SON GÜNLERİN KARAMAN’I - denizlihaber.com - Denizli Haber, Denizli'nin en çok okunan gazetesi
REKLAMI GEÇ

SON GÜNLERİN KARAMAN’I

25 Nisan 2016 Pazartesi

Karaman’da, son günlerdeki rezilliğin ayyuka çıktığı olayların ışığında bu beldemizi biraz irdelersek, belki de bizim gibi yarı cahillerin altından kalkamayacağı psikolojik travmalar oluşacaktır. Her şeye rağmen, biraz araştırma ve biraz da deneyim sonucu elde edilen bilgilerle, Karaman olayına bir başka açıdan bakmakta yarar vardır.

Çocukluk yıllarımda, deneyimli bir amcanın söylediği gibi, “henüz reşit olmamış çocukların üzerine belli konularda fazla gidildiğinde, aklı ermeye başladığı zaman çocuğun o konuya karşı isteksiz ve hatta isyanları oynadığı görülmüştür” derdi. Çocuklara küçük yaşta dini konularda veya ders çalışıp, üstün başarı sağlaması ve hatta ilgi duymadığı müzik ve resim sanatı gibi beceriler için ısrarla üzerine gidilmesi yanlıştır. Aksi halde çocuğun o konunun tamamen tersi yönde tavırlar sergilediği çok görülmüştür.

Karaman’ı böyle bir çocuğa benzetebiliriz. Neticede Karaman daha düne kadar, Konya’nın küçük bir kazasıydı ve dini bütün geçinen insanların çoğunlukta olduğu bir beldemizdi. Hemen bu noktada, Karaman ile ilgili yaşanmış bir olayı anlatmak isterim.

1960’lı yıllarda Adana’da çalışıyordum. Bir Ramazan Bayramı için Denizli’ye gelecektim. Bayram sebebiyle de doğru dürüst bir otobüs de yoktu. Zorlukla bulabildiğim kamyondan dönme bir otobüsle, Konya’ya kadar gidecek şekilde yola çıktık. Karlı bir kış gecesi Mut Dağları’nı geçerken, otobüs arızalandı ve sabaha kadar soğukta bekledikten sonra, motora su ekleye ekleye, Karaman’a kadar gelebilmiştik.

Otogar gibi bir yerdeki havasız ve pis kokulu kahvede beklerken, içimize işleyen soğuğu biraz unutabilmek için sıcak bir çay içelim istedik. Kahvede çalışan bir garson bize hakaretler yağdırarak azarlamaya başladı. “Utanmaz mıymışız, Ramazan mübarek günde göz göre göre nasıl çay içecekmişiz” sözleriyle, kimi avukat, kimi doktor olan bu kazazede yolcuları aşağılayıp durmuştu. Geceki kâbusu ve soğuğu unutmuş, bu garsonun yüzünden donup kalmıştık. Biz yolcuyduk, seferîydik, kazazede ve de donmuş derecesinde üşümüştük. Dindar geçinen ve fakat İslami kuralları dahi bilmeyen böyle bir adamın hakaretlerine karşı, bir şey söyleyemezdik. Nihayet o adam kendince dindardı, Karamanlı, ümmî Müslüman ve dini bütün bir insan olarak yerden göğe kadar haklıydı.
İşte böylesi dindar bir çevrede, adından da anlaşılacağı gibi dinî kuralara hassas bir vakfın yurdunda görev almış bir öğretmen, cinsel tacizden ötürü yargılanmış, 508 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmıştır. ENSAR Vakfı yalnız Karaman’da değil, tüm Türkiye’ye yayılmış bir kuruluştur. Belki de gerçekten hayırlı bir kuruluş da olabilir. Olay neden Karaman’da olmuş bilinmez. Benzer yerlerde durum nedir bilemiyoruz. Aileden sorumlu Bakanımızın olayı savunur gibi takındığı tavır, bizleri gerçekten üzmüştür. Bu iğrenç ve ahlaksızlık abidesi olayı, bu şekilde geçiştirmek doğru değildir. Sinek ufak olsa bile, mide bulandırır. Güneş balçıkla sıvanmaz. Kısa bir süre önce Denizli’deki kız yurtlarına baskınlar yapmaya kalkışan zihniyet, hem de dinî ağırlıklı bir vakfın yurdundaki çocuklara karşı gerçekleşmiş ONLARCA TACİZ olayını hafife alıp böyle geçiştirme çabası, doğru olmamıştır. Hem de hanım Bakanımıza hiç yakışmamıştır. Çok yakından tanıdığım babası Rahmetli Niyazi Bostancı sağ olsaydı, bakan bile olsa bu kızına neler derdi neler! Neyse orası kendilerinin bileceği bir iştir. Bence asıl suçlu olan Ensar Vakfı’nı ve diğer ilgili tüm yöneticileri koruma çabasının devamı, adalet mekanizmamızı da içine almıştır.
Konu adalete taşınmış ve mahkeme görülmemiş bir süratle hükmünü vermiştir. Çok iyi olmuştur da, o yaşta bir sanığa verilen 503 yıl, 3 ay hapis cezası neyin nesidir? Hukukî kuralları bilemeyiz de, bu kadar uzun süreli hapis cezası ne anlama gelir? Mahkumun kaç yıl ömrü vardır? 503 yıl 3 aylık cezayı nasıl çekecektir? Böylece suçun diğer sorumlulara sıçramaması için “nasıl da ağır ceza verdik değil mi?” deniyor. Aslında olaydan sorumlu olanların tümü sorgulanmalıdır. Böylece asıl ibreti âlem ve caydırıcı karar alınmış olabilir.

Not: Yazılar ile ilgili hukuki sorumluluk yazarların kendilerine aittir

Yorum Yaz

Aşağıdaki gerekli alanlara bilgilerinizi girmelisiniz. e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

 karakter kaldı