MESLEK ODALARI NE DÜŞÜNÜYOR? - denizlihaber.com - Denizli Haber, Denizli'nin en çok okunan gazetesi
REKLAMI GEÇ

MESLEK ODALARI NE DÜŞÜNÜYOR?

17 Nisan 2019 Çarşamba

Prof. Dr. Şevket Murat Şenel
Dr. Öğretim Üyesi Barış Semiz
Mimar M. Serdar Alayont

Cuma günü başlayan ve üç bölüm halinde hazırladığımız Acıpayam deprem bölgesi gezi notlarımızın yayımını tamamladık. Üzerinden bir aya yakın süre geçmişken durumun nasıl bir panorama sergilediğini kendi gözlemlerimize dayanarak aktardık.

Zaman zaman “sorunlar nasıl çözülecek” türü sorularla karşılaşıyoruz. Soranlara yanıt olsun diye açıklayalım; biz sorun çözmeye gitmedik. Zaten güncel sorunlar sürekli değişkenlik gösteriyor. O nedenle uzaktan çözüm önerileriyle sonuç elde etmek olanaksız. Ayrıca bizim asıl işimiz sorun çözmek değil. İşimiz, sorunların saptanmasına yardımcı olmak ve bunu kamuoyuna taşımak. Eğer çözüm üretme konusunda önümüze bir fırsat çıkarsa, onu da değerlendirebiliriz elbette. Ancak bunu amaç edinemeyiz. Asıl sorumlular kimlerse, sorunları çözmesi gerekenler de onlar. Acıpayam’da valilik, kaymakamlık, belediye, ilgili bakanlıkların il müdürlükleri sorumludur. Onlara destek sağlayanlar ise gönüllü sivil toplum kuruluşları ve meslek odaları ile üniversite vb. sayılabilir. Basın böyle bir ödevle yükümlenemez. Hiçbir basın mensubunun “biz Acıpayam depreminde rol oynadık” popülizmiyle puan toplamaya ihtiyacı olmaması gerekir. Uzatmadan bu faslı noktalayalım.

İLGİLİ MESLEK ODALARI NE DÜŞÜNÜYOR?
Deprem gerçeği üzerine soyut şeyler söylemektense, somut olarak Acıpayam depreminin bilimsel bir açıklaması yapılabilir mi, son yazımızda bunun üzerinde durmak istedik. Bir de böyle bir açıklama sorunların çözümüne etki edebilir mi merakındaydık.

İlgili meslek odası olarak İnşaat mühendisleri, Jeoloji mühendisleri ve Mimarlar Odası Denizli şubelerinin başkanlarıyla yaptığımız görüşme sonucu gördük ki, ne yazarsak yazalım, nasıl bir yargıya varırsak varalım, bilimsel açıklamayla elde edilecek çözümün yerine başka yaklaşım koymak mümkün değil.

BİLİMİN MUTLAKLIĞI
Mutlak olan bilimsel olan değil, bilim. Bilimsel olan değişkendir. Değişken olduğu ölçüde bilimle örtüştüğünü, bilim haline geldiğini belirtelim. Bu ön kabulle baktığımızda bilimin, sürekli değişkenlik gösteren Acıpayam depremi için çok yararlı olduğu gerçeğini kabul etmek gerekiyor.

Nasıl mı? Örneğin, bu büyüklükle bir depremin bundan tam 83 yıl önce, 1936’da 5.3 ölçeğinde gerçekleştiğini biliyor muyuz? Geçen yüzyıl içinde sadece bir kez! Bu, hala deprem bekleyen ve evine girmek istemeyen, sağda solda kulaktan dolma deprem çığırtkanlığına prim veren yöre insanı için önemli bir veri aslında. Korkuları yenmek için de önemli bir bilgi.

İkinci örnek; hasar gören evlerden hangilerinin, bundan sonraki artçı bir depremden ne kadar etkileneceği inşaat mühendisliği biliminin açıklamalarıyla netleşiyor. Böyle bir bilgi, evinde korkuyla bekleşen insanlara daha akılcı ve mantıklı kararlar alma olanağı veriyor.

