ÜÇ FİDANIN İDAMINA NEDEN EVET DEDİ - denizlihaber.com - Denizli Haber, Denizli'nin en çok okunan gazetesi
REKLAMI GEÇ

ÜÇ FİDANIN İDAMINA NEDEN EVET DEDİ

ÜÇ FİDANIN İDAMINA NEDEN EVET DEDİ

Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Denizli 1. sıra milletvekili adayı Hasan Korkmazcan, “Üç Fidan” olarak anılan Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamlarına “evet” oyunu “meclis çoğunluğuyla hareket ederek verdiğini” açıkladı. Ardından da ekledi: Bu kararın zaman içinde çok büyük ıstırabını çektim!

Haber Merkezi / DENİZLİHABER / 8 Mayıs 2015 Cuma, 10:40

Denizlihaber.tv’de her hafta farklı konuları işleyen Halikarnas Kültür Sohbetleri’nin bu haftaki konuğu Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Denizli 1. sıra milletvekili adayı Hasan Korkmazcan’dı. Yusuf Urem’in sorularını yanıtlayan Korkmazcan, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamlarına neden “evet” oyu verdiğini açıkladı. Korkmazcan, o dönemi ilişkin yaşananları şöyle anlattı:

“BENİM KUŞAĞIMIN TRAJEDİSİ”
Bu benim kuşağımın yaşadığı bir trajedir. Bu trajedi maalesef 1980’de de devam etti. 5 bin 500 gencimizi kaybettik. Bu ölen gençlerin bir kısmı kardeştir, kardeş çocuğudur. Bunlar emperyalist bir proje ile Türkiye’nin hedeflerini engellemek amacıyla ortaya koyulan çatışmalardır. Bu çatışmalar 1967-68’lerden sonra ideolojik olarak Türkiye’yi belli bir eksene sokmak için sahneye konuldu.

“BU OLAYLARIN SUÇLUSU NE BİZİZ NE DE GENÇLER”
Bu olayın asıl sebebi çatışmanın tarafı olan gençler veya biz değiliz. O dönemin yönetimi, üniversiteleridir. Çünkü bizim ilk cemiyet mücadelelerine girdiğimiz zaman, hocalarımız da bir tarafın yanında yer alıyorlardı. Gençlik fikir mücadelelerine girdiğinde veya bir cemiyet seçimlerinde bir bölünme olduğunda, bir taraftan Ankara’dan milletvekilleri geliyor, yurtlarda karargâhlar kuruyor. Bir taraftan öğretim üyeleri değişik yerlerde karargâhlar kurarak iki tarafın çatışmalarına hem seyirci kalıyorlar hem de bunu şiddetlendiriyorlardı.

Nitekim 1969’da silahlı çatışmaya dönüştü. Ben 1969’un 12 Ekim’inde milletvekili seçildim. Muhtemelen kasım ayında Teknik Üniversite Yurdu’nda bir genç öldürüldü. Onun ardından bir başka genç öldürüldü. Eskiden gençlik mücadelelerinin içinden gelen ve 27 Mayıs sonrası gençlik liderlerinden biri olarak aldığım bilgileri, önce Adalet Partisi’nde gündem dışı bir konuşmayla gündeme getirdim. İçişleri Bakanımızın ve Gençlik Sporu Bakanımızın derhal bu konuları derinlemesine incelemesi ve tedbir almasını istedim. İçişleri Bakanı Haldun Menteşeoğlu’ydu, Muğla milletvekiliydi. Şimdi rahmetli oldu. Gençlik ve Spor Bakanı da İsmet Sezgin abimizdi. Sayın Süleyman Demirel de Başbakanımızdı.

“BENİ BİR BUÇUK SAAT ELEŞTİRDİ”
Ben, Adalet Partisi Grubu’nun en genç milletvekiliydim. Bir aylık bir milletvekiliydim. Bu konu da o kadar acıtıcı bir konuşma yaptım ki, gruptakiler beni ayakta alkışladılar. Ama Başbakan telaşlanarak kürsüye çıktı. Birbuçuk saat beni eleştiren bir konuşma yaptı. ‘Gençler mi biliyor bu işleri’ dedi. Şimdi o günün Başbakanı böyle söylüyor. Olaylara böyle bakıyor. Yani Türkiye’ye kurulmakta olan tuzağın pek farkında değil. Muhalefet lideri İsmet Paşa da ‘boykot da birdir, işgalde birdir’ gibi sözler söylüyordu.

“HİÇBİR ZAMAN ÇATIŞMALARI TASVİP ETMEDİM”
Bu olaylar nereye getirdi Türkiye’yi? 1971 Muhtırası’na getirdi. 71 Muhtırası’ndan önce ben Adalet Partisi’nde ihraç edilmiştim zaten. Bağımsız milletvekili olarak çare aradık. Demokratik Parti’yi kurmuştuk. Biz partiyi kurduktan 3 ay sonra 12 Mart ile karşılaştık. 12 Mart Muhtırası’na bunun demokrasiye yapılan saldırı olduğunu söyleyen ve ona itiraz eden tek milletvekili benim. Siyasi tarihimiz boyunca mecliste darbelere karşı yapılmış en ciddi karşı çıkıştır o. Ama sadece onunla kalmadı. Son 12 Mart yıkılışına kadar biz mücadelemizi sürdürdük. İşte bu süreç de hadiseler tırmandı. Daha önce gençler arasındaki çatışmada sol veya sol olarak taraf tutanlar ki, ben hiçbir zaman çatışmaları tasvip etmedim. Hep tedbir alınmasını asıl sorumluluğun devlete üniversite yönetimine ait olduğunu söyledim.

