"EVET" OYLARI NİÇİN DAHA FAZLA ÇIKMADI? - denizlihaber.com - Denizli Haber, Denizli'nin en çok okunan gazetesi
REKLAMI GEÇ

“EVET” OYLARI NİÇİN DAHA FAZLA ÇIKMADI?

25 Nisan 2017 Salı

Bazı anket şirketleri, AK Parti çevreleri ve bir kısım halk “evet” oyları ile “hayır” oyları arasındaki farkın “evet” lehine daha fazla olması beklentisi içindeydi.

Fakat “evet” oyları % 51.4’te kalınca; “hayır” ile arasındaki 2,80 puanlık fark kimilerine göre tatminkar bulunmadı.

Aradaki fark nasıl açılabilirdi? “Evet” oyları nasıl daha fazla çıkabilirdi? 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsü sonrasında millet olarak bir dayanışma ve kardeşlik havasına girilmişti. Birbirinden habersiz ve tanışmayan insanlar; ülkemiz üzerinde oynanmak istenen oyuna 7’den 70’e “dur” demiş ve (zaman zaman bozulsa da) bir “Yenikapı Ruhu” teşekkül etmişti.

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan; kendisinden beklenen karizmatik liderliğini sergilemiş, milleti direnişe çağırmış, kendisi de halkın arasına karışarak, onlarla birlikte darbecilere karşı etten duvar örülmüştü.

Bu ruh daha uzun bir süre devam etmeli, kutuplaşma ve ötekileşmeye sebebiyet verdirebilecek bir halk oylaması biraz daha ileri tarihe ertelenmeli; ayrıca 15 Temmuz şanlı direnişinin meyvelerinin hemen toplanması anlamına gelebilecek bir algı oluşmasının önüne geçilmeliydi.

Ancak böyle olmadı. Bahçeli; AK Parti’nin uzun süreden beri dillendirdiği başkanlık sistemine yeşil ışık yaktı ve referandumun fitilini ateşledi. Tabii ki AK Parti bu desteği elinin tersiyle itemezdi. Meclis’te kendisine gereken desteği bulmuşken geri adım atmak olmazdı.

Ne varki MHP eski MHP değildi. İç çekişme ve iktidar savaşlarının en kızgın bir dönemini yaşıyordu. Dolayısıyla meclisteki milletvekili desteğinin; MHP tabanınca sandıklara aynı oranda yansıtılması mümkün olamadı.

AK Parti günde 3 veya 5 yerde kalabalık meydan mitingleri yaparken, CHP bu hıza ayak uyduramadı. Yapabildiği ancak salon toplantılarıydı. AK Parti duvar ve bilboardları afişlerle donatırken; CHP ve diğer “hayır”cılar görsellik açısından azınlıkta kaldılar.

Ancak bu durum halkta orantısız güç kullanma karşısında zayıfın yanında yer alma gibi bir yönelime sebebiyet verdirmiş olabilir. (Bu arada Fransa’daki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ırkçı Marine Le Pen’in karşısındaki aday Macron çok ilginç bir uygulamaya imza attı. Hologramla ışınlanarak aynı anda 7 ayrı meydanda miting yaparak zaman ve para tasarrufu yaptı. Darısı önümüzdeki seçimlerde Türkiye’nin başına..)

İhtimallere devam edecek olursak; bir kısım seçmen; eğer Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan her fani gibi Hakk’a yürürse, Maşuk’una kavuşursa; “kendisi gibi kitleleri peşine takabilecek, sürükleyici başka liderlerin ortaya çıkıp çıkmayacağı hususunda tereddüde düşmüş olabilir.

Bir kısım seçmen, aslında 18 maddenin anlatılması gerektiği halde, ana muhalefet lideri üzerinden kurgulanmış ve ona odaklanmış bir kampanyadan hoşlanmamış olabilir.

Bir kısım seçmen; ilk günlerdeki söylemlerde sıkça zikredilen ve “hayır” diyenlerin PKK, FETO ve benzerlerinin safında yer almış gibi sayılacakları tezinden rahatsızlık duymuş olabilir. (Nitekim “hayır” bloğundaki bir kesim “evet” diyecek olsaydı, o taktirde nasıl bir söylem geliştirilecekti?)

Bir kısım seçmen; alışkanlıklarından vazgeçmeyen, statükocu, mevcut durumu benimsemiş ve bunun devamından yana tavır takınmış olabilir.

Bir kısım seçmen18 maddelik değişikliğin ne anlama geldiğini çözme fırsatını yakalayamamış ve “İnsan bilmediğinin düşmanıdır” düsturu gereğince “evet” vermemiş olabilir. (Herkes hukukçu değil, Anayasa Hukukçusu hiç değil..)

