ATATÜRK CUMHURİYET’İ NASIL KURDU? - denizlihaber.com - Denizli Haber, Denizli'nin en çok okunan gazetesi
REKLAMI GEÇ

ATATÜRK CUMHURİYET’İ NASIL KURDU?

30 Ekim 2019 Çarşamba

Bu yıl Cumhuriyet bayramı bir farklı kutlanıyor. Pek çok yerde Cumhuriyet kutlama etkinlikleri yapılmakta. İlimizde mahalle muhtarlarımız dahi Cumhuriyet etkinlikleri yapmakta.  Sanki Cumhuriyetin kıymetini yeniden anlamaya başladık gibi bir hava var.

Peki ulus olarak Cumhuriyeti yeterince anlayabildik mi? Çocuklarımıza  Cumhuriyeti anlayabilecekleri dilden yeterince anlatabildik mi?

Bu konuda ne yazık ki başta biz eğitimciler olmak üzere , anne ve babalar olarak çocuklarımıza Cumhuriyetin ne olduğunu anlatmakta yeterli olamadık. O nedenle ülke olarak zaman zaman sıkıntılar yaşadık.

Atatürk’ün Cumhuriyeti  emanet ettiği yeni nesile yeterince anlatabilmiş olsaydık, 1961 leri, 12 eylül leri,  15 temmuz ları yaşamazdık.

O halde yapmamız gereken CUMHURİYET in ne olduğunu yeni nesile iyi anlatmaktır.

İlber Ortaylı hoca CUMHURİYETİ çocuklara şöyle anlatmış.

“23 Nisan 1920’de Ankara’da Türkiye’yi işgal eden düşmanlara karşı direnişi sürdüren, Kurtuluş Savaşı’nı yürüten Mustafa Kemal önderliğinde bir meclis kuruldu. Bu meclisin adı ‘hükümet’ti. Meclis hükümetiydi. Yani 1920 Nisan’ında, ufuktaki Türkiye’nin rejimi ve saltanatın kaderi belli olmaya başlamıştı. Meclis en başta padişahı reddetmese de, cumhuriyet, fikren ortaya çıkmaya başlamıştı. Mesela bu mecliste bakanlar vardı, onları meclis seçiyordu. Meclis her şeye hakimdi. Başkomutan Mustafa Kemal de meclisin emrindeydi ama aynı zamanda meclis reisiydi.

Bu, 1923’te egemenliğini halktan alan, halkın kendi kendini yönettiği cumhuriyete girişti. Gazi Mustafa Kemal ve arkadaşları cumhuriyeti ilan ederek bu sistemin adını koydu. Ancak, adını koymanın çok kolay olduğunu sanmayın, çocuklar. Çünkü mebuslar (milletvekilleri) içinde hala halifeyi ve padişahı isteyenler vardı. Hatta bunların bazıları Kurtuluş Savaşı komutanlarıydı, “Biz padişaha yemin etmişiz, öyle asker olmuşuz” demişlerdi.

İşte burada Atatürk faktörü devreye giriyor. Atatürk olmasaydı zaten bu kadar insanı bir araya getiremezdiniz. İkincisi, Atatürk’ün uzak görüşlülüğünün önemi… Daha en başında, Cumhuriyet kurulmadan da önce, Kurtuluş Savaşı’nın birçok komutanı bile İstanbul’a girmek, onu geri alabilmek ümidinde değildi. Anadolu’nun bir kısmını kurtarmak onlara göre o an için yeterliydi. Halbuki Atatürk bir dahi olduğu için karşı tarafın açığını görmüş ve “Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” demişti. Cumhuriyet’in ilanı da böyle bir uzak görüşlülüğün eseridir.

Cumhuriyet bize neler kazandırdı?

