BALIK CİNAYETLERİ GÜNLÜĞÜ - denizlihaber.com - Denizli Haber, Denizli'nin en çok okunan gazetesi
REKLAMI GEÇ

BALIK CİNAYETLERİ GÜNLÜĞÜ

13 Ağustos 2016 Cumartesi

Balık Cinayetleri Günlüğü

Bu kaçıncı oldu kim bilir?

Son yıllarda alınmayan önlemler nedeniyle milyonlarca balık Büyük Menderes sularında öldü.

Sonuncusuna dün şahit oldum.

Nehir yolu boyunca güneş ışığını yansıtan pulları, fersiz gözleri, kabarık kulakçıkları ve kocaman açılmış ağızlarıyla ‘imdat çığlığının’ sessizliğinde yok olup gitmişlerdi.

Bir nefes, sadece bir nefes alabilmek için suyun yüzeyine çıktıklarında kendilerini ölümün kucağına atmış oldular. Sonrası hazin bir toplu kıyımın cehennem öyküsü gibi.

Kilometrelerce suyolu boyunca nehrin kıyılarına dağılmış, çalı çırpıya takılmış, ya da sırtüstü yüzen ölü balıklar.

İçinizi parçalayan, yok oluşun ne kadar basit ve acımasız olduğunu şaşkınlıkla fark ettiren bir toplu jenosid hali.

***

Bu sahnelere daha dün Büyük Menderes Nehri’nin Çal topraklarında şahit oldum.

Sabahın erken saatlerinde, Çal’dan arandığımı görünce içime bir kurt düştü. Uzun zamandır aranmamıştım. Bir sebebi olmalıydı. ‘Hayırdır’ deyip açtım.

Arayan kişiyle merhaba faslını kısa kestik. ‘Balık ölümleri var nehir boyunda, Gelebilir misin?’ dedi.

İkiletmeyip yola çıktım.

Durumun bir vahamete dönüşme olasılığını kaç zamandır hesaplıyordum. Işıklı da su kalmamıştı. Son gelen haberlerde, gölün kapaklarından Menderes’e su bırakılmadığını ya da çok az bırakıldığını okuyorduk. Hayra alamet değildi.

Nitekim öyle olmadığını bir saat sonra gördüm. Çal Belediye binası önünde bekleyen arkadaşımız mihmandarlık yaptı. Doğruca balık ölümleri şikayetini ileten çiftçi Hasan Bey’in Büyük Menderes kenarındaki bağ evine götürdü.

Birer bardak soğuk su ile soluklanır soluklanmaz yanı başımızdan akan nehre indik. İner inmez topluca ve parçalı halde balık ölülerinin muhtelif bir dağınıklıkla nehir yüzeyini kapladığını gördük.

***

Yaklaşık bir kilometre boyunca nehir suyunu akış yönünde takip ettik. Her adımda ölü balık gruplarıyla karşılaştık. Toplu ölümlerin, nehir üzerinde ilerledikçe daha kalabalık balık gruplarından oluştuğunu gördük. Nehrin genişlediği ve suyun daha durgun olduğu noktalarda yoğun biçimde ölümler meydana gelmişti. Yaban domuzlarının akşamdan kalma eşelenme yerleri şimdi ölü balıklarca doldurulmuştu. Çevredeki kediler, nehirden alıp toprağa taşıdıkları balıkları artık yiyemez olduklarından bırakıp gitmişlerdi.

İhtimal nehirde balıklarla birlikte diğer canlılar da kalmamıştı. Ölümün katlanılmaz durgunluğu suyun biriktiği derin yerlerde kopkoyu bir hareketsizliğe bürünmüştü.

***

Bu durum münferit bir hadise miydi, yoksa yaz aylarından beri geliyorum diye bağıran bir olay mıydı?

***

Hasan Bey’e teşekkür edip ayrıldık. Meraklarım arttı.

Ölümlerin başlangıç yerini bulmalıydım. Nehir kilometrelerce geriye doğru gidiyor, ancak Çal Kısık Kanyonu’ndan daha geriye bu ölümlerin olması imkansız görünüyordu.

Kumral Mesireliği’nin üstündeki toprak yoldan doğruca Kısık Kanyonu’na ulaştık. Düşündüğüm gibiydi.

Su tutma setlerinden neredeyse su akmıyordu. Kenarlardaki fıskiyelerden gelen incecik bir su nehri beslemekten çok uzaktı.

Tutulan suyun önemli bir kısmı Bekilli kanyonları girişindeki HES’e verilmek üzere kanallara aktarılmaktaydı.

