ŞUURLU OLMANIN TAM ZAMANIDIR - denizlihaber.com - Denizli Haber, Denizli'nin en çok okunan gazetesi
REKLAMI GEÇ

ŞUURLU OLMANIN TAM ZAMANIDIR

26 Mart 2020 Perşembe

Değerli okurlarım; dünyamız ve ülkemizin bir virüs salgınına uğramış olduğu bu zor günlerde, artık şuurlu olma zorunluluğu kendini dayatmıştır. İnsanlar olarak doğayı aşırı zorlamakta, sürdürülebilir olmayan kalkınmalarla, doğaya; kendini yenileme olanağı vermemekteydik. Belli ki bu böyle sürüp gidemez. İnsanlık; Mars’a nasıl yerleşeceğinin değil, dünyayı nasıl koruyup kurtaracağının planlarını yapmalıdır. Ülke ve sınır tanımayan bu küresel salgının yani “pandemi”nin biz insanlara öğretmekte olduğu ve öğreteceği şeylere kulak tıkayamayız.

Bu giriş bağlamında; şuurlu olmanın, şuurlu bireyler haline gelmenin ne demek olduğunu işlemeye başlayabilirim. Bu meyanda, Abraham Maslow’un çok önemli dersler içeren bir sözü var: ‘Sahip olduğun tek alet bir çekiç ise, her şeye çiviymiş gibi davranmaya başlarsın.’

Biz insanlar, klasik fizik bilimi yoluyla olsa gerek, dünyayı ayrı ayrı atomlardan oluşmuş görmeye alıştırıldık. Böylece; ben ve diğerleri, ben ve dünya, ben ve evren gibi ikilikler doğdu. Kendimizi diğer her şeyden ayrı gördüğümüz gibi, diğer her şeyi ve herkesi de kendimizden ayrı görüyoruz. Bu durum, insan-doğa ikiliği de yaratıyor. İnsanın doğanın efendisi değil, yalnızca bir parçası olduğunu, doğayla uyum içinde yaşaması ve gelişmesi gerektiğini artık anlamalı ve içimize sindirmeliyiz.

Bu ikilikler durumu, insanları yabancılaştırıyor ve yalnızlaştırıyor. Toplumsal barışı tehdit ettiği gibi, bölgesel barışı ve dünya barışını da tehdit ediyor. Dışımızdaki her şeyin hep dışımızda kalacağını düşünüyoruz. Oysaki kendimiz dışındaki insan ve şeylerle ayrı olma algımız, giderek kendimize de yabancılaşma sorunu doğurmuyor mu?

Naçizane kanımca doğuruyor, çünkü ben ve öteki, temelde gizli bağlarla bağlı ve ilintilidir. Kendini sevemeyen kimseyi sevemez, başkalarına saygı göstermeyenin de aslında kendisine saygısı yoktur. Empati yoksunu kişiler hep de, kendisiyle diyaloğu sıkıntılı olan kişiler değil midir? Güven duygusu kazanmış isek kendimize güveniriz ve kendimize güvenirsek başkalarına da icabında güvenebiliriz.

Kimi insanlar vardır, yeni tanıştığı bir kişiye güveni sıfırdır. Bu normal diyebilirsiniz, ama o kişiye bir fırsat tanımak da gerekmez mi? Bu durumu şöyle açıklıyorum: Yeni tanıştığım bir kişiye, söz gelimi on üzerinden sıfır vermem. On üzerinden beş veririm. O kişiyi tanıdıkça güvenim ve ilgim değişikliğe uğrar. Bu durumda o kişinin notu ya beş kalır, ya beşin altına düşer, ya da üstüne çıkar.

Yeni tanıştığı kişiye söz gelimi baştan on üzerinden sıfır veren kimse, aslında ya kişisel kimliğinden ve aidiyet yapısından dolayı öyledir, ya da insanların kötü olduğunu düşünüyordur diyebiliriz. İkinci şıkta, Abraham Maslow’un yukarıya alıntıladığım sözüne geliyoruz. Bu kişinin sahip olduğu tek “alet”, bu durumda korku ya da incinmedir ve herkese korkutan ve inciten biriymiş gibi davranıyordur.

İnsanların kötü olabildiğini ve bazı insanların kötülük yaptığını deneyimlemiş olabiliriz. Yine de, bu kabulle yaşanmaz diyorum. Bu kabulle, yani insanların hepsinin ya da çoğunun kötü olduğu kabulüyle yaşamak, insanı kayba sürükler. Çünkü irade sahibi insan, kendini hiç bir zaman kurban konumunda görmemelidir. Bu durum, yaşamımızın tüm sorumluluğunu üstümüze almamızı gerektiren yetişkinlik durumuyla uyuşmaz ve insanı yaşam ve diğer insanlar karşısında zayıf düşürür. Güzel ilişkiler geliştirmemizi zora sokar.

Klasik fizik biliminden söz etmiştim. Şuurlu olmanın yeni fizikle, yani kuantum fiziğiyle bir ilişkisi olduğunu öne süren bilim insanları var. (Onların temel savı; kuantum nesnelerinin birden daha çok noktada mevcut olacak şekilde yayılmış dalgalar oldukları ve şuurun bu dalgaları odaklayan ve böylece onları tek yerde gözlemleyebilmemizi sağlayan etken olabileceğidir.)

O zaman sorabiliriz: Her şey atomlardan mı, yoksa şuurdan mı oluşuyor? Eğer insanlar, bizi birbirimize ve dünyaya bağlayan şeyin madde değil de şuur olduğunu bilselerdi; o zaman savaşlar, çevre kirliliği, toplumsal adaletsizlik ve her türlü hoşgörüsüzlük ortadan kalkmaya başlamaz mıydı? Böylece doğa da kendini yenileme fırsatı bulurdu ve o takdirde belki de böyle küresel salgınlar ortaya çıkmazdı.

Not: Yazılar ile ilgili hukuki sorumluluk yazarların kendilerine aittir

Yorum Yaz

Aşağıdaki gerekli alanlara bilgilerinizi girmelisiniz. e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

 karakter kaldı