O kadar çok şey var ki… Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranlar, Kurtuluş Savaşı komutanları, perişan Türkiye’nin sanayi ihtiyacını, okul ve sağlık ihtiyacını gördükleri için bir sürü askerin göze alamayacağı fedakarlığı ve politika değişikliğini yaptılar: Askeri harcamaları kıstılar. Ve Türkiye kapalı köylerde yaşayan bir ülkeyken özellikle II. Dünya Savaşı’ndan sonra dünya ticaretine girip bir birikim sağlayabildi.

Ama önemli bir soru şudur çocuklar; Bu başarıyı sağlayan elemanlarımız nereden çıktı? Okullar, imparatorluktan kalmaydı; Cumhuriyet, üstüne çok iyilerini ilave etti. Mesela Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Ziraat Enstitüsü… Buralardan yeni tip bilginler, yeni entelektüeller çıktı. Onun için Cumhuriyet bir seferberliktir.

Türkiye Batı müziğini eskiden de tanıyordu; bizim kompozitör padişahlarımız bile vardı. Ama onu halka yayan, konservatuvarlar kurup müziğimizi geliştiren Cumhuriyet’tir. Biz bir müddet bunu küçümsedik. Bugün pek çok ülkede Avrupa kentlerinde Türk sopranoları ve baritonları, tenorları görüyorsunuz. Artık müzisyenlerimiz var. Orkestra kurabiliyoruz. Bunlar yoktu…

Biz savaşlarda çok kayıp verdiğimiz için okulu bitiren herkes iş buldu. 1930’ların Avrupa’sı ve Amerika’sı işsizlikten kavruluyordu. Yani dünyada öyle büyük bir işsizlik vardı. Türkiye bunu hissetmedi. Okumuş insan hiçbir zaman işsiz kalmadı.

Köylü zaten fakirdi. Ama kim ne derse desin Türk köylüsü, Cumhuriyet’ten önceki ezikliğinden, fakirliğinden kurtuldu. Bilhassa II. Dünya Savaşı’ndan sonra…

Ve en mühimi, Cumhuriyet’in getirdiği hukuk sistemidir. Bu bize hayatı kolaylaştıran bir yaşam biçimi ve modeli sundu.

Başka alanlara da bakalım… Cumhuriyet’ten evvel, Türkiye’de kadın hareketlerinde, kadının aydınlanmasında bir atılım vardı. Ancak Cumhuriyet, bu hareketleri yönlendirmeyi, kanunlaştırmayı, sistemleştirmeyi başardı. Kadının toplum hayatındaki yerini, üstelik bir çok Batı toplumundan önce kadınlara seçme-seçilme hakkı vererek sağlamlaştırmış olması, Cumhuriyet’in en önemli kazanımlarından biridir.

29 Ekim 1923’ten sonra en hızlı hangi alanlarda ilerledik?

Özellikle de eğitim ve sağlık alanlarında başarılıydık. Cumhuriyet’in ilk yıllarında çok iyi bir öğretmen sınıfı türedi. Kendinden emin, kendine saygısı olan ve başkalarının saygı gösterdiği öğretmenlerdi bunlar… Anadolu’nun her vilayetindeki her lise, İstanbul’daki kadar iyiydi. İster İstanbul’da, Kabataş’ta veya Haydarpaşa’da ister Konya’da, Erzurum’da okuyun, iyi yetişirdiniz. Teknik lisenin sınavlarını herkes kazabilirdi. Ben örneğin 9. Cumhurbaşkanımız, rahmetli Süleyman Demirel’e “Efendim, eğer siz bugünkü aynı liselerde okusanız, Teknik Üniversite’yi, bütün zekanıza ve hafızanıza rağmen zor kazanırdınız. Ama o zaman dereceyle kazandınız” demiştim. Çünkü eğitimde bölgeler ve sınıflar arası belirgin bir eşitlik vardı. Abdülbakir Gölpınarlı gibi bir değer, Balıkesir Lisesi’nde hocaydı ve bizim büyük tarihçimiz Halil İnalcık’ı o eğitti. Yani Cumhuriyet, ilk olarak Eğitim’i getirdi.

