DENİZLİ MÜZESİ NASIL / NEREDE OLMALI? - denizlihaber.com - Denizli Haber, Denizli'nin en çok okunan gazetesi
REKLAMI GEÇ

DENİZLİ MÜZESİ NASIL / NEREDE OLMALI?

1 Şubat 2019 Cuma

Olmayan müzenin bitmeyen tartışması-5

Pazartesi günü başlayan ve Denizli müzesini gündeme taşıyan dizi yazımızın son bölümündeyiz. Genel olarak 2000’lerin ortalarında başlayan, özel olarak 2012 yılından itibaren canlı bir sürece giren Müze tartışmaları 2013 itibariyle baş döndürücü bir hıza ulaştı. Müze için öngörülen yerin valilik çevresinde olması ısrarı, hedefe EML Taş Atölyelerini yerleştirdi. Koruma kurulunun devreye girip yıkım yolunu açması, kamuoyunda etkili bir karşı çıkışa yol açtı. Bu tepkiye meslek örgütlerinin de ortak olmasıyla iş idare mahkemesine gitti. Mimarlar Odası Denizli Şubesinin açtığı dava 2016 yılına kadar sürdü.

Dava kamuoyunun talebi olan atölye binalarının korunması yönünde sonuçlandı. Davalı taraf olan Kültür ve Turizm Bakanlığı bunun üzerine taş atölyeleri koruyarak müze içinde değerlendirmesi kaydıyla yeni bir proje yapılması için aynı mimarı görevlendirdi. Ancak bir yandan da mahkemenin kararına itiraz etti. Bu anlaşılmaz durum sonraki safhalarda da sürdü.

Mahkemenin korunması gerektiği kararını 2018 yaz başında görüşen Danıştay bu kararı onadı. Bu arada mimarı tarafından yeni proje hazırlığı tamamlandı ve Bakanlığa teslim edildi. Bakanlığın lansmanıyla açıklanması beklenirken, aynı bakanlık bu kez, projeye dahil ettiği taş atölyelerin korunmasını onaylayan Danıştay kararına itiraz etti.

Danıştay’a yapılan itiraz ve Mimarlar Odasının itirazın reddi talebi hala Danıştay’da görüşülmeyi bekliyor.

Bugünkü bölümde özetlediğimiz safhalara yakın plan mercek tutarak devam edelim.

BAKANLIK HAREKETE GEÇİYOR

2016 Şubat ayında Aydın Koruma Bölge Kurulu tarafından zorunlu olarak verilen “korunmalı” kararından sonra Kültür Bakanlığı harekete geçerek Zorlu grubundan taş atölyeleri koruyup değerlendiren bir müze projesi istedi. Ancak köprünün altından çok su akmıştı. Cumhurbaşkanı muhtemelen Denizli’de aldığı sözü çoktan unutmuştu. Zorlu grubunun Kültür ve Turizm Bakanlığına vadettiği müzenin mesnedi kalmamıştı. Grup yazdığı cevabi yazıyla Denizli’de müze projesinden vazgeçtiklerini bildirdi. Gerekçe ihtimal ekonomik ‘sıkıntıydı.’

Nereden nereye? 2012 yılı yaz sonunda, Laodikya antik kentinde yapılan törende dönemin Kültür Bakanı Günay’ı da yanına alarak aşka gelip ‘bir değil, iki müze’ vadeden Zorlu, üç yılın sonunda kentin müze hayallerini bir anda yolda bırakmıştı.

Bunun üzerine Bakanlık müze için yapılacak çalışmayı durdurmadı. Mahkeme kararına uygun olarak EML taş atölyelerini koruyan ve müze kompleksi içinde değerlendiren yeni bir proje hazırlığına yöneldi. Daha önce Zorlu grubu için hazırlık yapan Yüksek Mimar Kayhan Çakanel, bu kez projeyi Bakanlık için hazırladı. Henüz 2016 yılı Nisan ayında Denizlihaber.com sütunlarında bu konuda yaptığımız haberde şunları yazmıştık: “Denizli Valiliği yanındaki eski Yusuf Batur Endüstri Meslek Lisesi taş atölyeleri hikayesi mutlu sonla bitmeye hazırlanıyor. Geçtiğimiz aylarda Denizli İdare Mahkemesi’nin nihai kararına uygun olarak, Aydın Kültür Varlıkları Koruma Bölge Kurulu tarafından ‘korunması’ yönünde çıkan kararla tescillenen Taş Atölyeler, şimdi de Kültür ve Turizm Bakanlığının isteğiyle proje müellifi tasarımında müze yapısı olarak değerlendirilmek üzere projelendiriliyor.”