Örnekler çoğaltılabilir. Ancak fazla uzatmadan şunu belirtip, meslek odası ve üniversite temsilcilerinin görüşlerine geçelim: Eğer Odaların hazırladığı raporlar halka ulaştırılabilirse, bugün hala kısmen devam eden panik hali ortada kalkacak. İnsanlar en azından belirsizliğin yarattığı kuşkuların yerine nasıl bir sağduyu ile davranılması gerektiği konusunda genel kanaatler edinebilecekler. Bu rapor ve görüşler elbette gündelik sorunları çözmeyecek. Ancak, gelecekte ne olacağına, insanların kendilerinin karar verebileceklerini öğretecek. Bilimsel bakış açısıyla donanmış ilgili meslek odaları görüşlerinin bugün dünden daha önemli ve uzun vadeli çözümlere ışık tutucu olduğunu belirtmek istiyorum. O nedenle aşağıda adı geçen meslek odaları temsilcileri ve üniversite öğretim üyelerinin sırasıyla yaptıkları açıklamaların dikkatle okunmasını öneriyorum.

İnşaat Mühendisleri Odası Denizli Şube Başkanı
PROF. DR. ŞEVKET MURAT ŞENEL
PAÜ Mühendislik Fakültesi İnşaat Bölümü Öğretim Üyesi
Deprem olduğunda üniversitedeki masamdaydım. İlk sarsıntıdan itibaren yaklaşık yarım saat 40 dakika içinde toplanıp yola çıktık. O günden beri ara ara gidip geliyoruz.

Bu gidiş gelişlerimizde ne yapıyoruz?

İki tane başlık var. Birincisi, uzmanlığı deprem olan kurumlarda ders veren hocayız. Bu anlamda gittiğimiz zaman ne, nasıl, neden oluşmuş bu deprem diye bakıyoruz. İkincisi, İnşaat Mühendisleri Odası hüviyetimiz var. Bu hüviyetle, meslek odası olarak olaylara yaklaşıyoruz.

Gittiğimiz zaman ne olduğunu gözlüyoruz. Vatandaş baktığında orası bir binadır. Ama bizim gözümüzde o ahşaptır, yığmadır, betonarmedir, çeliktir… resmi yapıdır, özel yapıdır, okul, hastane, kaymakamlık, belediyedir. Dolayısıyla bizim hadiseye bakışımız bu alt başlıklara da ayrıldığı için biraz daha farklılık gösteriyor.


Oraya Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanımız Halil Kumsar Hocayla birlikte, ilk olarak depremin merkezi olan Yeniköy Mahallesine gittik. Tabi her disiplinin kendi önceliği var. Onlar Jeolog olarak arazide bir fay çatlağı aramak için yola düştüler. Biz ise binalarda nerede çatlak oluşmuş, nasıl oluşmuş onu görmek için yola çıktık. Çok geniş bir alanı kapsıyordu deprem. Yeniköy’den Acıpayam’a geçtik başka, Ucarı’da başka, Apa’da, Oğuz’da başka manzaralar gördük.

Bizim bu gidişlerimizde vatandaşlara ulaşma, onları görme şansımız yok işin doğrusu. Çünkü bizim orada vatandaşla birebir ilişki kurmak yerine doğrudan binalarda ne olup bittiğine dair ilgilenmek gibi bir işimiz var. Biz tespit yapıyoruz. Zaten orada çalışan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı gibi kurumlardaki pek çok teknik eleman bizim öğrencimi ve meslektaşımız. O nedenle karşılıklı çok faydalı bilgi alışverişimiz oluyor. Gidişlerimizde hastanelere baktık, okullara, baktık. Öncelik kamu yapıları olduğu için vatandaşla çok fazla ilişkimiz olmadı.

İşin doğrusu mühendislik açısından çok fazla denecek şey de bulamadık. Tarım ve hayvancılıkla geçinen ova köyleri bunlar, çok eski kerpiç evleri var. Yoksulluk ve bilgisizliğin birlikte ortaya çıkardığı yapılar çoğunlukla. Örneğin üç tane su borusunu kaynatıp kolon yapmış, üzerine ahşap bir kalas yatırmış, üstüne tuğla örmeye başlamış, malzeme bitince eşinden dostundan gaz beton bulmuş, onunla örmüş. Şimdi bizim bunu mühendis olarak birbirine ekleyip bağlayabilmemiz çok zor. Çünkü işin içinde baştan sona mühendis ve mühendislik hiç yok! Betonarme yapılarda ise çok ciddi hasar olduğunu söylemek mümkün değil.


