EĞİTİMDE DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR (1) - denizlihaber.com - Denizli Haber, Denizli'nin en çok okunan gazetesi
REKLAMI GEÇ

EĞİTİMDE DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR (1)

6 Şubat 2019 Çarşamba

PISA testlerinin arkasındaki isim Andreas Schleicher, başarılı bir eğitim sistemini yarattığı düşünülen en büyük mitler (söylentiler) ile ilgili olarak yaptığı araştırmada ilginç tespitler yapmış.

Bu hafta bunlara birlikte göz atalım istedim.

1. Düşük gelirli öğrenciler okulda başarısız olmaya mahkumdur.

Dünyanın pek çok yerindeki öğretmenler, sınıflarındaki düşük gelirli öğrencilerin yaşadığı sosyal dezavantajları telafi etmek için çaba gösterirler. Bazıları yoksulluğun kader olduğuna inanır.

Ancak PISA test sonuçları, Şangay’daki en düşük gelirli 15 yaşındaki öğrencilerin yüzde 10’unun, Amerika’daki ve pek çok Avrupa ülkesindeki en yüksek gelirli öğrencilerin yüzde 10’undan çok daha iyi matematik becerilerine sahip olduğunu ortaya çıkardı.

Düşük gelirli öğrencilerin başarılı olduğu eğitim sistemleri, sosyal eşitsizlikleri hafifletebiliyor. En yetenekli öğretmenleri en zorlayıcı sınıflara ve en becerikli okul yöneticilerini en düşük gelirli okullara çekmeyi başarabiliyorlar. Böylece bütün öğrencileri, yüksek standartlar ve mükemmel eğitimle zorlayabiliyorlar.

Bazı Amerikalı eleştirmenler, bu uluslararası eğitim karşılaştırmalarının sınırlı olduğunu çünkü Amerika Birleşik Devletleri’nin kendine özgü bir sosyo-ekonomik dağılımının olduğunu ileri sürüyor. Ancak Amerika, pek çok ülkeden çok daha varlıklı bir ülke ve eğitime diğer ülkelerin çoğundan çok daha fazla para harcıyor. Ebeveynleri pek çok ülkedekilere göre çok daha yüksek bir eğitim seviyesine sahip ve sosyo-ekonomik olarak dezavantajlı olan öğrencilerin oranı OECD ortalaması civarında.

Amerikan eğitim sistemi en yüksek giderlere ama en karışık sonuçlara sahip ülke.

Karşılaştırmalar bize, sosyo-ekonomik dezavantajın, Amerika’daki öğrenci performansları üzerinde belirgin bir şekilde çok güçlü bir etkiye sahip olduğunu gösteriyor. Başka bir deyişle, Amerika’da iki farklı sosyo-ekonomik düzeyden gelen öğrencinin öğrenme çıktıları, OECD ülkelerindeki benzer bir karşılaştırmaya oranla çok daha fazla çeşitlilik gösteriyor.

2. Göçmenler test sonuçlarını düşürüyor.

Göçmen çocukları kaynaştırmak zorlayıcı bir durum olabilir. Ama PISA test sonuçları bize şunu söylüyor: Bir ülkedeki göçmen öğrenci oranı ile o ülkedeki öğrencilerin genel performansı arasında hiçbir ilişki bulunmamaktadır. Çocukların nerede okula gittiği, nereden geldiklerinden çok daha büyük bir fark yaratıyor.

3. Başarı, para demektir.

Matematik konusunda en yüksek performansı gösteren OECD ülkesi olan Güney Kore, öğrenci başına ortalamanın oldukça altında bir harcama yapıyor.

Dünya artık zengin ve iyi eğitimli ülkeler ile fakir ve kötü eğitimli ülkeler olarak ikiye ayrılmıyor. Eğitim sistemlerinin başarısı artık ne kadar para harcandığı ile değil, paranın nasıl harcandığı ile ilgili.

Eğer ülkeler, giderek daha fazla bilgiye dayalı hale gelen küresel ekonomide rekabet etmek istiyorlarsa, eğitimi geliştirmeye yatırım yapmak zorundalar.

Güney Kore’de aileler sınava girecek çocukları için mum yakıyorlar.

Ancak öğrenci başına eğitim gideri, OECD ülkeleri arasındaki öğrenci performansı farklılıklarının yüzde 20’sinden daha bile azını açıklayabiliyor.

Örneğin, 6 ila 15 yaş arasındaki öğrenci başına yaklaşık 53 bin dolar harcayan Slovak Cumhuriyeti’ndeki öğrenciler, öğrenci başına 115 bin dolardan fazla harcayan Amerika’daki 15 yaşındaki öğrencilerle aynı başarı düzeyine sahip.

4. Küçük sınıf boyutları standartları yükseltiyor

Her yerde, öğretmenler, aileler ve politikacılar, daha iyi ve daha kişiselleştirilmiş eğitimin anahtarının küçük sınıflar olduğunu ileri sürüyor.Sınıf boyutlarında küçülmeye gitmek, son on yılda pek çok ülkedeki öğrenci başına giderin belirgin bir şekilde yükselmesindeki temel sebeplerden biri oldu.

Ancak PISA sonuçları, ne ülke içinde, ne de ülkeler arasında, sınıf boyutlarıyla öğrenme çıktıları arasında hiçbir ilişki olmadığını gösteriyor.Daha da ilginç olanı, PISA’da en yüksek performansı gösteren eğitim sistemleri, öğretmen kalitesine sınıf boyutlarına oranla sistematik olarak daha fazla öncelik veriyor. Ne zaman daha küçük bir sınıf ile daha iyi bir öğretmen arasında seçim yapmak zorunda kalsalar, her zaman ikincisini seçiyorlar.

Küçük sınıflara para yatırmak yerine rekabetçi öğretmen maaşlarına, sürekli mesleki gelişime ve iş saatlerinde denge kurmaya yatırım yapıyorlar.

Not: Yazılar ile ilgili hukuki sorumluluk yazarların kendilerine aittir

Yorum Yaz

Aşağıdaki gerekli alanlara bilgilerinizi girmelisiniz. e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
 karakter kaldı