NASIL BİR MÜZE TASARLANIYOR

Şimdiki aşamada proje çalışmaları eskisinden farklı olarak daha koordineli biçimde devam ediyor. Bakanlık, Denizli Valiliği ve Denizli Büyükşehir Belediye Başkanlığı, çalışmaları ortak bir görüş alışverişi çerçevesinde izliyor ve denetliyor. Asıl yüklenici Kültür ve Turizm Bakanlığı. Dolayısıyla İl Kültür Müdürlüğü. Anlaşılan Bakanlık bu kez titiz davranıyor. Yaklaşık 52.000 metrekarelik bir alan projeye dahil ediliyor. Arkeoloji müzesi için 14.000 metrekarelik kapalı alan planlanıyor. Eski öğretmen evi arsasından başlayıp, Kız Meslek Lisesi arsasını da içine alan geniş bir arazide çok yönlü kompleks bir turizm ve müze alanı olarak öngörülüyor. Bir tür kültür-sanat vadisi diyor Çakanel. Kız Lisesi arazisi kent meydanı oluyor. Müze içinde kalan EML taş atölye yapıları kent müzesine dönüşüyor. Ayrıca etnografya ve oluşturulacak diğer yerel müzeler de aynı kompleks içinde planlanıyor.

KIZ MESLEK ARAZİSİ KİMİN?

Belediye mülkiyetinde bulunduğu bilinen(!) Kız Meslek Lisesi arazisi, İl Kültür Müdürlüğü ile yapılan protokol çerçevesinde Bakanlığa devredilmiş veya devredilecek durumda olabilir. Kültür Vadisi demişken, içinde eski vilayet merkezi, adliye gibi yapıların da yer aldığı bölge ayrıca Atatürk Evi olarak bilinen yapıyı, bitişiğinde Germiyanoğulları Hamamını kapsıyor. Devamında ise bayramyeri Kaleiçi Çarşısına uzanıyor. Yıkılan Özel İdare İşhanı arazisi konusundaki Büyükşehir tasarrufu gerçek olursa, orası yeşil alan olacak. Bu durumda alanı Atatürk parkı ve Gazi İlköğretim Okulunu da kapsayacak bir kültür coğrafyası olarak tasavvur etmek hayali bir senaryo olmaz. Bunu Mimar Kayhan Bey’e sorduğumda, ‘inşallah’ demekle yetiniyor. Valilik ve adliye eski binaları ise şimdilik proje kapsamı dışında. Eski yapılar tekstil, mermer, teknoloji gibi alanları kapsayan müzelere dönüşür mü sorusunu ise Çakanel ‘umarım’ diyerek yanıtlıyor.

KIZ MESLEK ARAZİSİ NE OLACAK?

Farklı kaynaklardan verilen bilgilere göre Kız Meslek Lisesi arazisine Büyükşehir Belediyesi bir de yeraltı otoparkı düşünüyor. Bazı mimarlar tarafından prensip olarak kabul edilen otopark için Büyükşehir’in mülkiyet meşruiyeti var diye biliniyor. Bu durumda yapmaması için hiçbir neden yok. Ancak bu arazinin 1950’li yıllarda gerçek kişiler tarafından Vali Vefki Ertür’ün isteği ile Kız Lisesi yapılmak üzere bağışlandığı açıklamasına önceki bölümlerde yer vermiştik. Bu bağışın ‘kamu yararı koşulu’ taşıyıp taşımadığını bilmiyoruz. Eğer böyle bir koşul varsa Büyükşehir Belediyesi’nin otopark projesinin geçerliği olmayabilir. Arazinin önceki sahiplerinin mirasçıları ile yaptığımız görüşmelerde, hak sahipleri alanın ticari amaçlı kullanımı konusunda dikkatli ve hazırlıklı olduklarını beyan etmişlerdi.

MÜZE GEREKSİZ AVM YAPALIM

Arada konuşulanların bıraktığı izlenim, Kız Meslek Lisesi arazisinin epey talibinin olduğu. AVM yapmak isteyenler başta geliyor. Benzer amaçla yola çıkanlar Ankara’nın yolunu epey aşındırmış olmalılar. Ancak belli ki Bakanlık bu girişimci tayfasına pek itibar etmemiş. İnsan düşünmeden edemiyor, kazara EML taş atölyeleri de yıkılmış olsaydı, acaba müze yerine kaç tane daha AVM heveslisinin iştahı kabarırdı? Öyle ya, “müze ise derdiniz, gidin Karcı dağının eteklerinde boş arazi çok, oraya yapın” diyecek aklı evvel az mı bu kentte?

