'MERD'İN SİRKATİ - denizlihaber.com - Denizli Haber, Denizli'nin en çok okunan gazetesi
REKLAMI GEÇ

‘MERD’İN SİRKATİ

2 Ağustos 2017 Çarşamba

Ekonomi Bakanı Zeybekci’nin son demeçleri ulusal basının sayfalarını süslemeye devam ediyor.

Referandum öncesinin modasını gecikerek takip eden Bakan, önce Avrupa’da konuşulmasına izin verilmediği iddialarıyla gündeme gelmişti.

İddiaların ne ölçüde doğru olduğu açıklığa kavuşmadı. Ancak kafalardaki kuşkular da dağılmadı. Aynı gün iki ayrı açıklama ile iddiayı reddetti ancak iktidar paraleli basın dahil medyanın ağzını da kapatamadı.

Unutuldu mu? Sanmıyorum, sadece şimdilik kaydıyla bir kenara not edildi.

***

Geçen haftaki Almanya çıkışı başka bir tasarımın bileşeni gibi duruyor. Alman şirketleri ile ilgili liste meselesinden söz ediyorum.

“Bir daha böyle bir hata asla olmayacak” demişti.

Merd-in sirkati gibiydi.

Merkez tarafından külliyen yalanlanan listeyi açık ediverdi.

Bakanlık koltuğunun Batının gözünde ağırlığı olduğunu varsayıp, garanti vermek için kendini neredeyse feda ediyordu.

Koltuğun ağırlığını ölçmek mümkün değil. O nedenle Avrupa ticaret hacminin en önemli dilimini oluşturan Almanya kendisini ne ölçüde ciddiye aldı bilemeyiz.

Ancak son gelen bilgiler iç açıcı değil. Almanya’nın Türkiye’ye karşı yaptırım sayılacak önlemler için düğmeye bastığı haberleri Bakan koltuğunun ağırlığına ilişkin fikir veriyor.

***

Zeybekci, daha dün “Almanya da Türkiye de kaybeder” diyerek aslında farkında olduğu gerçeğin doğal kaybedeni için bir tür örtük mesaj verir gibiydi.

Ardından, “refah düzeyimiz yükseliyor” gibi garip bir iddiayı dile getirdi. Sanki yaşanan sıkıntılı ilişkileri yumuşatacak, havada uçuşan rakamlarla ilişkinin devamına çekicilik sağlayacakmış gibi!

***

Bu iniş-çıkışlar neye delalet?

Birkaç haftadır yazıyoruz, açık bir dille bir kez daha özetleyelim.
AKP Genel Başkanı ve hükümetin doğrudan belirleyicisi Erdoğan ve yakın çeperinin kontrolsüz çıkışlarıyla, ekonomik sisteme yapılan müdahaleler ayyuka çıktı.

Yanı sıra, toplumsal düzeyde her alanda geriye doğru gidişin açık örnekleri sırayla sökün ediyor.

Zaten kör topal seyreden eğitim sistemi, haklar, hukuk sistemi, insan hakları ve demokratik değerler hızla sönümleniyor.

OHAL ve KHK’ların yarattığı iklim cehenneme döndü.

Devlet neredeyse sadece kendi yurttaşıyla savaşmaya başladı.

Her gün gelen çatışmalı-ölümlü haberler, üçüncü sayfa güzelinin bikini modeli kadar medyanın ilgisine dahil olamıyor.

Gün geçmiyor ki haklar tırpanlanmasın, muhalefete saldırı olmasın, farklı seslere resmi devlet güçleriyle müdahale yapılmasın.

Saldırganlık giderek başka alanlara, dahası uluslararası insani kuruluşların faaliyetlerine kadar uzanmaya başladı.

Tehdit, şantaj, ikiyüzlüce kıvırmalar, hepsi yaşanan süreçte mubah saylıyor.

Bu durumu sorgulayan, uyaran, fikrini açıklayan herkese ölçüsüz bir kıyım sergilemekten imtina etmiyor merkezi hükümet. Alıp sorguluyor, tutuklayıp hapse atıyor. Çoğunun nedeni meçhul!