Bir kısım seçmenin devlet dairelerinde, bürokraside işinin görülmemesi, kendisine hoşgörülü davranılmaması veya işsiz kalması karşılığında bunun kızgınlığını (her ne kadar bireysel menfaatlerle ülke menfaatlerinin birbiriyle karıştırılmaması gerekse de) “evet” vermeyerek çıkarmış olabilir.

Bir kısım seçmen Mehmet Uçum, Şükrü Karatepe ve bir İstanbul Büyükşehir Belediyesi çalışanının attığı tweetlerden olumsuz olarak etkilenmiş olabilir.

Bir kısım seçmen 2010 referandumundaki maddeler hararetle savunulduğu halde; halk tarafından kabul edilmesini müteakip FETO’ya yaradığını hatırlayarak; bu referandum fiiliyata geçtiğinde, buna benzer sakıncalar çıkabileceği şüphesine kapılmış olabilir.

18-25 yaş aralığındaki genç seçmenin bir kısmı, Türkiye’nin 13-15 sene önceki ahvalini bizzat görerek yaşamadığı için (AK Parti’nin MHP ile birlikte getirdiği bu anayasa değişikliği teklifini bu partilerin kendileriyle özdeşleştirerek) sıcak bakmamış olabilir.

Sosyolojide 2×2=4 etmez. Bu konuda ortaya attığımız hiçbir teori kesin değildir. Bu yüzden hep “olabilir” sözcüğünü kullandık. Hiç kimsenin kalbini yarıp bakamayız. Hiç kimsenin kapalı perdeler arkasında hangi seçeneğe oy verdiğini ve o anda hangi duygularla hareket ettiğini bilemeyiz.

Eğer “evet” oyları” açık ara önde çıksaydı; bu defa “hayır” oylarının az çıkmasının sebeplerini tahmin etmeye çalışacaktık.

Güçlü demokrasilerde ana muhalefetin de güçlü olması arzu edilir. % 48.6 oranındaki “hayır” oyları, aslında (gayr-ı resmi sonuçlara göre) kabul edilen anayasa değişikliği mucibince 3 Kasım 2019’daki genel seçimlerde muhalefetin çıkaracağı cumhurbaşkanı adayının da şanslı olacağının bir göstergesidir.

Dolayısıyla CHP kendisini (erken seçime gidilmezse) 3 Kasım 2019 tarihini hedef alarak dizayn etmeli, yenilemeli, çalışmalı ve milletin %50+0,01’ine beğendirip, kabul ettirmenin yollarını aramalıdır.

Referandum öncesinde “evet” ile “hayır” arasındaki fark asgari 5 puan veya en az 10 puan olacak diye bir kural konulmadığına göre; ülkenin enerjisini boşa harcamaya, ekonomiyi olumsuz yönde etkilemeye, sokakları harekete geçirmeye yönelik davranışlarda bulunmaya gerek yoktur.

Referandum sonuçlarına karşı çıkmak, bu ülkede %50+0,01 oy oranına hiç yaklaşma umudu taşımayan; karamsar siyasilere yakışır. Ortada ne “evet”çiler, ne de “hayır”cıların burukluk yaşaması ve başını öne eğmesini gerektiren bir durum yoktur.
Ayrıca bu referandum Türkiye’de diktatör ve diktatörlük olmadığını da ispat etmiştir. Aksi halde 1982 Anayasası oylamasında olduğu gibi % 92, Mısır’da Sisi’nin aldığı gibi % 97, Suriye’de Esad’ın aldığı gibi % 89 “evet” oyu çıkması gerekirdi.

Yüksek Seçim Kurulu “evet”in galip gelmesi için özel bir çaba içinde bulunsaydı; bunu % 51,4’de bırakmaz; daha fazla çıkması için “yüksek” bir gayret içinde olurdu. Ne var ki bundan sonraki seçimlerde; birçoğu öğretmen ve başka kurumlarda çalışan devlet memuru olan sandık başkanı ve partilerin asil sandık kurulu üyelerine; sabah 07.00’de mühürlü torbayı açar açmaz ilk işlerinin pusula ve/veya zarflara mühür vurmak olduğunu günler, haftalar önce defalarca, defalarca öğretmeli ve ezberletmeli.

Not: Yazılar ile ilgili hukuki sorumluluk yazarların kendilerine aittir

Yorumlar

İsmail Biltekin   -  Bağlantı 25 Nisan 2017, 11:22

Erdal ağabeyim yüreğine,kalemine sağlık, hislerimizin tercümanı olmuşsunuz

Yorum Yaz

Aşağıdaki gerekli alanlara bilgilerinizi girmelisiniz. e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

 karakter kaldı