ATATÜRK DEVRİMLERİNİN KÜLTÜR KONSEPTİ - denizlihaber.com - Denizli Haber, Denizli'nin en çok okunan gazetesi
REKLAMI GEÇ

ATATÜRK DEVRİMLERİNİN KÜLTÜR KONSEPTİ

16 Kasım 2017 Perşembe

Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ölüm yıldönümü 6 gün önceydi. O gün türlü yollarla Ata’mızı andık. Bu anmanın en iyi yolunun onu düşünceleriyle anmak olduğu inancındayım. Elbette böyle de anıldı ve anılacak. Bu yazımı da bu inancımın gereği olarak kaleme aldım. Kültür konseptleri yazılarımın ikincisidir.

Atatürk devrimlerinin kültür konsepti aynı zamanda, Ata’mızın ülkemiz için uygun gördüğü bir Türkiye kültür konseptidir. Kırsal kültürümüz için Köy Enstitülerinin kurulması, kentsel ve ulusal kültürümüz için de Halk Evleri’nin kurulması bu yüzdendir. Aşağıda görüleceği gibi, artık sözü uzmanlarına ve bizzat Atatürk’e bırakacağım.

“Bilindiği gibi On dokuzuncu yüzyılın son ve Yirminci yüzyılın da ilk çeyreği arasında, Türk aydınları arasında teşekkül etmiş, kısaca Osmanlıcılık, İslâmcılık, Garpçılık (Batıcılık) ve Türkçülük olarak adlandırılan dört temel fikir akımı vardır. Bu yapılanış içinde “Kültür” ve “Medeniyet” kavramlarının farklılığını ileri sürenlerin başında Ziya Gökalp yer alır. Gökalp, devrinin aydınlarının karşılaştığı en büyük problem olan, bir taraftan batı dünyasının bizi maddi bakımdan ezen bütün medenî araçlarına sahip olmak istenirken diğer yandan aynı dünyanın zevkleri, aile hayatı, her türlü sosyal münasebetleri, felsefi ve dini inançları hayatımızdan uzak tutabilmek konusundaki sorunlardır. Bundan dolayı, Türkiye için tamamen pratik endişelerle “kültür” (hars) ve “medeniyet”i (Ziya Gökalp) birbirinden farklı kavramlar olarak tanımlar.” (Doç. Dr. Özkul Çobanoğlu, ‘Atatürk Devrimlerinin Kültür Konsepti Bağlamında Halkevlerinde Türk Halkbilimi Çalışmalarının Kurumsal Eğilimleri’)

“Ancak bu bağlamda asıl önemli olan, büyük deha Atatürk’ün Ziya Gökalp tarafından yapılan bu ayırıma o günlerde karşı olması ve günümüz sosyal bilimler metodolojisinin daha yeni ulaştığı kültür konsepti anlayışına 1920’li yıllarda ulaşmış olmasıdır. Bir başka ifadeyle, Atatürk, Gökalp’in “hars”(kültür) ve “medeniyet” ayırımına karşıdır. O, böyle bir ayırımın, toplumumuzun çağdaşlaşmasını durduracağını kabul etmektedir. Kısaca, Atatürk için kültür ve medeniyet ayrılığı yoktur; kültür ve medeniyet birdir” (Toplum bilimci Erol Güngör)

Bu noktada Atatürk’ün şu sözlerini okuyunuz : “Medeniyetin ne olduğunu hep başka başka tarif edenler vardır. Bence medeniyeti hars’tan (kültürden) ayırmak güçtür ve gereksizdir. Bu görüşümü açıklamak için hars ne demektir, tanımlayalım. Hars insan toplumunun devlet hayatında ve ekonomik hayatta yapabileceği şeylerin toplu sonucudur. Bir milletin medeniyeti dendiği zaman da, hars (kültür) namı altında saydığım, insan toplumunun devlet, düşünce ve ekonomik olarak üç nevi faaliyetinden başka bir şey düşünülemez.” (Atatürk’ten aktaran: Toplum bilimci Mesut İnan)

Ancak hemen eklemeliyim ki, “Atatürk her türlü taklit hareketlerine karşıdır. Ona göre, çağdaşlaşabilmek için yaratıcı olmak gereklidir. Bu amacın ancak teknolojiyi meydana getiren zihniyet ve yaşam biçimi elde etmekle gerçekleşeceğine inanmaktadır”. (Toplum bilimci Dr. Mete Kaan Kaynar)