Son Cumhuriyet yargılaması en tipik örneklerden biri!

***

Sadece Avrupa değil, tüm dünya bu duruma seyirci kalmıyor.

En çok sesi çıkan Avrupa, en fazla dikkati çeken onların tepkisi!

Çünkü Avrupa’dan talepleri var. Avrupa Birliği gibi temel tercihin yanında kopmaz ekonomik bağlarla düğümlenmiş bir ülke burası.

Çıkarlar öylesine iç içe geçmiş durumda ki, bu gün esip gürleyip, ertesi günü diz çökmek bu çıkarlar hesabıyla doğal sayılıyor.

***

Zeybekci’ye dönelim.

Bakan Bey bu tablonun neresinde duruyor?

Temsil ettiği makam ve o makamın sorumluluğundaki ekonomi, Zeybekci’yi tercihine hilafen de olsa ‘iki arada, bir derede’ bırakıyor.

Bir yanda sorumluluğunu üstlendiği ekonominin sürekliliği.

Diğer yanda her an ne diyeceği, nasıl davranacağı belirsiz bir iktidar sahibinin kontrolsüzlüğü.

Bu kadarla kalsa iyi. En önemlisi, kontrolsüzün baskı ve yönlendirmesi!

“Bu iniş-çıkışlar neye delalet” demiştik.

İşte buna delalet!

Kırılan testi parçalarını toplamaya çalışmak, onları yapıştırmaya fırsat bulamadan bu kez devrilen damacanayı derlemek, derken devrilen çamların altında kalmak.

Zeybekci’nin durumu bu!

İç tutarlığı varmış gibi görünen demeçlerin derin çelişkisindeki anlam burada saklanıyor.

***

Başarıyor mu?

Kendi ilçesini yatırım manyağı yaparken diğerlerini kasaba statüsünde tutmaya özen göstermekten öte ekonomistliğine yerel düzeyde tanık olmadığımız Bakan’ın, uluslararası ekonominin nabzını yönetmesi ne kadar mümkün olabilir?

Yaşanan gerçekler çaresizliği işaret ediyor. Son günlerde neredeyse her ekonomik kımıltıya basın açıklaması ve demeçlerle tepki verme sebebi bu çaresizliğin göstergesi.

‘Son Bakanlar Kurulu düzenlemesinde koltuğunu koruma sebebi çok başarılı olmasından mı’ diye soruyor sokaktaki insan. Değil diye düşünüyorum.

Ne peki?

El cevap: Birilerinin ‘arkasını toplama’ gayretkeşliği! Bu konuda öteden beri gösterdiği sadakat!

Yoksa durup dururken “son on beş yıllık veriler” diye başlayan “gelir dağılımında iyileşme gerçekleştiği”, “refah düzeyinin yükseldiği”, “kişi başına milli gelirin 10 bin 807 dolara çıktığı” hesabının temcit pilavı gibi yalancı doygunluk yarattığını bilmez mi?

***

Zeybekci’ye hatırlatalım.

Başınızı kaldırıp şöyle bir bakın, pencerenin altında gerçeği göreceksiniz.

Ait olduğunuz iktidar OHAL ve KHK’larla ayakta duruyor.

Neden?

Çünkü iki insanın açlık grevinden korkuyor.
İşçilerin hak grevinden korkuyor.
Sokağa çıkıp adalet arayanlardan korkuyor.
Yoksulların mırıltısından korkuyor.
Demokrasi sözcüğünden korkuyor.
Normalleşmekten korkuyor.
Meclisten korkuyor.
İnsan haklarından korkuyor.
Dahası, masumiyetten korkuyor.

***

Görünen köy kılavuz istemiyor Sayın Bakan!

Ekonomi verilerini dosya karıştırarak düzeltmek mümkün değil.

Düzeltmek, yaşadığın toplumun iç bükey halini anlamaktan geçiyor.

 

Not: Yazılar ile ilgili hukuki sorumluluk yazarların kendilerine aittir

Yorum Yaz

Aşağıdaki gerekli alanlara bilgilerinizi girmelisiniz. e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
 karakter kaldı