Şunu da belirtelim, meydana gelen 5.5 büyüklüğündeki deprem, bizim mühendisler olarak bir binada hasar oluşmasını beklemediğimiz deprem. Bazı tamiratlarla geçiştirilmesini beklediğimiz bir deprem ölçeği. Çok eski, 30-40 senelik yığma yapılarda hasara sebep olmuş. Hasar cins ve miktarı konusunda Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün raporunu bekliyoruz. Raporun geç çıkma sebebi, artı depremlerle hasar oranlarının devamlı değişkenlik göstermiş olması. Her aşamada hazırlanan rapor revize edilmek zorunda kalıyor. Bu da işi zamana yayıyor.

Özetlemek gerekirse, hem oda, hem üniversite öğretim üyesi olarak ulaşabildiğimiz kadar çok noktaya kendimizce ulaşmaya çalıştık ama önceliğimiz kamu yapıları oldu. Artçı sarsıntılar da yavaşça sönerken, vatandaşın daha önce sormadığı soruları bundan sonra soracağını ümit ediyoruz.

Jeoloji Mühendisleri Denizli Şube Başkanı
DR. ÖĞRETİM ÜYESİ BARIŞ SEMİZ
PAÜ Mühendislik Fakültesi Jeoloji Bölümü Öğretim Üyesi (*)
Jeoloji Mühendisleri olarak depremin ilk ve ikinci günü bölgesel çalışmalar yapmak üzere araziye gittik. Depreme maruz kalan köyleri tek tek gezdik. İlk çalışmamıza deprem üssü Yeniköy’de başladık. İlk incelemeden sonra Ucarı’ya, Corum’a, hatta sağlam dediğimiz zeminlerdeki etkisini görmek üzere yukarıdaki Sırçalık Köyüne kadar çıktık. Sonra yeniden ova köyleri Karahöyük, Yassıhöyük, Oğuz, Kırca ve Apa’yı gezdik.

Depremi AFAD ölçümüyle 5.5 kabul edip ona göre konuşalım. Bu bizim orta büyüklükte dediğimiz depremlerden bir tanesi. Herkesin söylediği gibi evlerin yapım koşulları nedeniyle depremin etkisinin beklenenin üzerinde olduğunu ben de söyleyebilirim.

Bizim incelememizde odaklandığımız şey, binalardaki hasardan çok, arazi yüzeyinde kırık oluşup oluşmamasıydı. Diğerini inşaat mühendisi ve mimarlarımız zaten inceliyorlar. Biz o yüzden depremin merkez üssü Yeniköy’de arazide bir kırık var mı, varsa nasıl bir kırık, büyük bir yarılma şeklinde mi, açılma şeklinde mi veya çökme mi araştırması yaptık. Sonuçta Yeniköy’den aşağıya, biraz daha güneyine doğru giderek o hattı inceledik ve bir yüzey kırığı tespit ettik. Bu çok büyük bir açılma değildi. yaklaşık 4-5 santimlik bir açılmaydı ve bir-bir buçuk km. kadar devam ediyordu. Biz bunu bir fay olarak değerlendirebiliriz, fakat yüzeyde bir kırık olması bizim için önemliydi. Aslında Kuzeydoğu-güneybatı düzleminde Fethiye’den başlayıp ta Burdur’a kadar giden bir fay zonumuz var orada. Bunun mekanizması Batı Anadolu’daki fay hatlarından farklı. Kuzey Anadolu fayına benzer bir fay. Doğrultu atımlı bir fay olması nedeniyle, üzerindeki depremden daha büyük depremleri üretebilecek potansiyele sahip faydır.