***

Geri dönüp birkaç yüz metre sonra nehri yeniden kontrol ettik. Nehir kenarındaki arsa sahibinin kulübesine varıp merhabalaştık, bizi nehre doğru götürüp suda oynaşan balıkları gösterdi. Capcanlıydılar ve burada balık ölümü olmamıştı.

Çıkıp bir süre daha akış yönüne devam ettik, Çal yerleşiminin atık sularını Menderes’e bağlayan kanalın bitişiğinden nehre inen yolu takip ettik. Atık suların nehir suyuna karıştığı noktada durum iç açıcı değildi. Su milli çamurdan akamaz haldeydi. Geriden gelen nispeten temiz su, buradan itibaren inanılmaz bir kirlenmeye uğramaktaydı.

Fotoğraf çekip, nehir boyunu 200 metre kadar akış yönünde takip ettim. Durum değişmiyordu. Canlı yaşaması imkansızdı. Bu görüntüye yabancı değildim. Büyük Menderes üzerindeki gezilerimde hem Çürüksu’nun, hem de Uşak’tan gelen Dokuzsele deresinin Menderese karıştığı noktalardaki olağandışı kirlenmenin tipik bir örneğiydi.

Bu arada kısa bir bilgi; Çal yerleşmesinin atıkları doğrudan Büyük Menderes’e bağlanıyor, arıtma tesisi yok.

***

Buradan ayrılıp daha ileride, Kumral mesireliğinin kenarından nehre doğru inen yola girdik. Yaklaşık 500 metre kadar sonra nehre ulaştık. Akış yönünde devam edip Çal-Bekilli yolunun nehirle çakıştığı noktada yer alan köprüye ulaştık.

İşte burasıydı.

İlk balık ölümleri buradan başlıyordu. Nehir köprü altını aşmadan önce taş ve toprak yığınları tarafından sığlaştırılmıştı. Hafifçe rengi açılıyordu. Balıklar işte o açık renge yakın, tam köprü atkısının hizasında, taş, çalı-çırpı ve sığ kumun üzerinde takılıp kalmışlardı.

***

PAÜ Biyoloji bölümü öğretim üyelerinden Prof. Dr. Mustafa Duran’a telefonda durumu özetleyip neden olabileceğini sordum. Birkaç fotoğraf görmek istediğini söyleyince gönderdik. Kısaca, “bu sorunun oksijen yokluğundan kaynaklanma ihtimalinin yüksek olduğundan” söz etti. “Yüksek oranda azot oksijeni bağlar ve balıkların boğulmasına neden olur” şeklinde özetlenebilecek bir açıklama yaptı. “Suyun az olması, nehre salınan atıkların yoğunluğu ve havaların yüksek ısıda geçmesi gibi faktörlerin ölümlere yol açabileceği, hızlandırabileceği veya tetikleyebileceğini” belirtti.

***

Çal Belediye Başkanı Fethi Akcan’ı aradım. Akkent’te bir ziyaretteydi. Bir saat sonra belediye binasında görüşmek üzere sözleştik.

Mustafa Hoca ile görüşmemizi aktarıp, Çal atık sularının nehre bırakılmasının ölümlerde rolü olabileceğini belirttim.

Arıtma tesislerinin Büyükşehir-DESKİ sorumluluğunda olması nedeniyle doğruca DESKİ Müdürü’nü aradı. Çal ve beraberinde Selcen, Yukarı Seyit yerleşimlerinin ortak arıtma tesisi için çalışma yapıldığını, İller Bankası’ndan kredisinin sağlandığını, arazisinin hazineden tahsis edildiğini ve 2017 programına alınmak üzere master planının hazırlandığını aktardı.

***

Geçtiğimiz günlerde sokakta bulduğum prematüre kedi yavrusunu 15 gün kadar yaşatabildim. İki gün önce öldü.

Aynı gün beş aydır gözüm gibi bakıp büyüttüğüm, adını Maya koyduğum, kuzguni siyahlıkta rengi olan yavru kedimi kaybettim, eve dönmedi.

Aynı gün Çal’dan arayıp balık ölümlerini haber verdiler!

Türü ne olursa olsun, bir tekini bile kaybetmeyi göze alamayan benim için bu kadar hayvan kaybı katlanılır işkence değil. Umuyorum bu duyguyu başkaları yaşamaz ancak sorumlu olanlar önlemler konusunda gecikmeden, gereğini yapacak adımları atarlar.

Umuyorum!

Not: Yazılar ile ilgili hukuki sorumluluk yazarların kendilerine aittir

Yorum Yaz

Aşağıdaki gerekli alanlara bilgilerinizi girmelisiniz. e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

 karakter kaldı