“Tarihi Eserlerden Duvar Yapmak” Eleştirilmeli mi? - denizlihaber.com - Denizli Haber, Denizli'nin en çok okunan gazetesi
REKLAMI GEÇ

“Tarihi Eserlerden Duvar Yapmak” Eleştirilmeli mi?

5 Eylül 2019 Perşembe

Haber Anadolu Ajansı (AA) mahreçli.

Dün önce yerel basın tarafından kullanılmıştı, sonra ulusal basının en ‘ciddi’ olanından başlayarak itibar edilip yayımlandığına tanık olduk. Başlık neredeyse tümünde aynı: “Tarihi eserlerden duvar yapmışlar.”

Habere konu edilen ‘tarihi eserler’ öznesi, Denizli’nin uzak ilçelerinden Kale’nin eski kent yerleşimi olan Tabae antik kenti kalıntıları.

Haber başlığı tümüyle haber kabızlığından kaynaklanan bir tür abartı örneği. Haberi yapana mı, yaptırana mı, yayımlayana mı söylenmek gerekir kestiremiyorum.

***

Önce şunu hemen belirtelim: Anadolu antik yerleşmeleri, özellikle Grek ve Roma dönemi antik kentleri üzerinde günümüze kadar devam eden sayısız yerleşmenin (bu yerleşmelerin esasında Batı Anadolu’da çok fazla örneği vardır) hemen tümü devşirme mimari malzeme kullanılarak inşa edilmiş mekan örneklerine sahiptir. Üstelik bu örneklerin en tipik olanlarına Denizli coğrafyasındaki eski yerleşmelerde rastlayabiliriz.

Habere konu edilen Kale’den başlayarak, hemen yanı başında Medet, Vakıfköy’deki devşirme yapılardan başlanabilir. Haberi yapan eğer azıcık dikkatli olup çevreye göz atmayı denemiş olsa, Medet merkez camisinin temellerindeki iri kütleli yontma taşların, Roma dönemi kenti Apollonia Salbake’nin kutsal alanına ait olduğunu ve caminin aynı mekanın kalıntıları üzerinde yükseldiğini görebilirdi.

Keza Karia’nın Roma dönemi Frigya sınır kentlerinden Herakleia Salbake antik kenti üzerine kurulu olan Vakıfköy’de, daha köy girişimdeki çeşme yalaklarından başlayarak neredeyse her evin duvarında ya da bahçe girişi kapılarının söveleri yanında dikili duran sütun başlıkları, sütun parçaları, duvarlarda yazıtlar, frizler, arşitrav ve alınlık parçalarına tanık olabilirdi.

Saymakla bitmez bu örnekler. Alalım Laodikeia’yı. Yıllardır Goncalı köyünden devşirme taş topluyor kazı ekibi. Çoğunun da Akhan’da kullanıldığı biliniyor.

Başka örnekler verelim: Babadağ Hisarköy’e gidelim. Diğer adı Attuda. Pergamon kralı Attuda adına inşa edilmiş kentin üzerine kurulan köyün sakinleri son yıllarda taşınmaya başladı. Ancak köy cami duvarında halen özenle korunan yazıtlardan tutun, neredeyse her evinin, her ortak köy mekanının duvarı antik dönem kent kalıntılarıyla süslenmiş.

Başka bir örnek bu kez Denizli’nin kuzey ucundan: Çivril’e bağlı Işıklı yerleşimi tıpkı Attuda gibi Pergamon krallarından Eumenes adına kurulmuş. Şimdiki yerleşim Eumeneia antik kenti üzerine kurulu. Sokaklarında gezindiğinizde buram buram eski çağ kokar. Her evin bahçe duvarında, bahçesinde, çoğunun bina duvarında kentin kalıntılarına rastlamak mümkün. Selçuklulardan kalma 800 yıllık Aşağı Cami’nin güney doğuya bakan duvarında ne vardır biliyor musunuz; Batı Anadolu antik dönem mitolojisinin baş tanrısı Zeus’un simgesi sayılan çift ağızlı balta (Labris.) Yani çok tanrılı dinler döneminin simgesi sayılan bir yontu, tek tanrılı dini simgeleyen bir mabedin duvarında bin yıla yakın zamandır korunmaya devam ediyor. İnanılmaz bir kültürel zenginlik ve inançlar arası hoşgörü sembolü!

Örnekler çoğaltılabilir. O kadar ki, Çal ilçesinin neredeyse tüm köyleri, kasabaları ve coğrafyanın tamamı benzer örneklerle doludur. Yazmakla bitmez!

Diğer yandan; bu yöntem insanoğlunun kendiliğinden keşfettiği bir tür koruma yöntemidir. Sadece insanların değil, doğanın tahribatına karşı da etkili bir koruma yöntemi. Eğer bu yöntemle korunan arkeolojik kalıntılar olmasaydı, günümüz arkeoloji biliminin fiziki olanakları bunca geniş ve verimli olur muydu kuşkuluyum doğrusu.

***

Habere dönelim. Kale ilçesindeki Tabae antik kentinin terkedilişi çok eski değil. Sakinleri 1960’lı yıllarda devlet zoruyla terk edip şimdiki alana yerleşiyorlar. Sonra unutuluyor. Taşınanlar kendine ait ne varsa taşınabilir, tümünü alıp gidiyor. Çok doğal ve insani bir tepki. Neredeyse iki bin yılı aşkın bir zaman boyunca orada yaşamış bir halkın evlatlarından söz ediyoruz. Ne yapmalıydılar?

Sonra devlet hatırlıyor. 2007 yılında Ege Üniversitesinden Prof. Dr. Bozkurt Ersoy başkanlığında bir sanat tarihi ekibi gelip kazıya başlıyor. Yaklaşık beş yıl sonunda hatırı sayılır bulgularla kazıyı sonlandırıyor, ardından PAÜ’den başka bir ekip devralıyor. Halen Doç. Dr. Mustafa Beyazıt başkanlığında bir ekip kazıyı sürdürüyor.

***

Kazılar 12. yılını tamamladı sayılır. Sezon noktalanıyor. Ama basındaki haberlerin bazıları hala “Tabae Gün Yüzüne Çıkıyor” “Tabae Uyanıyor” türü başlıklarla yayınlanabiliyor. Belli ki habere de, olguya da yeni uyanmışlar!

Öyle bir kültürel evreden geçiyoruz ki, Diyanet’in Cuma hutbesi gibi her şeye bakışımız. Geçmiş yok, her şey şimdi başladı! Dünü inkar etmenin üzerine inşa edilen ne varsa mübah sayılıyor. Tıpkı Tabae haberlerine atılan başlıklar gibi!

***

Antik dünyanın en kült yerleşim merkezlerinin kurulduğu bir coğrafyada yaşıyoruz. Haliyle geçmişten geleceğe kurulan yaşam köprüsü, eskiden yeniye bağlanmanın bütün emarelerini gösterecek. Bunu taşını kullanarak, şarkısını söyleyerek, sanatını yeniden üreterek, ahşabında, heykelinde, mimarisinde yansıtarak ve eskiyi bir sahiplenme nişanesi gibi kullanarak yapacak.

Bunu yeni keşfetmiş olmak, binyılların kültürel gerçeğini yeren başlıklar da atılsa, o kültürel sürekliliğin zenginliğine halel getirmeyecektir. Olsa olsa buna yeltenmenin olumsuzluğunu sergilemiş olacaktır.

Not: Yazılar ile ilgili hukuki sorumluluk yazarların kendilerine aittir

Yorum Yaz

Aşağıdaki gerekli alanlara bilgilerinizi girmelisiniz. e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
 karakter kaldı