BÜYÜK TAARRUZDA ATATÜRK’ÜN EFSANE FOTOĞRAFÇISI ETEM TEM - denizlihaber.com - Denizli Haber, Denizli'nin en çok okunan gazetesi
REKLAMI GEÇ

BÜYÜK TAARRUZDA ATATÜRK’ÜN EFSANE FOTOĞRAFÇISI ETEM TEM

28 Ağustos 2016 Pazar

 

Dağlarda tek tek
ateşler yanıyordu.
Ve yıldızlar öyle ışıltılı öyle ferahtılar ki                                         
nizami-cubuk-kose-ic
şayak kalpaklı adam
nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
güzel, rahat günlere inanıyordu
ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,
birden bire beş adım sağında onu gördü.
Paşalar onun arkasındaydılar.
O, saati sordu.
Paşalar üç dediler.
Sarışın bir kurda benziyordu.
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun kenarına kadar,
eğildi durdu.
Bıraksalar
ince uzun bacakları üstünde yaylanarak
ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe’den Afyon Ovasına atlayacaktı.
(NazımHikmet)

Dünyanın büyük liderleri birçok güzel özelliklerinin yanı sıra unutulmaz sözleri ve pozlarıyla karizmatik kişilerdir. Mustafa Kemal Atatürk de öyledir. O’nun Büyük Taarruzdaki o ünlü kült fotoğrafını çeken fotoğrafçı subayın anlattıkları çok duygu yüklü anılardır.Bir zamanların iki buçuk Liralarının arka yüzüne basılan bu efsanevi anıt fotoğraf Nazım Hikmet’i de çok etkilemiştir. Kurtuluş Savaşı Destanı’nda sanki bu fotoğrafın şiirleşmiş halini okuruz.
Fotoğrafçı SubayEtem Tem(1901-1971), Afyon Kocatepe’de yarattığı, “anıt fotoğrafı” nasıl çektiğini, ülkenin kaderini belirleyen o sabahı ve ardından gelen günlerde neler yaşandığını Fikret Otyam ile 1960 yılında yaptığı söyleşide şöyle anlatmıştı:
“O sabah Kocatepe’de bulunuyorduk. Taarruz, şafak vakti saat beşte başlamıştı. Mustafa Kemal Paşa, günler ve geceler süren yorgunluğuna rağmen ayakta, vaziyeti adım adım takip ediyor, direktifler veriyordu. Bir ara kumandanlardan ayrıldı. Tek başına, kayalıklar arasında dalgın ve düşünceli dolaşmaya başladı. Zaman zaman sahra dürbünleriyle düşman cephesine bakıyordu… Bir aralık o kayalık tepenin ucuna geldi. Hafifçe eğilmişti. Başparmağı dudaklarının arasındaydı… Hemen objektifimi çevirdim, adeta nefes almayacak kadar bir sessizlik içinde deklanşöre bastım, fotoğrafını çektim.”
“O gün sekiz on rulo film çektim. Mustafa Kemal Paşa, bütün gün ağzına bir lokma koymamıştı. 2 Eylül’de Uşak’a girdik. Vakit yoktu. Ahır bozması bir yerde bir kaç film yıkadım. Fotoğraflar birbirinden güzeldi. Hemen dört tane yaptım, ertesi sabah götürdüm. İçeri aldılar. Berberi tıraş ediyordu. Odada portatif bir masa, bir portatif karyola, iki iskemle vardı. Bir aralık odayı işaret etti: ‘Ah be çocuk… Bu bir başkumandan odasına yakışır mı?’ dedi. Salih Bozok odayı halılarla süsleyeceğini söyledi. Zira o gün Trikopis getirilecekti. Gazi, fotoğrafları aldı, baktı. Parmaklarını fotoğrafların üzerinde gezdirdi ve çekti: ‘Çok güzel’, dedi.”
“9 Eylül’dü… Kadifekale’ye çıkmıştık. Zaman güneş batımına yakındı. Deniz pırıl pırıldı… Şehir ayaklar altındaydı… Körfezde bazı vapurlar vardı… Dumanlıydı vapurlar… Bir rapor geldi. Süvarilerimiz İzmir’e girmişti… ‘Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!’ emri yerine getirilmişti. İzmir bizimdi yine…”
“Sonra ilk işim bir fotoğrafçı bulmak oldu. Kocatepe’de çektiğim sekiz on rulo filmi bir Rum fotoğrafçıya verdim. Zaman geçirmek için etrafta biraz döndük, dolaştık… Sonra yeniden geldik. Fotoğrafçı geldiğimizi, içeri girdiğimizi görünce ‘fotoğraflarınız bir harika!’ diye bağırdı. Baktım fotoğraflar daha ıslaktı… Doya doya baktım… Hakikaten birer harikaydılar… Ta Uşak’tan İzmir’e kadar bu anı bekliyordum. Fotoğrafların kuruyup, hazır olması için bir gün daha lazımdı. Ertesi günü gelip almak üzere karargâha, Bornova’ya döndük.”
“Ertesi sabah otomobille indik İzmir’e… Millet yollara dökülmüştü… Bayram vardı… ‘Biraz sonra Mustafa Kemal gelecek’ dedik… Görmeliydiniz o anı… İzmir yanıyordu… Ne dost belliydi ne düşman… Cayır cayır yanıyordu İzmir… Fotoğrafçı dükkânının olduğu yere güçlükle varabildik.
Fakat ne görelim? Dükkân yanmıştı… Uşak’ta o ahır bozması yerde yıkayabildiğim birkaç film kalmıştı elimde… Ötekilerin hepsi fotoğrafçı dükkânıyla birlikte yanıp kül olmuştu…”
Bu fotoğrafla ilgili olarak Falih Rıfkı Atay, “Bir 26 Ağustos Yıldönümü” yazısında o efsanevi kült fotoğraf için şöyle diyecektir:
“Fotoğraf objektifi, tarihe bu kadar canlı bir eser bırakmamıştır.”

nizami-cubuk-kose-ic-1

Kaynakçalar:
1-Fikret Otyam, “Etem Tem” röportajı, Ulus Gazetesi, 4 Aralık 1960, Ankara.
2-Güler Ertan, Dünden Bugüne Fotoğraf, TC İstanbul Kültür Üniversitesi Yayınları 2009
3-Falih Rıfkı Atay, ” Bir 26 Ağustos Yıldönümü” Milliyet Gazetesi, 26
Ağustos 1928

www.nizamicubuk.com

ncubuk@msn.com

Yorum Yaz

Aşağıdaki gerekli alanlara bilgilerinizi girmelisiniz. e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
 karakter kaldı