edersek, pek büyük bir şeyi kaybetmiş oluruz.” demektedir.

Anadolu’nun Türkler tarafından fethi sırasında, Oğuz Türkmen boylarının sürekli batıya ve daima batıya göç felsefesi doğrultusunda 12. ve 13. asırlarda Denizli, Bizans İmparatorluğu ve Selçuklu Devleti arasında serhat şehri konumundadır. Bu yüzden Denizli toprakları içerisinde pek uzun süre kanlı ve zorlu savaşlar olmuştur. Anadolu’nun kesinlikle Türk yurdu olduğunu tescil eden Miryakefelon Savaşı’nın da (1176) Denizli toprakları içerisinde yapıldığını hesaba katacak olursak, kentimizin bu uğurda pek büyük bedel ödediği görülecektir.

Ruh dünyamızın mimarları, Anadolu’nun fethinde sistematik bir iskânlaştırma fonksiyonu icra etmişlerdir. Her biri bir bölgeye manevi bir görevlendirmeyle gelmişler ve dergâhlarını kurmuşlardır. Horasan Erenleri olarak ifade edilen dedeler, babalar ve analar Anadolu’nun fethinde görev almışlar ve onların buralara gelişleri konusunda farklı menkıbeler anlatılmıştır. Bu menkıbelerde velinin iskânlaştırmada bulunacağı bölge, Tavas – Tekke Köy’de türbesinde medfun bulunan Sarı İsmail Sultan ve Beyağaç Sandıraz Dağı zirvesinde medfun bulunan Çiçek Baba’ da olduğu gibi şeyhinin fırlattığı asayı takip sonucunda gerçekleşmiştir. Bu şahsiyetler fetih politikalarıyla sadece toprağı işlememişler, insanların gönüllerini de işleyerek onların kalplerinde derin izler bırakmışlardır. Anadolu’nun farklı coğrafyaları bu zümrelere ait tekke, türbe ve mezar gibi eserlerle doludur. Bu zümreler halk arasında dede, baba, evliya ve eren gibi isimlerle anılmaktadırlar.

Tarihçi Prof. Dr. Ömer Lütfi Barkan’ın (1902 – 1979) bu derviş gruplarının başlıca hizmetleri şöyle sıralanabilir demektedir: “Çok defa, düzenli ordulardan evvel gelip toprağa yerleşmeye çalışmışlardır. Özellikle uç bölgelerini seçmişler, kondukları yerleri imar ve inşa etmişler, bağ bahçe yetiştirmişler, uygun yerlere değirmenler yapmışlardır. Bulundukları bölgeler içerilerde kalmaya başlayınca daha ötelerde, yeni uçlarda tekke ve zaviyeler açmışlardır. Bu zaviyeler, o çevre için bir insanlık ve medeniyet ocağıdır, bir sığınaktır. Gelip geçenlerin birkaç gün rahatça barınabilecekleri misafirhanedir. Bu misafir kabul edişte din ve milliyet ayırımı yapılmamıştır. Bu merkezlerde gündelik işler ve dünyevi faaliyetler yanında asıl olarak olgun insan yetiştirmek, çevreye örneklik yapmak üzerinde durulmuştur. Aynı zamanda fetihlere bilfiil katılmak üzere muharip insanlar yetiştirmişlerdir. Anadolu’nun hemen her bölgesinde bu yapıcı insanlara ait tekke ve zaviye kalıntıları, türbeler, onlara ait köy isimleri halâ yaşamaktadır.”

Bu alperenlerin ve gazidervişlern bugün medfun bulunduğu türbeleri bizim için birer tapu senedidir. Balkan topraklarının İslamlaşmasında öncü rolü oynayan gazidervişlerin başında yer alan Sarı Saltuk’un tavrı bir ibret şaheseridir. Sarı Saltuk amacını gerçekleştirmek için cenazesinin bile vazife görmesini sağlamıştır. Şöyle ki: Sarı Saltuk ölümünden sonra gömüldüğü yerin tam olarak bilinmesini istememiştir. Oğullarına şunu vasiyet etmiştir: Vefat edince yedi ayrı tabut hazırlayacaklardır. Bunlardan birinde naaşı bulunacak, ötekiler boş olacaktır. Tabutlardan her biri uzaklara, çeşitli bölgelere götürülüp oralarda defnedilecektir. Maksadı oraların, kendisini sevenlerce ziyaret edile edile zamanla İslâm-Türk hâkimiyetine girmesini sağlamaktır.

Not: Yazılar ile ilgili hukuki sorumluluk yazarların kendilerine aittir

Yorum Yaz

Aşağıdaki gerekli alanlara bilgilerinizi girmelisiniz. e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

 karakter kaldı