İkincisi, sağlık getirdi Cumhuriyet. Anadolu, bütün ülkeler gibi hastalıktan kırılıyordu. Sıtma, verem, başka kronik hastalıklar vardı. O milli eğitim ordusunun yanında, sağlık ordusu bunları çok önemli ölçüde halletti. 1930’larda Almanya’dan kaçan Profesör Eckhart, Sağlık Bakanı Refik Saydam’ın talimatıyla bir araştırma, bir tarama yaptı. Şaşırtıcı sonuçlar çıktı. “Beslenme ve bazı hastalıklar sandığımdan daha iyi düzeyde” dedi Eckhart. Yani Türkiye, Cumhuriyet’in daha ilk yıllarında bazı şeyleri başarabilmiştir. II. Dünya Savaşı’ndan sonraki Birleşmiş Milletler programını, okuma-yazma ve sağlık taramalarını beklemeden daha da evvel, eğitim ve sağlık gibi en önemli konuları çözmüştür.

Atatürk’ün çocuklara bakışı nasıldı?

23 Nisan’da Türkiye Büyük Millet Meclisi kuruldu. Bence bu en önemli bayramımızdır. Bu günü çocuklara bir bayram olarak hediye eden de Atatürk’ün bizzat kendisidir. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin, bütün devrim yapan ülkeler gibi en büyük güvencesi, gençlik ve çocuklardır; yeni nesillerdir. Atatürk çocuklara büyük şefkat beslerdi. O zamanlar bir çok öğrenciye burs verilirdi, okutulurlardı. Bugün 5 TL’lerin üzerinde gördüğünüz Aydın Sayılı bu bursiyerlerden biridir. Başka örnekler vereyim sizlere: Yüzümüzü ağartan iki eskicağ bilimcileri, Hititolog Sedat Alp ve Ekrem Akurgal bu dönemde burslar ile yetişmişlerdir. Yine bu dönemde konservatuarlar, sanat kurumları ortaya çıktı. Tüm bunların yanında en önemli şey, hakikatten büyük harpler geçirmiş, 11 yıl savaş görmüş bir memleketteki yetimlerin konumudur. Onların eğitimi için çok hassas davranıldı; fırsatlar sağlandı. Çocuklar o dönemin yöneticileri tarafından çok önemsendi. Mesela Atatürk’ün silah arkadaşı, Kazım Karabekir Paşa da çocukların eğitimine, korunmasına karşı çok hassastır; bu uğurda çocuk eserleri, şarkılar yazmıştır. Bu, İstiklal Savaşı komutanlarının, o kadroların genel eğilimidir.

Sakın unutmayın, çocuklar. Atatürk ve arkadaşları eğitimin önemini çok iyi kavramış ve buna göre davranmıştı. Siz de böyle davranın. Cumhuriyet, eğitim alanında büyük atılımlar yapmaya çalıştı. Bu çalışmayı tamamlayabildi mi? Hayır; halen çok eksiğimiz var. Ama Cumhuriyet, bir şey için çok uğraştı: Okullar yapmakla. Çocukları okutacak öğretmenler yetiştirmekle… Size Nermin Abadan Unat Hoca’nın hatıratını okumanızı tavsiye ediyorum (Hayatını Seçen Kadın, ‘Hocaların Hocası’ Nermin Abadan Unat, Söyleşi: Sedef Kabaş, 2010, Doğan Kitap). O, Macaristan’da doğmuş; 15 yaşına dek orada yaşamıştı. Sonra buraya baba yurduna geldi. Annesi Macardı ve orada, Macaristan’da kalmasını istemişti. Abadan kitabında, “Macarsitan’da kalsam okuyamayacaktım” diyor. Türkiye Cumhuriyeti, çocuklara okuma imkanı verdi. Bunu hep aklınızda tutmanızı isterim.”

Bence de güzel anlatmış.

 

 

 

 

Not: Yazılar ile ilgili hukuki sorumluluk yazarların kendilerine aittir

Yorum Yaz

Aşağıdaki gerekli alanlara bilgilerinizi girmelisiniz. e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

 karakter kaldı