Nitekim Atatürk’ün bu konudaki şu sözleri, tutulması gereken yönü ayrıntılı bir biçimde açıklar: “…Bozuk zihniyetli uluslarda büyük çoğunluk başka amaca, aydın denen sınıf başka zihniyete maliktir. Bu iki sınıf arasında tam karşıtlık, tam muhalefet vardır. Aydınlar asıl kitleyi kendi amacına yöneltmek ister; halk kitlesi ve halkın büyük çoğunluğu ise aydına bağlı kalmak istemez. O da başka bir yön bulmaya çalışır. Aydın sınıf düşünce ve uyarma yoluyla büyük kitleyi kendi isteklerine uydurmada başarı sağlayamayınca başka yollara başlar; zorbalıkla yönetmeğe kalkar. Artık burada çözümlenecek noktaya geldik: Halkı ne birinci yöntem ile ne de hükmederek ve zor kullanarak kendi amacımıza sürüklemede başarılı olamadığımızı görüyoruz: Neden?”

“Arkadaşlar, bunda başarılı olmak için, aydın sınıfla halkın zihniyet ve amacı arasında doğal bir uygunluk olması gerekir. Yani aydın sınıfın halka önereceği amaçlar halkın ruh ve vicdanından alınmalı. Halbuki bizde öyle mi olmuştur? O aydınların önerdikleri düşünceler ulusumuzun ruhunun derinliğinden alınmış amaçlar mıdır? Kuşkusuz hayır. Aydınlarımız içinde çok iyi düşünenler vardır. Fakat genel olarak şu hatamız vardır ki, inceleme ve araştırmalarımıza zemin olarak çoğu kez kendi yurdumuzu, kendi tarihimizi, kendi geleneklerimizi, kendi özelliklerimizi ve gereksinmelerimizi almayız. Aydınlarımız belki bütün cihanı, bütün ulusları tanır, fakat kendimizi bilmeyiz.”

“Aydınlarımız, ulusumu mutlu ulus yapayım der. Başka uluslar nasıl olmuşsa onu da aynen öyle yapalım der. Fakat düşünmeliyiz ki böyle bir kuram hiçbir devirde başarılı olmuş değildir. Bir ulus için mutluluk olan şey, diğer ulus için felâket olabilir. Aynı neden ve koşullar bir ulusu mutlu ettiği halde diğerini mutsuz edebilir. Onun için bu ulusa gideceği yolu gösterirken dünyanın her türlü biliminden, yeni bulgularından ve ilerlemelerinden faydalanalım, fakat unutmayalım ki, asıl temeli kendi içimizden çıkarmak zorunluluğundayız”.

“Ulusumuzun tarihini, ruhunu, geleneklerini gerçek, sağlam, dürüst bir görüşle görmeliyiz. Şu gerçeği de açıkça söyleyelim ki, hâlâ ve hâlâ aydınlarımızın arasında, halkın büyük bir çoğunluğuna uyabilme gerçekleşmiş değildir. Memleketi kurtarmak için bu iki zihniyet arasındaki uyarlılığı meydana getirmek gerekmektedir. Bunun için de biraz halk kitlesinin yürümesinin çabuklaşması, biraz da aydınların çok hızlı gitmesi gereği vardır. Fakat halka yaklaşmak ve halkla kaynaşmak daha çok ve daha ziyade aydına düşen bir görevdir.” (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri Cilt II, s. 140-141).

Sonuç olarak; Atatürk’ün ve devrimlerinin kültür konseptinin, ulusal kültürümüzün yabancı kültürler karşısında zayıf düşmesini önlemek ve çağdaş olanaklarla onu güçlendirmek temeli üzerinde şekillendiğini görmekteyiz sanırım. Atatürk’ün devrimlerine bu bağlamda baktığımızda; millî eğitimden, dil ve harf yenileşmesine, medeni hukuktan güzel sanatlara, diplomasiden iktisat ve kalkınma politikasına kadar Türk Devriminin temelinde Atatürk’ün yukarıda özetlediğim kültür anlayışının bulunmakta olduğunu görürüz.

 

Not: Yazılar ile ilgili hukuki sorumluluk yazarların kendilerine aittir

Yorum Yaz

Aşağıdaki gerekli alanlara bilgilerinizi girmelisiniz. e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

 karakter kaldı