Gelişmelerin özeti bu. Epey meşakkatli bir yolculuk oldu. Kişisel yönetici hırslarının, oldu-bitti politikalarının, koruma-koruyamama kararlarının, mahkemelerin, bilirkişi raporlarının, yıkımların ve vazgeçilen vaatlerin uçuştuğu baş döndürücü bir süreç.

Gelinen nokta bir kazanım gibi duruyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı aynı kararlılıkla devam ederse, müze için bir zaman sonra kazma vurulacağını varsayabiliriz.

Tartışma bitti mi? Keşke bitse. Hala pek önemli bulduğum boyutuna ilişkin hiçbir açıklık yok. Örneğin nasıl bir müze tasarlanıyor, Denizli bu müzenin neresinde ve nasıl yer alıyor? İlgili meslek kuruluşları sürece dahil ediliyor mu? Daha önemlisi Bakanlık EML taş atölyeleri davasında Danıştay’ın onay kararına itiraz etti, bundan sonra ne yapmayı planlıyor?

NE KADARI MÜZE NE KADARI MEYDAN?

Önemli hususlardan biri de, müze için düşünülen arazinin sınırları. İlgili adaların bir ucunda eski öğretmen evi arsası, diğer ucunda Bulut Otel binası, beri yanda ise Kız meslek Lisesinin arazisi var. Bu alan tümüyle kullanılacaksa eğer, otel ve diğer özel mülkler için kamulaştırma girişimi yapıldı mı? Yapılmadıysa projenin içine aldığı arazinin sınırları nasıl çiziliyor?

Bildiğimiz kadarıyla yeni proje hazırlığı, eski Öğretmen Evi’nden Bulut Otel’e uzanan çizgi ve oradan Kız Meslek Lisesini dolaşarak yeniden Öğretmen Evi’ne ulaşan adalardaki yeşil alan ve yapıları kapsıyor. Ada içinde önceki adliye, eski Vilayet binası, yeni Valilik binası ve belki de İl Kültür Müdürlüğü binası korunuyor. Bu planlama, halen yürürlükteki 1/1000’lik uygulama imar planında da aynı ölçekte gösteriliyor. Büyükşehir Belediyesinin son olarak hazırladığı 1/25000’lik planda tüm ada yeniden kamu hizmet alanı olarak lekelendirilmiş. Buradan da anlaşılıyor ki, en azından orta vadede 52.000 M² (tam olarak 51.837 m²) alanda bulunan özel arsalar kamulaştırılacak ve kamu hizmet alanına dahil edilecek. Ne var ki müze projesinin öngördüğü ve yeni nazım imar planında da gösterilen kamu hizmet alanı bütünlüğü için kamulaştırma ne zaman yapılacak, belli değil. En azından bu konuda girişim yapılmış mı, o da açık değil.

MÜZENİN YERİ NERESİ OLMALI?

Sormaya devam edelim: Kent içinde yapılacak bir müze, Nihat Zeybekci’nin ölçüsüzce verdiği 10 milyon ziyaretçi rakamlarına bırakın yanaşmayı, Pamukkale’ye her yıl gelen standart sayıdaki turistin yüzde kaçını kent merkezine çekecek? Varsayalım çekti. O zaman bu büyüklükteki ziyaretçi rakamı hangi altyapıyla karşılanacak?

Bu rakamları telaffuz edenler ya müzecilikten bihaber, ya bu kentten bihaber, ya da açıkça ham hayallerini satmaya çalışıyorlar. Son varsayım, Zeybekci’ye özgü olarak politikacılığı döneminde yeterince sergilediği her şeyin ‘en büyüğüne’ hevesten öte gitmeyen gerçekdışı abartma özelliği.

Son yıllarda Antalya ve Aydın’da yapılan müzelerin kapasiteleri ve ziyaretçi sayıları arasındaki farklılık, dikte edilmeye çalışılan bu tür müzecilik anlayışı hakkında bir hayli fikir verip tartışmaya yol açıyor.

Son yılın yayınlanmış istatistik rakamlarına baktığımızda, kent içine sıkışmış müzelerin durumu, örenyeri içinde veya yakınındaki müzelerle karşılaştırmalı olarak daha iyi anlaşılıyor.