Burada 5.5 büyüklükten sonra AFAD’ın yaptığı fay çözümlemeleri açıklandı. Buna göre baktığımızda bu fay sisteminin, Acıpayam ova çöküntüsü içinde farklı tipte depremin oluşmasına yol açtığı tespitinde bulunduk. Bizim kırığı tespit etmemiz, AFAD’ın çözümlemeleri, hepsi birbiriyle tutarlı sonuçlara vardı.

Bu bölgede şaşırtıcı olan şey, çok fazla artçı depremin meydana gelmiş olması oldu. Neredeyse 2000’lere yakın artçı oluştu. Biz oradaki gözlemlerimizde, 5.5 büyüklüğünden daha fazla bir deprem gerçekleşeceğine dair veriye rastlamadık. En büyük artçı 5.1’e kadar oldu ama hiçbir zaman ilk büyük depremi geçemedi. Zaten şu an baktığımızda da artık sönümlendi.

Buradaki önemli nokta şu: Aynı ova çöküntüsü içinde yer almalarına karşın birbirine bu kadar yakın yerleşimlerde deprem neden farklı şiddette hasarlara yol açtı? Yani Apa’da, Oğuz’da ve Kırca’da daha fazla ama mesela Yeniköy’de o kadar değil. Ucarı’da gölet tarafı çok hasarlı ama köyün güneyinde o kadar hasar yok!

Burada zemin davranışları karşımıza çıkıyor. Acıpayam depremi ova dediğimiz kesimde meydana geldi. Ova alüvyon dediğimiz yumuşak ve gevşek depolanma tabakası üzerinde. Yani kötü diye tarif edebileceğimiz bir zeminden oluşuyor. Bir de su seviyesi tabanda oldukça yüksek, yüzeye yakın. Zaten o yüzden kurutma kanallarıyla suyun tahliyesi sağlanıyor. İşte bu koşullardaki zemin üzerine kurulmuş yerleşimlerde deprem etkisi daha fazla oldu. Ama mesela merkez üssü Yeniköy’de etki bu kadar hasara yol açmadı. Niye? Çünkü oradaki zemin sert bir birimin üzerinde kalıyor. Yüzey kırığını da o sert dediğimiz zeminin ön kısmında tespit ettik. O açıdan orada daha az hasarla atlatıldı.

Şu anda artık bir deprem beklemiyoruz. Orada bir rahatlama, enerji boşalması meydana geldi. Kayıtlarda bu ovada en son 1936 yılında 5.3’lük deprem gözüküyor. O zamandan bu zamana böyle bir deprem yoktu. Yine de bu rahatlayalım anlamına gelmiyor. Bu deprem Fethiye zonu dediğimiz hattın bu noktasında meydana geldi. O nedenle depremin Acıpayam fayı dediğimiz orta Anadolu’ya giden hat üzerinde bir tetiklemeye yol açmayacağı anlamına gelmez. Bu mutlak değil ama olabilir de! Çünkü biz uzun bir hattan söz ediyoruz. Bir de birinci derece deprem bölgesindeyiz.

Ne yapmalı? Hasarlı evlere girmeyelim. Deprem şimdilerde sönümlendi ve bitecek. Biz bunu öngörüyoruz. Oda ve Üniversite olarak hazırladığımız ön değerlendirme raporumuz hem üniversitemizin, hem de odamızın web sitesinde var. Daha ayrıntılı olarak oradan okunabilir.


Mimarlar Odası Denizli Şube Başkanı
MİMAR M. SERDAR ALAYONT
Türkiye’nin büyük bir kısmı ve özellikle şehrimiz yüzyıllardır yüksek şiddette depremlere maruz kalmış bir coğrafyada yer alıyor. Bu depremlerin yarattığı yıkımlar gerek tarih kitaplarına gerekse yaşamış olduğumuz bu son yüz yılda hafızalarımıza yazılmış durumda. En son 1999 yılının Ağustos ayında yaşamış olduğumuz Marmara depremi aradan 20 yıl geçmesine rağmen toplum üzerindeki etkisini yitirmiş değil.

Depremin varlığı ülkemiz için akıldan çıkarılmaması gerektiği gibi, yapmamız gereken en önemli şeyin yaşam mekanlarımızın depreme dayanıklılığını sağlamak olduğunun da bilincinde olmalıyız. Depremlerin yaratmış olduğu yıkımlar, yaşam mekanlarımızın fiziken yıkılması ile bizleri yaşamsal anlamda etkilemektedir.