“MECLİS ÇOĞUNLUĞUNUN KARARINA UYMUŞUM”
Buna rağmen maalesef bazı facialar yaşandı. Bu facialar sonunda 12 Mart rejimi bir takım yargılamalar yaptı. Bu yargı süreçleri tamamlandı. O gün ‘biz sol reform hükümetiyiz’ diyen Nihat Erim Hükümeti, meclise bu dosyaları getirdi. O raporda meclis çoğunluğu içerisinde biz, bir taraftan yargıya müdahale edilmesin diye mücadele ediyoruz, bir taraftan faşist bir anayasa taslağı getiriyorlar. Partiler arasındaki komisyonun başkanlarından biri olarak ben o anayasanın çıkmaması için mücadele veriyorum. Bir taraftan da bu türlü olaylarla karşılaştık.

Meclis çoğunluğunun kararına uymuşum. Ama teklifi meclise taşıyanlar biz değiliz. Teklifi meclise taşıyanlar; Cumhuriyet Halk Partisi, Adalet Partisi, Güven Partisi’nin oluşturduğu 12 Mart koalisyonu. Biz o koalisyonun karşısındaki tek muhalefet partiyiz, Demokratik Parti olarak. Tabiatı ile o gün için Türkiye’nin karşı olduğu tuzağı tüm boyutlarıyla bilmemiz mümkün değil. Nitekim dönemin en tecrübeli siyasetçilerinden İhsan Sabri Çağlayangil, ‘Amerika bizim altımızı oymuş farkına varmamışız’ demiştir, günlerin bir itirafı olarak. Ben, tabi bu trajedi olayda meclis çoğunluğuyla beraber hareket etmiş olmanın zaman içinde çok büyük ıstırabını çektim.

NE DE SAVUNMAMIN BİR ŞEYİ TAMİR ETME İMKANI VAR.
Hiçbir zaman bu konuyu geri dönüp gündemde tutmaya, taşımaya da gönlüm razı olamadı. Çünkü burada ne benim savunacak durumum var ne de savunmamın birşeyi tamir etme imkanı var. Burada büyük bir kayıp olmuştur. O Türkiye’nin kaybıdır. Hepimizin kaybıdır. Yıllar sonra bir televizyon programında rahmetli Savaş Ay bu konuları gündeme getirmek istedi. Bir takım kendisi veya bir çocuğu idam olmuş, babası idam olmuş kişilerde beni de hukukçu olarak davet etti. Ben bu tabloyu görünce o programı yaptırmadım. Yani Savaş Ay’ın başlayıp da bitirmediği tek programdır. Bu konuları böyle bir ortamda ele almak. Bizi tekrar o acıları hem o ailelere hem bizlere yaşatmaktadır.

 

Yorumlar

Hasan Yücel   -  Bağlantı 8 Mayıs 2015, 18:50

Atalarımızın güzel bir sözü vardır, “Eğilen Baş Kesilmez.” Atalarımızın bu sözünü unutmamak lazım. Sayın Hasan Korkmazcan’ın erdemliliğini kabul ediyorum. Bize Demirel gibi üçe üç demek düşmez, biz bize sığınanı kabul eder affederiz. Peygamberimizden (S.A.V) de böyle gördük.

mustafa kemal   -  Bağlantı 8 Mayıs 2015, 16:16

Keşke o soyisimdeki gibi olabilseydin. Nerede onurlu dik duruşunuz. Madem suçlusu ben değilim diyorsun o zaman evet oyu vermicektin arkadaş kafana silah bile dayasalar dik durup onurunu ayaklar altına almıyacaktın.

Oğuzhan   -  Bağlantı 8 Mayıs 2015, 14:38

Hasan Korkmazcan’ın bugünkü söylemlerine bakacak olursak ne kadar samimi olduğunu anlarız. Denizli halkı olarak Korkmazcan’ı meclise göndereceğiz, başka çare yok!

Haydar Hakkı   -  Bağlantı 8 Mayıs 2015, 14:31

Hasan Korkmazcan’ı yıllardır tanırım, samiyeti ve erdemliliği örnek bir davranış. Kendisi koltuğu düşünüyor olsaydı ballı kaymaklı partileri tercih ederdi, ama o çetin olanı terci etti.Kendisine bir Denizlili olarak hayırlı olsun.

erdenerabi   -  Bağlantı 8 Mayıs 2015, 12:37

bla bla bla; neymiş çoğunluğa uymuş;
insanlar ne kadar meraklı makam mevkii, koltuk sahibi olmaya;
ihtimal yok ama tekrar vekil olsa her yanlışta çoğunluğa uydum diyemi savunacak kendini;

demir   -  Bağlantı 8 Mayıs 2015, 10:53

Utanmadan çıkıp konuşuyor, konuşturuyorsunuz bunları!

Yorum Yaz

Aşağıdaki gerekli alanlara bilgilerinizi girmelisiniz. e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

 karakter kaldı