İSTATİSTİKLERLE KENT İÇİ MÜZELER

Antalya Müzesi 2017 ziyaretçi sayısı 113.362 kişi. Oysa 2,5 milyona yakın nüfus barındıran kente aynı yıl gelen yerli-yabancı toplam turist sayısı 30 milyona yaklaşıyor. Bu az sayıdaki ziyaretçi Antalya müzesi için doğal karşılanabilir. Antalya her türden turizm için Türkiye’de en fazla seçeneğin olduğu illerin başında geliyor. Bir de Antalya adeta istasyon gibi. Anadolu içlerine kadar günübirlik yahut tek gecelik konaklamalı turist kafileleri için seferler burada başlar, burada biter. O nedenle Antalya’da kalıp müzeyi gezen ziyaretçi sayılarının yıllık gelen turist ortalamasıyla kıyaslanması doğru olmayabilir.

Ama mesela Aydın Müzesi ziyaretçi rakamlarında bu türden kıyaslama yapılabilir. Aydın Müzesinin 2017 ziyaretçi sayısı 14 bin. Sayısız antik kenti barındıran coğrafyanın iki önemli ilçesi, Didim ve Kuşadası Türkiye turizminin de çok önemli merkezleri. Buna karşın (hinterlandı dahil) bir milyon nüfuslu kent, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nün verilerine göre, yılın 12 ayında 5 milyon civarında turist ağırlıyorken, müzenin ziyaretçisi bu rakamlara göre yok denecek kadar az. Aylık ziyaretçi ortalaması 2017’de 1165 civarında. Yani günlük ziyaretçi sayısı 42 kişi! Oysa müzede 35.108 adet il sınırları dahilindeki ören yerlerinden derlenmiş heykeller, lahitler, mezar stelleri, sütunlar, sütun başlıkları, yazıtlı steller ve çeşitli dönemlere ait taş eserler sergileniyor.

Aydın’daki merkez müzenin yukarıda verdiğimiz zavallı istatistiklerini aynı il sınırları içindeki Afrodisyas’ın 51.563 ve Didim Müzesi’nin 46.918 ziyaretçi sayısı ile karşılaştırdığımızda ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılabilir.

Bu örneklere karşılık Pamukkale ören yeri içindeki Hierapolis Müzesi ziyaretçi sayıları ise arkeoloji müzesinin kent içine mi, dışına mı yapılması gerektiği konusunda fikir verici ek istatistiklere sahip. 2017 yılında Hierapolis Müzesini 123.000 kişi girip geziyor. Bu giriş, aynı yıl (son yıllardaki en düşük) örenyeri ziyaretçi sayısının 1.500.000 (bir buçuk milyon) olduğu zamanda yapılıyor. Hem de örenyeri göbeğinde! Daha önceki yılları da burada zikredip rakamlara boğabiliriz bu yazıyı. Ama gerçek değişmez.

YERİNDE (IN SITU) SERGİLEME

Gerçek şu: Arkeolojinin Türkiye’de bilim olarak yerleşmesinde öncülük yapanların ısrarla savundukları gibi, ören yerine en yakın yerde veya içinde yapılacak müze, kentin göbeğine yapacağınız devasa yapılar içindeki sergilemeden her zaman daha olumlu sonuçlar verecektir.

“Yerinde (in situ) sergileme” olarak yarım yüzyıl önce Halet Çambel Hoca tarafından önerilen müzecilik anlayışı bu yaklaşımın temelini oluşturuyor. Aynı görüşleri savunan Prof. Dr. Mehmet Özdoğan şu örneği veriyor: “Karatepe-Aslantaş ören yerinden bu en önemlidir diye seçerek hangi kabartmayı alırsanız alın, bunu kendi doğal ve kültürel çevresinden koparıp bir müze ortamına soktuğunuzda, bu Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde uzmanlar dışında herkesin önünden bakmadan geçtiği görkemli Kargamış kabartmaları kadar bile etki yapmazdı.”

Kaldı ki yerinde sergilemenin farkı konusunda Laodikya örenyeri müzesini bile örneklemek mümkün. Şimdiki haliyle Aydın müzesinin yukarıda verdiğimiz yıl/istatistiklerini geçtiği bakanlık 2017 istatistiklerinde yer alıyor. Tralleis, Didyma-Apollon Tapınağı, Prien, Nysa, Magnesia, Alinda, Alabanda ve Miletos gibi kentlerin sayısız arkeolojik zenginliğini sergileyen Aydın Arkeoloji Müzesi 2017 yılında 14.000 ziyaretçiyi konuk ederken, sadece kendi örenyeri bulguları sergilenen ve yeni sayılan Laodikeia Arkeoloji Müzesi 16.000 ziyaretçiyi konuk ediyordu.