En son Acıpayam ilçemizde yaşadığımız 5.5 büyüklüğündeki depremde can ve mal kaybı yaşanmamış olmasına rağmen bölgede yer alan özellikle kerpiç yapılı evlerin neredeyse tamamımın yıkılmış olması bizleri etkilemiş oldu. Şu an yürürlükte olan yasa ve yönetmeliklere uygun dayanımı olmayan evlerin yıkılmış olması bizleri şaşırtmadı ancak bu nitelikte yapıların her ne kadar kırsal bölgede yer alıyor olsa dahi, depreme dayanıklılığı konusunda bir çalışma yapılmamış olmasını hayretle karşılıyoruz.

1999 yılında yaşadığımız depremin ardından yürürlüğe giren yönetmeliklere ve en son 2012 yılında çıkartılan Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Kanun’un Türkiye’de çok da başarılı uygulanmadığını her depremden sonra daha iyi anlıyoruz. Yasada yer alan riskli yapı tanımı oldukça net olmasına rağmen, özellikle kırsal bölgelerde bu yapıların varlığına yönelik herhangi bir tespit çalışmasının neredeyse yok denecek kadar az olduğunu görüyoruz. Bölgede rant var ise riskli yapıya müdahale söz konusu oluyor ama getirisi yok denecek kadar az ise riskli yapı hiçbir kurumun veya kişinin umurunda olmuyor.

Kentsel Dönüşüm Yasası olarak da bilinen bu yasanın maddeleri ve uygulama biçimleri çok detaylı olarak incelenmeli ve riskli yapıların tespitinde kamu kurum ve kuruluşları sistematik bir yol izlemelidir. Kullanıcının keyfiyetine bırakılan riskli yapı kavramı mümkün değildir. Her ne kadar zor olduğunu kabul etsek dahi ülke genelindeki tüm yapıların taramasını yapmanın hala mümkün olduğunu düşünüyorum.

Gerçi biz bunları konuşurken bir tarafta devam eden İmar Barışı uygulamasının yürürlükte olan tüm mevzuatları yok saydığını da unutmayalım. Depreme dayanıksız yapılar bir yandan Yapı Kayıt Belgesi ile resmi bir statü kazanırken devlet ne yazık ki deprem gerçeğini görmezden geliyor. Riskli yapıların kullanımını bir an önce kısıtlaması gereken otorite neredeyse tamamı depreme dayanıksız olan mevzuata aykırı yapılara iskan şartı veriyor. İşin trajikomik yanı da maalesef bu ve çözümü de çok zor görünüyor.

Acıpayam Depremi üzerine ilk günden itibaren Mimarlar Odası olarak elimizden gelen desteği gösterdik ve göstermeye devam edeceğiz. Aslolan yapı değil insandır ancak insanı yaşatan birinci derecede öneme haiz unsur yapının kendisidir. O nedenle Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hazırlanmasını beklediğimiz hasar tespit raporunun çıkması ve elimize ulaşmasından sonra Oda olarak yapılması gerekenler ve üzerimize düşenler konusunda bir planlama yapacağımızı belirtmek istiyorum.
***
Acıpayam depreminin yaraları elbet bir gün sarılacak. daha önce daha büyük depremlerde olduğu gibi yine yaşam devam edecek ve biz o yaşam ayak uyduracağız. Umarız bu süreci evlerinde hasarla atlatacak olan insanlarımız, aynı hasarı yüreklerinde hissetmekten tez zamanda kurtulurlar.

BİTTİ

(*) Jeoloji Mühendisleri Odası Raporunun tümünü, https://www.jmo.org.tr/resimler/ekler/0b162d2a90c5aa2_ek.pdf bağlantısından PDF formatında indirebilirsiniz.

Not: Yazılar ile ilgili hukuki sorumluluk yazarların kendilerine aittir

Yorum Yaz

Aşağıdaki gerekli alanlara bilgilerinizi girmelisiniz. e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
 karakter kaldı