PAMUKKALE MÜZE İSTİYOR

Başka bir konuya geçelim. Denizli’nin 1/25000 ölçekli nazım imar planı hazırlanmışken, 1990’lı yıllarda Denizli Arkeoloji Müzesi yapılmak üzere ayrılmış ve hazineye ait olan Pamukkale köyünde örenyeri güney kapısına ayrılan yol kavşağındaki 24 dönümlük arsa neden unutulur veya unutulması istenir? Şimdilerde askıda olan nazım planda (Özel Çevre Koruma) ÖÇK bölgesi olarak görünmeye devam ediyor. Arsa neredeyse otuz yıldır bekliyor, neden? Oraya birileri göz koyuyor olabilir mi? Orası hala Bakanlığın tasarruf alanı olmaya devam ediyor. O halde müze oraya neden planlanmasın?

Geçenlerde DENTUROB Başkanı Gazi Murat Şen’in yerel basında yer alan demecinde de zikredilen Pamukkale yolunda müze yapma talebi neden dikkate alınmaz? Arkeoloji müzelerini bırakın örenyeri yakınlarına yapmayı, bu ülkede yerinde sergilemeye dayalı “Arkeopark” düşüncesi 50 yıl önceden beri bilim insanlarınca savunuluyor. Müzeyi doğrudan örenyeri içinde ve Açıkhava müzesiyle birlikte düşünmektir bu. Denizli yakınlarındaki örneği de Afrodisias müze ve örenyeri açık hava sergilemesidir. Eseri neden ısrarla mekandan uzaklaştırıp metalaştırarak doğal kültürel niteliğinden koparmaya çalışan bir zihniyetin peşinden koşuyoruz?

NE MÜZESİ / HANGİ MÜZE?

Sanırım tartışılması gereken en önemli noktalardan birisi de bu. Kent içine yapılacak müzenin niteliği ne olacak? Biz burada buna cevap verip tartışmayacağız ama yine de kısaca değinelim.

Kent müzesi, etnografya müzesi, sanat müzesi, kültür müzesi, teknoloji müzesi, tekstil müzesi, sanayi müzesi… bunlar kent içinde kurulabilecek ve gerçekten kentin ihtiyacı olarak ilk akla gelen müze çeşitlerinden bazıları. Buna arkeoloji müzesi de eklenmeli mi, yoksa genel müze konsepti içindeki bölümlemelerden birisi olarak mı tasarlanmalı, karar vermek uzmanların işi. Ancak bu ihtiyaçların kent içinde ikame ediliyor olması, Pamukkale yolu üzerinde bir arkeoloji müzesi ihtiyacını hiçbir biçimde gidermiyor. Son yıllarda iki milyon ortalamaya ulaşan ziyaretçi sayısını arttırmak ve ekonomik olarak verimli hale getirmenin daha başka yolu yok!

SON NOT

Dünkü yazımızın son notunu burada noktalayalım.

Özetle, Danıştay 14. Dairesi 07.06.2018 tarihinde Denizli İdare Mahkemesi’nin ‘taş atölyeler tescil edilmelidir’ kararını 2018/4475 tarih ve sayılı kararında oy birliği ile onadı. Danıştay kararının küçük bir ayrıntısı vardı; “…tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere” verilmişti. Bu fırsatı değerlendiren davalı taraf Kültür ve Turizm Bakanlığı avukatı, 14.08.2018 tarihli bir dilekçe vererek karar düzeltme isteğinde bulundu. Bu itiraza davacı taraf olan Mimarlar Odası Denizli Şubesi hiçbir anlam veremedi. Çünkü Bakanlık zaten dava konusu yapıları projeye dahil eden bir hazırlık yapmış, son aşamaya gelmişti. Bu durum dava konusunda kurumun ısrarcı olmayacağı anlamın geliyordu. Yine de tedbiri elden bırakmayan Mimarlar Odası 17.09.2018 tarihli bir dilekçeyle Danıştay 14. Dairesine davalıya ait itiraz dilekçesinin reddini talep eden bir dilekçe verdi. Gelişmeler 2019 yılına girdiğimiz şu günlerde halen bu aşamada. Sonucu ne olur göreceğiz. Gördüğümüz zaman da kuşkunuz olmasın, burada yazmaktan çekinmeyeceğiz.

BİTTİ

Not: Yazılar ile ilgili hukuki sorumluluk yazarların kendilerine aittir

Yorum Yaz

Aşağıdaki gerekli alanlara bilgilerinizi girmelisiniz. e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

 karakter kaldı